Hangi Kitabı Okuyorsunuz?

Konusu:

Dünyadaki ülkeler, silahlanmanın yüksek maliyetinin farkına varıp bu külfetten kurtulmak için silahlanmayı Aya taşımaya karar verirler.Bunun için bir Ay Bürosu kurulur, ülkeler kendilerine ait sektörler kurarlar, ileri teknoloji silahlar ve bilgisayarlar burada kendi kendilerini geliştirip birbirleriyle mücadele etmeye başlar. Bir süre sonra Ay’ı teftiş etmek için bir grup insan gönderilir, fakat onlardan haber alınamadığı için ülkeler, oradaki silahların aşırı güçlenip tekrar Dünya’ya saldıracağından korkar.Ay Bürosu için çalışan Ijon Tichy abimiz, Ayda iken kimliği belirsiz kişiler tarafından kallotomiye uğrar. (beyin kortekslerini ayıran yapının kesilmesi ile beynin iki lobunun ayrılması). Beyninin sağ ve sol lobu birbirinden bağımsız hareket etmeye başlar.Bu sorunu çözmek için birçok profesörle görüşür. Daha sonra bir kez daha Ay’a gitmek zorunda kalacaktır. Kitabı anlayabildiğim kadarıyla bu kadar özetleyebildim.Kitabın ilk yarısını, diğer yarısına göre çok daha başarılı buldum.Son yarısını okurken yer yer “dayı ne anlatıyorsun sen yine” diyerek okudum.Dünyada Barış, yazarın bir diğer kitabı olan Gelecekbilim Kongresi ile birlikte okumakta en çok zorlandığım kitaplardan birisi oldu.Yine de yazarı Lem olduğu için, beş puan üzerinden dört puan verebileceğim bu eseri türü sevenlere kesinlikle tavsiye ederim.

27 Beğeni

Listeme ekledim, teşekkürler

1 Beğeni

Dr Moreau’nun Adası’nı eskiden okumuştum. Bilim kurgu klasikleri ile basıldığını görünce tekrar alıp okudum. Çevirisi güzeldi. 25 sayfalık çözümlemesi de bilgilendiriciydi.

Alfred Bester - Kaplan! Kaplan!

Konusu

“Jauntlamak” diye tabir edilen ışınlanmanın son derece yaygın olduğu bir evrende geçiyor kitabımız. Anakarakterimiz Gully Foyle savaş esnasında neredeyse yok edilmiş gemisi "Göçebe"de bir şekil 6 ay hayatta kalmayı başarıyor. 6 ay sonrasında bir gemi yaklaşıyor ve Foyle’u almadan gidiyor. İşte hikayemiz burada başlıyor. Gully Foyle’un kendisini kurtarmayan gemiden intikam almaya karar verme hikayesi. Gully Foyle’un varolma hikayesi.

Deneyim ve Düşüncelerim

Kitapla ilgili düşüncelerimden de önce anakarakterimize değinmek istiyorum. Foyle gerçek hayatta görseniz rahatsız olacağınız, iyi anlaşamayacağınız türden bir insan. Kendisi eğitimsiz, kaba saba, ağzından küfür eksik olmayan bir adam. Bu açıdan baktığınızda bir anti-kahraman hikayesidir kitap.

Kitap bir intikam öyküsü üzerine kuruluyor. Benzerliklerinden ötürü kitaba “Bilimkurgunun Monte Kristo Kontu” da deniyor.

Kitapta her okuduğunuz bölüm bir öncekinden daha da sürükleyici oluveriyor. Bölümler ilerledikçe tempo yoğunlaşıyor ve kendinizi daha da hikayenin içinde hissediyorsunuz. Bu kitabın ilk bölümleri sıkıcı demek değildir tabii. Kitap güzel bir başlangıç yapıp onun üzerine kuruyor da kuruyor.

