Kan Damlatan Öykü 4. Bölüm: Dedektif Sunay Kanmaz


(Sepulnevro) #1

1. Bölüm: Kan Her Zaman Kırmızıdır

“Boktan bir cümle daha!” deyip, elindeki kalemi sinirle masanın üzerine fırlattı. Internet sitesinde paylaştığı birkaç öykü dışında elle tutulur bir şey yazamamıştı 2 yıldır. Sorun ilham gelmemesinde değildi, kafasının içinde çok fazla kurgu vardı; bunları cümlelere dökemiyordu. Aslında asıl sorun daha önce yazdıklarının dışında bir şeyler yazmak istemeseydi. Gerçekçi bir cinayet öyküsü ile insanları dehşete düşürmek istiyordu ama ne zaman yazının başına geçse cümlelerin yetersiz kaldığını düşünüyordu. Kalemindeki tutukluğun sebebi tamamen mükemmeliyetçilikti. Masanın başından kalktı. Üstüne sigara kokusu sinmiş, rengi solmuş gri montunu giydikten sonra kendini evden dışarı attı. 5 katlı bir apartmanın 2. katında oturuyordu. Dairelerin çoğu ofis olarak kullanıldığından geceleri kimse olmuyordu. Adımını apartmandan dışarı atınca yüzüne korkunç bir rüzgar çarptı, havanın bu denli kötü olduğundan habersizdi. Kulaklığını taktıktan sonra telefonundan korkutucu tonlara sahip bir müzik açtı. Kafasının içinde kurguladığı dünyaya girebilmek için hava muazzamdı… Sert esen rüzgar, karanlık gökyüzü, insanın içini ürpertecek cinsten bir müzik. Soğuktan birbirine çarpan dişlerinin çıkarttığı takırtı sesi ıssız sokaklarda yankılanıyordu.

“Olay intihar gibi durmalı ama kimsenin kolay kolay göremeyeceği ufak bir detay sayesinde her şey aslında bir cinayetin kapısını açmalı” kendi kendine mırıldanıyordu. Kafasını gökyüzüne kaldırdı, kendi kurguladığı dünyanın altında eziliyordu. Neredeyse 1 saattir aynı müziği dinliyor ve aynı şeyleri düşünüyordu, değişen tek şey boş sokaklardı. Evden oldukça uzaklaştığını fark ettiğinde geri dönmeye karar verdi… Verimsiz geçen bir başka geceden fazlası değildi. Geri dönerken oldukça ıssız bir yol gördü, bu yol mesafeyi uzatırdı ama atmosferi çok farklıydı. Kemal ilk önce duraksadı sonra kulağından kulaklıklarını çıkarttı “Muazzam bir yol” diye geçirdi içinden. Tereddüt etmeden oraya doğru yöneldi. Yol düz devam ediyor orta tarafta sağ ve sol olmak üzere ikiye ayrılıyor ve sonra tek düz devam ediyordu; düz devam ederse evine giden yola bağlanabilirdi. Tekrar kulaklığını taktı ve kendi dünyasına girdi. İçten içe korkuyordu. Şimdi karşısına bir tinerci veya ona zarar verebilecek biri çıksa ne yapacağını bilmiyordu, yine de bu yol ona çok iyi gelmişti. Sağ ve sol tarafa ayrılan yolların tam olarak nereye çıktığını kestiremiyordu “Acaba oralarda da yürüsem mi?” diye düşünürken bir arabanın fren sesiyle irkildi “Sadece hızlı giden bir araba sert fren yaptı” dedi kendi kendine. Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra yol ayrımına gelmişti.

Hayatında daha önce böyle korktuğunu hatırlamıyordu, olduğu yere resmen çakılmış gibi hareket edemiyordu. Sağ tarafa ayrılan yolun ortasında kadının biri resmen kan gölünün ortasında yatıyordu. Hikayelerinde çok fazla cinayet temasını işlemişti ama daha önce hiç ceset görmemişti. Ne yapacağını tam olarak kestiremiyordu ama bir yandan kadının yanına doğru yürüyordu. Yaklaşık 30’lu yaşlarında, kızıl saçlı bir kız, boğazına saplı bir bıçakla yerde yatıyordu. Üstünde kırmızı bir elbise vardı, ya da tamamen kana bulanmıştı, şok geçirdiği için tam olarak kestiremiyordu. Siyah rujlu dudaklarının arasından kan süzülüyordu. Yaşadığına dair en ufak belirti yoktu. Hemen telefonunu çıkardı… Sonra “Olaya karışmak istemiyorum… Evin oradaki ankesörlü telefon ile ararım” dedi ve koşmaya başladı. Normalde koşabildiğinden daha hızlı koşuyordu. Telefonun bulunduğu yere geldiğinde neredeyse ciğerleri patlayacaktı. Hemen 155’i tuşladı. “Az evvel kanlar içinde yatan bir kadına denk geldim, sanırım ölmüştü. Olay yerinin adresini veriyorum…” Adresi verdikten sonra telefonu kapattı ve hiçbir şey düşünmeden eve koştu. Kadının yüzü gözlerinin önünden gitmiyordu. Nefesi bir hızlanıp bir yavaşlıyordu, elleri titriyordu. Koltuğa doğru yürürken gözleri karardı ve yere kapaklandı, bayılmıştı…

Gözlerini açtığında çoktan sabah olmuştu. Dün gece yaşadıklarının korkunç bir kabus olmasını diliyordu ama öyle olmadığını biliyordu. Hemen yerden doğruldu ve bilgisayarının başına geçti. Birçok haber sitesini açıp tek tek tüm haberleri incelemeye başladı. Sadece "Son Dakika" ibaresi altında yapılan haber ilgisini çekmişti, hemen haberin üzerinde tıkladı.

