İngilizce Bilmek Bilgelik mi?

Katılıyorum. Teşekkür ederim. :saluting_face:

2 Beğeni

Sorun da aslında biraz o. O milli ve manevi değerleri sadece siz hissetmiyorsunuz.

Ekonomik bağımsızlık yoksa, üretmiyor, icat etmiyor, yaratmıyor hala ithal ikameci bir sanayi varsa, yer altı yer üstü zenginlikleri üç beş yabancı şirket ya da kompradorlar ile talan ediliyorsa… Vs kısacası ortada bir sorun varsa bu dilden çok ekonomik ya da siyasal bağımsızlık olmadığı içindir. Ülkenin her yerinde NATO üssü var.

Bence öncelik sorunu doğru tespit etmekle başlar, çözüm de o tespitler üzerine düşünülür.

6 Beğeni

Tarihsel okumanız doğru bir bakış açısı sunuyor ama o tarihlerde ABD ile ittifak yapmak, üsler vs bir mecburiyetti. Tabiki birçok sorunumuz var. Bu sadece biri. Ama dediğim gibi biz aşırı gittik. İşler çığırından çıktı. İşte bu sorunun temeli dediğiniz gibi tam burası. Cahildik. Cahildi yöneticilerimiz ve milli kalkınmanın pınarına çimento dökülmüş oldu. Milli Eğitim komisyonu, İngilizce eğitimi, fulbright anlaşmaları, siz üretmeyin biz verelim-truman doktrini, köy enstitülerini kapatın komünizm tehlikesi vs ve ardından çok sonra gelen Kıbrıs’a bizim verdiğimiz silahlar ile müdahale edemezsiniz çıkışı ve üslerini kapatıp bizim Kıbrıs’a çıkmamız. Karşılığında bize yaptırım uygulanması vb kısa kesiyorum, bunlar Anglo-saksonların biz Türkler’e yaptığı yakın tarihde ki (özür dilerim) kalleşlikler.

Sadece bunları bilmek bile dingilişçe direncini uyanması için yeterli. Söyleyin bana aynı derecede milli ve manevi duygular içerisindeysek sizin için niçin problem yok? Neden normal ve masumane herşey?

1 Beğeni

Bunu ben de düşünüyorum zaman zaman vallahi. Japonya’da Sırbistan’la aynı dükkanlar var, Szcecin’de yerel kahveciler İstanbul’la, Berlin’le, Oslo’yla, Osaka’yla birebir aynı. Global olarak -sosyoekonomik sınıfına göre- aşağı yukarı aynı hayatı yaşıyoruz.

Herkes herkesle bağlı olunca kendine has yerel kültürler de pek gelişmiyor sonuç olarak. Hep beraber aynı global minimuma yakınsıyoruz, lokalde kendimize özgü minimumlar bulup oralarda takılmak yerine. Lokalde kalsak belki bir tık daha kötü olacak her şey, ama sana özgü olacak, senin olacak.

Altkültür örneğinden gidersek, hobimiz için açıyoruz ilgili subredditi, globalde aynı hobiyi yapan herkesle anında bağlantıdayız. Yerel problemlerimizi kendimize özgü çözeceğimiz yerel bir grup kurmuyoruz. Bu bence günümüzde nerdeyse her duruma uyarlanabilen bir mekanizma. Bana kalırsa bu zenginleştiren bir şey değil, kıtlaştıran bir şey. Ama bireysel olarak pek önünde durulabilecek bir akıntı değil bu bana kalırsa.

Valla hocam kendi adıma söyleyecek olursam, normalde “bu problemleri düşünsün ve hakkımızı savunsun” diye koca bir bürokrat ve politikacı sınıfı besliyoruz.

Bana göre Türk Mileti’nin hakkını savunmak “Dingiliz” politikacılarının işi değildir. Böyle bir beklentinizin olması bile bana göre saçmadır. Adamın işi kendi milletinin hakları savunmak çıkarlarını gözetmek. Senin de aynı göreve sahip adamların var. Senin hakkın gözetilmemiş, adamın milleti için avantaja çevrilmişse, adamın politikacısı/bürokratı işini yapmış, seninki yapmamış demektir.

Yani denmesi gereken şu değildir:

“x ülkesi/milleti kalleşlik etti, bize ihanet ettiler hakkımızı yediler”

Şudur:

“Bizim politikacılarımız/bürokratlarımız stratejik yanlışlar yaptı, oyunu düzgün oynamadı. Hakkımızı yedirdiler.”

