Kayıp Rıhtım Sunar: "Tüm Panayırların Heyulası" Öykü Antolojisi Çıktı

Ben bundan Kayıp Rıhtım öykü antolojisinin devamı olacak diye anlıyorum.

13 Beğeni

Aldım. Ama ne zaman okuyabilirim, belli değil. Köydeyken okuyacaklarım listesi kabardı. :man_shrugging:

7 Beğeni

İkincisi için seçmelere çoktan başlamışlardır. :joy:

3 Beğeni

Seçme meçme bahsi geçince anımsadım: Bir kere heveslenip, Aylık Öykü Seçkisi’nin Deniz Feneri temasına katılacaktım. Öykünün başı, sonu, tarzı hep belliydi. FAKAT! Yazdıkça üstüne düşünmem arttı. Yeni gelen fikirlerin yarattığı “Daha güzel olabilir. Asla tamamlayamayacağım.” hissine yenik düşmüştüm. Seçkiye kabul edilmesinden de önce aşmanız gereken aşamalar var. Ve geçilmesi gereken o aşamaları bizzat kendimiz koyuyoruz. :man_shrugging:

6 Beğeni

Daha ilk öyküden okuma listeme bir yazar ekledim, Hikmet Hükümenoğlu.

Hikmet Hükümenoğlu kitaplarına bakarken dikkatimi çekti Can yayınları kitaplarının fiyatları çok mu artmış ne?

Bu arada öyküde geçen "sekiz bıçaklı jilet başlığı " benim de hayalim :slight_smile: 20’ye kadar hayal edenler olmuş. :slight_smile:

20-bicakli-jilet_509833

Mehmet Berk Yaltırık’ın Umacı öyküsü babaannelerimizden, anneannelerimizden dinlediğimiz hikayeler gibi…

İkide iki beğendiğim öykü oldu.

Üçüncü Öykü Müğe Koçak’ın Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz hikayesine göndermesi olan Yaşar’ın sağ mı ölü mü olduğuna dair bir öykü.
Yaşar hapı yutacak. Mavi ya da Kırmızı.

Dördüncü Öykü Ekin Açıkgöz - Bozulmamış Kırmızı Gül : Güzel bir polisiye öykü. Son ana kadar cinayet veya cinayetlerin gizemi çözülemiyor. Ayrıca güncel olarak büyük bir sorun olan çevre kirliliği… neyse bu göndermeyi yazmayayım, hikaye için spoiler olma riski var.

Beşinci Öykü Hakan Bıçakcı - Çöp Atmaya Çıkmış İnsan: Evlerden, kapı önlerinden sokaklara yayılan bir kokuşma ve çürüme ya da sokaklardan kapı önlerine evlere giren çürüme. Toplumun dayattığı iki yüzlü ahlak ve bunun karanlık yansıması kadın cinayetleri. Öyküyü okurken bir yere vardım mı varamadım mı bilemedim.

Sahi deprem vergileri ne oldu?

9 Beğeni

Kayıp Rıhtım Öykü Seçkisi’ne katılanlarla da alakalı bir antoloji güzel olmaz mıydı? Lakin “Kayıp Rıhtım” ve “öykü” yan yana gelince “Kayıp Rıhtım Öykü Seçkisi” de oluşuyor zihinlerde. Uzun süredir seçkiye emek verenler, eminim seçkiden kimler var diye baktılar, kapaktaki isimlere. :face_with_monocle:

5 Beğeni

Konu dışı ama benim berberlerden duyduğum şey bıçak sayısının fazla olmasının iyi bir şey olmadığı. En iyi yöntem tek bıçaklı jilet ile tıraş olmakmış. Bıçak sayısı arttıkça yüze vurulan jilet darbesi artıyormuş ve tahriş etme oranı yükseliyormuş. Berber yüzünü 6 hamlede tıraş ediyorsa 6 kez yüzüne jilet vuruyor ama biz 3 bıçaklı tıraş ile 6 hamlede yüzümüzü tıraş edersek 18 kez yüzümüze jilet vurmuş oluyoruz.

2 Beğeni

Açıkçası ben de böyle düşündüm. Kitaptaki bazı isimlerin seçkiyle hiç ilgisi bile yok. Ama demek ki risk almak istemediler. Uzun zaman yazdım seçkide. En azından belli sayıda öyküsü yayınlanmış insana sorabilirlerdi. Ama napalım. Böyle uygun görmüşler :slight_smile: Kitabın yolu açık olsun.