"Son Dakika
Dün gece kimliği belirsiz biri tarafından yapılan ihbar, korkunç bir cinayeti ortaya çıkardı. Geçtiğimiz aylarda işlenen iki cinayetle büyük benzerlikler taşıyan cinayet için yetkili görevliler ‘Bir seri katille karşı karşıya olduğumuzdan endişe ediyoruz. Bir başka masum insanın canı yanmadan katili yakalamak için elimizden geleni yapacağız’ açıklamasını yaptı. Ayrıca, dün gece ihbarı yapan kişinin kimliği üstünde çalışmalar yürütülüyor"

Haberi okuduktan sonra kalbi ağzından çıkacakmış gibi atmaya başladı. Dün gece neden ihbarı gizli yaptığını hala kestiremiyordu… Şimdi gidip her şeyi anlatsa neler olacağını az çok tahmin edebiliyordu. Polisin soracağı ilk soru “İhbarı neden gizlice yaptınız?” olacaktı ve buna mantıklı verebileceği bir cevap yoktu. Medyanın bunlardan nasıl beslendiğini bildiği için kafasının içinde olayla ilgili başlıklar geçmeye başlamıştı “Cinayet roman yazarı Kemal Ayilkan, seri cinayet dosyasının tek şüphelisi” “Korkunç” diye haykırdı. En iyisi beklemekti. Zaten vicdanını sızlatacak bir şey yoktu ortada; kadını bulduğunda çoktan ölmüştü, katili görmemişti… Olayı unutmak için her zaman yaptığı işi yapmaya karar verdi. Defterini açtı ve eline kalemi aldı. Tam bir şeyler karalayacağı sırada telefonun mesaj sesiyle irkildi. Uzun zamandır kimseyle görüşmüyordu, günlerdir telefonu çalmıyordu. Telefonu eline aldı. Bir mail gelmişti. Mail “Kan Her Zaman Kırmızıdır” başlıklıydı. Korkuyla maili açtı ve okumaya başladı…

2. Bölüm: Teklif ve Karar
"Dün gece ortak bir gerçeklik yaşadık. İkimizinde tanımadığı, masum olarak nitelendirebileceğimiz genç bir kadının cesedini ilk gören kişileriz. Evet, cesedi sizinle birlikte ben de gördüm; çünkü onu oraya ben bıraktım. Aslında bakarsanız rotam tamamen farklı bir yer, daha ıssız bir sokaktı. Arabamla kendi belirlediğim yere giderken tesadüfen sizi ve girdiğiniz yolu gördüm. Sizin kitaplarınızı ve internet sitesinde yazdığınız cinayet öykülerini büyük bir zevkle okuyorum, bu yüzden sizi hemen tanıdım. Yazdığınız hikayelerden anladığım kadarıyla daha önce hiç ceset ya da gerçek bir olay yeri görmemişsiniz, bunun eksikliği hissediliyor; bu sebeple size yardımcı olmak adına kendi rotamı değiştirdim ve cesedi sizin karşınıza çıkarmak istedim. Buraları pek bilmesem de yolun orta tarafta ikiye ayrıldığını ve sağ yolun nereye çıktığını biliyordum. Yani siz o yola girdiğinizde ben sağ tarafa bağlanan yola doğru gaza bastım… Hatta durmak için o kadar sert fren yaptım ki insanların duymaması için dua ettim. Cesedi bırakırken çok hızlı hareket etmem gerekiyordu. Beni görmeniz en son isteyeceğim şeylerden biriydi… Neyse ki her şeyi tam zamanında halledebildim.

Herkesin yapacağı şeyi yapacağınızı tahmin ediyordum zaten, polislere haber vermenizden bahsediyorum. Sadece anlayamadığım tek bir şey var: Neden ihbarı gizlice yaptınız? Bu sizi hiç yoktan şüpheli konumuna düşürmüş olabilir. Dilerseniz bu mail ile birlikte polise gidebilir ve her şeyi anlatabilirsiniz ama ben yakalanana kadar yüzlerce soruya maruz kalırsınız. Bakın, ben kusursuz cinayetin olduğuna inanmıyorum, eminim ardımda çok fazla delil bırakmışımdır ama bunların bir araya getirilip beni işaret etmesi uzun bir zaman alacaktır. Belki de beni hiçbir zaman yakalayamayacaklardır! Yine de kararlarınızdan siz sorumlusunuz. Polise gidebilir ve alakanız olmayan bir cinayet sarmalının gözdesi olabilirsiniz… Ya da size başka bir teklifim var; cinayet işlemenin ve kurbanların son anlarda neler hissettiklerini size anlatabilirim, bunlardan faydalanarak inanılmaz bir kitap yazabilirsiniz. Önünüzde iki seçenek var; polise gidersiniz ve bir süreliğine şüpheli konumunda kalırsınız, ben bu süre zarfında cinayetlere yine devam ederim ve size bilgiler vermem… Ya da kimsenin bir şeyden haberi olmaz ve siz hayatınızın en iyi kitabı için temel atmış olursunuz. Eğer teklifimi kabul ederseniz bu akşam internet sitenizde herhangi bir şey yazın… Bu maili silmeyi de unutmayın!"

