Mekanik Prensesler


#1

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/mekanik-prensesler/



Saat dokuz. Çöp toplama saati. Daha yeni boyanmış bir apartmanın gardiyanlığını yapan kapıcı Paşa Bey, her zamanki işinin başında. Günün en sevdiği vaktini yaşıyordu: Nazik mahallenin nazik insanları, nazik çöplerini kapılarının önüne koyacak, koymayanların kapısını tıklatacak Paşa Bey ve açılan kapıdan dışarı süzülen ev sahipleriyle selamlaşacaktı. Canını sıkan tek durum vardı: Kapısını açmayanlar. O anda… (DEVAMI…)


(Kasvet Ulu) #2

Merhaba. Güzel bir gerilim, bulmaca öyküsü olmuş. Merak uyandıran, altında güçlü anlamlar taşıyan, samimi bir öykü olmuş.

Duygu geçişleri biraz hızlı yaşanıyor ama bu durumun nedenini sonunda anlıyoruz. Yine de daha yumuşak geçişler yapabilirsiniz, başlar tutarsız görünüyor. Paşa’nın tepkileri biraz daha inandırıcı olabilir; kapıcılık yapıp da hiç açık kapı görmemesi ya da kapısı açık evin içine girerken en azından birkaç kez seslenmemesi inandırıcılığı azaltan unsurlar oldu gözümde.

Bu tip durumlar yazdıkça ve okudukça gelişecek şeyler. İlk öykünüze göre olumlu bir tekinsizlik havası aldım, bu bence iyi bir etki. Okuru meraklandırmak çok önemli. Bunu iyi başarmışsınız.

Onun dışında kısalığından olsa gerek sonu tamamen havada kaldı bende. Özellikle son paragraf içsel bir yolculuk olmuş sizin için ama benim için anlaması güç kelimeler yığınına dönüşüverdi. O düşünceler Paşa’nın mıydı yoksa o kızın mı onu belirtseniz belki daha iyi olurdu ama bunu metnin yapısı kabul eder mi bilemiyorum. Sonuçta her şeyi Paşa’nın gözünden izlerken bir anda kıza geçmesi sorun olabilir.

Elinize sağlık. Daha fazla ürettikçe çabucak toparlanacak eksikliklerden bahsettim. Fikir ve gidişhat güzeldi. Başlangıç için güzel bir seviyedeydi. Sonraki sayılarda görüşmek dileğiyle.


(Yusuf Ziya) #3

Merhaba,

Anlattığınız her şeyi anlamama gerek olmadığını belirterek başlayayım. Ona göre okuyun… Hikaye belli bir ritmle ilerliyor, ben okumakta hiç bir sıkıntı çekmedim. Akıyor denir ya… Takıldığım pürüzler genelde okurken düşünmekten kaynaklandı. ulu.kasvet benden daha iyi ifade etmiş, ben bir örnek vereyim:

Mesela hikayenin bu noktasına geldiğimde neden böyle bir şey olması gerektiğini düşünsün ki dedim. Çünkü buraya kadar hayattan bezmiş, işiyle uğraşmak istemeyen bir kapıcı görüntüsü oluştu bende. Kapıcıdan, gerçek haline bağlantı biraz havada kaldı. Kapıcının ne olduğunu ilerledikçe anladık, ama iki prenses arasındaki bağlantıyı ben görememiş olabilirim. İzah etmenizi istemiyorum tabii ki, mizahı izah öldürür demişler. Yine de ben temelde neler olduğunun ötesinde bağlantıları tam kuramadım.

Bir de bir şey soracağım. Neden Mekanik Prensesler? Neden mekanik yani?


#4

Müzik kutularında dönen balerinler olur ya, onu aklınıza getirin. Tekdüze, cansız… İyi ki başı dönmüyormuş, dersiniz bazen.

Onun dışında karakter tahlilerimin biraz sığ kaldığının ben de farkındayım. Tutarsız ve rahatsız bir kişilik çizmek istemiştim, bunu da üslubumla yansıtsam nasıl olur, diye düşündüm. Sonuç: Paşa.

Daha yolun çok başındayım. Eleştiriniz için teşekkür ederim.

Hikayede bahsi geçen üç erkek karakter var. “Prenseslerin” aralarındaki bağlardan çok bu üçünün bağı daha kuvvetli: Sema’nın babası, Sema’nın üvey babası ve Paşa. Hepsi de bir şekilde iz bırakıyor. Birini mekanikleşmeye itebilecek üç isim.


#5

Merhaba, öykünüzü okudum. Biçim ve içerik açılarından birtakım noktalara dikkat çekmek istiyorum. Bunu kötü eleştiri olarak almamanızı isterim. Öykünün anlatmak istediğini, finalde geldiği noktayı beğendim. Sadece tespit edebildiğim birtakım eksiklikler var. Başlıyorum.

