İthaki Yayınları Karanlık Kitaplık Serisi


(BURAK ) #184

Şu başlıkta konuşulmuştu: Ahlaksızlık Sanrısıyla Kitap Reklamına Saldırmak.


#185

Bir yazarın, aykırı fikirlere sahip bir yazarın yazdığı her şey “tu kaka” değildir.

Örnek olarak ben Hitler’in Kavgam adlı yapıtını okudum. İçinde katılmayacağım fikirler olduğu gibi doğru ekonomik saptamalar olduğunu da gördüm.

Toplumumuzda araştırmadan, okumadan, bize sunulan/öğretilen fikirleri savunmak gibi bir alışkanlığımız vardır (forumdaki herhangi bir kişi ya da mesajı kastetmiyorum, kimseyle polemiğe girmek niyet ve istediğinde değilim)… Toplum olarak bir insanı yaptığı ile yargılarken, o eylemi gerçekleştirme nedenini hiç düşünmeyiz…

Bu bağlamda düşünürsek Crowley’nin yapıtını okumak anlamsızlaşacaktır tabi…

Ve ben bu kitabı çok merak ediyorum… Bu aykırı adam, bu uçuk adam ne demiş?


(Kenan Ulusoy) #186

Evet ülkemizde sansür ve otosansür ne yazık ki var. Fakat God of War eleştirisinde saçmalamışsınız. Bu kitabı eleştirenler bir tarikattı. Eleştirilerini düzgün bir şekilde yapalım.


(BURAK ) #187

Saçmalamak? Eleştiri yaparken kullandığınız kelimelere dikkat edin lütfen.


(Mustafa Yıldız) #188

Bence kavgam bilinçli okuyucu için çok şey ifade ediyor bence. Ben sadece kitaptan birkaç bölüm okudum tamamını okumadım ancak adamın o kafa yapısına nasıl geldiği kendince halı düşünceye nasıl ulaştığını gayet açıklıyor. Alman hükumetinin de kitabı yasaklamaya çalışması bence tarihimizde kara leke olan bu adamı tarihten silmeliyiz mantığından ileri geliyor. Tabi bunlar benim düşüncelerim. Tarih çıkarılacak derslerle dolu sadece almasını bilene. Dediğim gibi kitabın tamamını henüz okumadım kitaptan birkaç bölüm ve kitap üzerine yapılan birkaç yorumu okudum.


(Cemalettin Sipahioğlu) #189

Kanımca, hayata ve etrafındaki dünyaya karşı belli bir görüşü/duruşu olan yazarların hikâyeleri belli bir eşiğin üstünde oluyor. Anlatımsal etkenler de yazarın “bir derdim var, anlatmam gerek,” mantığı onu da ister istemez etkiliyor olmalı. Tabii o yönün kuvvetlenmesi için yazarın o tarafın üstüne de özellikle eğilmesi gerek. Takdir ettiğim yazarların belli başlı fikirlere ya da arayışlar içerisinde kalem oynattıklarını fark ettim. Neyse, konuyu kendimin de içinden çıkamayacağı biçimde saptıracağım; burada kendime bi’ dur, diyeyim :sweat_smile:

Yazarın eylemsel yaşamındaki tartışmalı kısmın ortaya çıkışı hakkında @Firtinakiran’ın şu yorumuna dikkat çekerim:

Eh, soyut fikirlerimizi somut dünyaya aktarımlamada bunun gibi pek çok eylem/yöntem kullanırız. Bazısı zamanlama ve yöntem açısından tam on ikiden vurur. Bazısıysa “duruşunu sergileme”, “mesaj verme” kaygısının ağrı basmasıyla yöntemi tuhaflaştırır; “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.” kıvamında sonuçlar çıkarabilir. Bu da yıllar yıllar sonra da tartışmaya açık ve eylem sahibince öngörülmeyen -ve hatta istenmeyen- tesirlerde bulunabilir.

Crowley, bana o isimlerden biriymiş gibi geliyor. Bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındalığında doğru olanı bulmanın ve kendini açıklamanın arayışına girdi. Ve ister istemez bahsetmeye çalıştığım eylemsel hatalar yapmaya başladı. Eylem ve söylemleri etrafından karşılık buldukça (bunlar, aynı farkındalığı paylaşmasalar ve hatta anlamasalar bile söylemlerini benimseyen ya da farklı gerekçelerle eylemlerini destekleyen kimselerden oluşuyordu muhtemelen), eylemlerinin yarattığı yeni anlamlar, o eylemi/söylemi doğuran hissiyattan kendisini uzaklaştırarak fikir ve eylem dünyasını farklı yönlere yöneltmiş olmalı.