Konusuna bakınca hikayesi ve sonu tahmin edilebilir bir kitap gibi duruyor. Fakat sizi temin ederim ki yazarımız, sizi kitabın her bölümünde ters köşe etmeyi başarıyor. Hikaye tahmin edemeyeceğiniz yerlere doğru ilerliyor. Ve bunu yaparken de bir çok farklı konuya değinmeyi de ihmal etmiyor. Sadece kurguyu doldurmak için eklenmiş hikayelerden ziyade birbirleriyle bir bütün oluşturan ama bir çok konuda size fikir veren olaylara tanık oluyorsunuz.

Gully Foyle’un serüvenini ve yaptıklarını okuması aşırı keyifliydi. Yaratılan evreni keşfetmek de bi o kadar zevkliydi. Bilimkurgu Klasikleri arasında en beğendiğim 3 kitaptan biri oluverdi kitap. Bilimkurgu Klasikleri içerisinde yer alan Bester kitaplarını( Yıkıma Giden Adam ve Kaplan! Kaplan! ) tüm Bilimkurgu okurlarına tavsiye ederim.

34 Beğeni

Raskolnikov

Rus edebiyatındaki en bilinen klasik olan Suç ve Ceza için bir şeyler yazmama gerek olduğunu düşünmüyorum ama yine de dayanamadım. Dostoyevski’den ilk olarak Karamazov Kardeşleri okuduğum için yazarı okumaya yanlış bir yerden başladım ama Suç ve Ceza sevgimi hiç etkilemedi bu. Karamazov Kardeşler’in ön kitabı diyebiliriz ve Karamazov Kardeşler’in yazılmış en iyi şeylerden biri olduğunu düşünürsek bu hiç de küçük bir övgü değil. Kitapta en öne çıkan şey tabiki karakterimiz Raskolnikov. Onun fikirleri, düşünceleri, kitap boyunca yaşadığı değişimleri, nihilist, karamsar hallerini okumak büyük bir zevkti. Her okur duymuştur Raskolnikov ve Suç ve Ceza’yı, bu kadar beklenti ve övgüye rağmen beklentilerimi aştı. Şunu da belirtmem gerekir ki ilk 100 sayfada kitaba tam olarak ısınamadım ve tam olarak bağlanamadım. Benim için Dostoyevski kitapları genel olarak böyle, bu kitapta da değişmedi. Sizde eğer başlangıçta kitaba kapılamazsanız okumaya devam edin, kitap sizi içine çekmeye başlayacaktır ve kesinlikle değecektir. Ayrıca HAY Klasiklerden okudum ve çeviri güzeldi, imla hatasına bile rastlamadım. Gerçekten teşekkürler böyle bir baskı için ama kitaptaki karakterlerin üç-dört farklı ismi, lakabı olduğu için bazen hangi karakter kim anlamak zor oluyor. Bazı karakterlerin isimlerini en sonunda anladığım oldu. Örnek olarak Başlangıçta İlya Petroviç diye tanıtılan Poroh’u verebilirim.. Sonuç olarak, unutulmayacak bir klasik, Raskolnikov ise kesinlikle yazılmış en etkili karakterlerden biri. ‘‘vicdanlı’’ bir katil

Kitaptaki en sevdiğim bölüm Raskolnikov’un Sonya’ya suçunu itiraf etmesi, ‘‘insan’’ ve ‘‘bit’’ tiradı. oldu.

Çok fazla kesit var kitapta sevdiğim ama üç tane paylaşayım yoksa çok uzayacak bu yazı. Son kesitte bayağı duygulanmıştım okurken.( Spoiler içerir ama kitabı okuyanlar bakabilir tekrardan hafızasını tazelemek için.)

“Her şeyi unutmak, bütün bu gevezeliklere bir son vermek ve yeni bir hayata başlamak istiyordum, Sonya. Benim oraya hiçbir şey düşünmeden, bir aptal gibi gittiğimi mi sanıyorsun yoksa? Aklı başında bir insan olarak gittim ben oraya Sonya. Beni mahveden de bu oldu zaten! Sanıyor musun ki, eğer iktidara sahip olmaya hakkım olup olmadığını kendime sormaya başlamışsam, buna hakkım olmadığını bilmiyordum? ya da eğer insanın bir bit olup olmadığını sormaya başlamışsam, demek ki, insan benim için bir bit değildir… Kimin ki aklına böyle bir soru hiç gelmez ve doğruca hedefin üzerine yürür gider, insan onun için bir bittir. Eğer ben, “Napolyon olsam gider miydim, gitmez miydim?” diye kendi kendimi yiyip bitirmişsem; bir Napolyon olmadığımı açıkça hissetmiş olmalıyım…”

