Körler, Davullar, Feda


#1

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/korler-davullar-feda/



Not: Hikâyeyi bu linkteki müzik ile okumanızı tavsiye ederim. “Davula inecek son vuruş beni ölüme gönderecek. Ruhlarımın evinde yanan son ateş bir daha yanmamak üzere sönecek. Üstelik bu mutlak yok oluş, çok daha güçlü başka bir ateşi söndürmek için feda edilen ruhların akıbetinden farklı olmayacak. Aydınlığın ateşi karanlığınkine karşı iken, bu savaşı en parlak olanın… (DEVAMI…)


(gaye çelik) #2

Merhaba @Dipsiz
Müzik, öyküyle sonsuz bir ahenk içindeydi. Sanki, okurken dinlemesen bir şeyler eksik kalacak.
Finale yaklaştıkça, müziğin ritmi, öyküde de söylediğin gibi düştü. Çok etkileyici buldum bu kısmı.
Öyküye gelecek olursak, sade bir dilde, gereksiz hiçbir ayrıntı olmadan, sakin ve güzel yazılmıştı. Duvar, duvara sürgün edilen çocuk ve duvarın ardındakiler, bana çok bilindik bir diziyi anımsattı. Ama davullar, yanardağ ve kör bedenlerin buluşması, kesinlikle taze, yepyeni bir kurgu.
Emeğine sağlık.


(M.Gökay Okutucu) #3

Merhaba,
Dinlenen müziğin eşlik etmesiyle, hikayenin tam olarak içine dahil olabildim diyebilirim. Ayrıca bir enstürmanı öyküde savaş aleti olarak kullanmanız çok yaratıcı. Öykünün geneli akışkan ve sadeydi. Özellikle ritim isimleri etkileyiciydi.

Tebrikler!


(Murat Barış Sarı) #4

Selam,
Son derece keyifli, hüzünlü olmasına, fedayla bitmesine rağmen de hayat dolu bir öyküydü. Linkteki parçayla daha da kuvvetleniyor anlam. Sanırım parçayı dinlerken aklınıza geldi öykü. Kahramanın öykünün başındaki ruh halinin sonunda açıklığa kavuşmasını da başarılı buldum.

Herşeyin ötesinde yanardağ temasından bu kadar zengin bir altyapıya geçmenizi tebrik ediyorum.
Gelecek seçkilerde görüşmek üzere…


(Ezgi Özbek) #5

Merhabalar Dipsiz,

Öykülerini kurgularken bu kadar geniş kapsamlı düşünmeni ve Türk mitolojisiyle metnini başarılı bir şekilde harmanlamanı gerçekten takdir ediyorum. O kadar ince detaylar vardı ki bana kalırsa bir öykü olmaktan fazlasını hak eden bir metin çıkarmışsın ortaya. Devamına dair bir şeyler var olmalı yoksa da yazılmalı.

Dokunduğun her detayı farklı bir şekilde kullanmışsın. Kurguyu zenginleştiren birçok ögeye sahip bir metindi. Bir duyunun yitimiyle başlayan öykü, duyma güdüsü hakkında genişledikçe kabına sığmaz oldu ve şahane ayrıntılarla dolup taştı. Misal Balkon Komutanlığı tabiri en başta merakımı uyandırmıştı sonda akustik bilimine bağlandığında işte bu dedim. Bunun gibi onlarca nüans vardı gerçekten.

Kelimelerin ahengini kullanış biçimin cidden kendini aşan kısımlardan bir başkasıydı. Kelimelerin ritme oturuş şekli ve kendi kendini gerçekleştiren bir efsanenin baştan sona kurguya yedirilmesi başarılıydı. Detayların çoğundan bahsetmek isterim aslında ama Baykuş’un öyküsü tamamen kendine ait bir evren yaratmıştı. Bir okur olarak bu tarz işlerden takdirin sakınılmaması gerektiğini biliyorum sadece.

Demem o ki ilham iyeleri yine seninleymiş lakin bol miktarda da araştırma yapılmış incelikli bir iş çıkmış ortaya.

Yazıda yakaladığın ritmin yankılarının kuvvetli ve daim olması dileğiyle!


#6

Sevgili @gayekcelik
Bu öykümde olaylar aksın gitsin istedim hem yazması hem de okuması çetrefilli olmayan ve okuyucuyu da yazarı da zorlamayan bir yöntem denemek istedim.
Diğer yandan da okuyucu öyküye hızla dahil olabilmesini umut ettim.

Umarım öyle de olmuştur.
Okuduğun ve vakit ayırdığın için çok teşekkürler
Sevgiler
Dipsiz


#7

Sevgili @okutucu
Önce
ikle okuduğun ve düşüncelerini paylaştığın için çok teşekkürler. Yazma hevesini içinde barındıranlar - bizim gibiler - her defasında acaba doğru yoldamıyım endişesini dürekli içlerinde barındırıyor. 4 cümlelik bir geri bildirimin yarattığı etki sayfalar dolusu eleştiriye denk oluyor çoğu zaman.

