Hangi Kitabı Okuyorsunuz?

Daniel Abraham - Ejderha Yolu
Hançer ve Sikke Serisi 1

Severek okuduğum bir kitap oldu. Değerlendirmemi detaylı olarak okuma etkinliği sayfasında yaptım, burada da spoiler olmadan özet geçeyim.

Yazarın üslubu ve sevgili @mit’in akıcı çevirisiyle sıkılmadan kolayca okunabilen bir kitap. Yazarın Türkçe sevgisi sebebiyle kitapta Türkçe terimler (kurtadam, başrahip gibi) kullanması da hoş bir detaydı.

Kitapta genel olarak sıradan karakterlerin gözünden hikayeyi takip ediyoruz. Favori karakterim diyebileceğim bir karakter yok ama sevmediğim ya da hikayesini okurken sıkıldığım bir karakter de olmadı.

Fantastik dozu oldukça düşük olan, entrikası bol, aksiyonu az bir kitap. Entrika okumayı sevdiğim için bu kısmını beğendim, ayrıca aksiyonu az olsa da oldu mu güzel aksiyon oluyor. Serinin adına uygun olarak, ekonomik konulara diğer fantastik serilere göre çok daha fazla değiniliyor. Bu açıdan fantastik türe farklı bir soluk getirilmiş.

Kitaptaki hikaye kendi içinde sonlanıyor ama son bölümde ileriki kitaplarda anlatılacak konulara da bir pas atılıyor. Ben de seriye devam etmeyi düşünüyorum.

17 Beğeni


Orhan Pamuk - Kara Kitap

Kara Kitap’ı okudum. Bu kitabı Benim Adım Kırmızı’dan sonra okuduğum için üslup olarak biraz zayıf buldum, yazarın hamlık dönemlerinde yazıldığı için yazar bazı kısımları yeterince iyi anlatamamış.

Kitabın başında ne basit bir konusu varmış desem de kitap ilerledikçe konu oldukça çetrefilleşti. Hatta okuduğum en garip kitaplardan birisi olmayı da başardı. Kitabın kimi yerlerini okumaktan çok keyif aldım, kimi yerlerinde ise kitabı bırakasım geldi. Ama kitabı bitirdikten sonra iyi ki devam edip de bitirmişim dedim, yazar sonda iyi toparlıyor.

Kitapta, spoiler olmasın diye belirtmeyeceğim bazı ek hikayeler var, bu hikayeler güzel olmasına rağmen kurguya hizmet etmiyor (Çehov’un silahı metaforunda olduğu gibi silah varsa ateşlenmeli). Bu hikayeler ayrı bir kitapta yer alsaydı daha iyi olurdu. Bu yüzden bu haliyle kitap gereksiz yere ağırlaştırılmış.

7 Beğeni

Geçen seneyi pas geçmenin acısını çıkartayım diye ne okuyacağımı şaşırdım. Aynı anda on tane kitaba başlayasım ve hepsinden yirmişer sayfa okuyarak neredeyse kitaplığın tamamına başlayasım geliyor derken bir ucundan başlayayım dedim. Neyse, okuma aşkı gelince yorum yazmak da inanılmaz üşendiriyor çünkü birisi bitse ötekisine devam ediyorsunuz. Hazır bugün biraz vakit bulmuşken birkaç kitaba değineyim dedim.

Salgın - Ling Ma (İthaki Yayınları)

2020’nin korona yılı olması bir yana benim kıyamet sonrası kurgusu kitaplara olan bir düşkünlüğüm vardır. Ayrıca bu tarz filmleri de seviyorum. Bu sebeple Salgın kitabı dikkatimi çekti.

Çeviri konusunda bir şey diyemeyeceğim. Ling Ma Çinli bir yazar fakat anladığım kadarıyla kitabın orijinal dili İngilizce.

Editörlük kısmına da kısacık değinecek olursam fazla hata yoktu. Bazı cümleler çok acayipti fakat sayısı fazla değil. Yazım hataları ise dikkat çekmeyecek kadar azdı.

