KR Kitap Kulübü #5 Giovanni Papini - Kaçan Ayna


(Doğan) #8

İsmini burada görünce okul kütüphanesinden almıştım. Son bir öykü kaldı. Kitapta bir Borges tadı var, hatta ilk hikayesi ile çok benzer bir Borges hikayesi okuduğumu hatırlıyorum. O ilk hikaye harici başka bir hikaye kalmadı aklımda.

Öyle öne çıkan bir yanı olmadı. Büyük ihtimal dolu bir kitap, felsefi, psikanalitik yönü kuvvetlidir ancak ben malesef gözümüze gözümüze sokulan bu tarzı sevmiyorum. Siz de okuyun, beni taşlayın. Büyük ihtimal kaçırdığım çok şey vardır.


(Cem) #9

Okuyanlar bir ses etsin. :smiley: Son durum nedir? Yoksa sevmediniz mi kitabı? Şahsen bayıldım! Müsait vaktimde daha uzun yazacağım. Sizi bi’ yoklayayım dedim.


(Hazal Çamur) #10

Kitabı e-kitap olarak indireceğim. Alamadım :smiley: Ama e-kitap olarak Dost Kitabevi baskısı varmış, ehehe.

Kısa zamanda okur burada yerimi alırım. Bu sırada yorumlar için pusudayım.


(Hiçliğin bekçisi…) #12

Yarısını bitirebildim ancak. Gecikmeli olarak katılacağım. Sadece yarısıyla bile harikaydı. Gerçekten çok güzel öyküler vardı. Açıkçası yazarın tarzı ile kendi tarzım arasında benzerlikler gördüm. Bugün biraz daha yol alırım. Ani gelişen aksaklıklar sebebiyle bu kadar okuyabildim.


#13

Ben kitabı beğendim. Hikaye benim için hep ertelenen bir tür, ama bu kitabı okuduktan sonra serinin diğer kitaplarını da merak ettim. Kitapta her hikaye de insanın kendiyle yaşadığı bir çatışma vardı, bu da ayrı ayrı hikayeler okumaktan ziyade sanki birbiriyle bağlantılı tek bir öykü varmış gibi hissettirdi. İnsanın kendini sorgulatmayı başaran bir eser olduğunu düşünüyorum. Her hikayeden sonra içimde ben kimin, amacım ne, yaptıklarımdan memnun muyum diye sorgulama isteği oluştu. Kendisinin yıllar önceki haliyle karşılaşan adamın hikayesini okurken de, sabah uyandığında kimsenin onu tanımadığı adamın hikayesini okurken de fantastik şeyler okuyormuşum gibi hissetmedim. Bu garipliklikleri öykülerin arasına çok güzel yerleştirmişti.
Sonuç itibariyla benim için çok keyifli bir okumaydı :blush:


(Didem) #14

Kitabı elime alınca bir günde bitirdim resmen. Favori kitaplarım arasına girdi. Ara ara tekrar okumam gerektiğine karar verdim. Her hikaye için bir kaç kelime kesinlikle söylenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yanımda olduğunda başlık başlık bişeyler diyeceğim. Tam benlik bir kitapla tanıştırdı beni kulüp. Sağolsun kayıp rıhtım. Herkese de önericem Kaçan Ayna’yı. :heart_eyes:


(Barışcan Bozkurt) #15

Açıkçası hiç tavsiye etmem. Ben 1-2 yıl önce Monokl’dan okudum bu öyküleri. Her ne kadar ikisi de İtalyanca’dan çeviri olsa da cümleler çok farklı. Monokl’dan çıkan Düşsel Konçerto’daki çeviri daha şiirsel, daha iyi bir anlatıma sahip. Şöyle örnek vereyim:

Dost Yayınevi basımındaki Saçma Sapan Bir Öykü

“Kim olabilir,” diye düşünüyordum kendi kendi-
me, "beni seven, bu adama benden söz eden? Bir kadının beni sevdiğini hiç bilmiyordum, böyle bir şey olmuşsa bile buna izin vermezdim, çünkü hayvana tapanlarınkinden daha rahatsız edici, daha gülünç bir durum yoktur … "

Aynı öykü, Monokl’daki Tamamen Saçma Bir Hikâye

İçimden “Bana aşık olan ve ona benden bahseden kadın kim olabilir ki?” diye düşündüm. “Bana aşık olan bir kadın hiç tanımadım. Eğer bu olmuş olsaydı bile, buna izin vermezdim, çünkü dünyada idollerin durumundan daha rahatsızlık verici ve gülünç bir durum yoktur…”

İtalyanca bilmediğim için hangi çeviri daha doğru bilemem ama anlam farklılıkları ciddi şekilde var.


Öyküler hakkında yorumuma gelince, 2.defa okuyor olsam bile daha bitiremedim. Yarın yazacağım.

