Kuşluk Vakti

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/kusluk-vakti/



Pırıl pırıl bir yaz sabahına merhaba diyordu Ege kokan Cunda Adası’nın keyiflerine düşkün sakinleri. Bulutların bile güzel havanın tadını çıkartmak için tatile gittiği, masmavi bir gökyüzüne açmışlardı gözlerini. Aynı sabah, restorasyon geçirip Rahmi Koç Müzesi’ne dönüşen Taksiyarhis Kilisesi’ne bakan çift katlı tarihi Rum evlerinin birinde heyecanlı bir koşuşturmaca yaşanıyordu. Evde kahvaltı faslı kapatılıp, günün geri… (DEVAMI…)

Merhaba Ufuk,
Sıcak bir gün sahile giden aileyi harika işlemişsin öykünün o kısımları doğallık kokuyordu. Sanki arabada ben de vardım. Hezarfen ile bağlantı kurma noktasında bira daha keskin noktalar arıyor okuyucu sadece. Orayı biraz daha öykünün kalanı gibi işleseymişsin süper olacakmış. Kalemine sağlık. Görüşmek üzere

Merhaba Erdoğan,

Öykümü okuyup yorum yazdığın teşekkür ederim. :slight_smile: Doğallık ve samimiyet bu öykünün olmazsa olmaz bir detayıydı. Bunu sana hissettirebildiğime sevindim. :innocent:

Açıkçası iki farklı zamanda dilimindeki iki farklı olayı birbirine bundan daha fazla bağlamak bence öykünün doğallığına ve gerçekçiliğine gölge düşürürdü. Bugün yaşanan bir anektodun geçmişteki yansımasına gidip o anları gözlemlemiş olmamız tema kullanımı adına bana yeterli geliyor. Fazlası eğreti dururdu sanki… Görüşlerin için tekrardan teşekkürler, hepsini tek tek not ettim. :slight_smile:

Selamlar…

Doğal, samimi bir öykü olmuş. Ben de iki olayın arasındaki bağlantıyı biraz zayıf buldum ama dediğiniz gibi böylesi daha doğrudur sanırım. Öyküyü okurken sanki gezilerini anlatan birinin günlüğünü okuyor gibi hissettim. O anı yaşıyoruz sanki. Evliya Çelebi ile ilgili detay farklı bir bakış açısı katmış hikayeye. Son olarak Suzan’ ın gizemli halinden kötü bir haber çıkacak sandım ama tam tersi oldu. Mutlu bir olay karşısında neden durgundu acaba? :slight_smile:

1 Like

Öykümü okuyup yorumlarınızı belirttiğiniz için teşekkür ederim.

İki hikaye arasındaki bağlantı bir üstteki yorumda da belirttiğim gibi geçiş amacıyla kullanılan bir enokdottan ibaret. Eğer o bağlantı çok kuvvetli yapılırsa Cunda ve Sarımsaklı’da yaşananlar geri planda kalabilirdi. Ağırlığın bir tarafta kalması benim için önemliydi çünkü öykünün duygu yükünü orası çekiyordu.

Sanki oradaymış gibi hissetmenize sevindim. Benim öykülerimde önem verdiğim bir husustur. :slight_smile:

Suzan’ın ve ailesinin son dönem yaşadıkları hakkında fazla bilgi sahibi değiliz. Belki ekonomik olarak zor bir dönemden geçiyorlar ve çocuk düşünmüyorlardı. Suzan ikinci çocuğu yapmama konusunda çok kararlı kalmış, çocuk haberini kendi kabullenmeden kimseyle paylaşamamayı seçmiş de olabilir. Ya da belki de uzun zamandır uğraşıyorlardı ikinci çocuk için ve Suzan’ın içinde bir korku vardı. Onu yenmesi gerekiyordu. Bu şekilde uzatılabilir ihtimaller… Çocuk sahibi olmak insanda daha önce hissetmediği duygu karşamaları yaratıyor. Acayip bir his. :slight_smile:

1 Like

Selam Ufuk. :slight_smile:

Öncelikle öykünü beğendiğimi söyleyeyim. Doğallık ve samimiyet çok güzel akmış öyküde. Özellikle baba ve çocuk arasındaki iletişim çok güzeldi. İki farklı zaman ve olay ile ilgili ‘Kuşluk Vakti’ bağlantısını kurmuş olman gayet güzeldi. Okurken bağlantıyı bununla kurmuş olduğunu tahmin ettim ve beğendim . Güzel bir noktaydı.

Fakat ister istemez ben de farklı bir beklentiye girmedim dersem yalan olur. Hikaye ilerledikçe daha fazlasını bekledim. Belki Hazerfen ile ilgili tek bir bölüm olsaydı, kısaca bir değinilip geçilseydi bu algı oluşmazdı kanaatindeyim. Tabi benimki bir fikir sadece. Öykülerindeki samimiyeti seviyorum. Ellerine yüreğine sağlık. Görüşmek üzere :slight_smile:

1 Like

Merhaba Umut,

Yorumun için teşekkür ederim.