Milli bilinç iyidir güzeldir ama, bana kalırsa aslolan işini düzgün yapmak ve özellikle seçilen/atanan insanlardan işini düzgün yapmasını beklemek ve istemektir. Aksi halde sen “aman x dilinde kelime kullanmayayım” diye kendini paralarsın, yarın öbür gün bir bakarsın siyasetçilerin resmi dilin x diline değiştirilmesini kutluyor.

4 Beğeni

Katılıyorum bürokrasi ve yönetici sınıfı bunu bize düşürmemeli. Ülkeyi karalama konusuna gelince sizi ve okuyanların dikkatini çekmek istedim falanca ülkenin filan a köyünde yaşayan boris veya Ahmet dayı bilmez tabiki bunları millet ayrı ülke ayrıdır. Uluslararası ilişkiler de ÇIKARLAR Konuşur dostluk düşmanlık değil. Buna katılıyorum ama tarihini geçmişini de unutmak yada umursamamak ahmaklıktır.

1 Beğeni

Bir çok sebep var bunun için ve herkes bunlara değinmiş zaten. En çok bir kelimeye ne kadar maruz kaldığınız belirliyor bence. Bu kişinin iş ya da başka nedenlerle Türkçe yerine başka bir dildeki karşılığına çok maruz kalması da olabilir, TDK’nin yeni çıkan bir kelimeye Türkçe karşılık bulmakta çok gecikmesi de olabilir. Örneğin yıllarca “selfie” dilimize yerleşmişken “özçekim” kelimesinin kullanılması gündeme getirildi. TDK bu karşılığı çok geç mi üretti tam bilmiyorum ama normal vatandaş için bu bilgi çok geç geldi. “selfie” demeye o kadar alıştık ki ondan vazgeçip “özçekim” demeye alışmak ya uzun sürdü ya da başarılı olmadı bir çok kişi için. Dili korumak için bu tarz durumlarda hızlı davranmak da lazım.

Bunun dışında özellikle bilimsel bir çok kaynağı Türkçe bulmak günümüzde bile hala zor. Mecbur orijinal dilinde bulup okuyoruz tabi o dili yeterince biliyorsak. Çeviri motorları da kullanabilsek de ben çok gelişmiş olsalar da hala yeterli bulmuyorum. Bunlar da insanları daha da çok başta İngilizce olmak üzere diğer dilleri öğrenmek ve çokça kullanmak durumunda bırakıyor. Bazı kelimelerin Türkçe’sinden daha çok yabancı dildeki versiyonuna maruz kaldıkça da dile fazlaca yerleşebiliyor.

Devamlı maruz kalmak da kesin kişinin diline yerleşir yargısına da varamayız ama bu sonucun oluşmasına büyük ölçüde yardım eder. Kendimden örnek vermem gerekirse çok küfürbaz arkadaşlarım da oldu ve fazlaca içlerinde bulundum ama dilime hiç yerleşmedi. Ailemde sık olmasa da küfür edenler hep vardı yani steril bir ortamda değildim ama bilmiyorum neden bu yaşa kadar benden kimse küfür duymamıştır ki artık yaşça küçük olan bazı tanıdıklarım benim yanımda küfür eden görünce onu susturur hale geldi. Ha tabi küfür ile yabancı dilden bir kelimenin dile yapışmasını bir tutamayız ama nadir insanlar çıkabilir yine de.

Gel gelelim buna çözüm bulunabilir mi ya da çözüm bulmak gerekli mi? Ben çözüm aramak olarak da değil kendi dilimizi geliştirmenin ve yeni nesillere daha iyi şekilde aktarmanın gerekliliğine inanıyorum. Bunun için de özellikle bilimsel alanda yazılmış eserlerin çevirisine önem verilmesinin ve gelişen teknoloji ile ortaya çıkan yeniliklere TDK’nin ayak uydurabilmesini ve çabuk hareket etmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Üniversitelerdeki bir çok bölümün de yabancı dil zorunluluğu içermemesi gerektiğine eminim. Bireyler kendi istekleri ile yabancı dil öğrenebilir zaten ama bazı mesleklerde zorla öğretmenin de hiç anlamı yok.

Eskiden düzgün Türkçe’yi devlet kanalından dinlerdik. Buna özellikle dikkat ederlerdi. Dili koruma anlamında çok değerliydi bence. Çocuklar olarak dilimizi olması gerektiği gibi görebiliyorduk. Şimdi her şeye erişim kolaylaşmışken bu konuda zorlanmamız da ilginç bir durum.