Düzenleme: Derslerden dolayı yazamadım.


(Hazal Çamur) #16

Beni çok üzdün :frowning: ama teşekkür ederim. Kidega yolları taştan, sen çıkardın beni beni baştan :slight_smile:


(Doğan) #17

Ben de Dost’tan okudum, acaba ondan mı beni çekmedi içine emin değilim.


(hüseyin) #18

Kitap yeni bitti. Okunması oldukça kolay 2-3 saatte biten bir kitap. Hikayeler oldukça ilgi çekiciydi, yer yer gözlerim yuvalarından çıkacak gibi oluyordu. “Havuzda iki yansı” ile “zihinsel bir ölüm” en beğendiklerimdi. Yazar öykülerinde yaşamı, yaşamın anlamını, varoluşu ve ölümü işlemiş bu da öyküleri daha da ilginç ve çekici yapıyor. Özetle iyi yazılmış iyi öykülerden oluşan iyi bir kitap. “gerçek vatanlarından sürülmüş kentlerin de var olduklarını düşünmüşümdür hep”. “senin ben olduğunu biliyorum—bir süredir geçmiş olan bir ben, ölü olduğuna inandığım bir ben, şimdi onu burada bir kez daha bıraktığım gibi, hiçbir görünür değişiklik olmaksızın yenide görüyorum. Geçmiş olan ben’in, şimdiki ben’den ne istediğini bilmiyorum”. " ama bugünleri, Londra’nın bütün güzel kadınlarına, Amerika’nın bütün çelik kasalarına değişmem".


#19

Kaçan Ayna benim için sürpriz bir liderlikle oylamayı kazandı. Dürüst olmak gerekirse kazanacağını hiç düşünmemiştim. :smile:

Yağmurlu bir akşamüzeri kitaba başladım ve soluksuz okuyup bitirdim. Öyküyle aram yoktur ama bu kitap sahip olduğum bu düşünceyi biraz sarstı diyebilirim. Bu yüzden beni Papini ile tanıştırdığınız için size teşekkür ederim. :hibiscus:

Kitaba gelecek olursak;
Bazı yerlerde “Gerçekliğin doğasını hiç sorguladın mı?” cümlesi beynimde yankılandı. Yazar; insanın var olma amacını, kim olduğu, zamanın insanı değiştirip değiştirmediğini - değiştirmişse bu değişimden memnun olup olmadığı - insan isterse bu dünyadan fiziksel olarak göçmeden de ölümü yaşabilir mi diye sorguluyor ve insanın farklı yönlerine, arayışlarına bu öykülerde değiniyor.

Havuzda İki Yansı bana biraz Narkissos’un hikâyesini anımsattı. Arada şöyle bir fark var tabii. Narkissos kendisine âşık olurken bu öyküde kahraman kendini, eski halini eleştiriyor. Şahsen en sevdiğim hikâye, Ödenmeyen Gün oldu. İnsan, güzellik gibi gelip geçici bir niteliğe öyle bel bağlıyor ki o olmazsa kendini eksik hissediyor. Gençliğinde bunu fark etmiyor ama ihtiyarladığında o günlerini özlemle anıyor.

Yazar, Kaçan Ayna’da insan bilinmezin peşinde koşup duruyor diyor ama bence insanı ayakta tutan yarın umudu ve bu iyi ki böyle yoksa hayat çekilmez olurdu.

Son olarak şunu da ekleyeyim. :blush:
“Yeniden karşılaşmalara, utkulara, yükselişlere, terfilere, çoğalışlara, ele geçirmelere, unutmalara umut bağlatan yarın olmasaydı, insanlar yaşamaya razı olmazlardı. Yarının uzak kokusu olmasa, bugünün kara ekmeğini yemezlerdi.”


(Cem) #20

Öncelikle ben kitabın varoluş temasını çok sevdim. Daha doğrusu Papini tarafından bunun büyüleyici sunumuna âşık oldum.

Bazen bir öykü boyunca, aynı konuyu farklı farklı şekillere sokularak anlattı. Bunu da kesinlikle tekrara düşmeden, her cümlede yaratıcılığını döktürerek vermeyi de başarmış. Biraz açayım: Bu aslında tehlike barındırıyor. Okuyucu içe bakışın ve benlik sorgulamasının tekrarlı sunumundan daralabilir bir süre sonra. Hatta bazı öykülerde yukarıda da dediğim gibi aynı durumu farklı şekillerde betimliyor. O yüzden “Burası gereksiz olmuş,” demeye çok müsait bir tercih. Ama bunu hayal gücü ve anlatı becerisiyle aşması da tebriği hak ediyor.