Kitap; 2018 Kirkus kurgu ödülü almış ve 2018 en iyi ilk roman ödülüne de aday olmuş. Şu ilk roman ödülüne biraz takıldım açıkçası. Buna daha sonra değineceğim. Ödül ise beni şaşkınlığa uğrattı.

“Salgının ciddiyeti, hangi haber kaynağının takip edildiğine göre değişiyordu.”

Sanırım kitaptaki en iyi cümle buydu. Kitabın geri kalanı ise inanılmaz boş. Baş karakterimiz olan Candace Chen’in salgın öncesi neler yaptığını, nasıl düşündüğünü, depresyonunu, cinsel hayatını, aşk hayatını, iş hayatını, bakış açısını anlatırken arada sırada bize salgın sonrası anlardan da bahsediyor. İnsan ilk önce okurken sanıyor ki iş hayatı, yaşantısı gibi noktalara hızlıca değinip salgın sonrasına odaklanacak ama tamamen Candace Chen’e odaklı bu öykü o kadar sıkıcı ki bir noktadan sonra ister istemez sonuna odaklanmış bir şekilde okumaya çalışıyorsunuz. Kısacası sıkıcı bir insanın sıkıcı hayatından bir kesit okuyorsunuz. Neredeyse bazı sayfalar birbirinin tekrarı gibi. Salgın sonrasına ise o kadar az değiniyor ki tatmin etmiyor. Kitapta son namına bir şey var mı, yok mu bilemiyorum. Yani bu bir sonsa gerçekten kitap rezalet.

Son sayfayı da okuduğumda hayatımdan çaldığı vakte üzüldüm. Bu sebeplerden dolayı adaylık ve ödül beni şaşırttı.

Puanım: 2/10

Ay Işığını İçen Kız - Kelly Barnhill (Hep Kitap)

Eğer masalları ve onların gizemli dünyasını seviyorsanız bu kitabı da sevme olasılığınız var.

Özge Çağlar Aksoy tarafından çevrilen kitabın künyesinde düzelti vs. ekibi yer almıyor. Birileri bu kitabı yayına hazırlamış, düzeltisini de pek muhteşem yapmış. Ellerine sağlık. Benim elimdeki kitap ciltli olarak basılmış ve gayet de yakışmış.

Garip adetleri ve garip gelenekleri olan bir kasabada her sene kurban gününde en genç bebek ormandaki kötü cadının alması için kasabanın sınırına bırakılır. Kasabanın aşırı içe kapanık ve kasvetli havasının ardında çok başka bir gerçek yatmakla birlikte cadı da tahmin edilen kişi değildir. Kitabın ana karakteri olan “Luna” adından da anlaşılacağı üzere Ay ışığı ile beslenmiş bir kızdır.

Arka kapakta Peter Pan ve Oz Büyücüsü kadar heyecan verici denilmiş ama ben bu heyecanı bulamadım. Oz Büyücüsü’nü de 2020 Aralık ayında okumuştum şans eseri ve kesinlikle daha akıcı ve daha masalsıydı. Bir çocuk kitabı için çok uzun olduğunu düşünüyorum. Sevimli bir hikayesi olmasına rağmen yer yer bunaltıyor da. Bazı detaylar hoş olsa da ortalamanın üstüne geçemeyen bir kitap oldu benim açımdan. Belki çocukları olan ebevenyler kitap seçmekte zorlanıyorlarsa on yaş üzeri için tercih edilebilir.

Puanım: 6/10

Hayaletin Hatası - Joseph Delaney (Tudem Yayınları)

Eğer bu seriyi bu kadar çok sevmeseydim ve bu kadar çok heyecanlı olmasaydı sırf “direk” yazdıkları için kitabı camdan dışarı atardım. Yine de çıldırıyorum. Öyle hatalar var ki sanki birisi çok kötü bir şaka yapmış gibi hissediyorsunuz. Hatanın kimden kaynaklı olduğunu bilmek ise mümkün değil…

Serinin buraya kadar olan kitaplarından en iyisi diyebilirim. Gerçi öbürlerine de aynısını demiş olabilirim fakat burada gerçekten hikaye başka bir yöne dönüyor. Dostun düşman, düşmanınsa dost olduğu dengelerin alt üst olduğu bir kitap.

