Hangi Kitabı Okuyorsunuz?

Yüce Tanrı Pan da bugün bitti. Çok hızlı okuduğumdan mıdır yoksa tam kitabın içine giremediğimden midir bilmiyorum ama söylendiği kadar korkutucu gelmedi bana. Ürperticiydi ama o kadar. Belki bir kez daha okursam fikrim değişir. Lovecraft’ ın okuduğum üç beş eseri daha korkutucuydu (ki ilk onunla başladım korkuya). Ama kesnlikle okunmalı bir kitap. :slight_smile:

5 Likes

Bazı eserlerin yazıldıkları dönemini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Şimdi korkutucu gelmese de bazı kısımlarının ürpertici gelmesi kitabın gerçekten de etkili olduğunu gösteriyor. Bir de yazıldığı dönemde okusaydık ne olurdu acaba?

5 Likes


Dün bitti. Okurken gerçekten çok üzüldüm Kafka adına…

Arkadaşımın kuzeni yazmıştı kitabı bana da o hediye etti zaten. Şimdilik güzel ilerliyor. Daha başındayım tam hakim değilim ama konusu türk bir astronot ve yeni keşfedilen bir gezegene gitmesiyle ilgili. Olaylar nasıl gelişecek merak ediyorum.

2 Likes

Bir Kalbin Çöküşü-Stefan Zweig

Bu kitabın ismini Vesvese İnsanı Nasıl Öldürür? olarak da koyabilirmiş Zweig. Anlatımı akıcı 40 küsur sayfa bir hikaye bu. Kitap boyunca bir babanın hezeyanlarını, kuruntularını okuyoruz. Kitabın sonunda ise babanın bu kuruntularında haklı olup olmadığını anlayamıyoruz. Bu durum sinirimi bozdu. Kısacık kitap olmasına rağmen okumak stresliydi benim için.

images%20(1)

Dişi Kurdun Rüyaları-Cengiz Aytmatov

Aytmatov için ne kadar övgüler düzsem az kalır. En sevdiğim yazarlardan birisi. Sade ama zengin ve şiir gibi diliyle olsun, değindiği meseleler olsun işlediği konular olsun her eseri bir şölen adeta. Öznel bir anımı da anlatmadan geçemeyeceğim. Üniversiteyi bir yıl uzatmamın sebebi Aytmatov'un bir tiyatro metnidir. Bitirme tezi olarak aldığım tiyatro metnini zamanında çevirememiş ve okulu uzatmıştım.

Yazarın bu kitabına gelecek olursam, okuduğum kitapları içinde en özellerinden ve güzellerinden birisiydi diyebilirim. Çevre sorunlarından özellikle insanların çevreye verdikleri zarardan inanç meselelerine kadar birçok konuyu harmanlamış Aytmatov. Kitapta birbirleriyle ilintili ya da bir şekilde birbirine temas eden dört ayrı hikaye var. Bunlardan birisi kurtların hikayesi. Zaten yazar kitaptaki diğer olayları da kurtların hikayesiyle birbirine bağlamış. Yazarın betimlemelerini okurken inanılmaz zevk aldım. İyi ki böyle bir yazar Türk dünyasından çıkmış ve eski masalları, mitosları eserlerinde işlemiş dedim. Ayrıca Sovyetlerin yanlış politikalarına da epey giydirmiş yazar. Öte yandan Aytmatov'un Nobel alamadığı bir dünyada bende zaten pek bir hükmü olmayan Nobel'in artık hiçbir değeri kalmadı. Keza Yaşar Kemal de almalıydı. Ama büyük romancımız Orhan Pamuk aldı ya yeter. Yakında Elif Shafak da alır tam olur. :slight_smile:

Velhasılıkelam iyi bir roman okumak isteyenlere öneririm. Aytmatov okumamışlar içinse önce beyaz Gemi veya Cemile'den başlamalarını öneririm.

NOT:Ötüken baskısından okudum. Çeviri çok hoşuma gitti.