Kemal uzun süre telefona bakakaldı. Ne hissedeceğini, ne düşüneceğini, ne yapacağını bilemiyordu. Karanlık bir kuyunun dibindeymiş gibi hissediyordu ama kurtuluşunun daha derine inmekte mi olduğunu yoksa yukarı tırmanmak mı olduğuna karar veremiyordu. Bir katil -seri katil olması muhtemel bir katil- neden böyle bir şey yapmıştı? Kemal ilk önce kötü bir şakanın kurbanı olduğunu düşündü ama her şeyin gerçek olduğu aşikardı. Elini yüzünü yıkamak için banyoya koştu. Banyonun fayansları yer yer sararmış, tavanlarda da rutubet oluşmuştu. Çatlamış aynanın karşısına geçti; musluğu çevirdi ve soğuk suyu yüzüne hızla vurmaya başladı. Aynadan ıslanmış yüzüne baktı. Gözlerinin altındaki morluklar uzun zamandır uyumamanın getirdiği bir hediyeydi. Saçlarında beyaz teller kendini belli ediyordu. Hali, tavrı ve kendine olan güvensiz bakışları onu olduğundan daha yaşlı gösteriyordu. Banyodan çıktıktan sonra ahşap masasının başına geçti. Kafasını iki elinin arasına alıp kendi kendine konuşmaya başladı.

“Şimdi polise gidersem herkes meraklı gözlerini benim üzerime çevirecek ve bazı insanların kafasına olağan şüpheli olarak yer edeceğim. Bu durum en çok, beni eleştiren o blog yazarını sevindirir. Bunun olmasını istemiyorum. Katil olduğunu iddia eden kişi gerçekten bana bilgi verirse daha önce yazamadığım bir şey yazarım. Ne kaybederim ki?”

Kafasını kaldırdı. Gözlerinin içinde verdiği karar belli oluyordu; yazma hırsına kapılmıştı. Tehlikeli bir oyunun içine dalacak ve kurtulmak için kuyunun dibine doğru ilerleyecekti. Saatine baktı, henüz 10:34’tü. “Akşama kadar bir polisiye durum hikayesi yazarım ve internet sitem de paylaşırım” dedi. Hızlı yazması gerekiyordu, bu yüzden kağıt ve kalem ile notlar almasına gerek yoktu; hemen bilgisayarını açtı. Aylar evvel kurguladığı bir hikayeyi yazıya dökecekti. Daha önce yazdıklarının altında bir hikaye olacaktı ama katile “teklifini kabul ediyorum” demiş olacaktı. Hızlıca yazmaya başladı. Düşünmüyordu, sadece yazıyordu. Titreyen uzun parmakları klavyenin üstündeki tuşlar üstünde gidip gelirken gözleri ekrana kilitlenmişti. Klavyeye bakmadan yazmayı çok önceden öğrenmişti. Beyaz tenli cildi giderek daha da beyazlaşıyor, soğuk soğuk terliyordu. “Sonuçta onları ben öldürmeyeceğim veya katile yardım etmeyeceğim” diye haykırarak ayağa fırladı. Sanki bir yandan yazı yazıyor, diğer yandan kafasının içinde bir başkası ile kavga ediyordu. Ayaktayken ekrana bakıyordu ama ne yaptığının farkında değildi. Tekrar sandalyesine oturdu “Buna ihtiyacım var” diyerek yazıya devam etti.

Akşamüstü 17:58’de hikayeyi tamamen bitirmişti. Yaklaşık altı ayın sonunda sitesinde bir hikaye paylaşacaktı, bunun içinde ayrıca heyecanlıydı. Kendi sitesinin yönetici paneline girdikten sonra yazı paylaşma bölümüne tıkladı. “Şu saçmalığın ne kadar ileri gidebileceğini görelim” dedikten sonra hikayesini yayınladı. Artık katilden haber bekleme vaktiydi. Bilgisayarın başından kalktı. Uzun süredir aynı pozisyon da oturduğu için sırtı tutulmuştu. Sanki kafasının içindeki başka biri tarafından yönetiliyordu… Dün gece süngerleri aşınmış koltuğunun üstüne fırlattığı montunu giydi. Kadını gördüğü sokağa gidecekti ve etrafı şöyle bir kolaçan edecekti.

Olay yerine yaklaştıkça kalp atışı hızlanıyordu. Adımları gittikçe birbirine dolanıyordu ama oraya gitmeye ihtiyacı vardı. “Her katil olay yerine geri döner” diye geçirdi içinden ama katil kendisi değildi. Katilin kim olduğu tamamen muammaydı.

Olay yerine geldiğinde her şey çoktan toparlamıştı. Etrafta birkaç polis ve cinayeti ana habere yetiştirmeye çalışan kameramanlar ile muhabirler vardı. Duraksamadan, hızlıca olay yerini ardında bıraktı. Sonra bir sesleniş ile irkildi “Kemal Bey, lütfen durur musunuz?” Ayakları ne kadar hızlı durduysa, nabzı bir o kadar hızlanmıştı. Heyecanını bastırmaya çalışarak arkasını döndü. Bir kameraman ile muhabir kendisine doğru yürüyordu. Muhabir kız tamamen sıcak kanlı bir tavırla “Sizi burada görmek ne büyük tesadüf” dedi sonra devam etti “Sanırım burada bulunan kadın cesedini duymuşsunuzdur… Tanınmış bir polisiye yazarı olarak olay hakkında bizimle kısa bir röportaj yapar mısınız acaba?” diye sordu. Kemal ilk önce reddedecekti ama aniden fikrini değiştirip “Çok kısa konuşabilirim” dedi. Muhabir ve kameraman gerekli açıları ayarladıktan sonra kameranın kayıt tuşuna basıldı.