Bir şeyi öğrenmem gerekiyordu: Herkes gibi ben de bir bit miydim, yoksa bir insan mı? O anda öğrenmeliydim bunu, hemen o anda öğrenmeliydim… Sınırı aşacak gücüm var mıydı? Eğilip alabilir miydim iktidarı? Korkudan tir tir titreyen zavallı bir yaratık mıydım, yoksa ‘‘hakkım’’ var mıydı?

Sonunda nerede olduğunu hatırlamadan oradan uzaklaştı; meydana ulaştığında tüm bedenini, ruhunu kaplayan müthiş bir duyguya kapıldı. Ansızın Sonya’nın sözlerini hatırladı: “Hemen şimdi bir dört yol ağzına koşun, yere kapanın, kirlettiğiniz toprağı öpün ve dünyanın önünde saygıyla eğilerek ‘Ben bir katilim!’ diye bağırın!”

15 Beğeni

Gilgameş - Muazzez İlmiye Çığ

Muazzez Hanımın hakettiği değeri görmediğini düşünüyorum. Öyle ki uluslararası çalışmalarda bile kaynak olarak gösterilen bir Sümerolog’a sahibiz ve çoğumuzun haberi bile yok böyle birinin varlığından. Bu konudaki en çok kızdığım şeylerden biri de yayınevinin Muazzez Hanımın kitaplarını ciltli ya da daha iyi baskılarla bizlerle buluşturmaması. Her neyse, konu kişisel olarak çok sevdiğim bir yazar olunca biraz fazla öznel konuşabiliyorum sanırım.

Kitaba dönecek olursak; Gilgameş hepimizin âşina olduğu tarihte ilk yazılı ölümsüzlük arayışı miti. Kendinden sonraki uygarlıklara bile esin kaynağı olmuş bu mitle ilk olarak Akadca olarak karşılaşıyoruz ancak içeriğindeki karakter isimlerin akadca olmadığını anlayınca aslında bir Uruk kralının hikayesi. Destanın günümüze sadece birkaç tableti ulaşabilmiştir. Bu destanlar Asur Kralı Asurbanipal’ın kitaplığından kopyalanarak dağılmış son yıllarda yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır.

Bu kitap ise aslında nesir olan metnin yazar tarafından hikayeleştirilmiş halini içeriyor. Önsöz’de neden böyle bir yola gittiği açıklanmış. Zaten nesir halini okumak isterseniz İş Bankası basımı Gılgamış Destanı kitabını okumalısınız. Bu kitap daha çok destanın masallaştırılarak anlatılmış hali gibi. Öykünün bitiminde Gılgameş’in ölümü, son yıllarda yapılan araştırmaların ışığında destanın durumu gibi bilgiler ve —renkli basılmadığı için hiçbir şey anlaşılmayan— sümer tabletleri de mevcut.

Ben Uzunca bir süredir bu hikayeyi merak ediyor ve sağlam bir kaynaktan okumak istiyordum. Bunca zaman beklemekte haklıymışım çünkü ben bu sürede Sümer Mitolojisini biraz daha öğrendim ve okurken yapılan göndermeleri daha iyi anladım, tanrıların konumlarını anlamakta zorlanmadım. Siz bu kitabı mitolojiyi hiç bilemden de okuyabilirsiniz tabiki, sonuçta öykü aslında Gılgameş’in öyküsü özünde.
Öyküyü merak ediyor ve okumak istiyorsanız bu halini okumanızı tavsiye ediyorum. Sümerler üzerine bunca çalışma yapmış Muazzez Hanımın bilgi dağarcığına ve uzmanlığına güvenebilirsiniz.