8 Likes

Okuduktan sonra tekrar yorum atabilir misiniz zahmet olmazsa? Konusu ilgimi çekti anlatımı da güzelse okuyabilirim. :krs:

-KOMA-

Tabii :blush: Bitirince yorum atarım.

1 Like

image

Barut Büyücüsü Serisi’nin ilk kitabı Kan Yemini’ni yarıladım. Monarşik yönetime yapılan darbenin gecesinde başlıyor kitap. Devletin başka bir devletin manda ve himayesine girmesini önlemek amacıyla - ki böyle bir anlaşma yapılmak üzere - ülkenin kralını giyotinden geçiriyorlar. Devlet içerisinde güç sahibi birçok güruh var, anladığım kadarıyla hemen hepsinin de kendine göre amaçları var. Düzenli ordunun başındaki isim Feldmareşal Tamas’ın bile darbeyi yaparkenki amacı saf ülkenin ve vatandaşların çıkarına değil, içeride bir yerlerde gizlenmiş intikam duygusu da var.

Evrenin büyü ve büyücülük sistemi çeşitli, hâlâ kavramaya çalışıyorum. Barut büyücüleri Sissoylu’da gördüğümüze benzer bir şekilde barutu tüketerek fiziksel özelliklerini arttırıyorlar, uzaktan baruta müdahale edebiliyorlar. Meziyetliler denen güruh ise Platonvari bir evrende bulunan elementlerin alyalarına dokunarak onları bu dünyaya çekip kullanabiliyorlar. Şimdiye kadar gördüğüm en güçlü büyücüler bunlar. Bir de maharetliler denen bir kesim var ki bunlar ise doğuştan bir özellikle doğuyorlar, kimisi hiç uykuya ihtiyaç duymamak ya da dokunmadan kapı kilidi açmak gibi belirli meslekler için çok işe yarar özellikler olsa da, tırnaklarının hiç uzamaması gibi çok alelade ve lüzumsuz şeyler de olabiliyor.

Gördüğüm kadarıyla gizemi oldukça bol, farklı amaçlara sahip çeşitli güçlere sahip toplulukları ve aksiyonu bol bir seri. Karakterler ilgi çekici ama derinlikleri konusunda henüz bir yorumda bulunamayacağım. Şimdilik beğendiğimi belirtmek istiyorum.

12 Likes

Rıhtımda çok konuşulduğunu görüp biraz okuyayım demiştim. İlk sayfada klasik popüler fantastik roman izlenimi verdiği için kapağı yavaşça kapatıp usulca uzaklaşmıştım.

Sırf şu yazının etkisiyle bir daha okumayı deneyeceğim.

3 Likes

Seriyi okuyan hikayesi, karakterleri, yaratılan evreni ve alt metinleri ile seriyi seven okurlardanım. Yazarın kendi ülkesinde okur tepkisi nasıl bilmiyorum ama biz de çok ilgi görmedi, fantastik okuru pek ilgi göstermedi gibi geliyor bana.

4 Likes

Bitirdiğimde sizinle serinin başlığında iki lakırdı etmek isterim.
Bu konuda iş biraz da yayınevine düşüyor bence. Bıçağın Kendisi kitabı başta kayıprıhtım olmak üzere çeşitli adreslerde reklam aracılığıyla insanların gözleri önüne getirildi. Barut Büyücüsü’nü ise ben ilk defa yabancı yayıncılarda duyup Türkçe’ye çevrilmiş mi acaba deyip şöyle bir araştırarak öğrendim. Seriyi bitirince sizi etiketlerim.

Sizin gibi bir kitap kurdunun asıl Zaman Çarkı hakkındaki yorumlarınızı merak ediyorum. Hiç başlamayı düşünmüyor musunuz? ^^

3 Likes

ZÇ tüm kitapları toplayalı 3-4 yıl oldu ama hep bir bahane ile okumayı erteliyorum. Artık okusam iyi olacak :slight_smile:

3 Likes

0001686687001-1

Blaze-Stephen King

Birkaç yıldır King okumamıştım. Yazarın çoğu kitabını okuduğum için son yıllarda kitaplarını okumaya ara vermiştim. Her zaman okunacak King kitaplarım olsun diye. Bu arada yazar maşallah her sene en az bir bazen iki kitap yazdığı için bir sürü okunmamış kitap var benim için.

