KR Kitap Kulübü #16 Thomas More - Ütopya

Merhaba Rıhtım’ın değerli üyeleri.

Kayıp Rıhtım Kitap Kulübünün 16. etkinliğinde Ütopya seçilmişti ve 28 Eylülde bu konunun açılması planlanmıştı. Fakat @yavrurobot ve @KorkutHatun bir süredir buralarda yok. Onların yokluğunda da seçtiğimiz kitap hakkındaki yorumlarımızı paylaşacağımız bu konuyu açmış bulunuyorum. Evet dökülün bakalım.

Beş asır önce yayımlanan Ütopya ile Sir Thomas More, “ütopya” kavramını ilk kez dünya sahnesine çıkardı; Hümanizm ve Rönesans fikirlerinin orta yerinde hayat bulan bu kavram kendisinden sonraki beş asırda Gandhi’nin fikirlerinden Silikon Vadisi’nin teknoloji devlerine kadar dünyanın şekillenmesinde büyük bir rol oynadı ve oynamaya da devam ediyor.

Platon’un devlet anlayışını tüm topluma uygulayan More’un elli dört şehirden oluşan, halkı refah içinde yaşayan ve sınıfsız bir adayı anlattığı eseri, dönemin İngiltere’sine sert bir eleştiri niteliğindedir. More, Ütopya adasının siyasal ve sosyal yapılarını ayrıntılarıyla anlatıp ideal toplum ve ideal devletin tanımını yaparken adaletli yönetim ve evrensel barış konularını da masaya yatırır.

3 Beğeni

Kitabın nasıl bir başyapıt olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım, ütopya türünün ismi bile bu kitaptan geliyor. Özellikle insanı önemsemesi ve refah seviyesini ön planda tutmasıyla zamanının ötesinde bir kitap.

Ben Ütopya Adası’nın düzeninden, yönetim şeklinden çok insanlarını ütopik buldum. Birçok farklı inanç olmasına rağmen herkes birbirinin dinine saygı gösteriyor, hatta bir arada ibadetlerini yapabiliyor, asla başka bir dini dışlayıp kavga çıkarmıyor, kavga çıkaran olursa da sürgün ediliyor. Dinin Ütopya insanlarının hayatlarında büyük bir yeri olsa da ülkede laiklik var, rahipler yönetime karışmıyor. Yönetim şeklinden ve mülksüzlük durumundan dolayı daha çok tarımcılık, hayvancılık, zanaat gibi işlere talep olsa da, “Okuyup ne yapacağız” demiyorlar, bilime de çok önem veriyorlar, öğrenmeyi seviyorlar, boş zamanlarında yaptıkları işler bile bir şekilde ülkeye fayda sağlıyor. Suç oranı neredeyse sıfır, hırsızlıkmış, kumarmış, o kadar mutlular ki ellerindekilerle, bu tür şeylerde hiç gözleri yok.

Barışçıl olmaları ve savaş hakkındaki görüşleri ise ayrı bir başyapıt.

Kanlı bir zaferin kazançları Utopialıları üzer, hatta utandırır; çünkü parlak kazançları insan kanı pahasına elde etmeyi büyük bir çılgınlık sayarlar.

Toplumun sadece yarısı böyle insanlardan oluşsa kapitalizmle bile mutlu olabilirdik… Bu toplumu yazan Thomas More’un kendisi bile din konusunda pek hoşgörülü değilmiş. Kitabı okurken koyu bir Hristiyan olduğunu tahmin edebiliyorsunuz zaten, ama din özgürlüğünden bu kadar bahsettikten sonra biyografisinde Katolik olmayanları kafir diye çağırıp defalarca sözlü saldırıda bulunduğunu okuyunca şaşırdım. Zaten kendisi bir rönesans insanı olduğu halde reformasyonu desteklemiyormuş. Yine de kesinlikle kendine dindar diyen bir fanatik değilmiş. Boşanma, laiklik, insanın dünyevi refahına önem verme gibi Katoliklerin sert görüşleri olduğu konuları baştan yorumlamış. Adil olmasıyla da biliniyormuş.

Gerçekten ilham veren bir eserdi, 16. yüzyıldan bu yana pek fazla yol kat edememiş olmak üzücü.

7 Beğeni

Tohmas More - Ütopya

500 küsur yaşındaki kitabı İthaki baskısıyla okudum ben. Okurken herhangi bir sıkıntı çekmedim. Çeviri konusunda ise eleştirecek ya da yorumlayacak kadar bilgili değilim. Ama sıkıntı olmadığını düşünüyorum. :slight_smile:

Kitap kendisinden sonra gelen Ütopya çatısı altındaki tüm kitapların çıkış noktası. Yazar yaşadığı dönemde eksikliğini çektiği adaleti bir edebi eser olarak kaleme almış. Zira aynı şeyleri bir çığırtkan gibi anlatmaya kalksa başına neler gelirmiş bilemiyorum. Hoş hayatı hakkında da pek bir araştırma yapmadığımı da söyleyebilirim.

Öyle bir yer düşünün ki her şey insanın faydasına dokunur şekilde karşımıza çıkıyor. Yazar ince eleyip sık dokumuş. Yalnız tüm bunları yaparken de iyinin ve kötünün, doğrunun ve yanlışının da her şeyin eşit olduğu yerde bile olduğunu metnine çok iyi bir şekilde işlemiş. Bunu Ütopya denilen yerde bulunan cezaların ve kuralların varlığıyla çok iyi anlıyoruz.

More, kendi Ütopya’sını anlatırken kahramanımızı aracı kullansa da Ütopya’yı ziyaret eden başka birinin aracılığıyla bizlere aktarıyor. Bu konuda başkasının hikayesini anlatan bir anlatıcı tarzı hikayeleri ayrı bir seviyorum. Yazarın anlatımı akıcı ve sade. Çok yorucu bir felsefik metin değil yani. Bundaki en büyük etken de Ütopya halkının bizlere sunulması.

Sonuç olarak, Ütopya, her ne kadar adaleti sonuna kadar savunsa da günümüze uyarlanabilir bir düşünce değil. Yazıldığı dönemde uygulanması daha uygun olsa da edebi olarak biz okurlara çok şey kattığı ortada ama.

5 Beğeni