Mekanlarda Kaymalar

Gün doğuyor, körfeze ağır bir metal ve gaz kokusu çökmüş. Dışarı çıkacağım. Para almadım. Bisikletimi almadım. Evden çıkarken poşet almadım.

İlk adımı ben attım. Diğerlerini hatırlamıyorum. Çingenelere rastlayınca duraksamadım. Onlarla ilgili düşünmemekle yükümlüydüm. Ama anlamını bilmediğim bir şekilde beni felsefeye yönlendiriyorlardı. Gustav Jung’a yöneliyordum. O bir felsefeci değildi. Onu anlıyordum.

Nihayet okula vardım. Nöbetçiler ben girdikten sonra girişteki kapıyı kapatmamışlardı. Genelde, bir şeyler yaptıklarında çok göze batıyorlardı. Sınıfıma koştum. Rehber öğretmenin odası yıllardır kapalıydı. Ancak kapısının altından yayılan ışığın anormalliği dikkatimi çekince oraya yöneldim. Kapıyı tıklayıp içeri daldım.
Gördüğüm manzara karşısında şoka uğramıştım. Oda yemyeşil bir ovaya açılıyordu. Karşıdaki duvarlar yıkılmış, yerine alabildiğine uzanan geniş bir düzlük vardı. Az sonra yaşlı bir adam, kafasında sarı işçi bareti ve elinde kâğıtlarla, etrafında dolanan insanlara talimatlar veriyordu. Onlar da dinliyormuş gibi kafalarını sallıyordu. Uzun boyu, sıska cüssesi ve tertemiz takım elbisesiyle kendisi hiç de heybetli durmuyordu. Rehber öğretmen bu adam olmalı. Meğer yıllardır odasından çıkmamasının sebebi odanın içinde kocaman bir yeşillik inşa etmekmiş. Okuldakiler için. Kendi yeşilliğini. Issız bucaksız. Sadece yeşil. Bir çöl nasıl betimlenebilirse öyle işte.

2 Beğeni