4 Beğeni

Aynı hisler içindeyim maalesef. Seçki yazarlarına sahip çıkılmak zorunda değil tabii ama amatör yazarın yayın hayatında hemen hemen hiç yeri yok. Yeniden ve yeniden aynı şeyi deneyimlemek iyi değil. Şimdi aklıma şu da gelmiyor değil: "Daha iyi yazıp bir yerlere gelseymişsiniz. :smiley: " Ben bu eleştiriyi her zaman yapıyorum kendime ve daha iyi olmak için çabalıyorum. Oturup bir mucize olsun diye beklemiyor, yayınevlerine dosyamı gönderiyorum. Ama cidden şartlar çetin. Yıllarca buraya yazmak bazı yolları kolaylaştırsaydı, hepimiz kazanırdık diye düşünüyorum. Tabii kimsenin böyle bir zorunluluğu yok. Sadece fikir. Alıp en kısa zamanda okuyacağım kitabı. Listemde. Bir gün bizim de bu antolojide yer almamız dileğiyle :pray:

4 Beğeni

Cümlelerinizin altına imzamı atıyorum. Çalışan her zaman kazanır ayrıca. Umarım harika yerlere geliriz hepimiz kolaylıkla.

3 Beğeni

Umarım. Hepimiz için çok isterim bunu. Kolaylıkla ve ya değil ama gelebilelim :pray:

1 Beğeni

Şu ana kadar 11 öykü okudum. Favorilerim sırasıyla;

Bozulmamış Kırmızı Gül
Minibüso Diskoteko Mırra Mırra
HoloDate
Zamanın Belirsiz Bir Yankısı

Bozulmamış Kırmızı Gül sanki akıcı ve uzun bi’ polisiye roman okuyorum hissiyatı verdi. Çok başarılıydı

3 Beğeni

Level dergisinin yeni sayısında kitaptan kısa da olsa bahsedilmiş. Kayıp Rıhtım ile alakalı olunca hoşuma gitti, paylaşmak istedim. :slightly_smiling_face: (Yine çözünürlüğü düşürmek zorunda kaldım…)

7 Beğeni

Murat Kaya Beşiroğlu’nun verdiği cesaretle Kaan Güler ile birlikte yazdığı hayran kurgu romanlarının bir kaç bölüm öyküsüyle temasına göre Kayıp Rıhtım aylık öykü seçkilerinde yer aldım. Kayıp Rıhtım’ın bir üyesi olmaktan gurur duyuyorum. Bu öykü seçkisi, 15 yıllık Kayıp Rıhtım’ın geç gelen öykü seçkisi oldu. Bu öykü seçkisinde dört kalemi tanıyorum. Psikolojik Gerilim türünün yakışıklı yüzü Hakan Bıçakcı ile Korku-Gerilim türünün sevimli yüzü olan Mehmet Berk Yaltırık’ın yanı sıra hem bilimkurgu hem de korku gerilim seçkilerinde yer alan Seran Demiral ile Murat S. Dural’ın öykülerini de okudum. Dört tanıdığım kalem, acaba kendi türlerinde yazdılar mı? Gelin bu sorunun yanıtını öykü öykü yazdığım yorumlarda bulalım.

*Umacı (Mehmet Berk YALTIRIK); Bir Osmanlı döneminde korku-gerilim öyküsünde taşra hayatı ön plandadır. Korku-gerilim %25 civarlarında öyküde diyalog kısımları paragraf şeklinde yazılması öyküye birazcık sıkıcılık verirken İns ile cin türleri arasındaki gerilimin nedeni ins olduğunu sanki zamanda yolculuk yaparak öğrenmiş. Cin ne istediğini bilirken ins ise her zaman bir kurnazlık peşindedir. Cin türünün ins türünden üstün özelliklere sahip olduğunu her seferinde unutuluyor. Keşke bir defa korku-gerilim öyküsünde mutlu son olsaydı yani Süleyman, yosma yerine cinin istediğini öldürseydi belki daha güzel olurdu. Hakim olduğu türden yazan Yaltırık’ı tombiş yanaklarından kocaman öpüyorum. Bu seçkideki favori isimlerimden biriydi. *

