İthaki Yayınları Karanlık Kitaplık Serisi


(Cemalettin Sipahioğlu) #189

Kanımca, hayata ve etrafındaki dünyaya karşı belli bir görüşü/duruşu olan yazarların hikâyeleri belli bir eşiğin üstünde oluyor. Anlatımsal etkenler de yazarın “bir derdim var, anlatmam gerek,” mantığı onu da ister istemez etkiliyor olmalı. Tabii o yönün kuvvetlenmesi için yazarın o tarafın üstüne de özellikle eğilmesi gerek. Takdir ettiğim yazarların belli başlı fikirlere ya da arayışlar içerisinde kalem oynattıklarını fark ettim. Neyse, konuyu kendimin de içinden çıkamayacağı biçimde saptıracağım; burada kendime bi’ dur, diyeyim :sweat_smile:

Yazarın eylemsel yaşamındaki tartışmalı kısmın ortaya çıkışı hakkında @Firtinakiran’ın şu yorumuna dikkat çekerim:

Eh, soyut fikirlerimizi somut dünyaya aktarımlamada bunun gibi pek çok eylem/yöntem kullanırız. Bazısı zamanlama ve yöntem açısından tam on ikiden vurur. Bazısıysa “duruşunu sergileme”, “mesaj verme” kaygısının ağrı basmasıyla yöntemi tuhaflaştırır; “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.” kıvamında sonuçlar çıkarabilir. Bu da yıllar yıllar sonra da tartışmaya açık ve eylem sahibince öngörülmeyen -ve hatta istenmeyen- tesirlerde bulunabilir.

Crowley, bana o isimlerden biriymiş gibi geliyor. Bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındalığında doğru olanı bulmanın ve kendini açıklamanın arayışına girdi. Ve ister istemez bahsetmeye çalıştığım eylemsel hatalar yapmaya başladı. Eylem ve söylemleri etrafından karşılık buldukça (bunlar, aynı farkındalığı paylaşmasalar ve hatta anlamasalar bile söylemlerini benimseyen ya da farklı gerekçelerle eylemlerini destekleyen kimselerden oluşuyordu muhtemelen), eylemlerinin yarattığı yeni anlamlar, o eylemi/söylemi doğuran hissiyattan kendisini uzaklaştırarak fikir ve eylem dünyasını farklı yönlere yöneltmiş olmalı.

Aslında bu sadece Crowley ve muadili kimselere özel bir durum değil. Hepimiz, ideali arayıp başkalarına tercüme etmeye kalkarken, eylemde ve söylemde istenmeyen sonuçlar elde edebiliyoruz. Sadece mesele ettiklerimizin çapları, Crowley ve muadillerindeki gibi büyük çapta sükse yapacak şeyler olmuyor.

Neyse, konuyu kendimin de içinden çıkamayacağı biçimde saptıracağım; burada kendime bi’ dur, diyeyim.

İlk paragrafı bu cümleyle bitirmiştim, değil mi :sweat_smile: ?


(Mustafa Yıldız) #191

Haklı olabilirsin ama dönemi anlamak için önemli. O dönem tüm Avrupa aynı düşüncede sadece Almanya kadar sivrilen yok. Özellikle büyük buhrandan sonra zengin yahudilere ve yabancılara ırkçılık had safhada iken Hitleri görüp biz napıyoruz demeye başlıyorlar. Kötü meyve hangi ortamda hangi düşünceler ile ortaya çıkmış onu bilmek önemli bence. Kötü meyveyi görmezden gelirsen kuytu bir yerde filizlenip tekrar kök salar ve daha büyük dertlere sebep olur


(Cemalettin Sipahioğlu) #192

Mesajımda değinmeye çalıştığım şey, yazarın kendisine, yaptıklarına ve yaptıklarının sonuçlarına karşı belli bir taraf almak değil. Kendisinden yola çıkarak, hayata karşı duruşlarımızı ve bunları ifade eden eylem ve söylemlerimizin bizi nasıl bambaşka yerlere sürükleyebileceğini vurgulamaktı. Mesajımdan alıntıladığınız yer de buna işaret etmek maksadıyla yazılmıştır.

