Netflix, Sonunu Seçebileceğimiz Bir “Black Mirror” Üzerinde Çalışıyor


#1

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/haberler/dizi/netflix-sonunu-secebilecegimiz-bir-black-mirror-uzerinde-calisiyor/



Netflix, en sevdiğimiz dizilerden Black Mirror’ın bir bölümünün nasıl biteceğini seçmenize imkan sağlamak üzere. (DEVAMI…)


#2

Şahane Hatalar: Netfllix

Şahane Hatalar


(Cemalettin Sipahioğlu) #3

İnteraktif film fikri yıllardır sektöre yerleştirilmeye çalışılıyor. Ama bir türlü teşebbüsçülerinin arzuladığı başarıya ulaşamadı. Evet, günümüz yayıncılık imkanları bağlamında diziler için daha uygun gibi. Teoride fena fikir değil. Ama pratikte ve uzun vadede kime daha çok ne kazandırır, orası meçhul.

Bu sistem yapımcısına yeni mali, teknik ve zanaatsal yükler getirebilir. Ayrıca, görünüşte edilgen konumda farz edilen, ama sunulanı değerlendirme kısmında zihinsel etkileşimde olan tüketiciyi tam anlamıyla pasif hale getirebilir. Hikâye anlatımı söz konusu oldu mu, sunulan imgelerin ve olay örgüsünün beğenilmesi kadar beğenilmemesi de aynı oranda önemli. Çünkü tüketenin, neyin neden beğenildiği veya beğenilmedi üzerine düşünmesi ve bunun üzerine düşündürtmek, hikâyeyi ve hikâye anlatımını etkin kılan bir faktör. Tüketici zihnen aktif duruma geçiren imge ve öğeler, tüketicinin tercihine bırakılırsa o faktör ortadan kalkabilir. O faktör ortadan kalkınca hikâye değil, açık büfeden keyfine göre seçmece ürünler topluluğu ortaya çıkar. Ve bunun da sonu, üstüne düşünmeye ve tartışmaya gerek duyulmayan kişiye özel çok parçalı video klip setlerine dönüşür.

Sophie’nin Seçimi’ndeki trajik anı değiştirme seçeneği sunulsa, elbette çoğunluk değiştirmeyi seçer. Ve o zaman da hikâyenin anlamı ve önemi kalmaz.

Aynı şeyi tüketip farklı tepkiler ve yorumlar getirilmesi sorun olarak görülür. Ama bu, sorundan ziyade olması gereken bir şey. Tek ve sabit ürün merkezinde, tüketiciyi çeşitli fikirler üretmeye iterek, başkalarıyla aralarında sosyal bir etkileşime vesile olabiliyor. Tamam, günümüzde bu etkileşimin olumsuz biçimlerine daha çok maruz kalıyoruz. Ama bu, tüketiciye aktif rol veren ürünlerin ortadan kalkması için yeterli değil.

Bunu sorun yapan, yapımcılar; herkesi memnun edememek, kazançlarında dalgalanma yaratıyor. Herkesin hoşuna gideceği bir şey sunmak, en çok onların işine gelir. Seçim hakkı sunarak, hoşnutsuzluğu en aza indirmek, herşeyiyle pasif tüketiciler yaratır. Bu aynı zamanda, tüketicinin elinden “beğenmeme” hakkını almak demek. Sunulan toplu paketteki içeriği tümden beğenmeyenler ve genel kalitedeki eksikliklerden yakınanlar, onca içeriğe rağmen hiçbir şeyden memnun olmayan mıymıylar olarak damgalanarak, ötelenebilir.

Sabit bir hikâyeye sahip diziyi veya filmi izledikten sonra, hem benim hem de bir başkasının beğenmesi veya beğenmemesi, onu değerli kılan yegane unsur aslında. Bazı hikâyeler, memnun etmeyerek ve hatta rahatsız ederek etkileyici ve anlamlı olur; bazı türler de öyle.

Netflix’in bu sistemi denediği proje de bir hayli ironik. Black Mirror, kendi ürettiğimiz soyut veya somut ya da ikisini birden taşıyan olguların ve nesnelerin yarattığı olumsuz uygulamaların/eylemlerin konu edildiği bir seri. Bu sistem de, izleyiciye arzuladığı şeyi sunduğu iddiasıyla kendine çekip geri kakan düşünme yetisini de elinden alan, sistemi yürütenlerin cebini daha rahat doldurtmaya yarayan bir düzeneğe dönüşebilir.

Yine de bu sistemin başarılı olup olmayacağı hala kesin değil. Sabitliğiyle yoruma açık işlerin, tüketimsel olarak az zahmet çektirmesi gibi bir avantajı var. İzleyiciyi seçim yapma angaryasından kurtarıyor. Zaten izlemek için bir iki saat ayırabileceği hikâyeyi bir de gönlüne göre yola sokmak için uğraşmak hala caziplikten uzak. Bu yönden sistem, eğitici kısa çizgi filmler ve tanıtımlar için daha idealmiş gibime duruyor.

Neyse… Ne dolmuşum yahu :sweat_smile:


( tansel) #4

Geçen yıl Stephen Soderbergh Mosaic adlı bir diziyle benzerini denemişti, ücretsiz bir mobil uygulama üzerinden hikayenin gideceği yeri seçip o şekilde tüm diziyi izleyebiliyordunuz(8 saate yakın sürüyordu). Sanırım hala ücretsiz ama Türkiye’den erişilebiliyor mu emin değilim. iOS kullanıp da merak eden varsa deneyebilir.