Zamanın Belirsiz Bir Yankısı (Suat DUMAN); Nutkumu tutuklu bir şekilde öykü bitti. O kadar gerçekçi bir atmosferi var ki gerçekten böyle bir olay oldu mu? diye kendime soru soruyorum. Keşke devam etseydi Hepburn ve kocası kim olduğunu öğrenirdim. Keşke ben de 2016 yılında yaşadığım kötü günün belirsiz yankısını görseydi karakter gibi kaçmak yerine o ana müdahale ederdim. Belki hayatımda her şey yoluna girerdi. Hepburn, onun eşi olabilirdi çünkü kadın, eşinin onun farkına varması için onun dikkatini çekmek için böyle bir oyun oynamış olabilirdi. Umarım öykünün yazarı yorumumu okur da bana döner çünkü bu öykünün devamı çok merak ediyorum.

Özelliksiz (Seran DEMİRAL); Ucube temasına %25 oranla örtüşen bilimkurgu öyküsünde bir gencin geleceğe gözlerini açmasıyla yada Doronthy gibi rüzgarla başka zamana sürüklenmiş olabilir. Bu öyküde engellileri dışlayan zihniyetini çok güzel bir dile eleştirmiş. Bilimkurguya birazcık korku-gerilim damlatılmış. Demiral kendini hangi türün kalemi olarak ettiğjni kestiremesem de bence onun alanı psikolojik gerilim bilimkurgudur. Öyküde kendimi Ali gibi görüyorum. Yaşadığım çağda engelli olsam da beni sağlamlardan ayırt eden özelliğimin bilincindeyim. Aklım ve kalbim sağlıklı olduğu için sevgi dolu insanım. Kimine anormal görünsem de kiminin de hayatlarındaki eksik yapboz parçası gibiyim. Ucubeliğimle veya hilkat garibeliğimle gurur duyuyorum çünkü aklım ve kalbim sağlıklıdır ve sevmeyi sevilmeyi biliyorum.

Çöp Atmaya Çıkmış İnsan (Hakan BIÇAKCI); Kalemin psikolojik gerilim eserlerini okurken sanki kabuslarla dolu bir hologramın içinde yaşadığımı his ediyorum ve karakterlere “Uyan! Bu gördüğün anormaller hepsi rüyadır! Uyan!” desem de sesim çıkmıyor gibi his ediyorum çünkü kalemin gücü karşısında tutukluk his ediyorum. Bu öyküde birazcık heyecan, merak ve akıcılık olsa da ucube temasına dair bir emare göremedim. Klasik bir uykusuzluk sonucu oluşan kişilik bozukluğu işlenmiş öyküde. Muhtemelen adam işten çıkarıldığı için zaman içinde psikolojik bunalıma girerek uykusuz günler geçirmiştir.

Hanımefendi (Deniz ERBULAK); Temaya uygun öykülerden birini daha okudum. Korku sahnesini daha başarılı yazılsaydı ürpetici korku-gerilim öyküsü olurdu. Türümüz neden cin tayfasından kötü olanları kurguluyorlar? Neden bizler gibi Tanrı’ya iman edenleri kurgulayamıyor. Acaba yüzyıllardır üstünlük duygusu yerini korkuya mı bıraktı. Eminim onlar kendileri hakkında yazdığımız öyküleri olsaydı kesinlikle hem kızarlardı hem de gülmekten yerlere serilirdi. Genelde aldığımız mesaj; tekinsiz yerlere destursuz girdiğimiz için onlar da bizleri korkuttuyorlar çünkü bizler konusunda detaylı bilgilere sahiptirler. Dünya hepimize yeter de artar da. Kardeşçe bir arada yaşayabiliriz.

Bozulmamış Kırmızı Gül (Ekin AÇIKGÖZ); Ucube temasına uymayan hilkat garibesi dediğim mutant polisiyesi okudum. Başlarda durağan geçen öyküde köydeki bir ailenin lanetli olması efsanesinin temeline indik. Burada görüyoruz ki türümüz para denilen puta taparken kendine türüne verdiği zararı ısrarla görmemektedir. Halk bu öykü sayesinde bir şekilde suların arıtılmalıdır çünkü mutantlık kimlerin gözünde ucube olurken kimlerinin de yüreklerine dokunur ve gerçeğin peşine düşerler. Polisiye tarzını pek okumuyorum ama bir yabancı şarkıdan esinlerek öykü yazılıyorsa Türk’ün zekası ortadadır. Şarkıdan öykü yazan ulusumuza ilham perilerine ihtiyaç kalmıyor kısmen de olsa.