Yani, mesajıma verdiğiniz yanıt, mesajda dert edindiğim husus ve maksadıyla örtüşmüyor. Eğer yazarın şahsını, eylem ve söylemleriyle sorgusuz sualsiz ve açık açık savunan bir tutum içerisinde olsaydım, vermiş olduğunuz cevabı o zaman yazdıklarımla alakalı bulurdum.


(fatih çetin) #193

Eklendi mi bilmiyorum. Yine de dursun.


(Cemalettin Sipahioğlu) #195

Mesajımdan alıntıladığınız kısmın altında paylaştığınız söz, sanki kişi ve yaptıklarını savunuyormuşum da siz de buna karşı uyarıda bulunuyormuşsunuz izlenimi veriyor. Niyetiniz ile niyetinizi belirtmek için uyguladığınız eyleminizin yarattığı sonuç arasında anlamsal farklılaşma var. Alıntıladığınız mesajım ile eklediğiniz sözden başka bir anlam çıkıyor. Yani mesajınız anlamını bilen biri olarak siz ne kast ettiğiniz biliyorsunuz. Ama bu eşleşmeyle ilk kez karşılaşan, yani sizin bildiğinizi bilmeyen ben, sizin kast etmeye çalıştığınızdan daha farklı bir anlam çıkartıyor. Anlaşamamızdaki temel problem bu.

Anlatmaya çalıştığım şey, “İnsanlar, nasıl doğru/ideal arayışı içerisinde tartışmaya açık eylemlere/söylemlere vesile olabilir?” ve “İnsanın, doğasından söküp atamadığı bu mekanizma ne olabilir?” Değinmeye çalıştığım şey bu. Konu elbette üstünde durduğunuz, kötülük ve ona fırsat vermeye de temas ediyor. Fakat burada şahısların kendilerine odaklanarak kast etmeye çalıştığım genel durum, onaylanmayan ya da tartışmaya açık eylemlerini genelleştirerek birilerini ve eylemlerini meşrulaştırmak değil. Crowley’in şahsiyeti ve eylemleriyle başlayan mesaj trafiğinde, hazır konusu açılmışken, genel bir insani noksanlığa dikkat çekmeye çalıştım. Ve buna dikkat çekmek, olumlamadığımız eylemleri onayladığım anlamına gelmiyor. Kendi noksanlığımızın başımıza açtığı belalardan sakınabilmek için “Neden böyle oluyor?” sorusunu sorup, kendimce cevabını aramaya çalıştım. Evet, genelleştirdiğim bir şey var. Ama bu, bahsi geçen kişiler özelinde bir şeyleri aklamak için değildi. Hepimizde var olduğuna kanaat getirdiğim ve bu yüzden, eylemlerde bulunurken, işi nereye vardırabileceği hususunda dikkatli olmamız gerektiğine dikkat çekmek istediğim genel bir insani zaaf/zaafiyet ya da artık uzmanları onu nasıl tanımlıyorsa o şeye işaret çekmek.

Bu, korkulanın aksine yanlış eylemleri onaylatmak için zemin hazırlamak yerine, bireysel ve uzantısında toplumsal olarak, yanlış eylemlerin/söylemlerin önüne geçmeye yardımcı olan bir farkındalık yaratabilir.

Örneğin, sırf haklı gözükmek için alakasız bir konuda kendi üstünlüğüne dem vuran biri karşısında, o tür savunmalara ve o tür söylemlerin doğasına aşina biri tartışma tuzaklarına düşmeden durabilir. Bahsetmeye çalıştığım -ama anlatmakta pekte başarılı sayılamayacağım- bu şey birey olarak, kendi kendimizi kandırarak göz göre göre hatalar yapma tuzağının da önüne, bir nebze de olsa geçebilir… vs. vs.

Toparlayamasam da genel hatlarıyla bahsetmeye çalıştığım şey bu.