16 Beğeni

image

Frankenstein

Herkesin aşina olduğu şeyleri söylemeyeceğim. Zaman zaman kızarak zaman zaman kırgınlıkla okudum kitabı. Bazı betimlemeler fazla gereksiz gelse de sevdiğim bir kitap oldu.

…Eğer herhangi bir varlık bana karşı şefkat duygusu hissetseydi, ona yüz katıyla karşılık verirdim; bir varlık uğruna bütün herkesle barış yapardım…

18 Beğeni

Evet okuma listeme aldım

1 Beğeni

YAŞLI ADAMIN SAVAŞI

KONUSU

John Perry yetmiş beşinci doğum gününde iki şey yaptı. Önce karısının mezarını ziyaret etti. Sonra da askere yazıldı.
İyi haber, insanlık nihayet yıldızlara ulaştı. Kötü haberse, uzayda yaşamaya elverişli gezegenler sayılı. Ve tabii bu gezegenler uğruna bizimle savaşmayı göze alan düşman uzaylı ırkları da var.
Bu yüzden savaş içindeyiz biz de. Dünya’yı korumak ve yıldızlara bayrağımızı dikmek için savaşıyoruz. Dünya’dan çok uzakta, bu kanlı, acımasız, sonu gelmez savaş uzun yıllardır devam ediyor.
Dünya izbe bir gezegen. Kaynaklarının çoğunluğu Koloni Savunma Güçleri’nin elinde. Herkes emeklilik yaşı geldiğinde onlara katılabileceğini biliyor. KSG genç insanlar değil, onlarca yıllık bilgi ve beceri birikimi taşıyan insanlar istiyor.
Bir daha dönmemek üzere Dünya’dan ayrılacaksınız. Askerliğiniz, cephelerde iki sene sürecek. Ve hayatta kalırsanız alın teriyle kazanılmış gezegenlerin birinde kendinize ait bir yuvayla ödüllendirileceksiniz.
John Perry bu anlaşmayı kabul etti. Nelerle karşılaşacağını bildiğini sanıyordu. Fakat evden pek çok ışık yılı ötedeki gerçek savaş, onun hayal edebileceğinden çok ama çok daha zordu ve kendisinin zamanla neye dönüşeceği daha bile garipti.

DÜŞÜNCELERİM

Adından da anlaşılacağı üzere askeri temalı bir bilim kurgu kitabı. Tek odağı bu, sayfaların çoğu savaş sahneleri ve savaş öncesi toplantılara ayrılmış. Türün olmazsa olmazı insanüstü askerler ve garip uzaylılarla girilen cephe savaşlarının yanı sıra, okuduğum birçok bilim kurgu kitabından da ögeler içeriyor.

Kitabı çok beğenemediğimi söylemek isterim. Benim için anlatılanlar ya ustaca işlenecek ya da yeni olacak. Bu sefer ikisi de olmadı. İlginç bulduğum birkaç fikir vardı, onların üzerinde de fazla durulmadı. Ha, kitabı bilim kurgu değil de ana karakterin eşinin vefatı sonrası kendini toparlama hikayesi olarak değerlendirmeye kalksak da bu sefer karakterler çok yetersiz kalıyor. Özellikle de herkesin 75 yaş üzeri olup 18-20 yaşındaymış gibi konuşması, ve aynı espri anlayışına sahip olmaları gözümü tırmaladı.

Bu kadar yerdim ama kötü değil kesinlikle. Sadece biraz sade… Kısa ve heyecanlı bir kitap arayanlara veya bilim kurguya giriş yapmayı düşünenlere önerebileceğim bir kitap.

16 Beğeni

Ben bu türe çok alışkın olmadığımdan ve akıcı ve esprili bir dile sahip olduğundan seriyi çok sevmiştim. Dediğin gibi derin veya özgün şeyler içermiyor olabilir ama keyifli bir seri. Tabi bu konuda hamlanmış (çok eser okumuş) birisi için nasıl görünüyor bilemem.