Boşluk Olması Gereken Yerde Değil (Eda İŞLER); Ucube temasına uymayan bilimkurgu öyküsünde ezelden beri gelen cinsel dürtünün önemini anlatıyor. Adet görme; insanlık tarihinin başında var mıydı yok muydu? diye tartışıla dursun. Cinsel dürtünün erkeklerde oluşumu; Habil’in ölümünden sonra Tanrı tarafında Adem (AS)'a verilmiş çünkü Adem (AS), Habil’in ölümünden sonra çok üzüldüğü için 130 yıla yakın Havva annemize el sürmemiş. Tanrı, bir gün ona bu dürtüyü verince bunun sonucunda Şit (AS) doğdu. Bu bilginin doğruluğunu bilemem ama Musevi midraşlarında geçer bu hadise. Adet ve cünuplük, insan bedenin sağlığı için önemli bir durumdur çünkü ölü üreme hücrelerin dışarıya atılması lazımdır. İnsanın bedeninde kalsa büyük hastalıklara neden olur.

HoloDate (Ezgi POLAT); Ucube temasına uymayan bir distopik bilimkurgu öyküsünde salgının hala devam ettiğini görüyoruz. Ucube ile hilkat garibesi tanımlarını ayırmamışlar. Üç boyutlu MSN programın adı HoloDate yerine HoloFace adı verilir çünkü HoloDate adını duyunca tarih olayları Hologram olarak üç boyutlu olarak evin içinde canlandırması geldi aklıma. Çok güzel bir öyküye benzediği için geliştirmeye açık bir öyküdür. Bu öyküde kendime ait anı buldum. Ben de tanıştığım insana engelli olduğumu diyemedim yazışırken. Onunla buluşmaya gidince ne bilim onun gözünde yalancı durumuna düştüm. Oysa bir insan acıyarak beni sevmesini istemem çünkü önemli olan beden değil kalptır ve karakterdir. O arkadaşımın yanında kendimi hilkat garibesi olarak gördüm ve ona layık olmadığımı his ettim.

Gece Mavisi (S. İpek ORTAER MONTANARİ); Ucube temasına tam uymayan bir gerilimvari öyküdür çünkü oldu bittiye getirilmiş olduğu için kurgudaki esrarengiz durumu idrak etmek konusunda zorluk çekiyoruz. Öyküde kendime dair izler buldum. Güya çocukluk arkadaşlarım, Toygun’u bana karşı koz olarak kullanacaklar. Kendi ağızlarıyla bunu itiraf ettiler. Ben onların gönüllerine göre hareket edecekmişim de onlar da Toygun ile konuşup onunla barışacaktım. Toygun’u ilk kez tanışmada çok sevdim ama kimsenin kuklası olmamak için yedi yıl boyunca Toygun’la hiç konuşmuyordum. Bu süre zarfında Toygun’dan vazgeçmedim ve onu geri kazanmak çok çaba sarf ettim. Tanrı’nın izniyle bir gün çabamın ödülünü alacağına inanıyorum.

Minibüso Diskoteko Murra Murra (Müge KOÇAK); Değerli okurlar, Kayıp Rıhtım Sirki’ne hoşgeldiniz. Spot ışıklarıyla aydınlanan Müge Hanım ve onun yarattığı Yaşar’ın mezdeke oynadığını görüyorsunuz. Minibüso Diskoteko onu buraya getirdi. Yaşar, yaşadığı hayatın sitemini Müge Hanım’a sunarken Müge Hanım, kıvrak zekasıyla mezdeke müziğini açıp onunla dans etmeye başladı. Müge Hanım, yarattığı Yaşar’ı Mitat Karaman gibi bir kahraman isterken yüzüne gözüne bulaştırdı. Laf aramızda olsun. Ben bu işe el atsam Yaşar’a Umut adında bir kadın gönderirdim ve Yaşar’ın hayatı normale döner. Müge’nin yazdığı kaderi okurken yüzüme gülümseme geliyor. Okurken de zevk aldım ama ucube temasına tam uygun değildir bu kader yazması.

