Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç: Hurafe Kazanlarını Deviren Klasik

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/inceleme/kuyrukluyildiz-altinda-bir-izdivac-hurafe-kazanlarini-deviren-klasik/



İş Bankası Kültür Yayınları’nın hazırladığı “Türk Edebiyatı Klasikleri” serisinin ilk göz ağrısıyla tanışmış mıydınız? Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç” romanını inceledik. (DEVAMI…)

5 Likes

Gayet güzel, değerli bir inceleme olmuş. Ellerinize sağlık. Klasik edebiyatımızı okumak için büyük bir fırsat verdi İş Bankası. Bizlere de okumak düşer. :slight_smile:

1 Like

Güzel ve değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. :krs:

Aynen katılıyorum. Serideki eserlerin hızlı hızlı çıkması da cabası. Edebiyatımızın klasiklerini okuyarak ve sıradaki kitabı merak ederek keyifli bir yolculuk bizleri bekliyor. :baris:

1 Like

Şık’ı 16’sında yazıp da Ahmet Mithat’ı inandıramamış :smiley:

1 Like

@EmrecanDogan kusuruma bakma, uzuuun bir yolculuk yaptım ve mesajına biraz geç cevap yazıyorum.

Güzel bir bilgi paylaşmışsın. Hem de Ahmet Mithat Şık için bu usta işi bir metin sana baban mı yardım etti yoksa abin mi diye de sormuş, cevap olaraksa iki damla göz yaşı almış ve tamam tamam inandım demiş. Cadı Çarpıyor kitabında Gürpınar kendisi anlatıyor.

Gürpınar’ın kişiliğini yansıtan bu anısını anımsattığın iyi oldu, o dönem hakkında kim bilir daha nice böyle ilginç anılar vardır, kim bilir… :krs:

2 Likes

@Mustafaizmirli Şahsen ben cevap beklentisiyle değil de bilgiyi paylaşmak için yazmıştım. :confused: Cadı Çarpıyor’da anlattığını bilmiyordum, koskoca üniversite hocası demek bu bilgiyi çok saklı bir bilgiymiş gibi derste bize kakaladı ha :smile: Olayda benim ilgimi çeken şu ki Ahmet Mithat 16 yaşında bir çocuğu dikkate alıp romanını okuyor. Hüseyin Rahmi ise yaşına bakmadan koskoca popüler bir yazara gidip romanını okutturuyor. Devrin gerçekten bizden oldukça farklı bir durumu var. Bugün Edebiyat Günleri’nden gidip Mürebbiye’yi aldım. KABI’cı Bilgi Yayınevi baskısından okumuştum. O da 2012’de yaşanan Maya kıyametine benziyordu ve iki olay arasında benzerlik kurunca yazarın dediklerini hep günümüzde söylemiş gibi okumuştum :buyucu:

O zaman cevap mahiyetinde değil de düzeltme niteliğinde bir yorum yazayım. Yanlış bilgilendirme olmasın, öncelikle kendi yorumumu düzelteyim: Dediğim mevzu “Cadı Çarpıyor” kitabında değil Kemal Bek’in derlemesine göre “Şık” kitabının önsözünde bulunuyormuş. Kitap ve metin söyle:

Hüseyin Rahminin ilk romanı da, 1887’de Ahmet
Mithat Efendinin çıkardığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde, tefrika edilmeye başlar. Kendisi, romanını Ahmet Mithat Efendiye göndermiş, ertesi günü romanın gazetede yayımlanacağını, kendisinin matbaaya çağrıldığını okuyunca gözlerine inanamamıştır:
«Hazretin
huzuruna büyük bir helecanla çıktım. Gür kaşlı, kara sakallı, iri yan, heybetli bir zat… Beni görünce ilk sorusu şu oldu:
— Kimsin sen çocuğum?
— Şık yazan Hüseyin Rahmi.
Korktuğuma uğradım. Efendinin yüzünde derhal
bir güvensizlik gülümsemesi belirdi. (.) Bana pek alaycı gelen bir sesle:
— Oğlum, senin ağzın daha süt kokuyor. Bu ro-
man usta işi. Senin ne kalemin, ne yazı gücün, ne deneyimin, ne de görgün henüz bunu yazmaya yeterli değil. Bu gerçek görünüyor. Sen böyle bir şey tasvirine özenebilirsin, ama tek başına başaramazsın. Sana bir yardım eden var. Baban mıdır, ağabeyin midir, arkadaşın mıdır, o kimdir? Söyle…
(…) Koca Ahmet Mithat Efendinin bu suçlaması
karşısında küçüldüm, büzüldüm, hiçbir söz bulamadım. Sonunda gözlerimden dökülen iki damla, hüzünlü bir yanıt yerine geçti. Bu saf, masumca ağlayışım Efendiye dokundu, hemen:
— Ağlama… Ağlama, inandım… dedi.» (Şık’ın önsözünden, ikinci basım, İbrahim Hilmi Kütüphanesi, 1920)
Böylece Hüseyin Rahmi, yazın dünyasına, hem de onu, daha sonra kızını vermeyi düşünecek kadar beğenen ve seven Ahmet Mithat Efendinin desteğiyle girmiş olur. (Ahmet Mithat Efendinin, kendisine kızını verme teklifini nazikçe reddeder ve ömür boyunca evlenmez.)