Aslında bu sadece Crowley ve muadili kimselere özel bir durum değil. Hepimiz, ideali arayıp başkalarına tercüme etmeye kalkarken, eylemde ve söylemde istenmeyen sonuçlar elde edebiliyoruz. Sadece mesele ettiklerimizin çapları, Crowley ve muadillerindeki gibi büyük çapta sükse yapacak şeyler olmuyor.

Neyse, konuyu kendimin de içinden çıkamayacağı biçimde saptıracağım; burada kendime bi’ dur, diyeyim.

İlk paragrafı bu cümleyle bitirmiştim, değil mi :sweat_smile: ?


(onurozguner) #190

“Kötü ağaç iyi meyve vermez.”
Yani, iyi ile kötünün harmanı, sapla saman karıştığından olumlu sonuç vermez.

“Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar.”
Yani, hiçbir haklı gerekçe yoktur ki kötülüğü meşru kılsın.


(Mustafa Yıldız) #191

Haklı olabilirsin ama dönemi anlamak için önemli. O dönem tüm Avrupa aynı düşüncede sadece Almanya kadar sivrilen yok. Özellikle büyük buhrandan sonra zengin yahudilere ve yabancılara ırkçılık had safhada iken Hitleri görüp biz napıyoruz demeye başlıyorlar. Kötü meyve hangi ortamda hangi düşünceler ile ortaya çıkmış onu bilmek önemli bence. Kötü meyveyi görmezden gelirsen kuytu bir yerde filizlenip tekrar kök salar ve daha büyük dertlere sebep olur


(Cemalettin Sipahioğlu) #192

Mesajımda değinmeye çalıştığım şey, yazarın kendisine, yaptıklarına ve yaptıklarının sonuçlarına karşı belli bir taraf almak değil. Kendisinden yola çıkarak, hayata karşı duruşlarımızı ve bunları ifade eden eylem ve söylemlerimizin bizi nasıl bambaşka yerlere sürükleyebileceğini vurgulamaktı. Mesajımdan alıntıladığınız yer de buna işaret etmek maksadıyla yazılmıştır.

Yani, mesajıma verdiğiniz yanıt, mesajda dert edindiğim husus ve maksadıyla örtüşmüyor. Eğer yazarın şahsını, eylem ve söylemleriyle sorgusuz sualsiz ve açık açık savunan bir tutum içerisinde olsaydım, vermiş olduğunuz cevabı o zaman yazdıklarımla alakalı bulurdum.


(fatih çetin) #193

Eklendi mi bilmiyorum. Yine de dursun.


(onurozguner) #194

Mesajınızdan “yazarın şahsını, eylem ve söylemleriyle sorgusuz sualsiz ve açık açık savunan bir tutum içerisinde olduğunuz” sanısına kapılarak vermedim o yanıtı. Ancak, böyle bir genellemeye Crowley ya da Hitler gibi isimler üzerinden gitmenin ucu, onların kötülüğüne haklı gerekçe bulmaya varabileceğinden, bildik bir atasözü üzerinden kendimce yorum getirmek istedim, "yani"ye de bu yüzden gerek duydum.


(Cemalettin Sipahioğlu) #195

Mesajımdan alıntıladığınız kısmın altında paylaştığınız söz, sanki kişi ve yaptıklarını savunuyormuşum da siz de buna karşı uyarıda bulunuyormuşsunuz izlenimi veriyor. Niyetiniz ile niyetinizi belirtmek için uyguladığınız eyleminizin yarattığı sonuç arasında anlamsal farklılaşma var. Alıntıladığınız mesajım ile eklediğiniz sözden başka bir anlam çıkıyor. Yani mesajınız anlamını bilen biri olarak siz ne kast ettiğiniz biliyorsunuz. Ama bu eşleşmeyle ilk kez karşılaşan, yani sizin bildiğinizi bilmeyen ben, sizin kast etmeye çalıştığınızdan daha farklı bir anlam çıkartıyor. Anlaşamamızdaki temel problem bu.