Göz (Hikmet HÜKÜMENOĞLU); Korku-gerilim ile bilimkurgu türleri arasında bir yerde olan öyküde korku-gerilim unsuru yok denecek gibidir yani öyküyü okuduğunuzda tüyleriniz diken diken olmuyor. Aslında başarılı olabilecek öyküde mekan geçişleri tam oturmamış. Ne ara müşteriyi aldığı yere geldiğini anlamadım. Mekan geçişlerini tam oturulsaydı kurgudan zevk alırdık. Heyula olarak adlandırılan üç gözlü yaratık, şeytani cinlerden (kara çorlardan) biri olduğu ortadadır çünkü insanlar, onların dilini bilmiyorlar. Kara çorlar neden insanlara zarar vermek istediğini anlamadım. Kurguda karakterin onlara karşı saldırgan bir tutumu yoktur.

Ucube teması genellikle korku gerilim temalarında biri olduğu için bilimkurgu, fantastik ve tuhaf kurgu türlerinde korku-gerilim izleri taşımalıdır. Seçkide yer alan yirmi öykünün dokuz tanesi hiç beğenmedim çünkü ya ucube temasına uygun görmedim ya da yerli eserlere uygunluğunu göremedim. Beğenmediğim öykülere yorum yazsam benzer şeyler yazacağım için yazmadım çünkü kısır döngüyü hiç sevmiyorum. İki tane öykü, öykü türüne hiç uymamış. Öykü kisvesi altında tam bir saçmala ve kafa ütüleme yazısıdır. Okuyup okumamayı sizlere bırakıyorum çünkü kısmen beğendiğim betiği belki sizler sevebilirsiniz çünkü her insanın bir zevk yelpazesi vardır. Betikle kalın…

4 Beğeni

Kayıp Rıhtım fantastik edebiyat konusunda ülkemizde çok güzel diyebileceğimiz işler yapıyor. Öykü Seçkisi başlı başına bunun ispatı. Ellerinize sağlık.

Ben uzun diyemem ama bayağı bir zaman yazdım Seçkiye. Beni 5le çarpıp 4le bölecek kadar süre yazmışlar var. Örneğin @azizhayri ilk aklıma gelen.
Daha niceleri var tabii. Bu kitapta gördüğümüz Onur Selamet ve M. Yaltırık dışında baktım kimse yok.
Çok uzun vakit önce Seçki için dergi kitap ya da e kitap girişimi önermiştim. Seçkinin tanımamış yazarları için bir alan olsun. E dergi yapmak için uğraştı yine Seçkiden bazı yazarlar. Sonra ne oldu takip edemedim.
Seçki bana yazışanların parkı gibi geliyordu. Bir şeyler olmalı bu kitap içinde bizden en az 3 4 kişi olmalıydı. Eleştirim budur. @magicalbronze

Çok güzel fikirleriniz, harika işleriniz var hayran olduğumu hep söylüyorum. Ancak Rıhtım belirli bir insana ve güce ulaşmışken tanımamış yazarlara daha öne çıkaran bir şeyler de yapmalı.

7 Beğeni

Kayıp Rıhtım antolojilerinin ilki bu. Bence Rıhtım’ı tanıtmak adına iyi bir adım. Böylece okur bu ismin antoloji olarak nitelikli olduğunu anlayacak. İkinci seçkide bizden daha çok yazar olacak. Belki üçüncüde tüm yazarlar aramızdan çıkacak. O yüzden bu adımı verimli buluyorum.

Öyküleri okumaya başladım. Okuduklarımın hepsi de belirli bir seviyenin üstünde. Ama Eda İşler’in öyküsü muazzam.

5 Beğeni

İltifat için teşekkür ederim. Ama ben şöyle düşünüyorum ki kamyoncu edebiyatıyla söylersem;
“Nazar etme ne olur,
Birgün seninde olur”
Yanlış anlaşılmasın bu söz kendi kendime söylediğim bir söz

3 Beğeni

Merhaba,

Önceki mesajlarda da bahsi geçince yorum yazayım istedim.

2016 yılında Seçki’ye yazmaya başladım. Son birkaç yıldır pek etkin olamasam da elimden geldiğince katkı sağlamaya çalıştım. Hâlâ da hem Seçki’yi, hem de forumu takip eden bir üyeyim. Saydığınız iki isim dışında Özgürcan Bey ve Müge Hanım’ın da Seçki’de pek çok öyküsü bulunuyor. Onlara ek olarak Murat Bey ve Seran Hanım da Seçki’de tanıdığım diğer yazarlar.