Eskiden okul bandoları vardı -bilmiyorum şimdi var mı - ve bandolardaki marşların ritimlere oturtulmuş tekerlemeleri vardı. Açıkçası bandodaki geçmiş tecrübenin bir uyarlamasıydı diyebilirim.

Sevgiler
Dipsiz


(M.Gökay Okutucu) #8

Sevgili @dipsiz,

Bu değerli öyküyü, benim tembel kelimelerimle yorumlamak, hikayenin ritmini düşürebilirdi. Bu sebeple, birkaç sade sözcük tercih etmek zorunda kalmıştım. Fakat izninizle yukarıdaki sözlerime birkaç kelime daha eklemek isterim:

Bu hikaye, yazımı, betimlemeleri, derinliği, barındırdığı felsefesi ve içindeki ritmiyle “öy-Kü” olarak çalınması zor, fakat tarafınızca eksiksizce ve başarıyla çalınmış, bir müzik, bir anlatıydı. Ayrıca, sahip olduğu uzunluğa rağmen; kurgusunda yarattığı bütün yolları, tekrar sonuca ulaştırıp, onları birleştirebilen iyi bir yazarın varlığını da bizlere işaret ediyor.

Öykünüzün kurgusu gerçekten çok sağlamdı. Sanıyorum ki yazma sırasında; önce savaş aletlerini oluşturup, ardından içindeki evreni yaratıp daha sonra tamamlayıcı isimlerle bu karakterlere can verdiniz. Fakat nasıl yapılmış olursa olsun; sıranın ne olduğundan çok, bu öğelerin harmoni yaratacak biçimde seçilmesi takdire şayan.

Ben, hikayenizde en çok, grupların birbiriyle olan mesajlarını beğendim. Bence öykünün, insanı en çok gülümseten ve sözcüklerle, okuyucuyu “bir” eden kısmı da bu jestlerin olduğu yerlerdi.

Üstelik; üstadın, müziğin ruhunun, içimizdeki ruhtan bir parça olduğunu betimlediği ve ateşin, titreşebilen maddeyi kül ederek, burada karanlığı meydana getirmesi kısımlarını; insanda hayal gücüne yeni öğeler katan yerler olarak sayabilirim.

Ama öykünüzün, her şeyin ötesinde bazı okurlar için anlaşılması zor ve biraz dikkat isteyen bir yolculuk tarzı var. Diğer öykülerinizi bilmiyorum fakat ben fazlasıyla mangalarda hissettiğim tadı aldım. Bu sebeple, hikayenin görselleştirilerek okuyucuya aktarılması daha iyi bir seçenek olabilirdi. Yani, bu hikayeden koca bir manga serisi çıkarılabilirdi.

Tekrar elinize kaleminize, sağlık.

İlhamla kalın…

Dipnot:

Merak ediyorum da, iyelerle kast ettiğiniz şey, eşyanın içindeki ruhlar mıdır?


#9

Sevgili @MuratBarisSari

Kaf dağı hakkında yazdığım geçen aylardaki öykü beni çok yormuştu. Sürekli okuyucuya - anladın mı bak bu benim dünyam bunlarda kuralları - endişesiyle yazdığım için daha güzel olabilecek bir öykünün tılsımını kaçırmışım gibi gelmişti. Bu yüzden hayat dolu olduğunu söylemiş olman benim için çok kıymetli. En azından okuyucunun net bir şekilde öyküye girebildiğini anlıyorum buradan.

Okuduğun, yorum yaptığın için çok teşekkürler
Sevgiler
Dipsiz


#10

Sevgili @zencefilos

Sana bir sır vereyim. Benim için Kayıp Rıhtım -türk mitolojisiyle örülü Düzeni geliştirmek için - her ayki konuları ile hayal gücümü süekli körükleyen bir yer olmuştur. Bu yüzden her ne kadar Ruhları Güçlü Davulcular, Ateş Dağı İyesini durduramamış olsalar da - özellikle durdurmamamları gerekiyordu belki de - nesiller sonra onların arasından kurtulan birinin 7.göbek oğlu belki köklerini tekrar hatırlayıp bambaşka maceralara atılabilir, kimbilir.

Gerçekten de tespitinde haklısın. Her öykü mutlaka çemberini tamamlamalı - Balkon Komutanlığı yerini bulmalı, ses duvarı eko yaratmalı, eko acil durumda yardıma yetişen bir balkon komutanlığı yaratmalı, yetişen komutanlığa saldırı olmalı, kahraman çaresizleşmeli ki fedası gerçekçi olsun.