Tom Ward, Hayaletin eski öğrencilerinden birisi olan Arkwright’ın yanında altı aylık kısa bir dönem çıraklık eğitimi almak üzere bataklığın bitişiğindeki bir değirmene gidiyor. Hikaye o kadar akıcı ve hareketli ki bir solukta okuyarak boşluğa düşüyorsunuz. Hayaletin sert mizacının altındaki yumuşak başlılığının yanında Arkwright’ın acımasızlığı soğuk bir duş gibi geliyor.

Ben bu seriyi atmosfer olarak biraz Witcher’a benzetiyorum. Konu bakımından demiyorum bunu sadece o hastalıklı ve tehlikeli havası, cadıların saldırgan tavırları, çığlıkları bana yer yer aynı atmosfermiş gibi hissettirdi. Daha fazla bir şey yazmayacağım çünkü kitabı okumak isteyenlerin okuma zevkini baltalamak istemiyorum.

Ek olarak serinin bence biraz pazarlama hatasına kurban gittiğini düşünüyorum.

Puanım: 8/10

21 Beğeni

Okudum bitirdim. Puanım 6/10

Beğendiğim Yönler:
Uzunluğu, akıcılığı, anlatımı oluşturan unsurların dengeli olması.

Beğenmediğim Yönler:

  • Hikayeyi oluşturan unsurların yeterli olgunluğa erişmeden geçiştirilmesi ve bu nedenle oluşan olaylara uzak kalmışlık hissi (okurken atmosfere adapte olamamak).
  • Okuyucuda duygu uyandırması gereken sahnelerin yavan, suni, içi boş olması.
  • Çevirmenin sözcükleri abartılı yerelleştirme çabaları.

Sıkılmadan 800 sayfayı okudum ama dönüp geriye bakıca “güzel bir şey okudum” diyemiyorum. Serinin ilk kitabını okuyup beğenenlere tavsiye ederim, diğerlerine etmem.

16 Beğeni

Bir kitaptan soğumama neden olan birincil nedendir bu. İnceleme için teşekkürler.

4 Beğeni

Acaba Kitap İçerikleri Paylaşım ve İstek Bölümü’ne rasgele bir kaç sayfasının resmini atabilir misiniz? İngilizcesiyle kıyaslamak istiyorum almadan önce.

Kırık Diyar Üçlemesi I - Beşinci Mevsim - N. K. Jemisin

Büyük depremler ve aktif volkanlarla dolu bir diyarda neredeyse her yüzyılda bir gerçekleşen büyük felaketler sonucu medeniyetin büyük çoğunluğu küçük cemiyetlere bölünerek hayatta kalmaya çalışmaktadır. Bu cemiyetler gökyüzünün uzun yıllar boyunca dumanlarla kaplı olduğu, depremler yüzünden su kaynaklarının kuruduğu, patlayan volkanların zehirli gazlar saçtığı, normal mevsimlerin askıya alındığı Beşinci Mevsim süresince Taş İrfanı’na bağlı kalarak dayanır ya da helak olurlar.

Serinin ilk kitabı bize dünyayı ve yaşayanlarını tanıtıyor tahmin edebileceğiniz gibi. Yeryüzü ile gizemli bir bağı olan ve onu kısmen kontrol edebilen orojenlerin ve onlardan nefret eden normal insanların ilişkileri üzerinden başlıyor. Üç karakter ile farklı bakış açılarından orojenlerin geçmişlerini, güçlerini ve eğitimlerini öğreniyoruz ufak ufak. Kitabın dünyası gayet acımasız, ve yazar bunu göstermekten çekinmiyor.

Kurgu olarak hoş, yaratılan dünyayı da oldukça ilginç buldum. Tavsiye edilebilecek bir kitap.