Anlatmaya çalıştığım şey, “İnsanlar, nasıl doğru/ideal arayışı içerisinde tartışmaya açık eylemlere/söylemlere vesile olabilir?” ve “İnsanın, doğasından söküp atamadığı bu mekanizma ne olabilir?” Değinmeye çalıştığım şey bu. Konu elbette üstünde durduğunuz, kötülük ve ona fırsat vermeye de temas ediyor. Fakat burada şahısların kendilerine odaklanarak kast etmeye çalıştığım genel durum, onaylanmayan ya da tartışmaya açık eylemlerini genelleştirerek birilerini ve eylemlerini meşrulaştırmak değil. Crowley’in şahsiyeti ve eylemleriyle başlayan mesaj trafiğinde, hazır konusu açılmışken, genel bir insani noksanlığa dikkat çekmeye çalıştım. Ve buna dikkat çekmek, olumlamadığımız eylemleri onayladığım anlamına gelmiyor. Kendi noksanlığımızın başımıza açtığı belalardan sakınabilmek için “Neden böyle oluyor?” sorusunu sorup, kendimce cevabını aramaya çalıştım. Evet, genelleştirdiğim bir şey var. Ama bu, bahsi geçen kişiler özelinde bir şeyleri aklamak için değildi. Hepimizde var olduğuna kanaat getirdiğim ve bu yüzden, eylemlerde bulunurken, işi nereye vardırabileceği hususunda dikkatli olmamız gerektiğine dikkat çekmek istediğim genel bir insani zaaf/zaafiyet ya da artık uzmanları onu nasıl tanımlıyorsa o şeye işaret çekmek.

Bu, korkulanın aksine yanlış eylemleri onaylatmak için zemin hazırlamak yerine, bireysel ve uzantısında toplumsal olarak, yanlış eylemlerin/söylemlerin önüne geçmeye yardımcı olan bir farkındalık yaratabilir.

Örneğin, sırf haklı gözükmek için alakasız bir konuda kendi üstünlüğüne dem vuran biri karşısında, o tür savunmalara ve o tür söylemlerin doğasına aşina biri tartışma tuzaklarına düşmeden durabilir. Bahsetmeye çalıştığım -ama anlatmakta pekte başarılı sayılamayacağım- bu şey birey olarak, kendi kendimizi kandırarak göz göre göre hatalar yapma tuzağının da önüne, bir nebze de olsa geçebilir… vs. vs.

Toparlayamasam da genel hatlarıyla bahsetmeye çalıştığım şey bu.


(Umut K.) #196

Bu yeni çıkacak kitap konusundaki tartışmaların saçma olan kısmı, kitabın daha çıkmamış olması. Daha okuyamadığım için(Maalesef üstün bir İngilizcem yok.) kendi adıma, bu konu hakkında olumlu veya olumsuz yorum yapamıyorum. Çoğu arkadaş da bu durumdadır. Ama okuyan kişi, diğerlerinin okumamasından faydalanarak söylediği şeyleri -doğru ya da yanlış, buradaki insanlara dikte etmeye çalışıyor.
Kitap bir çıksın, biz de bir okuyalım. Ondan sonra konuşmak isteyen konuşsun,tartışmak isteyen tartışsın. Yani bu kadar acele etmeyin.
Bari ben de bir sözle bitireyim:
“Meydan boş olunca at koşturmak kolay olur.”


(onurozguner) #197

O kişi ben mi oluyorum? Neyi dikte etmeye çalıştım? Araştırma zahmeti gösterseydiniz metnin mevcut çevirilerine ulaşır, yeni çeviri çıkmadan üzerine layıkıyla söz söyleme “ayrıcalığını” kendinizde bulurdunuz.

Ben kimsenin şahsına dair, üstelik böyle üslupsuzca alıntı yapmadım.
@Firtinakiran’ın başta önerdiği gibi, ben en iyisi eleştiri metnimle sözümü söyleyeyim. Hem öylesi daha mesafeli olur…


(Cemalettin Sipahioğlu) #198

Buradaki yanlış anlamada hatamı kabul ediyorum ve sizden özür diliyorum.

Asıl örnekte “kimsenin ölçümlendiremeyeceği şeyleri öne sürmek, mesela kendi ahlaklılığına dem vurmak ve bunun gibisinden konuyla alakasız şeyler öne sürerek savunma,” türevi bir şeydi. Konunun kapsam ve genelliğine dem vurmak ve laf lafı açıyor suretiyle mesajı şişirmemek için daha belirsiz ifadeler kullanınca ve mesajımın içerisinde, bizim farklı şeylerden bahsetme durumumuzu belirttikten sonra böyle bir örnek gelince, bu tatsızlık yaşandı.

Bu hususta sizden tekrar özür dilerim.


(Umut K.) #199

Kitap olarak basılmış hali var mıdır? Sadece internetteki çevirileri vardı. Bunu çeviriden sayıyorsak, kusuruma bakmayın.


(Can) #200

Şuanda aklıma bir alıntı geldi. “Kolay okunan bir cümle asla o kadar kolay yazılmamıştır.”

Sanıyorum bu yüzden kolay okunabilirlik bir sanattır. Bir tür sanat yaptığım düşüncesi içimi kıpır kıpır etti. :slight_smile: