Kayıp Kıta Mu'nun Akıbeti Yunan Alfabesinde mi Saklı?

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/dosya/kayip-kita-munun-akibeti-yunan-alfabesinde-mi-sakli/



Kayıp Kıta Mu efsanesini herkes bilir. Peki ya size, Yunan harflerini oluşturan hecelerin Maya dilinde bir karşılıkları olduğunu söylesek? Ve hatta bu karşılıkları biraz toparlayınca ortaya hayli ilginç bir hikâye çıktığını? (DEVAMI…)

12 Beğeni

Güzel yazı ama dile getirilen konunun bilimsel dayanağı yok. Mu Kıtası, sahte bilim ya da sözde bilimin tipik bir örneği. Böyle bir kıtanın bir zamanlar var olduğuna ve sulara gömüldüğüne dair tek bir tane bile bilimsel kanıt yok. Yine de konu, fantastik bir konu olduğu için yazarlara iyi malzeme sağlıyor. Ayrıca eğlenceli oluşundan olsa gerek insanları büyülüyor.

Tibette muhafaza edilen “Nakal Tabletleri”, Madrid Ulusal Müzesi’nde bulunan “Cortesianus Kodeksi’nden” levhalar, yine Tibet’deki eski bir Budist tapınağı olan Lhasa’da keşfedilen “Lhasa Kayıtları”, Yukatan’da ( Meksika burnunda bir yarım ada) yazılmış bir Maya kitabı olan “Troano Yazması”, yine Yukatan’da bir tapınak olan Uxmal Tapınağı’daki ve Meksika piramidindeki duvar yazıları…

Hepsi “Ana” kıta’dan, Ma’dan / Mu’dan bahseder. Bazı yazmalar nasıl yok olduğunu, bazı yazmaları ana kıtadaki yaşamı anlatır! Bu yazmalarını en genci 3000 yaşındadır!

Birbirinden ayrı yerlerde yaratılmış bütün bu kayıtların pek çok ortak noktası vardır ve bence en vurucusu da şudur:

“Mu Ülkesinin, günümüzden 50 bin yıl önce, yaklaşık 65 milyon insanıyla beraber yaşayıp yok olduğu!”

İnanıp inanmama konusu değil olay! Kabul edip etmeme eşiğini aşmak sanıyorum…

Saygılarımla…

2 Beğeni

Jeologlar da bu konuyu incelediler. Okyanus tabanları incelendi ama ne iddia edildiği gibi Atlantik Okyanusunun dibinde bir Atlantis Kıtası, ne iddia edildiği gibi Hint Okyanusunun dibinde bir Lemurya Kıtası, ne de iddia edildiği gibi Pasifik Okyanusunun dibinde bir Mu Kıtası olduğuna dair hiçbir bulgu bulunamadı. Jeoloji ve Arkeoloji bilimleri bir zamanlar bu iki kıtanın var olduğuna ve sonradan yok olduğuna dair hiçbir kanıta rastlamadı.

Elbette bir kıtanın yıkılıp suya batmış olması imkânsız değil. Dünyada levha tektoniği gereği kıtalar zaten hareket ediyor, yer değiştiriyor, birleşip ayrılıyor ve yükselip alçalıyor. Hatta geçtiğimiz yıllarda iki mikro kıta keşfedildi. Bilim insanları arasında keşif üzerine tartışmalar sonlandıktan sonra bu iki kıtayı ders kitaplarında da görebiliriz. Fakat yakın zamanda keşfedilen bu iki kıta da Atlantis, Lemurya ve Mu kıtalarına inananların iddia ettiği yerde değiller.

Bunlardan birincisi, Hint Okyanusunda (Lemurya’nın olduğu iddia edilen bölgede değil), Madagaskar’ın doğusundaki Mauritus adasının olduğu yerdeki Mauritus Mikro Kıtası. İkincisi ise Avustralya’nın doğusundaki Zelandiya Mikro Kıtası. Hatta Yeni Zelanda bu kıtanın bir parçası. Her iki mikro kıta da bir zamanlar su üstündeymiş ama levha hareketleri sonucunda batmışlar.

Mu Kıtasının insanlığın yaşadığı ilk yer olduğu iddiası da gerçek değil. Bir kere sözü edilen tarihlerde dünya üzerindeki insan dağılımı o şekilde değil. En son bilimsel verilere göre Homo Sapiens türü günümüzden 320.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış, günümüzden 130.000 yıl önce (bu tarihi yanlış hatırlıyor olabilirim) Avrasya’ya yayılmaya başlamış, günümüzden 50.000 yıl önce Avustralya’ya ulaşmış, günümüzden 30.000 yıl önce de Bering Boğazını aşarak Amerika’ya ulaşmıştır. Büyük Okyanus’ta yaşayan Polinezyalıların atası Mu’dan değil Asya’dandır. Gelişmiş kanolarıyla Büyük Okyanus’a yüzlerce yıllık bir süreç içinde yayılmışlardır. Bunların hepsi arkeolojik bulgular.