Kitabın çevirisi zaman zaman saçmalasa da çok pimpirikli değilseniz okunmayacak kadar değil.

13 Beğeni

İskandinav mitolojisinden, parçacık fiziğinden, orta çağ uygarlıklarından, semavi dinlerden izler taşıyan ve bunları fantastik bir yolculuk öyküsüne çeviren Karanlık Cevher Serisinin ilk kitabı.

Kuzey ışıklarının Bifrost gibi başka bir evrene açıldığı keşfedilir. Bu keşif kimilerini oradan gelecekler yüzünden korkutur, kimilerinin de keşif duygularını harekete geçirir. Kuzey ışıklarının geçiş hakkı ise büyük bir bedel gerektirir. Bu bedelse Toz’dur. Kilise Toz’u dünyadan tamamen ortadan kaldırmak için güç ve iktidar hırsı ile dolu bir bayanı kullanır.

Dünyadaki yerleri keşfetmekle tatmin olmayan bir kaşif ise Kuzey ışıklarıyla açılan köprüyle dünyanın ötesine geçmek için başka uğraşlar peşindedir.

Ve kendini, herkesin bir ucundan tutup şekil verdiği kaderinin içinde bulan genç Lyra arkadaşını kurtarmak için kuzeyin yolunu tutmak zorunda kalır.

19 Beğeni

22-28-06-images
Çığrından Çıkmış Zaman
Kitabı kısa bir sürede okuduğumu düşünüyorum. Benim açımdan gayet keyifli bir okumaydı. Kitabın konusundan bahsetmek istemiyorum bence sizde okuyacaksınız konusuna bakmayın zira bu hatayı ben yaptım ve pişman oldum. Kitabı herkese değil ama bilimkurgu seven herkese tavsiye ediyorum. Pek öyle kitap incelemesi yapmayı beceren birisi değilim ama kitap hakkında birkaç kelime bahsetmek istiyorum. Bundan sonra yazdıklarım spoiler içerebilir kitabı okumdayısanız aşağıda yazdıklarımı bence okumayın ama ben bu tür şeylere takmam diyorsanız devam edin. Kitabı okumadan birkaç inceleme yorumuna baktım ve kitabı bir önyargı ile okumaya başladım. Bu açıdan bayağı bir sorun oldu benim için. O incelemelerden sonra kitabı okumaya devam ettim. Kitabın sonuna kadar Truman Show filminde olduğu gibi bir şey bekliyordum, gerçi kitabın sonu filmden çok çok daha iyiydi. Dediğim gibi ben sonunu tahmin ettiğimi düşündüğüm için kitabı biraz da olsa sıkılarak okudum. Ama Dick’in gerçeğe dair düşüncelerini (veya felsefesini) okumak çok zevkliydi. Dediğim gibi keşke incelemelere bakmasaydım da kitaptan %100 oranında bir zevk alabilseydim. Ama yine de güzel bir okuma deneyimi oldu.

18 Beğeni

Sizi bu kadar geç okumamalıydım sevgili Sabahattin Ali. Affınıza sığınıyorum…

14 Beğeni

İthaki yayınları ve bilimkurgu kulübü ortaklığında yayımlanan İLK – Bilimkurgu seçkisi kitabından tanıştığım ve kitaplarını / öykülerini okumak istediğim yazarlardan birisi Arzu Uçar’dı

Arzu Uçar’ın 2015 Yaşar Nabi Nayır Öykü ödüllü ilk kitabı “Dış Kapının Mandalı” kitabında 9 öykü var. Kitabın ilk öyküsü olan Perihan yine kitap içerisinde olan 3 öykü ile bağlantılı, birbirini tamamlar nitelikte öyküler.

“Perihan” –“Nokta” ve “Dış Kapının Mandalı” öyküleri birbirini tamamlayan öyküler. Ayrıca “Perihan” öyküsünün yan karakterlerinden birisi olan Hasan “Soba” öyküsünde farklı bir zaman ve farklı bir mekanda tekrar karşımıza çıkıyor.