Bu cümleden itibaren ilk paragrafta anlam kayması var. Geniş, şimdiki ve gelecek zamanlar hikaye anlatımının içine yedirilmeye çalışılmış ancak esasında anlattığınız, geniş zamanda geçen bir durum. Paragraf da zaman geçişleri için kısa olduğu için okurken aksamalar oluyor.

Bu cümlede de bir yığılma var, aynı cümleyi çok daha az kelimeyle anlatabilirsiniz.

Burada da fazla kelime var sanırım.

Şaşırmak ile afallamak arasında anlam olarak çok fazla bir fark yok. Hatta yanılmıyorsam, afallamanın sebebi şaşkınlık.

Bu kelime çok mekanik bir tat bırakıyor, bulunduğu yerin ağırlığına pek uymuyor.

Bunlar öncelikle dikkatimi çeken noktalar, birkaç ufak nokta var ancak bu kısmı uzatmak istemediğim için onlara değinmiyorum. Dediğim gibi, bu noktalar kadar dikkat çekmiyorlar.

Öyküye dönecek olursak, Paşa’nın ölüm karşısındaki soğukkanlılığının sebebinin öykünün sonunda anlaşılıyor olması güzel düşünülmüş, ancak genel olarak duygular üzerine çok fazla eğilmediğiniz için Paşa’nın kendisine gelip daireden çıktığı zaman kendi dairesinde de bir sürprizle karşılaşacağımızı tahmin ettim. Halbuki öykünün doruk noktası, tam olarak o kısım olduğu için, sürpriz unsurunu sona kadar taşıyabilmek adına öykünün orta kısımlarına, özellikle Paşa’nın Sema’nın dairesinde geçirdiği kısımlara bir kez daha eğilmenizi tavsiye ederim. Gerilimin yavaşça artarak bizi öykünün taşıması gereken noktada tempo sıkıntısı var.

Bir nokta da yazar olarak varlığınızın öykünün önüne geçmiş olması. Özellikle son paragraf, bundan önce ise betimlemeleriniz, paragraf içerisindeki ekleme cümleleriniz öyküden rol çalıyor. Halbuki öykünüz, kendi kendisini taşıyabilecek kuvvette. Elinizdeki fikir, üzerinde biraz daha çalıştığınızda kendi kendine derdini anlatabilen bir hikayeye dönüşebilir. Böylece, son paragrafın bıraktığı havada kalmışlık duygusunu yaşamayız.

Öyküyü beğendim, bunun için teşekkür ederim. Naçizane önerim, üzerinden zaman geçtikten sonra öyküyü bir kez daha yazmanız. Çok daha farklı ve gerilimi daha yüksek bir öykü yazacağınıza inanıyorum.

İyi günler.


#6

Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Her türden eleştiri benim için değerlidir.

Normalde üzerinden bir iki kere geçmiştim. Eserlerine çok bağlı biri olduğumdan ötürü üzerlerinde değişiklik yapmak beni yıpratıyor. Ama aşmaya çalıştığım bir alışkanlık bu.

Son paragrafta, bir şeyler aktarma kaygısı gütüğümü ve bunun yersiz kaçtığını bir kez daha gördüm. Demek ki öyküm yeterince pişmemiş, bu konuda biraz daha dikkatli olmam gerek. Yine de yeni başlayan biri için fena değil. Dil bilgisi ve anlatım kuvveti yazdıkça gelişecektir. Ayrıca, yeniden yazma fikrinize katılıyorum.

Genel olarak mekan betimlemelerinde sorun yaşıyorum ve Sema’nın dairesinde olanlar gibi mekanı ve kurguyu bir arada götürmekte zorlanıyorum. Özellikle üzerinde çalışmalıyım.

Aklınıza gelecek başka bir şey olursa dinlemeye her zaman açığım.


#7

Anlatmak, hissettirmek, aktarmak istediğinizi satır aralarında verebilirsiniz. Bu noktada Yalçın Tosun’un hikayelerini önerebilirim. Karakterlerin hissettikleri, aralarındaki çatışmalar, öykünün iç gerilimi gibi hususları kelimeye ihtiyaç duymadan aktarabiliyor. Örneğin siz de son paragrafı çıkarıp yeni bir sonla öykünün tekinsiz atmosferini artırabilirsiniz.

Evinizi betimleyin. Güzel bir başlangıç noktası olur.


#8

Aklıma şimdi geldi nedense. Mantıklı.

Dediğiniz yazara da bir göz atarım.