Ben İngilizce’yi biraz zor öğrendim. Gramer kısmı tamam ama iş kelime ezberlemeye gelince uzun süre aşırı zorlandım. Lisedeyken zar zor geçiyordum. Üniversitede de çok farklı sayılmazdı. Gramerde iyi olduğumdan bir süre sınıfta en iyilerden oluyor ama ileri safhalarda kelime yetersizliğim öne çıkıyordu. Ülkemizin önemli üniversitelerinden birinde hazırlık okuyup(ve geçemedim 2 sene boyunca) yatay geçiş yaptıktan sonra diğer bir çok yerde kolayca dersi geçmeye başladım. Bir anda kelime hafızam artmadı tabi ama sınav şekilleri klasikten teste dönünce eksik kelime bilgim dezavantaj olmaz oldu. Hala daha kelime bilgisinde pek iyi sayılmam ama İngilizce konuşmaları tercüme olmadan anlayabilir, yazışmalar yapabilir ve kitapları okuyup sözlüğe bakmadan da çoğunluğunu anlayabilirim. Bilgi düzeyimi korumak için de düzenli şekilde videolar izleyip yazılar okuyorum. Tercüme etme özelliği gelmesine rağmen sosyal medyada İngilizce yazıları o halinde okuyup yine İngilizce yanıtlıyorum. Bu nedenle dilime yapışan pek kelime olmadı aslında ama bazen konuşma esnasında bir kelimeyi Türkçe yerine İngilizce haliyle kullandığım da oluyor. Anlık dilime o halinin gelmesiyle alakalı. Bu anlık durumlar olağandır diye düşünüyorum ama Kendi dilimizin de bize tamamen Türkçe kelimelerle konuşabilme fırsatını vermesi gerekir. Mesela az önce bunu yazarken de “fırsat” kelimesi hemen aklıma gelmedi. Burada yazıyı yazdığım ve zamanım olduğundan 3-5 sn durup kelimeyi aklıma getirip öyle yazdım. Bu arada benzer şekilde İngilizce yazışmalarda da bunu yaşayabiliyorum. En basit kelimeler bazen aklıma gelmeyebiliyor. Hemen tercüme için telefona başvuruyorum.

1 Beğeni

Başlığı göz gezdirerek okudum. İngilizce günümüz dünyasında lingua franca; haliyle dünyaya ayak uydurabilmek için belli bir seviyede anlayabiliyor olmak şart olmasa da büyük rahatlık kaynağı kanımca.

Aşırı milliyetçi bakış açısı ve kültürü, dili korumak adına lingua franca’dan tamamen izole olmak kültürel alışveriş bağlamında uç bir nokta. Dünyada uluslararası kültürel alışveriş sadece dil üzerine de değil, biz hamburger yiyoruz onlar da kebap ve döner yiyor. Bunu başka bir şekilde ifade etme gereksinimi duymuyorken genel geçer kabul görmüş sözcükler için ayrıca bir hassasiyete ne derece gerek olduğu tartışılır. Doğrusu ben yabancıların dilinde yer edinen Türk kökenli ifadelerin onlara göre yerelleştirilmesini de ilginç bulurdum. Haliyle herkesçe kabul görmüş yabancı ifadeleri yerelleştirme çabası bana renksiz geliyor.

Çağdaş dünya İnternet ve ulaşılabilirlik sayesinde her kültürü iç içe katıyor, dilde ödünçleme denen şey her ulus için geçerli. Amish falan değilseniz tek kültür ve yaşam çizgisine dayalı kalmak bir noktada herkes için imkansız. İngilizce bilmeye bilgelik demem ama herhangi bir dile, bilhassa lingua francaya tamamen zıt olmak kesinlikle bilgelik değil bence. :slight_smile:

5 Beğeni

Güzel bir noktaya değinmişsiniz, onlar da kebapla dönerin ismini değiştirse biz ne hissederiz mesela. :slight_smile: Gerçi karşı tarafın bu meseleyi o kadar takacağını düşünmüyorum.

3 Beğeni

Zaten kültür koruma bilinci yüksek. Tüm dünya futbol derken onların basketbol veya Ameriganyo futbolunda ısrar etmesi.