Birbirini tamamlayan üç öykü “Perihan” –“Nokta” ve “Dış Kapının Mandalı” öykülerini kitabın öne çıkan öyküleri olduğunu söyleyebilirim.

Arzu Uçar’ın öykülerini, anlatım biçimini, kalemini ve anlattıklarını beğendim. İLK -BK seçkisinde olan öyküsünü de beğenmiştim ama bu kitapta olan öyküleri özellikle yukarıda yazdığım birbirini tamamlayan 4 öykü aynı zamanda birbiri ile bağlantılı olması nedeniyle daha çok beğendiğim öyküleri oldu.

13 öyküden oluşan İkinci kitabı “Bir Küçük Delilik” isimli kitabını da aldım yakın zaman da okumayı düşünüyorum.

10 Beğeni


Euripides - Orestes
Sophokles’in Orestes’inden daha gerçekçi ve sevilesi bir Orestes vardı bu kitapta. Kitaptaki diğer karakterler de tanrısal niteliklere sahip karakterler değil, aksine insani yönleri ağır basan oturaklı karakterlerdi. Deux ex Machina kullanılması dışında kitapta beğenmediğim bir şey olmadı.

Euripides’in okuduklarım arasındaki en sevdiğim oyunu oldu.

11 Beğeni

220px-On_kucuk_zenci
Agatha Christie - On Küçük Zenci
Defalarca okuduğum kitabı tekrar okudum. :slightly_smiling_face: Bana göre Agatha Christie’nin en iyi kitabı.
Kitaptan fazla detay vermeden bahsetmem gerekirse çeşitli suçlar işleyip kanunlar tarafından cezalandırılmayan on kişi gizemli mektuplar alarak bir adaya davet edilirler. İçlerinden bazıları iş için bazıları ise eski bir tanıdıklarının davetiyle tatil yapma amacıyla adaya gelirler. Adada kendilerini davet eden kişi yoktur. Hizmetçiler ev sahibinin birkaç gün sonra geleceğini söyler. Yemekten sonra kendi adlarını ve işledikleri suçları plaktan duyarlar. Daha sonra bu on kişi On Küçük Zenci şiirine uygun olarak teker teker öldürülürler. Kitap gizemini başından sonuna kadar koruyor.

15 Beğeni

MAKİNE YAZI

KONUSU

Dünya’daki canlı yaşamını neredeyse sona erdiren, “Fırtına” adıyla anılan afetten bin yıl sonrasında eski medeniyetin azizlerle, her şeyi mümkün kılan teknolojileriyle ve kendilerini yok eden kibirleriyle dolu hikâyelerini dinleyerek büyüyen Konuşan Saz, az sayıda insanın yaşadığı, labirenti andıran, görünmez ve değişken sınırlara sahip Küçük Belaire’de “Gerçeği Konuşanlar” topluluğuna dahildi.

Topluluğun dışına çıkmak ve bir aziz olmayı öğrenmek en büyük arzusuydu. Âşık olduğu ve Fısıltı mezhebine dahil Günde Bir Kez adlı kız, Dr. Boots’un Listesi isimli tuhaf bir toplulukla birlikte Küçük Belaire’den ayrılınca onu takip etmek için Saz da yolculuğa çıktı.

Saz’ın azizlik arayışı uzak geçmişe, yeryüzünü terk ederek bulutların üstünde yaşamaya başlayan teknolojik açıdan gelişmiş “melekler”e, şu anki dünyanın müsebbibi çağlar süren kazalar ve felaketler serisine dair bir arayışa dönüşecekti.

DÜŞÜNCELERİM

BKK serisi için duyurulunca okumaya karar verdim. Yorumlarım ingilizce versiyonuyla ilgilidir.

Kitabımız, felaketten yüzlerce yıl sonrası bir dünyada yaşayan Konuşan Saz’ın hayatını anlatıyor. Aziz olmak için çıktığı yolculukta yeni insanlarla tanışıyor, farklı toplulukların parçası oluyor ve "melekler"e ne olduğunu keşfediyor. Bu macerasında attığı her adım, öğrendiği her hikaye hayata bakışını biraz daha değiştiriyor.