(Dağhan) #9

Merhaba. Seçkide paylaşmış olduğunuz bir ilk öyküye göre bence baya katkı sağlayacak yorumlar almışsınız.
Bir ilk öykü olarak bence gayet dikkate değer.
Hikayenin ismi çok dikkat çekici, sanırım öykünün sonunda daha anlam kazanıyor neden bu ismi koyduğunuz. Bir de çok kısa bir öyküydü ve bittiğinde bu öykünün daha genişletilmesi gerektiğini düşündüm. Belki kısa ve öz olsun diye epey bir kırptınız. Bilmiyorum.
Bir öykü kurgulamak hiç kolay değil, hele böyle kısa öykülerde, hikayesi, aksiyonu olan bir metin yazmak bence çok daha zor. Benim pek beceremediğim şeyler :confused:
Yazdıkça bu ufak tefek pürüzler ortandan kalkacaktır. Ellerinize sağlık.
Diğer seçkide görüşmek üzere.


#10

Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

Öykünün tam olarak pişmediğinin farkındayım. Umarım önümdeki seçkilerde daha başarılı bir tablo çizerim. Öykü yazma konusunda çok yeni olduğumu belirtmeliyim.

İnsanın, inandıktan sonra yapamayacağı şey yok gerçekten. “Şiir dışında bir şeyler yazamam.” diyordum kendi kendime. Geldiğim en son yer burası işte :slight_smile: Şimdilerde aklımdan binbir türlü fikir geçiyor.

Amatör bir yazar olarak kat etmem gereken çok yol var. Tekrardan, yorumunuz için teşekkür ederim.


(Hiçliğin bekçisi…) #11

Selam,

Ben geldim. Hazır iyi hissederken fazla da bekletmeyeyim dedim. Denizkızı temasındaki öyküyü okumadan önce bunu okumam lazımmış. :sweat_smile: Ben aslında bu öyküyü geçen ay okumuştum ama yorum yapacağım vakit sanırım işim çıktı ve bilgisayar başından kalkmışım. :smiley:

Genel olarak herkes bir sürü şey söylemiş zaten benim eklemek istediğim bir nokta yok. Biraz daha betimleme ve biraz daha derinlemesine bir anlatım isterdim aslında. Bana çok erken kesilmiş bir öykü gibi geldi. Hatta neredeyse bir kitabın giriş kısmı denilebilecek nitelikte eksik. Paşa hakkında daha fazla detaycı bilgiler verilebilirdi belki. Tamam, her şey söylenmiş gibi duruyor ama bir şey eksik sanki. Diğer açıdan merak uyandırıcı bir öyküydü. Odadaki kızın o halde işi ne? Bu insanı düşünmeye, merak etmeye ve devamını okumaya niyetlendiriyor ama neden? Birkaç paragraf daha eklenip kafadaki soru işaretleri çoğaltılabilirdi. Merak unsuru daha çok konuda ve daha karmaşık verilebilirdi belki. Dil bakımından oldukça sade buldum. Yazım vs. olarak da bir hataya rastlamadım. Gayet düzgündü bana göre. Fazla da söylenecek bir şey yok gibi. Diğerini de okuyayım bakalım beni neler bekliyor.


#12

Baştan aşağı amatörlük kokuyor olsa da ortalama bir iş çıkardığımı düşünüyorum. Öyküleri demleme konusunda haklısınız. Belki biraz daha ağırdan alıp daha çok okumak gerek.

Zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim.


(Hiçliğin bekçisi…) #13

Aslına bakarsanız çok da amatör diyemem. Belli bir birikim var ama daha çok bir anda hepsi yüklenince orada bir karmaşa çıkıyormuş hissine kapıldım. :smiley: Garip olmazsa sana öykü kitapları öneriyorum. Özellikle Saki okuyabilirsin. Hem senin yazdığın gibi günlük insanlar hem de fantastik temaları var. Okurken bütünü nasıl oturtmuş diye inceleyerek gidersen baya bir şey kapabilirsin. Ekstra olarak Engin Türkgeldi’nin de öykülerini beğenmiştim. Onlara da bakabilirsin. Full ekstra olarak Babil Kitaplığı’nı öneriyorum. :smiley:


#14

Fantastik olarak gözüme Nazlı Eray’ı kestirmiştim, yanına dediklerinizi eklerim :slight_smile:.


(Hiçliğin bekçisi…) #15

Saki’yi olanca şiddetimle öneriyorum. :smiley: Aslında bunu yazarken içimden birisi “Ya ben?” diyor. Söylemezsem ayıp ederim. Mark Twain… Uzun öyküler için birebir. Öyle güzel işliyor ki anlatamam. Yani bu yazarların ciddi anlatımda katkıları olacaktır. Neleri betimlemişler, karakterleri nasıl derinleştirmişler, kısa cümlelerle nasıl derinlik katmışlar, öykülerini nasıl kurgulamışlar gibi sorulara cevap bulabilirsin.


#16

Hay hay.

Betimlemeler yok mu o betimlemeler… Başımı gerçekten ağrıtıyor. Kurgunun olmazsa olmaz ögesi, hele ki fantastikse. Ne zaman denesem yapmacık duruyor, okura bir şey katmıyor. Acele etmeden ilerlemek en iyisi.