Kitap King'in 1970'li yılların başında yazdığı ve sonra beğenmeyip bir köşeye attığı kitabı 2000li yıllarda yeniden yazmasıyla ortaya çıkmış. Richard Bachman mahlasıyla yazılan kitapların sonuncusu diyor yazar bu kitap için. Bu mahlas adı altında yazdığı kitaplardan bazıları benim en sevdiklerimden olduğu için bu kitabını da çok seveceğimi düşünerek okumaya başladım ve çok sevdim. Kitap yarım akıllı (geri zekalı) bir karakter olan Blaze'in trajedisini anlatıyor diyebilirim. Aslında bir suç hikayesi. Ama King'e özgü bir suç hikayesi. Blaze'in geçmişi de -flashback-'lerle anlatılıyor. Kitabı çok sevdim. Hatta konusu pek benzemese de özellikle sonu ve hikayenin gidişatı açısından Ateş Yolu'na benzettim. Ateş Yolu birçoklarına göre pek iyi bir King kitabı değildir. Ben ise çok severim Ateş Yolu'nu. Dolayısıyla Ateş Yolu'nu seven özellikle bunu sever.

9 Likes

Sizin kitap kaçıncı baskı acaba? Bende meziyetliler diye değil imtiyazlılar diye geçiyor bu güruh.

İlk kitabı 2 gün önce bitirdim. Seriyi bitirince de düşüncelerimi yazmayı planlıyorum. İlk kitap çok güzeldi. Aksiyon, diplomasi ve siyaseti birbirine iyi yedirmiş yazar. Betimlemeler biraz zayıf kalmış sadece.

2 Likes

Sizi üzmek istemem ama afterearth çok kötüydü hocam :confused:

İlk kitap iyiydi de ikinci fena sıkıcıydı. Zorla bitirmiştim. O yüzden üçü okuyasım gelmedi.

Yok siz doğrusunuz, ben karıştırdım. İmtiyazlı olacak.

2 Likes

En son Ctulhu’nun çağrısını okumaya başladım fakat bırakmayı düşünüyorum zira meramımı açmak için de iyi bir fırsat geçti elime. Kitaba başlamadan önce H.P Lovecraft’in ırkçı bir birey olduğunu biliyordum o yüzden ilk birkaç hikayedeki ırkçı söylemler çok dikkatimi çekmedi.
Sonrasında’’ Re-animator’’ isimli hikayeye sıra geldi. Bilmiyorum belki ben fazla rahatsız oldum ama hikayenin ortasında durup siyahi bireylerin bedeninin ne kadar çirkin olduğunu anlatan büyük paragraflar ve italyan göçmen tiplemesine biraz alındım bırakmayı düşünüyorum kitabı o yüzden. Okuyan var ise tartışmayı ve daha da bilgilenmeyi çok isterim

1 Like

Ben 2. Kitabı bir çirpida bittirdim. Sebebi 1 yıldir kitap okumamiş olmam. Artık nasil bir açlıkla saldirdiysam.

1 Like


Hırsızlar Cumhuriyeti
Scott Lynch
Benim için bir hayal kırıklığı olan ikinci kitaptan çok daha iyiydi ama benden önce üçüncü kitabı okumuş olan arkadaşların dediği gibi birinci kitabın o çok üst olan seviyesine de çıkamıyor.
Kitapta birçok sorunun cevabını alıyoruz ama birçok yeni soru da bu cevaplarla birlikte geliyor.
Mekanı,konuyu, geçmişteki hikayesini oldukça beğendim. Birinci kitaptan en önemli eksiği ise karmaşık, zekice, planlanmış dalaverelerin çok az olmasıydı. Dördüncü kitabı bekleyen güruha da katılmış oldum böylelikle.
Puan: 8.5/10

12 Likes

Fazla tatava sevmeyenler için (aşağıda anacağım iki kitap için de geçerli olarak) üç kelimeyle ana fikri baştan veriyorum: Ruslar yazmış arkadaş:)

kropotkin

Uzun zamandır merak ediyordum Kropotkin’i. Hani şu Çarın maiyetinde bir ömür hizmet etme şansından ve konforundan vazgeçip kendini Sibirya’ya vuran, sonraları da Çarlık Rusyasını karşısına alıp anarşist olan Prens Kropotkin. Çok şey biliyordum kendisi hakkında ama onu kendi kaleminden okumak gibisi yok.