Aslında genç bir ana karakterin kendini arayışı sıkça işlenen bir konu, ama sırf bu yüzden Genç Yetişkin türü kitaplarla kıyaslamak yanlış olur. Atmosferini ve yazarın üslubunu çok beğendim, bu kadar güzel yazılmasaydı tahminen yarıda bırakırdım. Aksiyonu düşük değil, hiç yok. Sakince oturup, melankolik bir karakterle ruhani bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız öneririm.

15 Beğeni

Seriye başlamak için 3. kitabın çıkmasını bekliyorum ben de. Daha önce kitabın çevirisi için “okunamayacak” derecede kötü şeklinde yorumlar okumuştum. Sizin yorumunuz kitabı okuma konusunda cesaretlendirdi açıkcası. :relaxed: Serinin 3. kitabı çıkınca okuyacağım hemen, teşekkürler yorumlarınız için. :pray:

1 Beğeni


Aydaki İlk İnsanlar bitti. Kısaca konusu; Cavor adlı biliminsanı yerçekimini sıfırlayacak bir madde üstünde çalışıyor. Bedford ile birlikte Ay’a gitmek için yerçekiminden etkilenmeyecek bir araç yapıyorlar. Ay’a gidince orada Selenliler adını verdikleri canlılarla karşılaşıyorlar. Düşüncelerime gelirsek maceralı ve sizi sıkmayacak türden bir kitaptı. Aydaki doğa tasvirleri detaylı ve ilgi çekiciydi. Özellikle Selenlilerin fiziksel ve toplumsal yapılarının anlatıldığı kısımlarda pür dikkat okudum ve keşke daha çok bilgi verilseydi diye düşündüm. Sonuç olarak severek okuduğum bir kitap oldu.(Bir de yazım yanlışları olmasaydı çok daha iyi olurdu.)

Not:Biraz aklın olduğu her türde -bu bambaşka yaratıklar bile olsa- toplumsal sınıflar çoğunlukla mevcut.Bu çok hafif ya da aşırı düzeylerde olabilir fakat sonuç değişmiyor.Bunu bu kitapta da görüyoruz.

18 Beğeni

Dört Odalı Kalp - Anaïs Nin (İçsel Kentler #3)

Nin, İçsel Kentler Serisi adını verdiği biricik nehir romanının üçüncü sapağında bilinçaltının yükselen sularında kaybettikleri benliklerini zihninin kıvrımlarından kalbinin odalarına uzanan yolda aramaya devam eden kadınların hikâyelerini anlatmaya devam ediyor. Günlüklerinden damıttığı mürekkebiyle yarattığı kaleydoskopik anlatı nehri, gerçeklikle ve kurgu arasındaki belirsiz sınırlarda dolanan bir periferik anlatı biçimine göz kırpıyor. Nin, Dört Odalı Kalp’te İçsel Kentler’inin kendine en çok benzeyen renklerle boyadığı kadın karakteri Djuna’nın, serseri ruhlu Rango ve onun eşi sansasyonel dansçı Zora ile olan karmaşık ilişkilerini anlatırken de aslında kendi hayatında önemli izler bırakan iki figürü aynanın içinden geçiriyor: “Latin bohem” kültürü figürü Gonzalo Moré ile kültürlerarası dansçı Helba Huara. Bu prizmatik bakış açıları arasında kendine has bir kurgu türü yaratan Nin, okuruna her zamanki gibi ritmik bir üslup ve düz yazının müzikalliğini de sunmaya devam ediyor. Yaratısının tarihteki konumu da tam bu noktada belirginleşiyor: Nin, yalnızca D. H. Lawrence’lerin at koşturmasına izin verilen bir erotik tandanslı anlatı geleneğini kadın egemenliğinde yeniden oluşturuyor. Bunu yaparken patriyarkal erotikanın zirvesine yerleştirilmiş devrimci, saldırgan ve kibirli Byronik karakterlerin karşısında, üzerlerine yapıştırılan Femme Fatale’lik ve “kutsal” annelik etiketleri arasında seçim yapmak zorunda hissetmeyen “Lilithyan” kadın figürleri yaratarak edebiyat tarihinde kadının temsili meselesinde önemli bir kırılma noktası yaratıyor. Nin, kalıplara sığmayan gerçek kadınlara hayat veriyor; Seine alevler içinde yanarken Nuh’un Gemisi Djuna’nın Gemisi’ne dönüşüyor, bir gitar sesi geliyor uzaklardan, bir bale figürü tekrarlıyor, Pandora’nın kutusu ortalığa saçılıyor, tekne su alıyor. Kalbin odaları dünyaya açılıyor, İçsel Kentler Serisi akmaya devam ediyor.