“Sabaha karşı bulunan bir kadın cesedi herkesin kanını dondurdu. Yetkililer bu cinayetin arkasında bir seri katil olabileceği bilgisini verirken, ekibimiz ile olay yerinden sizlere bilgi aktarmak için tüm gücümüz ile çalışıyoruz. Şuan yanımızda polisiye yazarı Kemal Ayilkan duruyor, tesadüfen buradan geçiyordu… Ya da bilerek buraya geldi. Kemal Bey bilerek mi buraya geldiniz? Yani hikâyeleriniz için bilgi toplamak için mi?”

Kemal bu soruyla beraber sarsılmıştı. Sanki o sıcak kanlı kız gitmiş, yerine korkunç olaylarla beslenen bir vampir gelmişti. Kemal ilk önce boğazını temizledi daha sonra konuşmaya başladı

“Buraya çok yakın oturuyorum. Haber sitelerinde haberi görünce merakıma yenik düştüm”

“Kitaplarınızda sık sık cinayet temasını işliyorsunuz, bu olay hakkında ufakta olsa bir şeyler söylemek ister misiniz?”

“Sadece korkunç, hem de çok korkunç. Her şeyden önce masum bir kızcağızın kayıp giden hayatı söz konusu. Ailesine sabır dilemek dışında bir şey diyemem”

“Eğer gerçekten bir seri katil ile karşı karşıyaysak bu olaydan yola çıkarak bir kitap kurgulamayı düşünür müsünüz?”

Kız resmen olayı bir kenara bırakmış, Kemal’den magazin haberi çıkarmaya çalışıyordu. Kemal yüzünü buruşturarak “Şuan merak edilmesi gerekilen tek şey katilin kimliği olmalı. İyi çalışmalar dilerim” dedi ve oradan hızla uzaklaştı.

Eve vardığında saat yediye on vardı. Hala herhangi bir mail gelmemişti. Sanki eli kolu bağlanmış gibiydi. İnsan hayatı gerçekten pamuk ipliğine bağlıydı, her an her şey olabilirdi. Evin içinde ileri geri yürürken düşüncelerin altında kendini kaybediyordu. “Polise gitmeliyim” dedi kendi kendine… Elleriyle yüzünü kapatıp yere doğru eğildi. Sanki acı çekiyormuş gibiydi “Henüz hiçbir şey için geç değil! Basit bir şüpheli olarak kalmak, suç ortağı olarak gözükmekten daha iyidir” dedi. Kendini evden dışarı atarken telefonundan gelen mesaj sesiyle durdu.

3. Bölüm: Son Hisler
Kemal’in mesajı kimin gönderdiğini tahmin etmesi çok zor değildi. Kapının tam önünde duruyordu. İstese telefona hiç bakmadan polise gidebilir ve her şeyi bitirebilirdi. Ama o mesaj sesi birçok kapıyı kapatmış ve bir bilinmezin kapısını açmıştı. Kemal hızlıca iyice eskimiş olan telefonunu cebinden çıkardı. Teknolojiyi uzun zamandır takip etmediğinden yıllar önce aldığı bir akıllı telefonu kullanıyordu. Ekranın üst tarafında “Kızıl Saçlı Kız” başlıklı bir mail bildirimi duruyordu. Mesajı açmadan önce tekrar salona geçti ve koltuğa oturdu. Derin bir nefes aldıktan sonra bildirime tıkladı. Heyecandan titreyen elleriyle telefonu düşürmemek için tüm duygularını bastırmaya çalışıyordu. Kurumuş dudaklarını aralayıp mesajı fısıltıyla okumaya başladı.

"Mesajımı bu kadar geciktirdiğim için kusura bakmayın. Bugün yayınladığınız “Kabulleniş” adlı hikayenizi okumaya daldım. Bana kalırsa bu hikayeniz diğer hikayelerinizin altında kalmış. Aceleye getirilmiş ve sonu çok açık bitmiş. Okuyucularınızın gözünde bir nebze de olsa itibar kaybedebilirsiniz. Sonuna “Yazarlığa başladığım ilk dönemlerde karaladığım bir hikaye” diye not düşerseniz, hikayeniz kendi içinde güzel bir yere taşınır. Neyse… Teklifimi kabul edeceğinize ihtimal vermiyordum, şaşırdığımı söylersem yalan olmaz. Madem teklifimi kabul ettiniz o halde sizin bulduğunuz şu kızı nasıl öldürdüğümü ve neler hissettiğini anlatayım. Gerçek her zaman kurgudan daha korkunç oluyor gerçekten…

Önceki iki cinayetimin üzerinden neredeyse bir ay geçti. İki gün önce, yani sizin cesedi bulmanızdan bir gün önce “Bugün birini öldürmeliyim” diye uyandım. Akşamüstü evden çıktım ve arabamla etrafı turlamaya başladım. Ertesi günü bir daha göremeyecek olmasından habersiz bir şekilde, bir kafenin cam kenarında oturuyordu; dışarıdan görebiliyordum. Gerçekten güzel bir kızdı. Sanırım benim beynim normal bir erkek beyni gibi çalışmıyor; güzel bir kız gördüğüm zaman sanki içimdeki kana susamış canavar ortaya çıkıyor ve öldürme arzum devreye giriyordu."