Bu yazdıklarım dışında @periyodiknesriyat 'in yorumuna katılıyorum. Umarım devamı gelir, umarım daha çok kişiye ulaşır ve umarım sonunda talep edilen bir seçkiye dönüşür. Eminim, Onur Bey ve Özgürcan Bey de foruma yazılanları dikkate alacaktır. Yorumunuz için teşekkürler.

Sevgiler,

6 Beğeni

Merhaba Arkadaşlar,

Forum’da desteklerini sunan, kitabı okuyup değerlendiren, eleştirilerini sakınmayan tüm dostlara teşekkür ediyoruz.

Kitabı hazırlayanlardan birisi olarak yeterince iyi anlaşılmadığını düşündüğüm bir konuya açıklama getirmek istiyorum.

Tüm Panayırların Heyulası bir Kayıp Rıhtım projesi. Bu kitap antolojiyi hazırlayan ekibin ve Kayıp Rıhtım’ın spekülatif kurguya bakışıyla biçimlendi. Amacımız iyi öykünün peşine düşmek. Yerli spekülatif kurguda yarına kalabilecek bir eser ortaya koymak. Farklı tonları bir araya getirmek. Başka bir çatı altında bir arada göremeyeceğiniz sesleri buluşturmak. Ve… hepsi bu kadar.

Sürekli tekrar eden ve artık kitaba emek verenlerin hevesini kıracak boyuta ulaşan, “Kitapta Öykü Seçkisi yazarları yok/yeterince yok,” eleştirisi ise iki açıdan hatalı. Birincisi, önceki paragrafta da açıkladığım gibi kitabın böyle bir gayesi yok. Hiç olmadı. İkincisi, 20 yazarın neredeyse yarısı Seçki’den yolu geçmiş isimler. Ancak dediğim gibi, hiçbirisi Seçki’de daha önce bulunmamış da olabilirdi.

Öykü Seçkisi 13 yıldır çok değerli isimlerin metinlerini ağırladı. Her zaman orada, ücretsiz bir şekilde sizlerin beğenisini bekliyor olacak.

Ama biz burada farklı bir şey yaptık. Bunun ısrarlı bir şekilde gözden kaçırılıyor olmasını anlamakta güçlük çekiyorum. İkinci kitapta hiçbir Seçki yazarı da olmayabilir. Yeni kitabın tamamı Öykü Seçkisi yazarlarından da oluşabilir. Biz yalnızca iyi öyküler arıyoruz. Kendimize sınırlar çizip yankı odalarında hapsolmak niyetinde değiliz.

Kitap yayımlandığında Forum başlığında öykülerin tartışılacağını, keşfedilen yeni yazarların okuma listelerine ekleneceğini, antolojinin ele aldığı temaya dair yeni görüşlerin ortaya atılacağını düşünmüştüm. Bunun yerine ekseriyetle tekrar eden aynı yorumları görmek beni biraz şaşırttı. Belki buradaki birlik, beraberlik hissine yanlış anlamlar yükledim. Belki de 14 yıldır parçası olduğum için gözümün önünde değişen ve şekillenen mecranın güncel hâline uzak kaldım. Yine de ortaya koyduğumuz işe güveniyorum ve buradaki atmosferi buruk bir tebessümle takip ediyorum.

İlgi gösteren herkese tekrar teşekkür ediyorum.

11 Beğeni

Emeğiniz başımızın tacı. Ben buradaki kimsenin bu emeği küçümsediğini sanmıyorum, ortada bir yanlış anlaşılma var sadece. Alt başlığı “Kayıp Rıhtım Öykü Antolojisi” olan bir kitabı alıp içinde Hikmet Hükümenoğlu’nun bir öyküsünü görmek (kendisi harika bir yazar ona lafımız yok) herkesi şaşırtır. Kitap çıkmadan evvel hiçbir yerde “bu kitap Kayıp Rıhtım bakış açısıyla derlenmiştir” sözü geçmediği için biz de sizin sayenizde ancak anlayabiliyoruz kitabın amacını.

Zamanla bu tür antolojilerin amaçlarını daha iyi anlayıp haklarını daha hızlı teslim edeceğiz. O zamana dek böyle ufak tefek sorgulamalar olacaktır, doğaldır.

8 Beğeni