Serinin ilk iki kitabına ait incelemelerime de buradan ulaşabilirsiniz:

11 Beğeni


Kitabı bitirdim ve beğendim. :slightly_smiling_face:
8/10
Kitap ilk başta sıkıcıydı. Ama okudukça kitabı beğendim ve akıcı oldu. Böyle kitaplar okudukça askerliğe merakım artıyor. :grin: Okudukça bilim-kurgu kitaplarını beğeniyorum. Kitap @_Ged 'in dediği gibi Yıldız Gemisi Askerleri kitabına çok benziyordu.
Herkese keyifli okumalar dilerim. :slightly_smiling_face:

Bizi insan kılan şeylerden biri de başka insanlar için nasıl bir anlam ifade ettiğimiz ve o insanların bizler için nasıl bir anlam ifade ettikleridir.

20 Beğeni


Sonu o kadar sinir bozucuydu ki, üçüncü kitabı okumazdım bile ama olacaklar nasıl son bulacak merak ediyorum. İlk kitaba göre daha zayıf buldum.

10 Beğeni

Sinemam ve ben Türk sinemasının sultanı Türkan Şoray hanımefendinin kitabını bitirdim. Ağır ağır, sindire sindire okudum. Resimleriyle, film notlarıyla iyi bir kitaptı. Sultan’ın çevresinde olan jönler, yönetmenler, yapımcılar, senaristler hepsi bu kitabın içerisinde yerlerini almıştı. Genellikle yüzeysel görünse de bazı bölümleri altı çizilerek okunacak düzeydeydi. Örneğin, 17. bölümün girişi “Yönetmen meselesi olan kimsedir, hayata dair, insana dair” ne kadar güzel bir giriş cümlesi. 60’lar, 70’ler, 80’ler 90’lar ve hızı azalsa da 2000’lere damgasını vuran birini bir yıldızı kendisine takılan adla Sultan’ı anlatan bir kitap. Eğer sinemaya özellikle de Türk Sinemasına meraklıysanız okumalısınız diyorum. Keşke diğer sinema emekçilerimiz, starlarımız, yönetmenlerimiz de anılarını böyle yazsalar.

Altını çizdiğim bir Zülfü Livaneli bölümüyle bitirmek istiyorum. “Çalışmamız ilerledikçe Türkan Şoray’ın kişiliğindeki naif kırılganlığı farkettim. Çok kırılgan bir insandı ve her anı, bir duygu patlamasının öncesi gibi yaşıyordu. Bu kırılganlık öylesine derin bir şekilde yer etmişti ki içinde, insanlarla ilişkilerinde kimseyi kendisine ve ününe saygı göstermeye zorlamıyor, hiç bir şeyin farkında değilmiş gibi yaşıyordu. İşte bu tutum onu gerçek bir star ve çevresinde içten gelen bir saygı halesi yaratıyordu. Haklarını korumak derdinde değildi, bu yüzden hakkı teslim ediliyordu. Bütün bunlara birde son derece gelişmiş iş disiplin, profesyonelliği ve sinema aşkını ekleyin. İşte Türkan Şoray’ı Türk sinema tarihinin en büyük starı yapan alaşım buydu…”

2 Beğeni