Kemal’in gözlerinin önüne kızın cesedi geldi. Gerçekten güzel bir kızdı. Saçları parlak bir kırmızıya sahipti ve teni beyazdı. Dudaklarına sürdüğü siyah ruj onu gotik bir havaya sokmuştu ve bu onu daha çekici gösteriyordu. Kemal birden korkuyla irkildi, kızın görüntüsünü hafızasından silmeye çalışarak tekrar yazıya döndü.

"Size kendim hakkında fazla bilgi vermek istemiyorum ama yakışıklı sayılabilecek birisiyim ve insanlara nasıl yaklaşacağımı az çok biliyorum. Kafenin içinde yaklaşmayı yanlış ve tehlikeli buldum; hem çok fazla insan vardı, hem de etrafta kameralar olabilirdi. Arabanın içinde beklemeye başladım. Yaklaşık yarım saat daha oturduktan sonra kafeden çıktı. Şanslıydım, çünkü arabası vardı. O arabasına binerken ben arabamdan indim. Çok fazla trafik vardı, hızlanamazdı; yolda yavaş yavaş gidiyordu, ben kaldırımdan onu izliyordum. Trafik açıldıkça o da hızlanıyordu, artık planımı devreye sokabilirdim.

Eğer birisi size karşı mahcup olursa, ahlaki açıdan kendini borçlu hisseder. Kendimi arabanın önüne attım. Çok hızlı değildi ama bana çarptı… Bunu kendi dalgınlığı olarak nitelendirmesi önemliydi, öyle de olmuştu. Artık bana karşı mahcuptu ve merhamet besliyordu. İyi niyetini ona karşı kullanacaktım. Tahmin edersiniz ilk önce ambulansı aramayı teklif etti. “Bacağıma ufak bir kramp girdi, önemli bir şey yok” diyerek reddettim. Tabii ısrar etti. Gayet masumca gülümsedim ve “Sanırım şanslı sayılırım çünkü eşim doktor, herhalde eşinin ölmesine razı olmaz” diye saçma sapan bir espri yaptım ama güvenini kazandım. “Evime kadar bırakabilirsen yeterli olur” dedim. Gayet şık görünümlü, güler suratlı ve eşi doktor olan biri ne kadar tehlikeli olabilirdi? Teklifimi geri çeviremezdi; kendini borçlu hissediyordu… Evime kadar bırakacaktı…

Yaklaşık yirmi dakika içinde evimin önüne gelmiştik. Bu süre zarfında benden defalarca özür diledi, gerçekten çok kibar bir insandı. Benden özür dilemeleri dışında çok kısa da olsa muhabbet ettik. İlayda ismine sahipti, 27 yaşındaydı, bir banka da çalışıyordu. Ayrıca herhangi bir kredi işim olursa elinden geldiğince yardım edebileceğini söyledi.

Evin önünde, arabanın içindeydik. Yüzüme baktı. İçten bir gülümseme ile “Tekrar çok özür dilerim” dedi. Aynı şekilde yüzüne güldüm ve kafasını oldukça sert bir şekilde arabanın camına vurdum. Tok bir ses çıktı ama bayılmadı, sersemledi… Gayet gelişi güzel bir şekilde ellerini bana doğru uzattı, kendini savunmak istiyordu ama taktığı emniyet kemeri engel oluyordu. Aynı şekilde kafasını bir daha cama vurdum, o kadar sert vurmuştum ki cam çatladı; bayılmıştı.

Size evimin çevresi ve evin içiyle ilgili bilgiler de vermek istemiyorum. Oldukça paranoyak düşüncelere sahibimdir ve bu bilgilerden yola çıkarak benim hakkımda tahminler yürütmenizden endişe ediyorum. Yine de şu bilgiyi verebilirim: kimsenin beni rahatsız edemeyeceği müstakil bir evde yaşıyorum, cinayetlerimi ise evin alt katında işliyorum.

İlayda’yı hızlıca evin alt katına, cinayetleri işlediğim odaya soktum ve bir sandalyeye bağladım. Odanın içinde herhangi bir eşya olmadığı gibi penceresi de yok. Odanın ortasında İlayda oturuyordu tam karşısında ayakta bekliyordum. Kadınları bayıltmak dışında onlara şiddet uygulamayı sevmem, hatta nefret ederim, niyetim onlara acı çektirmek değil. Büyük bir sabırla İlayda’nın uyanmasını bekledim. Gözlerini açmaya çalışırken sayıklıyordu “Neredeyim ben? Kimsin sen?” önceki iki kurbanım da böyle sayıklamıştı, sadece bir tanesi epey ağır bir küfür etmişti. İyice kendine gelince gözlerimin içine baktı. Az evvel bana çarptığından dolayı büyük bir üzüntü taşıyan gözlerinin içinde artık korku, endişe ve nefret vardı. Yüzüne gülümsedim “Merak etme İlayda, biraz sonra bütün soruların sonsuza kadar son bulacak ve aslında cevapların ne kadar işe yaramaz olduğunu anlayacaksın” dedim. İlk iki cinayetim de böyle bir cümle kurmamıştım, sanırım İlayda beni gerçekten etkilemişti. İnanılmaz derece de tiz bir çığlık attı. İnsanların son anlarına çok saygılıyımdır bu yüzden ne isterlerse söylemelerini isterim, buna çığlık atmakta dahil; bu sebeple ağızlarını bağlamıyorum. Çığlıklarına devam ederken odadan bir bıçak almak için çıktım. Geri döndüğümde tekrar bayılmak üzereydi. Gözlerine yaptığı koyu makyaj ağladığından dolayı ağzına doğru akıyordu. Elimde bıçakla karşısına geçtim ve öylece bıçağı boğazına sapladım. O ince tonlara sahip sesi bir anda kalın hırıltılara döndü. Eğer elleri bağlı olmasaydı büyük bir ihtimalle boğazına doğru hamle yapardı. Kurbanların boğazlarına bıçağı sapladıktan sonra sakince ölmelerini bekliyorum. İlk iki kurbanımın ölme süreleri gerçekten uzun bir zaman almıştı, hatta bir an için ölmeyeceklerini düşünmüştüm… İlayda için bu geçerli değildi; yaklaşık 24 dakika dayanabildi. Onu orada öylece bıraktım ve normal hayatıma geri döndüm. Cesedinden ertesi gün kurtulacaktım. İnsan bedenine saygı duyduğum için onlardan bir hatıra almıyorum veya onları parçalamıyorum… İşte İlayda’nın ölümü bu şekilde oldu.