1 Beğeni

Amerikan futbolu bu bağlamda bir kıstas değil. Dünya Kupası Amerika’da oynanmadı mı, aman içeriye başka kültürden spor almayalım gibi bir eğilim yok ki. Amerikan futbolu veya basketbol Avrupa sporuna asimile olmamak için bilinçle muhafaza ediliyor değil. Avrasya kültüründen uzakta kendi coğrafyalarında süregelen popüler spor geleneği bu.

Ki dil konusuna dönersek Amerika’nın güney kesimlerinde İspanyol nüfusunun İspanyolca ve İngilizce’yi karıştırmasıyle oluşan Spanglish komple kıtada kabul görmüş bir dil olayı. Amerika buna muhafazakar bir tutumla yaklaşsaydı Spanglish’in yaygınlaşması mümkün olmazdı bence. Küresel olarak insanların etkileşiminden doğan kültürel karışımın önüne geçilemez. Bizler de milliyetçi duygular besliyoruz elbet ama özçekim yerine selfie diyoruz, deyt diyoruz gibi bir konuyu emperyalizmle aynı potada eritmek, dingliş ameriganyo diyerek nesnel gerçekleri göz ardı etmek malesef aydın değil sığ bir bakış açısı.

2 Beğeni

Israr ediyorlar çünkü deli gibi sevilip izleniyor hocam. Basketbol özellikle sevilmediği ülke yok, NBA’i her yere satıyorlar da. Avrupa futboluna da deli gibi yatırım yapıyorlar ayrıca. Yağlı güreşi kim neden izlesin mesela biz bile izlemiyoruz. NFL o kadar popüler değil USA dışı ama o da hâlâ reyting rekorları kırıyor. Japonların anime, J-Rock, Kore’nin K-drama, K-Pop ihracatı gibi düşünebilirsiniz. Pek çok Türk pembe dizisi de yurt dışında büyük talep görüyor Muhteşem Yüzyıl gibi. Adamlar ürününü ihraç edebiliyorsa kör müsün sen de yap.

3 Beğeni

Bu arada yağlı güreşi geçenlerde bazı -yabancı- arkadaşlara gösterdim. Akılları gitti gariplerin :sweat_smile:.

Biz alıştığımızdan çok sorgulamıyoruz ama dışardan bakınca çok garip karşılanabilen bir spor olabiliyor sanırım :sweat_smile:

3 Beğeni

Hiçbir çekiciliği yok ki abi, Puroresu (Japon profesyonel güreşi) ya da Pro Wrestling (Amerikan Güreşi) dururken kim tercih eder ki. Ben etmem mesela. :laughing: Güreşten çıkarsak MMA izleniyor mesela deli gibi. Neyse konu nerelere geldi, İngilizce’den epey saptı. :grin:

1 Beğeni

Hepinizin Görüş belirtmesi beni mesut etti. Çok teşekkür ederim. Benim nazarımda hatta tarihte diyeyim milletler, ahlakla vicdan bulur, kültürle kimlik kazanır, tarihle kök salar, tırnak içinde söylüyorum “demokrasiyle adalet bulur ve değişim-gelişimle geleceğe doğru ilerler” Tümü birbirine bağlıdır; birinin eksikliği diğerlerinin işlevini zayıflatır. Bu yüzden toplumsal medyalarla dünyayı dijital sömürü yapmış. Duygu haritaları çıkaran, dilini ve kültürünü dayatan, bize uzun yıllar boyu düşmanlık beslemiş ve göstermiş (tarihini unutmak ahmaklıktır) Anglo-saksonlar’ın, bu yapay ve sahte barış ortamını gözleriniz önüne serdiğime inanıyorum. Tabiki düşüncelerinize inanıyor ve yer yer katılıyorum. Lakin ben sorgulamanız için size Yakın tarihimizden birkaç soru bırakmak istiyorum. Bir yapay zeka ile Muhatap bile olmanız yeterli olacaktır. Bakalım, Serbest piyas canım masumane bir şey vb demek ne kadar doğru?

1 Fulbright anlaşması nedir?
2 Fulbright komisyonu, görevi, üye sayısı ve yapısı nedir?
3.ABD ve Türkiye Arasında ki Kültür anlaşmasın önemi nedir?
4. Gazi Mustafa Kemal’in tarafsız denge politikası ilk ne zaman çiğnendi?

Not;Tüm bu süreci, bir şeytanın avukatı olarak değerlendirmeyi unutmayın lütfen

2 Beğeni