Hangi Yerli Yazarımızın Telif Hakkı, Ne Zaman Sonlanıyor?


(Onur Selamet) #1

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/haberler/hangi-yerli-yazarimizin-telif-hakki-ne-zaman-sonlaniyor/



Telif hakları meselesi uzun zamandır tartışma vesilesi olarak gündemimizi meşgul ediyor. Peki bir yazarın telif hakkı ne zaman sonlanıyor, sonlanınca neler oluyor? Yakın gelecekte bizleri neler bekliyor? Birlikte göz atalım! (DEVAMI…)


(Merve Aydın) #2

Bence telif hakkı boşa düşmesi diye bir şey hiç olmamalı. Kişi vefat etmiş olabilir ama eserlerinden kazanılanlar ailesinin olmalı. 70 yıl falan değil. Tüm yıllar boyunca.


(Tennur TELCİ) #3

Kitap yazmaksa amaç herkes az çok bir şeyler karalayabilir ama yazar olmak, onun sanatçı kişiliğine sahip olmak zordur. Bu kadar değerli yazarlar için 70 sene az bence. Ortada bir emek var ve bu yazarlar en önemlisi halkı aydınlatmış, bilinçlendirmiş olup hala da bu görevlerine kitapları vasıtasıyla devam etmektedirler. Ama bir yandan da şöyle düşünmek lazım; telif hakkı sebebiyle sadece belirli yayınevleri bu kitapları basabiliyor ve bu da ister istemez fiyatını etkiliyor. Burada asıl önemli olan bence yazarın kendi düşüncesi ne olurdu. Eserlerinden ailesinin maddi yönden yararlanmasını mı yoksa bundan ziyade ulaşımın kolay olup herkesin okuması mı!


#4

Bir merdiven altı bulak da kiralayak madem.
Ya da koruma kalkanlarını açalım küçük prenshit storm gibi bunlardan da korunalım. :((


#5

Yazarlar neden kitap yazar? Ün, para veya sonsuza kadar adının anılması… Bence telif mevzusuna buradan bakmalıyız.

Yaşadığı dönemde ün ve/veya para kazanan yahut kazanmayan yazarlar için öldükten sonra şöhretin bir önemi kalır mı? Bence kalmaz.

Peki ya para? Tamam, ailesi için bir miras sağlamış olur. Diyelim ki yazar 50 yaşında vefat etti. Eşi 120 yaşına kadar yaşamayacağı için buradan belirli bir geliri olur ve ölene kadar alır; çocuğu o sıra 30 yaşındaydı diyelim 100 yaşına kadar yaşarsa maşallah, yaşamazsa da geliri olur. Torunu 5 yaşında diyelim. 75 yaş iyi ideal, geliri de iyi.

Tamam asıl amaç paraysa böyle bir hesap yapabiliriz. Yazara sorsaydık, kitap yazmasının asıl amacı para mı diye, ne derdi? Para önde gelir diyeceğini sanmıyorum. Şöhret de göreceli bir kavram ama adının öldükten sonra da anılması başka yazarlar tarafından telifi dert etmeden eserlerini eserlerinde yer vermesi daha anlamlı olmaz mı? Daha çok okura -ki fiyatlar günümüzde belli- ulaşması daha önemli değil mi?

Sabahattin Ali’nin ailesine bu konuda hayıflanıyorum. Yahu yıllarca eserleri çok satan bir yazardan gelir elde etmeleri ağrıma gitmiyor, avukatlarla sürekli para para diye bastırmalarından gına geldi.

Yok efendim, “Yazar o tarihte ölmemişmişmişte… eserleri 20 yıl yayınlanmamışmışmışta…” daha nelerle çıkacaklar acaba? Bırakın okurlar bu pahalılıkta onun eserlerini uyguna alıp okusunlar efendim. Bırakın telif ödemeden dergilerde yazılarına yer versinler, efendim.
Bir bırakın adamı artık yahu…


#6

Bana kalırsa bazı yazarların telif hakkı ona yakışan yayınevinde ömür boyu kalmalı. Misal Oğuz ATAY.
Bu yıl sonunda Sabahattin ALİ’nin telif süresi doluyor. Seneye hiç yoksa en az 10 tane yayınevi Kürk Mantolu Madonna basacak eminim. Bence Sabahattin ALİ ve listede ismi olan şairler YKY’na yakışıyor. Açıkcası telif süresi gözetleyen merdivenaltı yayınevlerinin böyle büyük yazarları kötü baskılarla piyasaya sürmesi bana hoş gelmiyor.


(Hakan Tunç) #7

Bu da biraz bilinçli okura bağlı aslında. Vereceğim örnek tam bunun karşılığı olmayabilir ama örneğin Küçük Prens’in telifi düştüğünde sayısız yayınevi tarafından basıldı bu kitap. Öyle ki adını daha önce duymadığım yayınevlerini bu baskıyla tanıdım. Ama %95’i tek baskıda kaldı. Can Yayınları, Cemal Süreya ve Tomris Uyar’lı çevirisiyle (ki diğer pek çok yayınevinden daha pahalı bir etiket fiyatına rağmen) sanıyorum 15. baskıya geldi. Üstelik her baskısında 25-30 bin basıyor olmalı.