Hala polise gitmek için geç kalmış sayılmazsınız. Beni bu mesajlarla yakalayamazlar. Eğer yardımımı istiyorsanız yeniden internet sitenizde bir şeyler paylaşın. Yalnız bu sefer daha kısa şeyler yazarsanız sevinirim, okurken çok fazla vaktimi alıyor"

Kemal mesajı okuduktan sonra tüm kanı çekilmişti. Titremesi daha da artmıştı ve midesi bulanıyordu. Kusmak için banyoya koştu… Tost dışında başka bir şey yememişti, yediği tostu çıkarmıştı ve safra kusuyordu. Sapsarı renkli kusmuğuna bakarken kapının zil sesiyle kendine geldi. Kendini biraz toparlayıp kapıya doğru hızlı adımlarla yürüdü

“Kimsiniz” diye seslendi. Dışarıdaki ses bir erkeğe aitti “Ben dedektif…”

4. Bölüm: Dedektif Sunay Kanmaz
Sanki o an zaman durmuştu. Kendini bir boşluğun ortasında hissediyordu. Nefes almayı dahi unutmuştu. Titreyen sesiyle bir kez daha “Pardon, kimim dediniz?” diye sordu. Kendine son derece güvendiği ses tonuna yansıyan adam “Dedektif Sunay Kanmaz” dedi “Birkaç sorum olacaktı” diye devam etti. Kemal kendini toparlayarak kapıyı açtı. Karşısında kendinden biraz daha uzun, atletik yapılı bir adam duruyordu. Kemal’in yüzüne gülümseyerek “Acaba içeri girmemin bir sakıncası var mı?” diye sordu. Kemal biraz daha dikkatli bakınca adamı daha önce gördüğünü anımsadı… “Sizi daha önce haberler de görmüştüm; faili meçhul bir cinayeti çözmüştünüz” dedi. Dedektif kafasını “Evet” dercesine salladı. Kemal kapının önünden çekildiğinde Sunay içeri girdi. Kemal gayet içten bir ses tonu ile “Salona geçebiliriz” dedi. Dedektif Sunay eskimeye yüz tutan koltuğa oturdu, Kemal ise tam karşısına. Kemal meraklı bir ses tonuyla “Bu saatte yaptığınız bu ziyaretin sebebini sorabilir miyim?” diye sordu. Dedektif Sunay arkasına yaslandı.

"Bulunan kadın cesedini duymuşsunuzdur… Gerçi olay hakkında röportaj yapmıştınız, öyle değil mi?

“Evet. Bunun için gelmiş olamazsınız herhalde, röportaj yapmak suç sayılmıyor sonuçta, değil mi?”

“Yanlış anladınız beni, olay yerine gidip röportaj yapmanız suç değil… Ama kimliğinizi gizli tutarak ihbar yapmanız sizce de çok şüpheli değil mi?”

Kemal sanki oturduğu yere çakılmıştı. Konuşmak istiyordu ama sesinin çıkmamasından korkuyordu. Boğazını temizledikten sonra endişeyle titreyen sesiyle Neyden bahsettiğinizi anlamadım, ne ihbarı?" diye sordu. Dedektif Sunay vücudunu öne doğru eğdi. Kemal’in gözlerinin içine keskin bir şekilde bakarak konuşmaya başladı

“Kameraların henüz çok gelişmediği ve yaygın olmadığı dönemlerde nasıl bilgi toparladım biliyor musunuz? Evsiz insanlardan, kağıt toplayan çocuklardan, kendini sokaklara adayan insanlardan… Polisler olay yerinin çevresinde herhangi bir kameraya rastlayamadı. Ben bütün günümü bu çevre de yatıp kalkan insanlarla konuşarak geçirdim. Kağıt toplayan bir çocuk o gece birinin oradan kaçtığını söyledi… Ayrıca cesedi de görmüş ama herhangi bir şey yapmamış; böyle insanlar her şeyi görür ama sessiz kalmayı tercih ederler. Kaçan kişinin koştuğu tarafı uzaktan da olsa görebilmiş. Bu civarda tam dokuz tane ankesörlü telefon var. Bir tanesi adamın koştuğu yönde, yani sizin evinizin bulunduğu sokağın tam başında. Bugün yaptığınız röportajı hem sesli, hem sessiz izledim. Bir şeylerden korktuğunuz ve endişe duyduğunuz o kadar barizdi ki içimde kocaman bir şüphe uyandı. Sanki oraya meraktan giden biri gibi değil de, olay yerine geri dönen bir katil gibi gözüküyordunuz… Ha bu arada, kağıt toplayan çocuk adamın giydiği gri renkli montu da görmüş”