2 Beğeni

25 Beğeni


BİTTİ.:tornado:

İlk kitabı okuduktan sonra can havliyle kendimi burada bulmuştum. Coşku insan tav veriyor, evet ama bu kez öyle yapmadım. Prajna meditasyonu yapmak işe yaradı; sakinleştim. :slight_smile:

Efsane, ikinci kitapta yine dolu dizgin… kaosu yaratan hainlerin ölümlerinin yine “çıt” diye gerçekleştiği, dostun düşmana karıştığı, sonsuz olasılıkta komploların kokusunu derinden hissedeceğiniz müthiş bir anlatı.

Arrakis gezegeni ilk kitabın ardından cihada girmiş ve üzerinden on iki sene geçmiştir. Paul, masmavi İbad gözleriyle insanüstü- İmparatordur tüm halkların gözünde.
Dune, suyun her yerde hissedilebildiği bir cennete dönüşürken güç iktidar hırsını tetikleyen bir unsur olmuştur çoktan.
Paul’un kendi iç dengesini bulmaya çalışması, kendi kendini yok etmesi için bir silah mıdır…? Fremenlerin haklı siyeç özlemi imparatorluğa karşı kullanılabilir bir tehdit midir…? Kahinlerin artışı, Dune tarotu bakarak gelecek ihtimallerini nasıl etkiler…? gibi onlarca sorunun karşılığını ararken karşınıza çıkan Duncan Idaho’yu tanıyabilecek misiniz, merak ediyorum.

Son olarak dilerim ki;
“Sizin ve hanenizin üstünden iyi şans eksik olmasın”

25 Beğeni

Bleach 10 bitti.

İçigo’ nun arkadaşlarıyla beraber Rukia’ yı kurtarma çabaları devam ediyor.

9 Beğeni

Bleachin en güzel arcı hocam, keyifli okumalar dilerim.

2 Beğeni

Uzun zamandır merakla beklediğim Hyperion’ı, okuma etkinliği kapsamında okudum. Son zamanlarda en yavaş okuduğum kitaplardan birisi oldu çünkü hem hard sci-fi olması hem de bilim kurgu kadar felsefe ögeleri ve edebi referanslar içermesi sebebiyle sindirerek ilerlemek istedim. Ayrıca etkinlik içerisinde anlamadığım yerleri sormam ve teoriler üzerinde tartışmamız da çok faydalı oldu.

Kitap bir yolculuğa çıkmış birbirinden alakasız 7 kişinin aslında 6 hikayesini anlatıyor. Kitaptaki en etkileyici şeylerden birisi, her yolcunun hikayesini anlatırken kendi kişiliğine göre anlatımın değişmesi. Mesela asker daha net, keskin cümleler kullanırken şair ise daha edebi bir dil ve şairane cümleler kullanıyor. Bununla birlikte en sevdiğim öykü alimin öyküsü oldu, sebebini de etkinlikte açıkladım, buraya spoiler olmasın.

Yazarın birçok yazardan etkilendiği açık. Bunların listesini yapsak yorumlarımdan uzun sürer sanırım. Ama bu kadar referansı anlayabilecek donanımda bir okuyucu olmadığım için yer yer böyle sanki cehalet zırhımdan “tink, tink” diye sekti bu referanslar. Bütün bunlar yazar Simmons’ın bir deha olduğunu göstermiyorsa başka ne gösterir bilmiyorum.

Son olarak, çevirisi için @YaprakOnur’a, editörlüğü için de @Everfever’a teşekkürlerimi sunuyorum. Çeviri konusunda gözüme çarpan neredeyse hiçbir şey olmadı, görebildiğim bir iki typo’yu da kendilerine ilettim. Çok zor bir işin altından layıkıyla kalkmışlar. Dilerim ikinci kitap da bu yıl içerisinde gelir zira çok can alıcı bir yerde bitiyor kitap. :slight_smile: Yine de bu durum okumanıza engel değil, okuduktan sonra devam etmek istemeyenler için bu kitabı bir “hikaye kitabı” olarak değerlendirmek de mümkün.

