Maus: Art Spiegelman'dan Edebiyatın Görsel Çarpıntı Diyarlarına Karanlık Yolculuk

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/inceleme/maus-art-spiegelman-incelemesi/



Maus incelemesi sizlerle. Art Spiegelman’ın Pulitzer dahil birçok ödül aldığı iki ciltlik biyografik grafik romanı hakkında detaylı bir analiz. (DEVAMI…)

1 Beğeni

Kendini ifade ederkenki tutumu açısından diğer soykırım dramalarından/trajedilerinden ayrılıyor.

Hikâyenin merkezindeki baba karakteri sempati oluşturmuyor. Ve bu anlatımın yetersizliğine ya da karakteri işlememekten ileri gelmiyor. O öyle biri; aksi, inatçı ve geçmiş deneyimleri itibariyle yanlışlaması zor.

Her şeyi kendi açısından olduğu gibi aktarıyor. Hayatta kalmak için asgari tutarda gerekli olanı yapmış. Yaptıkları sayesinde hayatta kalabildiği için de geçmişteki kararlarının haklılığını canhıraş savunuyor. Aksiliğinin, pintiliğinin, istifçiliğinin, kuşkuculuğunun vs. arkasında her şeye rağmen hayatta kalabilmesini sağlayan tutum ve kararları yatıyor.

Okur, baba karakteri hep öyle miydi yoksa yaşadıkları mı onu bu mizaca büründürdü fikri arasında gidip geliniyor.

Babanın geçmiş olaylardan heyecansız, işte şu oldu, ben de öyle yaptım, düzlüğünde bahsetmesi, çizgi romanın gerçekçi belgeselci atmosferini güçlendiriyor.

Genellikle bu tür hikâyeler okuyucunun/izleyicinin bam teline dokunacak dramatizelikte aktarılır. Bu sebeple okur/izleyici kendi zamanından geçmişin kurgusal canlandırılmasına tanıklık etmektedir; üçüncü kişi olarak, kendi döneminden birinin geçmişe dair kurgusunu gözlemler; empati yeteneğine ve “Onun durumunda ben olsaydım?” gibi sorulara göre de o kurguyu değerlendirir.

Maus’ta, evet, çizer ve anlatıcı yine bizim konumumuzda biri; yaşamadığı olayları aktarıyor. Lakin kendi tecrübesizliğinin farkında ve bu durumu babasıyla olan ilişkisini, ona karşı tutumunu içeren panellerde belli ediyor. Baba da kendi hikâyesini kendi bıkkınlığıyla, unutmak ister tavrıyla anlatıyor; kurgucunun kurguladığı bir karakter ve onun dramatize edilerek kurgulanan hikâsi yok. Kendisinden sonra gelenlerin, başkalarının anlattıklarıyla (film, kitap, anı vs.) öğrendiklerine bizzat şahit olmuş. Ancak dönemin içinden biri olduğu için de her şeye hakim değil; bizim için kötü dönemlerdi, atlatmaya çalıştık algısında. Bu çok normal. Çünkü birileri onun için deneyimlerinin ne kadar trajik olduğunu, bilmediği daha neler olduğunu anlatmamış.

Hani, nasıl mecazlamalı? Kazayı yapan için her şey olup biter; ne olduğu sorulunca fazla bir şey anlatamaz, şu oldu, bu oldu, diye özetleyebilir. Kazaya şahitlik edenin verdiği ayrıntılar daha fazla, tanıklığı daha canlı, duygusal yoğunluğu daha fazladır.

Hah, işte. Maus’ta kazayı deneyim edenin bakış açısı odakta. Aktarıcı oğulsa tanıklık edemediği, benzer vakalardan dolanıklı biçimde fikir sahibi olduğu bir kazayı anlatma gayreti içerisinde. Oğul babayı trajik bir hikâye anlatması için zorluyor. Ama baba da kendi kuşağındakiler gibi düşünmesi ve yapması gereken ne varsa onu yapmış; kontrol edilemeyen hadiselere ayak uydurmaya çalışmış; medeniyetin gidişatı ve insanlığın durumu hakkında endişelenmekle uğraşmamış.

Babanın bu durumu oğluna kişisel olarak dert oluyor. Babasından trajik bir an öğrenmek, o esnada babanın duygulandığına şahit olmak ve bu vesileyle tanıdığı insana nasıl dönüştüğüne dair ipucu bulmak istiyor gibi. Oğulun ısrarcı çalışması, babasını affedip kabullenebilme niyeti de taşıyor. Ama babasından gelen her bilgi beklediği gibi olmayınca hayal kırıklığı yaşıyor. Oğulun itiraf edemediği şey, ailevi sorunlarını ve babasının mizacından doğan gerginlikleri, geçmişte yaşanan bambaşka trajedilere bağlama çabası gibi.

Bu açıdan irdeleyince oğulun durumu, şimdi ve geleceğe dair sorunları geçmişteki trajik olaylarda, iyi ile kötünün daha net olduğu zannedilen anlarda aramak gibi. O geçmişten gelen babaysa -bilinçsizce- farklı bir yanıt veriyor; her şey insanların ne yapıp ne yapmadığında bitiyor.

Sorunların kökenindeki bu değişiklik, doğal olarak oğulu memnun etmiyor. Çünkü sorunların kaynağı insanlar ve nasıl bir insan olunduğuna bağlanıyor. Genel veya kişisel çaptaki olaylar karşısında nasıl inisiyatifler alındığı önem kazanıyor.

Bu durumu oğul açısından düşününce, sonuç açısında da sebep açısından da içi kemiren ikilemler üçlemler ortaya çıkıyor.

Örneğin, baba sevimsiz gelen mizacına kaynaklık eden iş bilirliği sayesinde hayatta kalmış. Eh, oğul da o sayede var olabilmiş. Ancak babanın aynı mizacı başka insanların üzülmesi, oğulun mutsuz bir çocukluk geçirmesi, ailenin dağılması vb. durumlara da sebebiyet vermiş.

Bu durumu geçmiş trajedileri anlamak için bir tür ölçek olarak kullanınca umut ve karamsarlığın kol kola yürüdüğü bir tahlil ortaya çıkıyor. Bunlar parça parça şeyler. Geçmişteki kurbanlar da failler de insandılar… Kurban olmanın da fail olmanın da dereceleri var… Hayatta kalmak söz konusu olduğunda verilen kararlar ahlaki doğru ve yanlış kıstasına göre değil, o anda uygun olan veya olmayana göre tercih meselesine dönüşüyor… Zor zamanlarda hayatta tutan barışçıl zamanlarda hayatı başkaları için zor hale getirebilir… vs. vs.