Gerçeküstü anlatımını insanın kendisini sorgulamasına vesile olacak şekilde kurgulamış. Benlik, toplumsal kimliğin öyküler boyunca yazar tarafından her açıdan röntgeni çekiliyor. Dediğin gibi her sayfada bu sorgulama okuyucunun beyninde yankılanıyor. Üstelik bu yüksek seviyede edebi tatmin duygusuyla birlikte geliyor.

Hangi öykü daha iyiydi sorusu çok zor… Hepsi benim çocuklarım. :stuck_out_tongue: Yukarıda da yazılan “Zihinsel Bir Ölüm” cidden üstlere oynar. “Havuzda İki Yansı” ve “Neysem O Olmak İstemiyorum Artık” da üstlerde yer bulur.

Benim tek olumsuz eleştirim çeviri kısmına geliyor. Yukarıda da bahsedilmiş. Asıl sorun çok gereksiz virgül kullanımı. Bu da anlatıma zarar vermiş. Onun dışında çeviri büyük kusurlara sahip değildi. Ama belli ki geliştirilebilir.


(Hiçliğin bekçisi…) #21

Ancak okuyup bitirdim. Uzun zamandır beni böyle etkileyen, düşündüren, sorgulatan, kendimi yoklatan bir kitaba denk gelmemiştim. Harikaydı…

Çok fazla Babil Kitaplığı’ndan okumadım. Okuduklarımın hepsini çok beğenmiştim ama Papini’nin kitabı açık ara birinci. Böyle bir kitap beklemiyordum aslında. Daha çok diğerleri gibi olacağını düşünmüştüm.

Neresinden başlamalı bilemiyorum. Eleştirilecek bir şey bulamadım. İlla bir şey bulacaksam evet, virgüller can sıkıcıydı. Yine de her öyküde o kadar güzel değinilmişti ki konulara bunu önemsemedim.

Ben bütün öykülerini çok beğendim. Her birinde kendimden parçalar buldum. Bazıları neredeyse benim içine düştüğüm, kendimle savaş verdiğim günlere götürdü beni. Bazı öykülere ufak ufak değinmek istiyorum.

Havuzda iki Yansı:

Çarpıcıydı. Günümüzde hep şikayet ettiğimiz, kızdığımız kendimize dönüp bakmamıza ve nerede yanlış yaptığımıza değinen, farkındalığımızı daha da arttırmaya yarayan bir öyküydü. Zaman zaman açıp okuyarak, anımsayarak üstüne düşneceğim bir öykü.

Saçma Sapan Bir Öykü:

İnsanın kendisine itiraf etmek istemediği şeylerle yüzleşmesine kendi penceresinden yaklaşmış Papini. Ben bu öyküde çok fazla şey buldum. Kendimi, yaşantımı, eylemlerimi sorgulamama neden öykülerden birisi oldu.

Zihinsel Bir Ölüm:

Bazen bazılarımız ölümü fazlasıyla düşünürüz. Ölümdeki mantığı anlamaya, ölümün hayattaki ve insanlardaki yerini kavramaya çalışırız. Ölmenin ne demek olduğunu ve öldükten sonraki o belirsizliği düşünürüz. Ben bu öyküde aynı zamanda insan beyninin kişinin kabullenişlerine olan tepkisini de buldum. Bu açıdan da çok hoşuma gitti.

Hasta Beyfendinin Son Ziyareti:

Tek kelimeyle “Mükemmel”

Neysem O Olmak İstemiyorum Artık:

Bu öyküyü en sevdiğim dostumun kesinlikle ama kesinlikle okuması gerekiyor. Okudukça sanki onu dinliyormuşum hissine kapıldım. Sanki onun bana anlatmaya çalıştıklarını kusursuz bir sanat eseri olarak sunmuş yazar. Zaman zaman açıp okuyacağım ve üstüne derin derin düşüneceğim bir öykü.

Sen Kimsin?

Bir sabah uyandığınızda etrafınızdaki herkes sizi tanımasaydı ne yapardınız? Aileniz, arkadaşlarınız, dostlarınız, sıradan mahalleli insanları… Hepsi için artık önemsiz, yabancı bir insan haline gelseydiniz nasıl hissederdiniz? Onlar için bir hiç olduğunuzu acılı birkaç günün ardından kabul ettiğinizde ne yapardınız? Korkar mıydınız yoksa rahatlık mı hissederdiniz? Tüm bunları ve daha fazlasını sorgulatıp farkındalık kazandıracak öykülerden birisiydi bana göre.

Ödenmeyen Gün:

Beni en çok etkileyen öykülerden biri oldu. Hayat da böyle değil mi sizce de? O kadar bekler, bir şeyin hayalini kurar, sonun sonunu tasarlarsınız ama hayatın kendi planları içinizden geçer.

Okuduğum güzel kitaplardan birisiydi. Ben okumayanlara tavsiye ederim. Bir gün mutlaka okumanız dileği ile.


