Hyperion İncelemesi: Zaman Mezarları Vadisi'nde, Shrike Herkesi Bekler

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/inceleme/hyperion-incelemesi-dan-simmons/



Hyperion incelemesi sizlerle. Amerikalı bilimkurgu yazarı Dan Simmons imzalı eser 1990 yılında Hugo Ödülü alan; galaksilerin arasında notaların fırtınalara eşlik ettiği yakut ve kanla sarmalanmış bir uzay operası. 1970’lerde küçük bir kasabada öğretmenlik yapan Dan Simmons zamanla öğrencilerine öykü anlatmaya başladı. Hyperion’un ilk temelleri de böylece atılmış oldu. 1989 yılında yayınlanan Hyperion, 1990 yılında En… (DEVAMI…)

19 Beğeni

Kitabın sonuna gelmeme rağmen hala 1. Hikaye (Dure’nin) en beğendiğim hikaye oldu. Fazlası spoilera girer.

5 Beğeni

Kitabı henüz okumadım fakat Shrike hakkındaki düşüncelere bakınca aklıma Dune’un Şeyh Hulud’u geldi. Belki de okuduğum her bilimkurgu kitabını irdelerken Dune’u merkeze almamdan kaynaklı oluyor bu.

4 Beğeni

Sözlük kısmında size katılıyorum. Onun dışında güzel bir inceleme olmuş. Elinize sağlık. Benim en çok beğendiğim hikaye Dure’nin ve Kassad’ın hikayesi oldu. Gerçi çoğu hikayesi muazzam ama en çok o ikisini beğendim.
@Waxillium kitabın ismi de tıpkı Dune gibi bir gezegenden geliyor. Bunun haricinde tıpkı Şeyh Hulud’a tapanlar gibi Shrike’a tapanlar da var. Bunun haricinde hikayeler vs pek benzemiyor ama yine de okumanızı öneririm.

5 Beğeni

Brawne’nin hikayesi de Neuromancer’ı hatırlatıyor , hatta William Gibson’a ithafen , şerif Gibson diye bir karakter de var. İçindeki hikayeler çok kapsımlı.

3 Beğeni

Benim de en beğendiğim hikaye ilkiydi. Kitaptan bağımsız olarak da çok güçlü buldum. Lovecraft’tan ziyade Joseph Conrad tadı aldığımdan muhtemelen.

5 Beğeni

Conrad konusunda size katılıyorum, insanın zihninde Karanlığın Yüreği canlanıyor.
Özellikle inancın sorgulanması konusunda uzun uzun düşünülmüş. Dure kelimesi de ingilizce dayanıklı, sert anlamına geliyor.

5 Beğeni

Beni en çok kitabın şiir ve şair temaları etkiledi. Dedektifin Hikayesinde bahsi geçen John Keats aynı zamanda seriye ilham olan The Fall of Hyperion’nun yazarı. Ve Kitaptaki dedektifin ismi Brawne Lamia: gerçekte yaşamış olan Keats’in sevdiği kadının adı Fanny Brawne ile yine onun bir eseri olan Lamia dan geliyor.

6 Beğeni

Aslına bakarsanız arkadaşlar çağrışımlara girdiğimiz noktada inceleme hakikaten 47 sayfa sürebilirdi. :joy: @Bay_Karamsar

Ben daha çok spoiler olabilecek şeyleri okumak isteyenler de olursa diye etrafından dolanıp merak uyandırmak ve aynı zamanda da az çok okuyucu fikir edinsin istedim.

Oysa @YaprakOnur ve @Everfever tek kitapta bir araya gelince “Aha, hataları dan dan diye yazarım.” diye düşünüp heyecanlamış olsam da buruk bir sevinç yaşadım. :buyucu:

Yine de cadının gözünden kaçmaz. Birkaç tane buldum. :face_with_hand_over_mouth:

Kitap hakkında spoiler. Öylesine bakmak için bile açmayın. Okumayanlar için keyif kaçırır.

Bu arada kitapta hain uyarısı yapıldığı anda Konsolos’un hain olduğunu anladım. Buna bir çeşit öngörü diyebiliriz. En sevdiğim hikâye ise sanırım rahibinkiydi.

9 Beğeni

Genelde giriş kısımları nispeten zor olur ama bu kitapta sanırım giriş kısmı en güzel kısımlarından biri.

1 Beğeni

Ben ilk sayfaların burada yumuşatıldığını düşünüyorum. Nispeten daha az karışık bir hikayeyle yabancılık çekmeden evrene alıştırma bölümü.

2 Beğeni

Yayına hazırlayanlar olarak biz teşekkür ederiz :slight_smile:

9 Beğeni

Son fiyatçılarada ufak bir çağrımızı iletirsin @Everfever kardeşim. Çok pahali değil mi yav.

1 Beğeni

Klavyenize sağlık @Agape, çok güzel bir inceleme olmuş! :heart_eyes:

1 Beğeni

Şükür kavuşturana…
Epeydir Facebook bağlantısındaki sorun yüzünden foruma giremiyordum, KY’den gelen cevapla kendim hakkında bir fikir daha edindim. Saplantılı bir kişiliğim varmış meğer. İlle de Facebook yerine hemen altındaki Google’ı deneseymişim -afbuyrun- iq<90 durumuna düşmeyecekmişim. (Belki gerçekten de öyledir.)
Böyle yanık bir introdan sonra.
Ayda yılda bir de olsa edebiyat tadını, hayatında ilk kez çikolata yiyen bir çocuk misali damağımda sevinçle hissetmeyeli epey olmuştu. Bu nedenle İthaki’ye teşekkürlerimle.
Madem herkes fikrini belirtmiş, ben de şöyle söyleyeyim: Diğer öykülere göre en fazla içime dokunan, Rachel’ınki oldu.
Kitap güzel, beğendim. Hem öykü içinde öykü, hem de hacıların söyleşerek menzile doğru yol almaları özelliği ile biraz Canterbury Tales’e övgü, biraz da John Keats’e ağıt gibi sanki. Bu türden yüceltmeler her zaman hoşuma gitmiştir.
Biliyor musunuz, bundan uzun yıllar önce ben Edgar Allan Poe’yu sadece Kuzgun’u yazan şair zannederken Bay Bradbury bu yanılgımı pek te zarif olmayacak bir biçimde kafama vurarak düzeltmişti. Böylece Mars Günlükleri’nden aldığım feyzle kitapçılarda fellik fellik Poe öyküleri arar hale gelmiştim. (Ama ne enfestir “Tanrı aşkına Montresör.” ) Şimdi de Bay Simmons sayesinde Keats’e takmış durumdayım.
Çeviri ise zaten gerçekten çok takdir ettiğim çevirmenlerden birine ait. Belki de bunun için böylesine tad almışımdır bilemiyorum.
Ne diyeyim? Devam… Serinin diğer kitaplarını bekliyorum sırasıyla.

3 Beğeni

Pegasus olacaktı sanırım :slight_smile:

3 Beğeni

Aa Pegasus’tu gerçekten. Umulmadık bir şey yapmış olsa gerek ki, doğrudan İthaki demişim. Pekala… “Bu nedenle Pegasus’a teşekkürlerimle.”

1 Beğeni