Kitaba notum 9/10. 1 puanı neden kırdım ben de bilmiyorum ama elim 10 puana gitmedi. Büyük ihtimalle her hikayenin başlarının bir tık donuk olmasından dolayıdır. :slight_smile:

26 Beğeni

İTAAT - MICHEL HOUELLEBECQ

Kitabı yeni bitirdim. Kitabın başlarında çok fazla argo ve cinsellik olması beni biraz bunalttı ama yazarın anlatımı akıcı. Konusu; 2022 yılı Fransa’da Ben Abbes’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanıp iktidara gelmesi ile birlikte Fransa’nın yaşam tarzının şeriat eksenine kaymasını( çok eşlilik, kılık kıyafet), ataerkil bir düzene dönüşmesini ve Avrupa’nın başka yerlerinde de yine İslami politik bir yükseliş olmasını konu alıyor.

16 Beğeni

kartallarin-zaferi-7384301-51-O

Kartalların Zaferi

Temeraire Serisi 5.Kitap

Beşinci ve 6. Kitaplar çıktığında Karanlık Cevher Serisi 3. Kitabın ortalarındaydım; çok beğendiğim bir seri olmadı Karanlık Cevher, kendini okutuyor ama ortada birinci kitabın sonlarında öğrendiğimiz çok büyük bir ana çatışma var ve bu çatışma için ne kahramanlar ne de yüzeysel anlatım şekli uygun değildi, boyundan büyük işlere kalkışmış bir seri bence. Aynı evrende aynı kahramanlarla daha spesifik bir hikaye anlatılabilirdi. Neyse Temeraire serisi 4.kitap sonunda çok girift bir yerde kalmıştı, devam kitapları gelince sadece başına bakıp ne olduğunu öğrenmek istemiştim ama bırakamadım :relaxed:

Hikaye Napolyon zamanında geçiyor, ortada Napolyon ile diğer Avrupa devletleri arasında bir savaş var, ambiyans geçtiği dönemi yansıtıyor tek fark hava kuvvetlerinin ejderhalardan oluşması, farklı yetenekleri olan farklı boyutlarda ejderha türleri var ve onların yetenekleri dışında fantastik bir unsur yok… Ejderhalar yumurtadan çıktıklarında karşılaştıkları insana bağlanıyorlar, yumurtalar hava kuvvetlerinin kontrolünde olunca da bağlandıkları kişiler hava kuvvetleri mensupları oluyor ve sonrasında o ejderhanın kaptanı oluyorlar, bu arada ejderhalar zeki yaratıklar ve konuşabiliyorlar bizim ana kahramanlarımız da ejderha Temeraire ve kaptanı Will Laurence, savaşın İngiltere tarafındayız ki 5 kitaptır bu savaşın kahramanların olduğu bölümlerini detaylı olarak okuyoruz, Osmanlı’da geçen bir bölüm de var

Felsefi derinliği olan bir seri değil, benim en çok kalbime dokundu, eski dostlara yeniden kavuşmuş gibi hissediyorum, uzun süredir hem ana hem yan karakterlerine bu kadar bağlandığım bir seri olmamıştı, hiç kimse siyah beyaz değil ve hiçbir karakterin altı boş değil, iç çatışmalar vicdan ve görev arasında kalmaktan kaynaklanıyor. Onur, bağlılık, dostluk ve sorumluluk gibi kavramlar o kadar ön plandaki bir de bunlara bazen sinir bozucu olan İngiliz nezaketini ekleyin :relaxed:, utanmayı bile bilmeyen insanların hegemonyasındaki kendi zamanımızdan sonra ilaç gibi geldi.

Kitabın anlatımı sade ama asla basit değil, bir savaş etrafında olaylar gelişiyor ve ben bir kadın yazarın ki bildiğim kadarıyla bir ordu deneyimi yok, böylesine detaylı bir savaş tasvir edip üstüne de kitaplar boyunca kendiyle çelişmeyip tökezlememesini çok takdir ediyorum, yine bir kadın okur olarak kitaplar boyunca savaş okuyup sıkılmadığım için kendime de hayret ediyorum, öyle detaylar var ki mesela hava kuvvetleri için gereken yakıt ikmal (inekler, geyikler ve domuzların temini) yöntemleri bile atlanmamış