Yani okur bilinçli olduğu sürece yayınevleri de bu tarz inşaat türü sektörleşme durumuna girmez diye düşünüyorum. Ama tabi yaşadığımız ülkede bu türden bir bakış ne derece etkili olur, bilmiyorum.


#8

Evet ama bahsetmiş olduğunuz örnek çeviri gerektiren bir eser. Türk yazarların eserlerinde çeviri kalitesi gibi bir endişe olmayacağı için ister istemez piyasada çok basit ve özensiz baskılar olacak. Sonuçta içerik olarak hiçbirinin birbirinden farkı olmayacak. Kaldı ki Küçük Prens telif süresi dolunca yayınevleri çeviri için masraf yaptı ama bizim yazarlarımız için çeviri masrafı bile olmayacağından peynir ekmek gibi kitap basılacak. Bence mirascılar için maddi yönü bir kenara bıkakırsak manevi yönden bile üzücü bir durum.


(Doğan Can Urul) #9

Şimdiden görebiliyorum;

Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna - Ciltli,Şömizli, Kürk kaplamalı, Kahve kokulu sayfaya Çikolata baskılı, özel parfümlü püsküllü ayracıyla…


#10

O zaman içerik aynıysa neden şekle bakalım?

Bu dediğiniz bütünüyle kapital bakış açısı, manevi değil maddi yön oluyor. Koleksiyonluk kitaplar, numaralı kitaplar da bana samimi gelmiyor ki yazar tek yayınevinin altında kitapları çıksın…

Salt bir yazarı bir yayıneviyle özdeşleştirip, onun eserlerini sadece o yayınevinden mi almak gerekiyor? İş Bankası, Sabahattin Ali basarsa içerleyecek miyiz? Kendisini dahi tanımayan torunun çocuğu, “Yazıklar olsun İş Bankası’na hem ucuz hem de kaliteli bir kapakla kitabı sunmuş,” der mi? Para kazanmak için dava üstüne dava açanlar mı maneviyattan söz edecekler?

Ne yazık ki size katılmıyorum… Küçümsediğiniz küçük yayınevleri de piyasada tutunmak için çabalıyorlar? Onların yaptığı çalışmalar çok mu kötü? Jaguar Kitap, Yüz Kitap, Dedalus, Nebula yayınevleri büyükler liginde değil ama büyük çalışmalar yapıyorlar.


(Hakan Tunç) #11

Tam da bu nedenle karşılığı olmayabilir demiştim ama mesela baskıyı yayına hazırlarlarken direkt YKY’nin editörlük geçirmiş metnini kullanamayabilirler. Davalık bir durum oluşabilir, haliyle metnin ham hali üzerinden gidecekler ve bu da ister istemez ortaya çıkan son iş konusunda bir ayrıma sebebiyet verecek. Bakalım, hep birlikte okuyup takip edeceğiz bu süreci.


#12

Ben pek umutlu değilim süreçten. 100 lira 200 lira verip bir üniversite öğrencisine son okuma yaptıracaklar. Sonuçta özensiz, kötü baskılı bir çok kitap çıkacak ortaya. Şükür Nazım Hikmet’in süresinin dolmasına daha var.


(Cem) #13

Çakal yayınevleri bunu beğendi.


(M. Ihsan Tatari) #14

Bence telif hakları düşmemeli ama bir yayınevine de ait olmamalı. Tam aksine yazarın ailesine ait olmalı, eşi ve torunları bu mirasa sahip çıkmalı. Öyle ya? Tolkien Vakfı, C.S. Lewis Vakfı, Sherlock Holmes Derneği… Yurt dışında bunun çok örneği var; büyük yazarların teliflerine aileleri tarafından yönetilen, ortak karar alınan dernekler sahip çıkıyor. Bizde neden böyle bir uygulama yok? Ya da yaygın değil diyelim, Nazım Hikmet Vakfı var sonuçta.

Gerçi düşündüm de… Alexandre Dumas, Robert E. Howard ve H.P. Lovecraft gibi pek çok ustanın eseri de telifsiz. :roll_eyes: Yine de dernek ve vakıf gibi oluşumların eserlerin telifinin korunması ve basılmaya devam etmesi açısından daha sağlıklı olduğu kanaatindeyim.


(Gülçin Akın) #15

Dernekler sahip çıksa da bu yazarların telifleri de düşecek. Sherlock Holmes Derneği ne yapıyor bilmiyorum ama gördüğümüz üzere isteyen herkes Sherlock Holmes basabiliyor, hatta Sherlock Holmes’ü kendi istediği maceralarda yazabiliyor. 25 sene sonra da isteyen Tolkien basacak.
Okurların bilinçli olacağına inansam serbestlikten yana olurdum ben de. Rekabet okur için iyi olurdu ama çevirmenine, editörüne dikkat etmesi gerektiğini bilmeyen ve bulduğu en ucuz versiyonu satın alan insanlar varken çok fazla niteliksiz iş basılıyor. Bu kötü versiyonlar da insanı okumaktan soğutuyorlar.