Anlaşılan genel kanı iki ayrı hikayenin tek öyküde birleştirilmesi durumlarında tek tarafa verilmiş bir ağırlığın beklentileri karşılamadığı yönünde. Dediğin gibi, belki de Hezarfen hikayesini daha yüzeysel geçsem bu olmazdı ama bu durumda Hezarfen’in hikayesinin, tıpkı Neriman Hanım’ın Umut’a anlattığı gibi hayali bir hikaye olabileceği hissini veremezdim. Hezarfen hikayesinin bu öyküdeki amacı, hayal gücünün bir çocuğun gözünde gerçekten farksız olabileceğini gözler önüne serebilmek. Hatta sırf bir çocuğun değil koca bir toplumun hayal ürünü hikayelere yüzyıllarca inanabildiğini, onu eğip bükebildiğini gösterebilmek. Hezarfen kısmı olmasa bu hissi nasıl verebilirdim bilmiyorum.

Hikayenin sonunda Hezarfen’in gökyüzünde süzülmeye devam etmesi de çift anlamlı aslında. Hezarfen’in ölmediğini ama Üsküdar’a da inmediğini düşünebiliriz. İkinci bakış açısında da hikayelerimizde yaşamaya devam ettiğini savunabiliriz.

Sanırım Cunda ve Sarımsaklı hikayemiz okuyucunun Hezarfen’e ve benim vermek istediğimi alt metne yoğunlaşmasını engellemiş. Ya da ben çok sağlam bir epic fail gerçekleştirmişim bu öyküde. Ahaha :smiley:

İşte bunlar hep tecrübe. :slight_smile:

Merhabalar.

Okuyucunun öldüğünü düşündüğü ama aslında hiç yere konmamış bir Hazarfen… Harika düşünülmüş bir son, bu sona gelene dek ince ince işlenmiş bir kurgu. Tabii bu benim düşünmeyi tercih ettiğim son.

Bağlantının biraz zayıf kaldığı söylenmiş genel olarak. Bir yandan katılıyorum, diğer yandan katılmıyorum. İki ayrı öykü bence bir birine ustaca kenetlenmiş. Bazen öykü sadece öyküdür. Kesin kurallar biçmek kaleme ket vurur sanki. Ayrı ayrı işlenmiş olması, öykülerin tam olarak kesişmemesi benim daha çok hoşuma gitti.

Öykünün samimiliği, doğallığı, gerçekliği de ayrı konu tabii.

Ellerine, kalemine sağlık.

1 Like

Merhaba Osman,

Teşekkür ederim yorumun için. İki ayrı öykü konusu bıçak sırtı bir durum olmuş. Bu da bana tecrübe oldu. Bu tarz bir kurguyu daha fazla insanın beğeneceği şekle getirebilmek için ne yapmak gerekir bir düşüneceğim. :slight_smile:

Doğallık, samimiyet ve gerçeklik önemli. Teşekkür ederim. :slight_smile:

Selam,
Herkes gibi ben de aile hikayesini son derece samimi, sıcak ve gerçek buldum. Tasvirler ve detaylar insanı o ailenin yanına yerleştirip orada bırakıyordu. Umut çok tatlıydı. Dede ve neneyi de çok gerçek buldum.

Suzan ve Metin ise pek benim tarzım insanlar değildi galiba. Suzan gereğinden fazla gergindi, hamilelik haberine yüklediği anlam bile insana “Bu ne gıcık bir insan dedirtiyor.” Metin öte yandan fazla alıngan geldi bana, gerçi kız tarafının içinde kaldığını düşündüğü için olabilir bunda da bir gerçeklik payı var. Bu iki karaktere dair söylediklerim sadece fikri paylaşımı bir eksi değiller. Onlar böyle karakterler sonuçta, sadece ben onları arkadaş edinmezdim o kadar.

Hezarfen bağlantısını ben de pek tutmadım. Ama Evliya Çelebi’nin hareketi gerçekten de bir karakter katmış esere.

Geçtiğimiz ay da yine bir genç aile resmi çizmiştin ve o da çok başarılıydı. Bu işi biliyorsun.

Görüşmek dileğiyle…

1 Like

Merhaba Murat,

Harika bir yorum bırakmışsın, çok teşekkür ederim.

Karakterlere dair yaptığın tespitleri okumak benim açımdan büyük bir keyifti. Çok boyutlu karakterler yazıp onlara kişilik yüklemeyi seviyorum. Böylece öykü içerisinde okuyucunun kendini yakın hissedebileceği bir karakter bulma ihtimali artıyor.

Mesela ben olaya Metin’in gözünden baktığımda; eşinin ailesi yazlıklarına gelmiş, eşinin kafası karışık, oğlan dedesini anneannesini görünce şımarmış, kimsenin Metin’in ne istediğini taktığı yok… Zaten o kendini Antalya falezlerine vurma ihtiyacı bu birikimin bir sonucu. Adam dolmuş çok fena. :smiley:

Hezarfen bağlantısı konusunda sanırım anlaşamayacağız. :stuck_out_tongue: Ben iki hikaye arasında ciddi bir bağlantı ihtiyacı olduğunu hala düşünmüyorum. Bu konuda ikna olmayacağım, nayır, nolamaz! Birbirine dokunan iki ayrı hikayenin tek bir öyküde buluşmasydı kafamdaki. Okuyucu memnun kalmadı bundan, sağlık olsun. :slight_smile:

Evliya Çelebi’nin yaşananları hikayeleştirmesinin farklı bir tat kattığını düşünüyorum. Beğenmene sevindim. :slight_smile:

Geçen ayki öykümden bahsedip, anlatımımı beğenmenden memnun oldum. Umarım daha sonraki öykülerimden de aynı tadı alabilirsin.

Sevgiler…