Dünyadaki pek çok dilde ortak sözcüklerin olması bir kanıt sayılamaz. Çok geniş bir coğrafyada sayısız millet tarih boyunca doğrudan ya da dolaylı bir şekilde etkileşim içinde olmuştur. Bunun da ötesinde tarihin çok daha eski dönemlerinde insanlık Afrika’dan dünyaya daha yeni yayılırken pek çok milletin ataları bir aradaydı zaten. Bu yüzden ortak sözcükler Mu efsanesinin kanıtı değil.

Gelelim Nakal Tabletleri olarak da bilinen Naacal Tabletlerine. Bu tabletlerde yazanlar Mu Kıtasının bir zamanlar var olduğuna dair çok önemli kanıtlarmış gibi görünüyor. Fakat ortada bir sorun var: Bu tabletler yok, varsa da gören olmadı. Var olmayan bir tabletten de kanıt olmaz. James Churchward, bir Budist rahip tarafından kendisine bu tabletlerin gösterildiğini iddia ediyor ama bu tabletlerin varlığına dair tek bir kanıt göstermiyor. Bu yüzden o tabletleri kafasından uydurduğunu düşünebiliriz. O tabletler gerçekten varsa dahi bize kanıt lazım. Bilim “ben böyle bir bilgiye sahibim, böyle bir belge gördüm ama kanıt şu an elimde değil” türü bir şey değildir.

Bunun dışındaki diğer ileri sürülen kanıtlarda da ya çarpıtma, ya çeviri hatası, ya tahrifat ya da tamamen kanıtların uydurma olması durumu söz konusu. Eğer Naacal örneği yeterli olmazsa bir sonraki mesajımda tek tek hepsini ele alırım. Mu Efsanesini başlatan James Churchward da zaten bir sahte bilimci olarak kabul edilir ve bilim çevrelerinde ciddiye alınmaz. Fakat kendisi yazdığı kitaplarla bir şöhret ve gelir elde etmiştir. Benzer şeyleri Erich Von Daniken, geçmişte uzaylıların dünyayı ziyaret ettiği ve yönettiği iddiasıyla, David Icke ise Reptilian diye bir sürüngen uzaylı ırkının aramızda yaşadığı ve dünyayı yönetmekte olduğu iddiasıyla yapmıştır. Bunun için bol miktarda kaynağı belirsiz iddia ile sahte kanıt kullanmışlar ve bazı arkeolojik bulguları da çarpıtmışlardır. Böylece hem ünlü olmuşlar hem de yazdıkları okundukça daha çok yazarak daha çok para kazanmışlardır.

Olay ne inanıp inanmama konusudur ne de kabul edip etmeme eşiğini aşmaktır. Olay; konuyu tek taraflı okumak, diğer tarafın söylediklerine kulak vermemek, karşıt görüşleri kanıtlarla değerlendirip bir sonuca varmaya çalışmamak, araştırma zahmetine girmemek, okuduğu şeyi sorgulamadan kabul etmektir. Mu Kıtası, Atlantis Kıtası, Ufoloji, Akıllı Tasarım, Reptilianlar, Daniken’in teorileri, devri daim makineleri, Homeopati, Parapsikoloji, Astroloji ve daha saymakla bitmeyecek nice sahte bilim (nam-ı diğer sözdebilim) ve komplo teorisine inanan insanlar; konuyu tek taraflı okuyup hemen inanan, herkese de yaymaya çalışan ve hatta hiç kimsenin bilmediği bir sırrı bildiğini sananlardır.

Saygılarımla.

Not: İnsanlık tarihinin yazılı olmayan kısımları, yeterince ilgi çekmeyen kısımları ve diğer pek çok tarihî konu için Jared Diamond’ın “Tüfek, Mikrop ve Çelik” adlı kitabını tavsiye ederim. Komplo teorileri ve sözdebilime gerek yok. Gerçek bilim ve tarih de yeterince eğlenceli ve şaşırtıcıdır.

4 Beğeni

Teori denilmiş ya zaten :slightly_smiling_face: - ama ben böyle bir şeyin olabileceğine inanıyorum sonuçta uzaylı kavramına da sihre / büyüye / enerjiye de inanıyorum her şey olabilir yani :sweat_smile: ama şu sürüngen olayına inanmam deyip geçeyim