İlk 4 kitaptan sonra çevirmen değişmiş. Aynı çevirmenden devam edilmesini tercih ediyorum çünkü serilerin kendi atmosferi ve literatürü (kavramları) olur, bir noktadan sonra bunun değişmesi çok can sıkıcı ama burada onu hissetmedim ilk 4 kitaptaki tercihlere dokunulmamış ve üslupta değişmemiş, güzel bir Türkçeydi, 7-8-9 da hızlı bir şekilde çıkar umarım

Bu tarz daha çok gençlere yönelik fantastik serilerin okuduklarımın arasında harry potter’dan sonra ikinci sıraya koyuyorum ben, sonra sir benfronun şarkısı ve demir druid serileri gelir, onlardan sonra wardstone günlükleri. İz bırakmayanlar ise fablehaven, karanlık cevher ve belgariad

Kitapla okur arasındaki ilişki kişisel bir ilişkidir o yüzden farklı okurlarda farklı yansımaları olacağını bilerek ama yine de gönül rahatlığıyla temeraire serisini tavsiye ediyorum

19 Beğeni

Dune Sapkınları’nı sınavımdan sonra okumayı planlıyordum ama son zamanlarda okumaya çalıştığım her kitabı yarım bıraktım için Dune Sapkınları’nı daha fazla bekletmek istemedim. Bugün 70 sayfa okudum. Kitap diğer kitapların tekrarı gibi geldi.

Kitabı kapattığım da Dune evrenine yabancı kaldığımı farkettim. Zaten tekrar okumak istiyordum, seriye yeniden başlama kararı aldım.


Embriyogenesis- Özlem Ada
Yerli bir bilimkurgu romanı. Zamanında Sarmal Yayınları’ndan çıkmış. İçinde birbiriyle bağlantılı iki adet öykü bulunuyor. Konusu ise gerçekten ilgi çekici. “Hadi canım böylesi de olmaz.” denilecek cinsten değil. Kısaca değinecek olursam teknoloji geliştikçe insanların genetik özellikleri doğmadan belirleniyor, hücreleri yapay olarak üretiliyor. Bir süre sonra yapay insanlar ölmeye başlıyor. İkinci öyküde bu gizem çözülmeye çalışırken ilk öyküde bu gizem çözüldükten sonrasından bahsediliyor. Arka planda kalmış bir kitap olsa da ben gerçekten beğendim. Puan verecek olsam 8/10 verirdim. Bunun nedeni de aklımda bazı soru işaretleri kalmış olması ve kitaptaki mantığı çözmenin biraz zorlayıcı olması. Ancak genel olarak güzel bir kitap. Çok fazla bilimkurgu okumuyorum ancak bilimkurguya ilgiliyseniz bakmanızı öneririm.

14 Beğeni

Engin Geçtan - İnsan Olmak

19 Şubat 2018’de, 3 yıl önce kaybettiğimiz Engin Geçtan Hoca’nın bu güzel eserini hepinize tavsiye ediyorum. Allah rahmet eylesin.

9a41b96b521f1c7b33d43d748010a2bd-OBERS

goodreads

Bol bol altını çizmelik paragrafları olan, farkındalığı arttıran ve kurgu dışı olmasına rağmen su gibi akıp giden bir kitap. Engin Geçtan gerçekten çok güzel analizler ve tespitlere yer vermiş kitabında. 1983’te yazdığı İnsan Olmak, günümüzde okunduğunda hiçbir şekilde arada 35 seneden fazla zaman olduğunu fark ettirmiyor. O kadar gerçekçi ve doğru tespitler var ki, çoğu paragrafta ya kendiniz ya da çevrenizdeki herhangi birini göreceksiniz.

Eşimin uzmanlık alanında olmasından dolayı art arda iki defa okuyup önerdiği bir kitaptı ve hemen araya alıp okudum. Normalde hiç kurgu dışı okuyacak havamda değildim ama ilaç gibi geldi. Herkese de tavsiye ederim. Başka kitaplarla da birlikte okunabilecek bir eser. Bölümlere ayrılmış şekilde hap gibi, öykü okur gibi ara ara da okuyabilirsiniz. Mutlaka bir şeyler kazanacaksınız bu kitaptan.

17 Beğeni