(Umut K.) #196

Bu yeni çıkacak kitap konusundaki tartışmaların saçma olan kısmı, kitabın daha çıkmamış olması. Daha okuyamadığım için(Maalesef üstün bir İngilizcem yok.) kendi adıma, bu konu hakkında olumlu veya olumsuz yorum yapamıyorum. Çoğu arkadaş da bu durumdadır. Ama okuyan kişi, diğerlerinin okumamasından faydalanarak söylediği şeyleri -doğru ya da yanlış, buradaki insanlara dikte etmeye çalışıyor.
Kitap bir çıksın, biz de bir okuyalım. Ondan sonra konuşmak isteyen konuşsun,tartışmak isteyen tartışsın. Yani bu kadar acele etmeyin.
Bari ben de bir sözle bitireyim:
“Meydan boş olunca at koşturmak kolay olur.”


(Cemalettin Sipahioğlu) #198

Buradaki yanlış anlamada hatamı kabul ediyorum ve sizden özür diliyorum.

Asıl örnekte “kimsenin ölçümlendiremeyeceği şeyleri öne sürmek, mesela kendi ahlaklılığına dem vurmak ve bunun gibisinden konuyla alakasız şeyler öne sürerek savunma,” türevi bir şeydi. Konunun kapsam ve genelliğine dem vurmak ve laf lafı açıyor suretiyle mesajı şişirmemek için daha belirsiz ifadeler kullanınca ve mesajımın içerisinde, bizim farklı şeylerden bahsetme durumumuzu belirttikten sonra böyle bir örnek gelince, bu tatsızlık yaşandı.

Bu hususta sizden tekrar özür dilerim.


(Umut K.) #199

Kitap olarak basılmış hali var mıdır? Sadece internetteki çevirileri vardı. Bunu çeviriden sayıyorsak, kusuruma bakmayın.


(Can) #200

Şuanda aklıma bir alıntı geldi. “Kolay okunan bir cümle asla o kadar kolay yazılmamıştır.”

Sanıyorum bu yüzden kolay okunabilirlik bir sanattır. Bir tür sanat yaptığım düşüncesi içimi kıpır kıpır etti. :slight_smile:


(Serhat) #202

Aman dikkat diyelim. İnce düşünülmüş bir ayrıntı.


(Hiçliğin bekçisi…) #203

Sertifika numarasını kaçırmış. Onu da toplayınca 13 ediyor. :smiley: Vah vah…

Hatta bakınız Ocak 2019 diyor. Ocak 01.2019 toplayın, kaç etti? Evet, bildiniz: 13 wuhuuu :buyucu:


(Hüseyin gök) #204

Ben daha ayıkamadım ne oluyur :slight_smile:


(Ayberk Şentürk) #205

Galiba kitabı okuyan herkes lanetlenecek. :joy::joy:


(Hiçliğin bekçisi…) #206

Arkadaşlar lanetlenmemek için yapmanız gerekenleri listeliyorum:

  1. Kitap yanınızdayken eşiğe basmayın. Üstünden hoplayın.
  2. Lanetin eve bulaşmamasını istiyorsanız kapının üzerine kurutulmuş ada çayı dalı koyun.
  3. Evdeki lanetin kalkması için okurken tütsü yakın.
  4. Okumaya başlamadan ve okuma bittikten sonra kurşun döktürün.
  5. Kitabı geceleri okumayın yoksa şeytanı eve davet edersiniz.
  6. Kitabi 13 günde bitirmeyin.
    1. Sayfada ve her gördüğünüz habis kelimede yere tükürün.

Eğer bu şekilde okursanız bir şey olmaz. :crazy_face:


(Ayberk Şentürk) #208

Bu kutsal metinler hangileri?


(Emre Can Doğan) #210
  1. Rakamlarının toplamı 13 olan bir sayfada kitabı bırakmamaya özen gösterin. 94, 74 ya da 121 gibi :confused:

(Lanfear ) #211

Oww ben biraz korktum ama acayip de merak ettim.Satışa çıktı herhalde okuyan var mı ? Ne düşünüyorsunuz?


(Kenan Ulusoy) #212

Hocam 74 ile 121 olmamış sanki.


(kimyager_ferhat gürdoğan) #213

74

7*4=28
7+4=11
28-11=17
17-4=13 :white_check_mark: :stuck_out_tongue_winking_eye:


(Serhat) #214

Helal olsun sana @frht45