Hayali Sancılar

Bize sunulmuş hayatları yaşayan bedenleri taşıma zorunluluğu olduğu bir yaşamın içindeyiz. Her kapanan perdenin ardından yeni oyuna muhtacız yaşamda. Acaba önümüze gelecek yeni sahne ney? Her zaman ki gibi ; herşeyin güzel başlayıp sonu kötü bittiği bir oyun mu?
Yoksa hiç tanımadığimiz duyguları içeren bir sahne mi?
Bunları düşünürken sigaramın yavaştan bittiğini görüyorum. Ve iki üç yudum kalmış şarabım. Yalnızlık sorgusu içten içe içime işlemiş adeta. İnsanlar içinde insansız hisseden ruhum, beni sürekli sen duygularına yöneltiyor.
Pencerenin eşiğinde kalıveren sonbahar gibi bensizleşiyorum. Aslında kolumda bir şırınga ile bir metro istasyonunda altın vuruş ile ölmeyi hayal ediyorum şuan. Beni hiç bir şekilde bilmeyen toplum, ertesi sabah gazete sayfalarında ve 2 dakikalık bir haber bülteninde tanıyacaklardı az çok.
Beni tanımalarının başka yolu yoktu çünkü. Aslında kendimi bile tanımazken, sürekli değişen bir ruhaneye sahip olduğum için onların beni tanımasını bekleyemezdim.
Kimim ben ? Kimdim ?
Her an sürekli kendime sorduğum iki soru…
Bunların cevabını bulamazken beni tanımaya çalışan insanlara ben nasıl anlatabilirim kendimi.

Belki de ne kendimi nede yaşamı tanımak istiyorum. Ya kendimden korkarsam ? Ya kendimden uzaklasamayacagimi bildigim halde uzaklaşmak istersem ?
Ayak uyduramayacagim bir yaşam içinde olduğum kesin. Herseyin sorgusu yapıldığı bir hayat. Nefes alışının bile anlamı olmalı bazen siz için. Sen için ben olmamam gerektiği gibi mesela.

İster istemez illa ki sen geçiyorsun elbet. Aslında geçip gittin belirli bir şekilde ama her seferinde illa ki anımsıyor zihnim…

1 Beğeni