Kropotkin’in çocukluk günlerini, Pajeskiy Korpus’ta aldığı askeri eğitimi, Sibirya günlerini, bilimsel çalışmalarını, Çarlık tarafından Petropavlovsk Kalesi’nde bir hücreye kapatılmasını, burada sürdürdüğü zorlu yaşam koşullarını, hücrede akıl ve beden sağlığını kaybetmemek için neler yaptığını, hangi kitapları okuduğunu, hapisten kaçışını, Batı Avrupa yıllarını falan keyifle okudum. Mazlum Beyhan çevirmiş kitabı, süper de olmuş.

Özellikle Petropavlovsk Kalesi’nde, hücredeki günlerini gerçekten bir solukta okudum. Zorlu koşulların üstesinden gelen insanlar ve onların bu koşullar altında yaptıkları şeyler hep ilgimi çekmiştir zaten.

Her ne kadar kendim anarşist olmasam da Kropotkin’in bu konudaki barışçıl yaklaşımı benim ilgimi çektiği gibi birçok insanın da ilgisini çekebilir:

Neyse gelelim Turgenyev’e:)

Kropotkin yukarıda bahsettiğim otobiyografisinde bir yerde, Turgenyev’in Avcının Notları adlı eserine gönderme yapıyor. Okurken kafamda bir yere not etmiştim. Turgenyev’in serf düzeni altında inim inim inleyen Rus köylülerini nasıl muazzam bir şekilde aktardığına vurgu yapmıştı Kropotkin. Bir Devrimcinin Anıları’nı herhalde bu haftanın başında bitirmiştim. Bir iki gün sonra kitapçının birinde gezinirken Avcının Notları’na denk geldim. O anda Kropotkin’in referansı aklıma geldi. Aslında hemen almayacaktım kitabı fakat o anda bir çekim oldu herhalde:) Kitap dile gelip ‘’başkanım beni al’’ derse, huyumdur hiç affetmem:) Etiket fiyatından aldım öyle. O kadar keyifle okudum ki, müthişti. Aslında nereden bulaştıysa Turgenyev’e karşı bir soğukluk oluşmuştu bende. Üniversite döneminde çok Dostoyevski okurdum ve Dostoyevski’nin Turgenyev’le olan polemiklerinden haberdardım. Belki de ondandır. Babalar ve Oğullar’dan sonra bir daha Turgenyev okumamıştım hiç ama büyük hataymış. İşte, okur böyle gereksiz toplara girmemeli gerçekten.

Hah, ne diyorduk? Turgenyev’den gelsin:

Kitapta müthiş insancıl, naif ve gerçekçi bir dil var. Kitap toprak sahibi, soylu bir avcının etrafında dönen 25 öykünün birleşiminden oluşuyor. Rus halkının toprak reformu öncesi halini gözler önüne sermesinin yanı sıra doğa betimlemelerine de geniş yer ayırmış Turgenyev. Günümüzde bazı yazarlar doğayı betimlemenin, doğanın zaten bilinen bir şey olarak gözümüzün önünde, herkesin görebileceği bir yerde olduğu gerekçesiyle gereksiz bir iş olduğunu söyleyebilirler. Fakat ben buna o kadar da katılmıyorum. Her şey doğadan ibaret olmadığı gibi, girift insan zihninden, derin psikolojik tahlillerden, varoluşsal sıkıntı ve kaygılardan ibaret de değil. Hepsi lazım ama:)

Neyse velhasıl, kitap basıldıktan sonra zaten Çarlık Rusyası Turgenyev’e kıl olup kitabı yasaklamış, yazara da ev hapsi vermiş.

Her iki kitap da naçizane tavsiyemdir.

12 Likes