Umarım bol nüanslı ve kelimelerin ahengi ile sana keyifli vakitler geçirebileceğim yeni hikayelerde görüşürüz.

Okuduğun ve yorumlarını paylaştığın için müteşekkirim.
Sevgiler
Dipsiz


#11

Sevgili @okutucu

Aslında beni 4 cümlen bile çok mutlu etmişti. Şimdi detaylı bir inceleme için hem vakit ayırdığını hem de detaylı bir paylaşımda bulunduğunu görüyorum. Bunun beni nasıl mutlu ettiğini anlatamam. Çok teşekkürler.

Çok uzun zamandır türk mitolojisi ve kendi yarattığım bir evren hakkında yazıyorum. Evrenin adı Düzen. Düzende çeşitli halklar, yaşam şekilleri kurallar var. Bunların arasında - eşyaların içinde yaşayanlar, bir nehri mesken tutanlar gibi -iyeler de(Türk mitolojisindeki adı) bulunuyor.

Hikaye yazımı ise şöyle hayal gücümde canlandı: Patlamayan bir yanardağdan hikaye çıkaramayacağıma karar verdim. Patlamış bir yanardağ ise ancak bir hikayenin sonu olabilirdi. O zaman hikayenin aksiyonu patlamanın hemen öncesi ve ilk patlama anında olmalıydı. Sonra şunu sordum: patlamak üzere olan yanardağı kraterinde ne tutar? Kılıçlar işe yaramaz, dokunamazsın, yanına gidemezsin yani uzaktan bir şekilde müdahale edebilirsin. O zaman gözlerimin önünde yanardağı çevirmiş kocaman bir ordu geldi ve hepsi davul çalıyordu.

Başkalarınn da gözünde canlanmasını istedim ve internette biraz araştırma yapınca japon savaş davullarını buldum. Açıkçası ne hayal ettiysem onu gördüm. Hikayeyi dinlerken sizlerle paylaştığım linkteki müziği o kadar çok dinledim ki şimdi bile kafamda çalabiliyorum.

Çok uzun oldu cevabım ama olabildiğince gözümde canlananı anlatmak ve bu nazik detaylı cevabın kadar detaylı bir cevap yazmak istedim.

Sevgiler
Dipsiz


(Osman Eliuz) #12

Merhabalar,

Dipsiz ismini görmek beni heyecanlandırıyor. Biliyorum ki okuduğum öykü beni peşine takacak, dünyasında epik bir geziye çıkaracak; öyle alelade bir seyahat de olmayacak bu.

Gençlerin diyaloglarındaki nükteler yakışmış. Kendimle çok bıçak bıçağa geldim: Ne bu kasvet? Her şey bu kadar dramatik olmak zorunda mı? Öykün kendiyle asla dalga geçemeyecek kadar kibirli mi? Sonunda bir kanıya vardım: Ciddiyet gergin bir zincir gibi, sürekli çatırdıyor, en sonunda da dünyanın en sağlam çeliğinden dahi yapılmış olsa kâr etmiyor, kırılıyor. Kasvetse kırağı gibi, altında yeşil de olsa, donuk; rengini seçebilmek için dikkat kesilmek lazım. Bu, belli bir zaman sonra yazarı da yoruyor.

“Ateş Denizinde birkaç kulaç atmak, lavların üzerine uzanıp bronzlaşmak ya da ne bileyim Erlik Han’la briç oynamak gibi!”

Hem kendi dünyasından izler taşıyan hem de ayakları yere basan bir nükte. Öykünün havasını yumuşatmış, harika durmuş.

Detaylara verdiğiniz önem beni kendime karşı dolduruyor. Bak da öğren, diye çimdikliyor kolumu.

Toprak tekrar acıyla titredi. Üstelik bu sefer titremekle kalmamış, sanki güçlü bir krampla iki büklüm olmuştu.

Ne kadar harika bir benzetme.

Yazması, bir öyküye sığdırması zor, geniş bir konu seçmişsiniz. Bu zorluğu aşmak büyük emek gerektirmiş olmalı. Öykü her satırıyla bu emeği ele veriyor. Ayrıca tüm genişliğine, detaylarına rağmen öykü, öykü çerçevesi içine sokulabilmiş, çemberinden taşmamış.

“Tit-Re” diyordu. Anlamı sadece Baykuş için açıktı “Sen emret Ülgen Han’ın tahtını titreteyim.”

Hem güzel bir geriye dönüş hem de masaya inen yumruk gibi ağır. Öykünün heyecanını körüklemiş.

Öykünün içerisinde muhtelif hatalar yok değildi; yazmaya gerek görmüyorum, eminim tekrar okumalarınızda rahatlıkla göreceksiniz.

Ellerinize, kalemize, hayal gücünüze sağlık.


(M.Gökay Okutucu) #13

Sanıyorum ki bu yorum bana @dipsiz.