#16

Serbest telif piyasası yapalım desen telifler için rekabet olsa rekabet kaliteyi doğursa diye düşünsen bir bakmışsın telifler tekel olmuş, 70 yıl sonra telif düşer kapışın desen kaliteden eser kalmaz. Yarabbi bu insanoğlunun açığını bulmayacağı bir düzen yok mu?


(burakkny) #17

Bir hukukçu olarak şunu söyleyebilirim; herhangi bir sanat eseri aslında “fikri mülkiyetin” konusudur ve diğer tüm mülkiyet türleri gibi sanatçının şahsi mamelekinin-mal varlığının- bir parçasıdır. Bu haliyle de fikir ve sanat eserlerinin ölümden sonra mirasçılarına kalması gerek geleneksel gerekse pozitif-meri- hukukun ilkelerinin de tartışılmaz sonucudur.
Ayrıca çağımızın liberal siyasetine ve “etik” ilkelere de uygun bir düzenlemedir.
Kişinin, ayni serveti (yani gayrı menkulleri ) üzerindeki mülkiyet hakkı sonlanmayarak mirasçılarına devredilebiliyor da fikri mülkiyeti nasıl sonlanabiliyor ya da ailesinden alınarak herkese açık hale gelebiliyor, bunu anlamam mümkün değildir.


(burakkny) #18

Haklısınız;
Diğer taraftan; siz mütercimsiniz, sizin tercümenizin de telif hakkı vardır. Piyasada “çakma” tercümeler konusunda nelerin döndüğünü daha iyi bilirsiniz. Fasa-fiso bir şirket sizin tercümenizi alıp, pekala telif hakkı bitmiş bir eserde kullanabilir!
Sizin emeğiniz olan tercümeniz (tercüme de hukuken bir eserdir) üzerinde hakkınız olmayacak mı?

Bu Yetmiş yıl kriteri çok manasız bir düzenleme vesselam!


(Kemal Küçükgedik) #19

Çok güzel bir noktaya değindiğiniz için merak ettim üstünkörü bir araştırmaya giriştim. Hızlıca yaptığım okumalar beni yanıltmıyorsa (ki yanıltabilir, çok hızlı okudum ve hukuki metinlerle çok içli dışlı değilim) 1710 yılında İngiltere parlamentosu tarafından kabul edilen Anne Yasası’na (Kraliçe Anne’e ithafen) dek telif hakkı (copyright, kopyalama hakkı) sadece yayıncı ile yazar arasında bulunan ve devlet tarafından denetlenmeyen bir sözleşmeden ibaretmiş. Bu sözleşmeler de genellikle yazarın aleyhine düzenleniyor ve eserin haklarını çok uzun süreliğine veya sonsuza dek yayıncıya devrediyormuş. Bu yasal düzenleme sayesinde yazar daha hakkaniyetli bir şekilde eserlerini dağıtma olanağı bulmuş ancak elbette düzenlemenin getirilmesindeki en önemli nedenlerden biri de devlete sansür imkânı verebilmesi.

Anne Yasası yazara ve yayıncıya telif ücreti alabilmesi için en fazla 14 +14 yıllık bir süre vermiş. Sonrasında “Öğrenmeyi teşvik etmek için” kamuya açık hale getirilmesine karar verilmiş. İlerleyen dönemlerde bu süre artırılmış ve günümüzde genel olarak ölümünden sonra 70 yıl kadar halini almış.

Aslında bence çok ilginç bir konu, daha etraflı ve detaylı bir okuma yapıp biri yazsa bunu keşke :wink:


(burakkny) #20

Araştırmanız iyi olmuş. Faydalandım. Teşekkür ederiz.
Ancak; Geçmiş asırların bugünkü demokratik geleneklere esas teşkil eden "örf-adet " hukukunu hareket noktası kabul ederek, içinde bulunduğumuz çağın her gün sürprizlerle dolu teknik ve ekonomik gelişimine “aynen” veya “kademeli” olarak uygularsak fazla mesafe kat edemeyiz gibi geliyor.
İngiltere de kralın yetkilerini sınırlayan ilk metin olan 1215 tarihli “Magna Carta” sının tedricen gelişimi belki bugünün İngilteresinin meşruti yönetim ihtiyaçlarına cevap verebilir, ama İnternet te bilgi paylaşımının esaslarını daha yeni hüküm altına almış olan AB’nin ; telif hakları gibi günümüzde çeşitli enstrümanlarda söz konusu olabilecek bir konuda çok daha adilane ve hakkaniyetli düzenlemeler yapması ve bu düzenlemelerin de ülkemiz mer’i hukukuna ithal edilmesi gereklidir, kanısındayım…