Dedektif Sunay bakışlarıyla koltuğun başlık kısmına gelişi güzel atılmış montu gösterdi. Kemal köşeye sıkıştığının farkındaydı. Artık bir şeyleri gizleyecek gücü kalmamıştı “Her şeyi anlatacağım” dedi. Çalışma masasının yanına yürüdü. Masanın üzerindeki sigara paketinden bir sigara çıkartıp yaktıktan sonra her şeyi anlatmaya başladı.

“Evet, isimsiz ihbarı ben yaptım. Keşke o gece dışarıya hiç çıkmasaydım! Yeni bir hikaye üzerinde çalışıyordum ve tek satır bir şey yazamamıştım. Resmen günlerdir sadece düşüncelerin altında boğuluyordum ama bunları kağıda damlatamıyordum. Sinirlerim iyice gerilince kendimi sokağa attım. Her şey eve dönmeye karar verdiğim zaman başladı. Daha önce kullanmadığım o ıssız yolu kullanmaya karar verdim. Yol düz devam edip orta tarafta sağ ve sol olmak üzere ikiye ayrılıyordu, sonra tekrar düz devam ediyordu. Yolun orta tarafına yaklaştığım sıralarda bir arabanın yaptığı sert fren sesini duydum, fazla önemsemedim ve yoluma devam ettim. Yolun ortasına geldiğimde sağ tarafta o kadının cesedini gördüm. Yanına kadar gittim. Kan gölünün ortasında yatıyordu resmen… Yüzüne baktım, iyice inceledim ama herhangi bir şeye dokunmadım. Aslında ihbarı kendi telefonumdan yapacaktım ama ifade vermek istemediğim için sokağın başındaki ankesörlü telefondan isimsiz bir ihbar da bulundum”

Sunay son derece meraklı bir tavırla “Neden ifade vermekten çekindiniz?” diye sordu. Kemal iç çekerek "Aslında buna çekinmek diyemem; bir çeşit inzivaya çekildim ve polise kendi kimliğimi belirtseydim beraberinde bir sürü meraklı gözü kendime çevirmiş olurdum" dedi. Sunay “Lütfen devam edin” dedi.

“İhbarı yaptıktan sonra direkt eve geldim. Gördüğüm cesedi kendimce yorumlamaya çalışırken ve neler olduğunu anlamaya çalışırken telefonuma bir mesaj geldi” Kemal, telefonunun kilidi açtı. Katilden aldığı ilk mesajın üstüne tıkladıktan sonra telefonu Sunay’a uzattı. “İşte gelen mesaj buydu” dedi. Sunay telefondaki mesajı okuduktan sonra gülmeye başladı. “Yani sırf size ilham versin diye cesedi oraya bilerek mi bırakmış? Peki teklifini kabul ettiniz mi, yani internet sitenizde bir hikaye paylaştınız mı?” diye sordu. Kemal sadece kafasını salladı. Sunay ayağa kalktı. Küçük bir çocuğun duyduğu heyecanı duyuyordu "Peki başka mesaj gönderdi mi?" diye sordu. Kemal dalgın bir şekilde Sunay’ın elinde salladığı telefonu aldı. “Bir saat önce falan dayanamayıp polise gidip her şeyi anlatacaktım; evden çıkacağım sırada yeni bir mesaj geldi ve gitmekten vazgeçtim” dedi. Az önce okumayı bitirdiği mesajı açıp “İşte gönderdiği mesaj buydu” diye devam etti ve telefonu Sunay’a uzattı.

Sunay ikinci mesajı ayakta sesli bir şekilde okuduktan sonra tekrar yerine oturdu. Kemal’in suratına sinsice bakarak “Biliyor musunuz, iyi ki polise gitmemişsiniz… Oradaki gazeteciler aç kurt gibi bekliyorlardır şimdi, siz daha ifadenizi bitirmeden her şeyi basına açıklarlardı ve katilden bir daha mesaj alamazdınız… Yani tek kozumuzu kaybetmiş olurduk” dedi. Kemal düşünceleri bir tavırla “Şimdi ne olacak?” diye sordu. Sunay elindeki telefonu koltuğun kenarına koyduktan sonra “Onu yakalayacağım ve sizde bana yardım edeceksiniz” dedi…


(Hiçliğin bekçisi…) #2

Merhaba,

Öncelikle hoş geldiniz… Öykünüz ile alakalı bazı kusurlar buldum. Tabii bana göre böyle fakat size göre böyle olmayabilir. Buna göre değerlendirip kendi süzgecinizden geçirirseniz sevinirim. Açıkçası sizi daha tanımadığım için de nasıl tepki vereceğinizi bilmiyorum. Neyse umarım kaleminizle bana saldırmazsınız diyelim. :smiley: Satırlar halinde yazacağım.

Öncelikle sayıları yazıyla yazmanız bir öykü veya metin için daha doğru olurdu.