Hangi Kitabı Okuyorsunuz ve Eleştiriniz
(hüseyin) #22

Okumayan varsa çok şey kaçırıyor. İnsanın kendisini sorgulamasına vesile olan az kitaptan biri. Bu kitaba geniş bir zaman yaratım tekrar okumayı düşünüyorum


(Berke) #23

dün okudum ve bittiğinde, bu eserden haberim olduğu için çok şanslı hissettim. harika bir seçim olmuş.


(Cem) #24

Şimdiye kadar kulüpte harika kitaplar okuduk. Ancak beşi arasında benim de favorim bu eser oldu.


(Gülçin Akın) #25

Ankette oyumu başka bir kitaba vermiştim ama okuduktan sonra Kaçan Ayna’nın seçilmiş olmasından dolayı çok mutlu oldum. Kısacık kitapta bu kadar yoğun öyküler beklemiyordum. Papini ölümü, intiharı, karanlığı insanı bunaltmadan anlatmış bir şekilde. Her öyküde ayrı bir iç hesaplaşma var.
Bütün öyküler etkileyiciydi. “Havuzda İki Yansı” ve “Sen Kimsin?” favorilerim sanırım.
Okumayı biraz aceleye getirdiğimi ve sindiremediğimi düşünüyorum. Düşsel Konçerto’yu edinip geniş zamana yayarak okuyacağım.


(Hazal Çamur) #26

Peşin Not: Anketten iyi ki bu kitap çıktı.

Kitabı Dost’un baskısından pdf olarak okuyorum. Şu ana kadar öykülerin sonlarını tahmin edebilmekle birlikte bu durum içe dönük öykülerini sevmeme engel olmadı. Fakat her şeye rağmen bahsetmek istediğim bir öykü var. Bilmiyorum siz bu aşağıdaki öykü için belirteceğim durumu fark ettiniz mi? Tartışmayı çok isterim :slight_smile:

Beyefendinin Son Ziyareti

Şeytan alegorisine konu olmuş bir öyküydü. Keyifle, satır aralarını didikleyerek okudum.

Şeytan nereden mi çıktı? Öyküdeki Hasta Beyefendi’nin izleğini takip edelim.

  1. Öncelikle bir “düş” olduğunu, “yüce bir varlık tarafından düşlendiğini” fark ediyor. Bilinç kazanıyor.
  2. Bu uğurda ona tapınmaya benzer hareketler sergiliyor. İyiliğe, güzelliğe yöneliyor. Onun ilgisini ona layık olmaya çalışarak çekmeye çalışıyor. Diyorum ya, bir tapınma haline bürünüyor.
  3. Sonrasında isyan etme kısmı geliyor. Başta “yüce” olarak kabul ettiğini daha aşağılık bir forma sokuyor. Olabilecek en kötü hareketleri sergileyip, en karanlık varlıklarla arkadaşlık kurarak bir başkaldırı sergiliyor. Yaratıcısına kafa tutuyor. Ama özünde yine dikkatini çekmek isteyen bir tavrı var.
  4. Sürekli düşleyeni uyandırmaya çalışıyor.
  5. Kendisi düşleyenini göremezken herkes onu görüp duyabiliyor. Bu da düşleyenini daha da ulvi bir hale sokuyor.
  6. En sonunda kendisi ortadan kaybolduğunda, yani ölümlü gözler onu göremez olduğunda, onu “bir tek kişi” görüyor: Düşleyeni. Yaratıcısı.

Hasta Beyefendi, ki “hasta” olarak tabir edilmesi bile bu alegorinin bir parçası, tüm o seyirmeleriyle birlikte aslında her zaman düşleyeni tarafından görüldü, gözetildi. Ve müdahale edilmedi. Ne kadar da tanıdık :slight_smile: Ama kendisinin onu görme isteği, ya da başka bir deyişle gözüne girme isteği, hep baki kaldı.

Yorumumu bitirirken bir başka öyküye dair şarkı bırakmak istiyorum, çünkü okurken zihnimde bu şarkı çaldı durdu.

Öykü: Neysem O Olmak İstemiyorum Artık

Şarkı:

Don´t want to be who I am
I want to be who I imagine I am


(Ezgi ) #27

Ben de okuyabildim sonunda. Bitirmiş değilim gerçi ama çok az kaldı. Öykülerin genel temasını aşağı yukarı anladığım için üşenme moduna girmeden yazıyorum. Nasıl bu kadar derin konulardan bahsedip hem de kısa ve insanı sıkmayacak biçimde yazabilmiş Papini hayret ediyorum. En son okuduğum öykü Sen Kimsin ve şu an ben de durup düşünüyorum sen kimsin??


#28

Ben de okuma listeme ekliyorum o zaman Kaçan Ayna’yı. Çok beğenilmiş forumda.