Koskaca Profesörün kaynak belirtmemesi tuhaf, belki unutmuştur bilemiyor. Ancak yine de birkaç noktayı es geçmiş. Yazar kitabı gönderir, ertesi gün yayınlanacağını haber alır. Yani 1887 yılında göndermiş ve yayınlanmıştır. Yazar 1864 doğumlu olduğuna göre 7 biskuvit eksik söylemiş sizin hoca.

Gelelim 16 yaşından daha yaşlı olan Gürpınar’ın kitabını koskaca Ahmet Mithat Efendi’nin okumasına; az önce paylaştığım Kemal Bek’in metninde bir önceki paragraf şöyle:

Ahmet Mithat Efendinin her türden yazdığı romanları, okuru hem anlatı türünü okumaya alıştırmış, hem de romanlarıyla geçinebilmesi, genç yazarları yüreklendirmiştir.

O zamanlar Ahmet Mithat Efendi genç yazarları keşfetmeye çalışıyormuş. Zira benim düşünceme göre beklenen bir durum şaşılacak bir durum değil. Özellikle gazete mevzusunun olması da bu düşüncemi iyice destekliyor.

Gürpınar’ın daha önce öyküleri Ceride-i Havadis gazetesinde yayınlanmıştı. Gazeteyi çıkaran ingilizden veya imparatorluktan aldığı desteğe girmek istemiyorum; cünkü konumuzun dışına çıkmış oluruz.

Gazete, Gürpınar’ın 1884 yılında- sizin hocanın bisküvitleri yine tutmuyor- “Bir Genç Kızın Avaze-i Şikâyeti” ve “Istanbul’da Bir Frenk” öyküleri yayınladı. Hatta hangisi ilk diye de günümüzde tartışılıyor.

E, bir gazeteci olan Ahmet Mithat Efendi’nin gazeteden haberi olmaması şaşılacak bir durum olurdu diye düşünüyorum. Günümüzdeki gibi ıvır zıvır tonla gazete olmadığı da malum.

Yani ben sayısal çıkışlı bir baytar olarak bu bilgilere- kaynak dahilinde- ulaşabiliyorsam, sizin öğretmenin laf salatası yapıp lakırdı kazanı kaynatmasını hoş bulmadım. Ve ne üzücüdür ki söylentileri alaya alan bir yazarı söylentiyle (yaş, bahsi geçen olay vs) anıyor. Özellikle oturduğumuz yerden bilgiye ulaşma kolaylığı varken!

Belki hocanız çok iyi biridir, ancak hem mesleğine hem size hem de bahsettiği yazara azcık saygı duyup araştırıp edindiği bilgilere size sunması gerekirdi diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Not: Biskuvit lâtifedir, siyasi bir amaç değil!
Not 2: Edebiyat zümresinden değilim, sade bir okur olarak fikirlerimi paylaşıyorum.

1 Like

Hocanın kendisi Yardımcı Doçent, ya da yeni adıyla Doktor Öğretim Üyesi, yakın zamanda hatta tam tarih olarak 12 Mart’ta Doçent oldu diye biliyorum. Yanlış biliyor da olabilirim. Şu an lisans danışmanım o benim, tez için de ona başvururum diyordum. Belki de başvurmasam iyi olacak :slight_smile: Şık ve Kemal Bek’in kitaplarını alıp okuyacağım.

Dipçe: O zaman P ile yazardınız :smiley:

Dipçe2: Olmadığınız daha bile iyi, çok tuhaf insanlar çünkü

2 Likes