Anlatıcının varlığını hissetmek istemezdim. Yani yazarın varlığını hissetmek istemezdim. Bunu hemen aşağıdaki cümlelerde hissedebiliyorum:

Betimleme konusunda oldukça yavan buldum anlatımı aslında. Tamam betimlemeler vardı ama benim okuyucu olarak aradığım dozda değildi. Bu benim okuma tarzımla alakalı olabilir. Başkası bunu sevebilir ama ben daha detaylı, daha epik, daha süslü cümleler seviyorum. Düz cümleler hoşuma gitmiyor. Yanlış anlaşılma olmasın polisiye bir hikayede de ağdalı bir dil arıyor değilim ama daha komplike cümleler istiyorum. Bu tabii ki tercih meselesi. Ben sadece öbür türlü daha iyi olacağını düşünüyorum kendi adıma.

Kelimelerle verilen korku hissi hiçbir zaman bana okurken tesir etmiyor. “Çok korkuyordu, korkudan ödü patlamıştı.” gibi cümleler korkuyu okuyucuya hissettirmez. Sadece korktuğunu bildirir. Oysa öncesinde ve sonrasında o gergin havayı, ortamı, hareketleri geniş geniş anlatarak bize karakterinizin yerine geçene vakit tanımalısınız. O havayı solumalıyız. O tekinsizliği hissetmeliyiz. O karanlık bizim içimize işlemeli… Bunun için de öncesinde karakteri daha iyi tanımamız ve kendimizden karakterde parçalar bulabilmemiz için oldukça uzun bir okuma yapmamız gerekirdi.

Daha önce hiç polisi aradınız mı bilmiyorum ama ben aradım defalarca. :smiley: İşler hiç de anlatıldığı gibi işlemiyor. Bir sürü soru soruyorlar. Ad ve soy ad kesinlikle istiyorlar yoksa ihbarı almıyorlar filan. Yani sizi epey uğraştırıyorlar. Kendi deneyimlerim olduğu için bu kısım beni hikayedeki gerçekçilikten uzaklaştırdı.

Bana kalırsa giriş olarak fazla hızlıydı. Karaktere alışamadık. Rutinlerini, düşüncelerini, tipini, nasıl bir insan olduğunu tam olarak öğrenemedik. Üç saatlik bir filmin bir dakikalık fragmanı gibiydi her şey. Uzun uzadıya yedirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aslında okuma yaparken hikayedeki zamanın gerçek hayattaki gibi yavaş akması veya öyle akıyormuş gibi hissettirmesi lazım. Bu giriş kısmının genişletilmelerle birlikte en az iki-üç sayfa olması gerektiği kanısındayım. Bu konuda siz nasıl düşünürsünüz bilemem. Bunlar benim görüşlerim. Belki de okuyucu olarak biraz zor bir profilimdir. Neyse… Diyeceklerim bu kadar. Umarım kalbinizi kırmamışımdır. :slight_smile: Sadece size belki faydam dokunur düşüncesiyle yorum yaptım. Eğer yorumumdan rahatsız olduysanız veya hoşunuza gitmediyse bana özel mesaj atarak bildirmeniz durumunda kaldırabilirim. İyi forumlar dilerim. :blush:


(Sepulnevro) #3

Okuduğunuz ve eleştirdiğiniz için teşekkür ederim. Yazdıklarımızı insanlara sunduğumuz zaman kendimize şunu demeliyiz “Pekala, olumlu ve olumsuz tüm eleştirilere açık olmalıyım…” Yani eleştiriniz kalbimi kırmadı, beni memnun etti. :slightly_smiling_face:
Aslında ilk bölüm çok daha ayrıntılı olacaktı ama hikayeyi bir an evvel paylaşma heyecanı ile hızlı bir giriş yapmak istedim ve ilk bölümün günahı olmaz diyerek pek düzenleme yapmadan hemen yayınladım. Yani bölümün çok hızlı geçtiğini ve karakter ile bağ kurulamadığının farkındayım. 2. Bölüm ile bunu tamamen kıracağıma inanıyorum.
Hatta asıl giriş 2. Bölüm ile yapılacak diyebilirim.
Umarım 1. Bölüm hikayeyi okuma şevkinizi kırmaz ve düşüncelerinizi yine yorumlarsınız. Teşekkür ederim :slightly_smiling_face:


(Sepulnevro) #4
  1. Bölümü (Teklif ve Karar) ana mesaja ekledim, keyifli okumalar slight_smile:

(Sepulnevro) #5
  1. Bölümü (Son Hisler) paylaştım. İlk iki bölümün biraz daha giriş görevi görmesini istemiştim, 3. bölümle birlikle hikayeye girdik diyebilirim. Keyifli okumalar :slight_smile:

(Sepulnevro) #6

Hikayenin 4. Bölümünü (Dedektif Sunay Kanmaz) paylaştım. Aslında bu karakteri yaratalı epey oluyor, forumda da birkaç hikayesini farklı bir kullanıcı adıyla paylaşmıştım ama bir daha devam etmemiştim. Bu hikayenin ilerleyişi kafamın içinde hedeflediğim yönün dışına çıktı; aslında bir dedektif karakteri olmayacaktı ama çoğu zaman hedeflenen şeyler gerçekleşmiyor :slight_smile: Zaten ara sıra Sunay Kanmaz’ın maceralarını yazmak istiyordum. Madem bu hikayeye bir dedektif dahil olacaktı o zaman bu neden Sunay Kanmaz olmasın dedim ve karakteri kendim için geri getirmiş oldum :slight_smile: Keyifli okumalar