Patlama anıyla hikayenin tepe noktasını birleştirmeniz katmerli olmuş.

Sizden tekrar keyifli hikayeleri okumak dileğiyle,

Sevgiler.


#14

İlgili adrese teslim edildi :slight_smile:


(Merve Aydın) #15

Sevgili Dipsiz. Böyle güzel öyküler okuyunca çok seviniyor ve genelde duygularımı bir yoruma sığdıramıyorum. Nerde bir söz ustası görsem heyecanlanıyorum ve okuduğunda insanı heyecanlandıran şeyler ne kadar değerlidir. Efsaneleri gerçek yapman, gerçek olabilecek olmasına dahi inandırmana hayran kaldım. Fazlasıyla emek verilmiş bu kurguya şekil yanılsamalarına girerek yorum yapmayacağım. Çünkü bir eserin hissettirdikleri tüm şekil gerekliliğinin önüne geçiyor. Bu öykü de öyleydi. Umarım ölmeden önce hepimiz o sırra vakıf oluruz. Söz ustalığın daim olsun.


#16

Sevgili @Osman_Eliuz,

Okuduğun ve bu yorumları yapmak için zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim. Hepsi hem çok kıymetli hem de paha biçilemez aynı zamanda biliyorum ki gerçekten düşünmediklerini paylaşmazsın. Bu yüzden her yazdığın yorumu bir çok kez okuyorum.

Ayrıca, bir şekilde seni bulunduğun yerden koparıp kısa süreli bir gezintiye çıkarabildiysem çok mutlu oldum.

Tespitin çok doğru. Ciddiyetin dozunu kaçırınca hikayelerim akmadı, akışkanlığını kaybetti. Tam tersi olduğunda da inandırıcılığında sorun oldu.Bu iki uç arasındaki 180 derece içinde umarım bir şekilde dozu ayarlamayı başarabileceğim. Çünkü okuyucuda hem hikayenin içindeki kesinliği hissedecek kadar ciddiyet ve içselleştirebilecek kadar samimiyet yaratmayı başarabilmek istiyorum. Belki bir gün tam ayarını verebilirim. Şimdilik bu kadar olabildi :slight_smile:

Kurtadam konusu için yazdığım bir hikayem vardı. Orada bu ciddiyetle de bir bakıma dalga geçmeye çalışmıştım:

Gördüğün gibi belki de tüm öyküde en hassas yere dokununca böyle uzun uzun yazdım.

Tekrar çok teşekkürler
Sevgiler
Dipsiz.


#17

Sevgili @merveriii

Bu güzel youmun için çok teşekkür ederim.
Özellikle belirtmem gerek:

Yıllar önce bir kitap okudum ve o günden beri o kitap benim için her zaman çok önemli oldu. O sevgili kitabın önsözünde geçen bir ifade vardı ve okuduğum anda ruhuma öyle kazındı ki yazma yolculuğumun temel taşı o ifade oldu. Senin de yukarıda yazdığın, bu ifadeye çok yakın ve beni çok uzun yıllar öncesine götürdü. Çok çok teşekkür ederim.

Söylediklerinin kıymetini anlatmayı çok isterdim ancak bu yorumun - seninde dediğin gibi- bir yoruma sığdıramayacak kadar sevindirdi ve mutlu etti.

Sevgiler
Dipsiz


(Ufuk ) #18

Sevgili Dipsiz,

Bu güzel öyküyü yazıp bizimle paylaştığın için teşekkür ederim. Üretkenliğin ve yazma azmin hayranlık uyandırıcı. Umarım hiç durmadan devam edersin.

Önceki öykülerine kıyasla, anlatım konusunda kendini geliştirdiğini gördüm. Yaratıcılık açısından zaten hep iyiydin, burada da müthiş bağlantılar ve ince göndermeler ile yine çok iyi iş çıkartmışsın.

Uzun öykü konusunda yeteneklisin. Okuyucuyu sıkmayan, sürükleyici ve kopukluktan uzak uzun bir öykü yazmak kolay değildir. Tebrik ederim gerçekten.

Başarılarının devamını dilerim. Takipteyim…


(Emrecan Şuşter) #19

Öyküyü epey beğendim açıkçası, son zamanlarda okuduğum en anlamlı öykülerden birisi olarak göründü bana. Bundan sonraki çalışmalarınızın takipçisi olacağım.


#20

Sevgili @Gurlino

Okumak ve yorum yapmak için vakit ayırdın. Çok teşekkürler her şey için. Yazmanın bir sonuç değil süreç olduğunu ve bu yolculuğun hiç bitmeyeceğini sıklıkla hissetmişimdir. Bazen yorucu olabiliyor bu yüzden bu motivasyon için müteşekkirim.

Sevgiler
Dipsiz