Nevidolin Yıllıkları - 2. Bölüm: Çuval Nerede

Sakal, Çıkar Çıkmaz adlı hana girdiğinde, tanışıklarına yahut yabancılara hızlıca bakışlar atarak hepsini ufak bir kafa sallamayla selamladı. Önünden geçen genç yamağın birinden bira istedi ve Mor’un oturduğu masaya ilerleyip karşısına oturdu.

Mor’un omuzları ve başı aşağı düşmüş, bitkin bir vaziyetteydi. Kıyafetleri pejmürde bir haldeydi. Önünde duran bardağın kulpundan kavrayıp birasını yudumladı. Ardından neredeyse gece göğünün tonlarına kaçan koyu mor gözlerini Sakal’a doğrulttu.

Sakal, ‘‘Babanın cenazesine yetişemedik,’’ derken sesi özür mahiyetinde çıkmıştı.

Mor, bitkinliğini belli eden bir soluk verip kafasını usulca iki yana salladı. ‘‘Senin yerinde olmak isterdim. Herifin ölümü bile ayrı bir dert.’’

Hanın gözdesi sarışın yamak Yanile, Sakal’ın birasını masaya bırakırken Sakal’ın gür sakallarını okşamayı da ihmal etmemişti.

Sakal, Yanile’nin gidişini izlerken, ‘‘En azından o deli ihtiyar işimize yarıyordu,’’ deyip Mor’a döndü. Birasını havaya kaldırıp, ‘‘Babana,’’ dedi.

Mor, yorgunluktan yarısına kadar kapanmış gözlerini ovalarken esnedi. Birasını usulca kaldırdı. ‘‘Babama… İyi… Baba…’’ gülümsedi, ‘‘nihayet bunaktan kurtuluşumuzun şerefine.’’

Mor ile Sakal biralarını tokuşturup koca bir yudum aldılar.

‘‘Paralar kimde?’’ diye sordu Mor.

Sakal, uzun sakallarına bulaşan birayı avucuyla baştan aşağı tararcasına temizledi. ‘‘Çokbilmiş’de.’’

Mor, sandalyesini çekiştirip masaya doğru biraz daha sokuldu.

Harika, diye kendi kendine söylendi.

‘‘Adamı nasıl konuşturdunuz?’’ diye sordu Mor.

Sakal, sararmış dişlerini açığa çıkartarak keyifle gülümsedi. Geniş suratındaki gülümseme, onu daha heybetli ve korkutucu gösteriyordu. ‘‘Arka sokaklardan birinde yakalayıp Işıksız Orman’a götürdük,’’ dedi. Gür sesini fısıldayarak bastırmakta bile zorlanıyordu. ‘‘Biz el kaldırmadan ağlamaya başladı.’’

‘‘Paranın yerini öğrenmek kolay oldu yani,’’ dedi Mor.

‘‘Tam olarak öyle değil,’’ diye karşılık verdi Sakal. ‘‘Ağlamaya başladı. Yaptığının günah olduğunu ve cezalandırılmayı hak ettiğini sayıklayıp durdu.’’

Mor birasından ufak bir yudum aldı. ‘‘Devam et.’’

‘‘Hal böyle olunca, Romantik onu dövmeye başladı.’’

Mor arkasına yaslanıp kollarını göğsünün altında bağladı. Bu ekipten gerçekten, kısmen… çoğunlukla nefret ediyorum, diye düşündü.

Sakal, neredeyse göğsüne kadar uzanan sakallarını ovuşturdu, alnını ovaladı ve birasından uzun bir yudum aldı. ‘‘Adam altına işedi.’’

‘‘Mobobrim’in adamı altına mı işedi?’’

Sakal iç geçirdi.

‘‘Neden içinde bulunduğunuz durum her zaman daha da garipleşmek zorunda,’’ diye yakındı Mor.

Sakal anlatısına devam etti: ‘‘Çokbilmiş’in kötü kokulara pek tahammülü yoktur, bilirsin. Çokbilmiş onu hırpalamaya başladı.’’

‘‘Adamı yanlışlıkla öldürdük, paranın yerini öğrenemedik, gibi bir sonuca varacaksın sanki.’’

Sakal kafasını iki yana salladı. Mor’a dik dik bakarken, dudakları gülmemek için titriyordu. ‘‘Bu sefer de altına sıçtı.’’

Mor kaşlarını çatıp, ‘‘Dokuz yaşında çocuk mu kaçırdınız amına koyayım,’’ diye söylendi.

‘‘İshalmiş.’’

Mor bezgin bir iç geçirdi ve kafasını geriye düşürdü. ‘‘Lütfen artık sadede gel.’’

Sakal bardağının kulpundan kavradı ve dibini görene kadar birayı dikledi. Ardından boş bardağı masaya sertçe çarpıp bıyığına bulaşmış birayı temizledi. ‘‘Çokbilmiş ve Romantik, adamın dalga geçtiğini sanıp adamı tekme tokat pataklamaya girişti. Akabinde ikisini de kolumun altına alıp güçbela adamı kurtardım. Mevzu nerede patlak verdi dersen, adamın para ile ilgili hiçbir şey bilmediğini söylemesi oldu. Başta inanmadık. Hatta gömleğimi bir güzel sıyırdım. Birini yakaladıysak, bilirsin, en son benim elime düşerler. O sıra ormanın içinden gelen adım sesleri duyduk. Romantik, Çokbilmiş ve ben, bir ağacın arkasına saklanıp gelenin kim olduğuna baktık. Yirmibir, bir elinde lambayla, öteki elinde çuvalla çıkageldi. Ağacın arkasından çıktık, Yirmibir önümüze çuvalı fırlattı. İçi para doluydu.’’

‘‘Peşinde olduğumuz para mı?’’

Sakal, kafasını sallayarak onayladı. ‘‘Adama baktığımızda bayılmıştı. Zaten üzerine varmadık. Yirmibir yanlış adamı kaçırdığımızı söyledi.’’

Mor, durumun tutarsızlığına karşın dedi ki: ‘‘Peki o adam niçin günahları olduğunu söyledi?’’

Sakal’ın suratında aniden ciddi bir ifade belirdi. Kara gözleri olduğundan daha haşin bir hal almıştı. ‘‘Kızına 15 yıldır tecavüz ediyormuş.’’

Mor, sandalyesinde hafifçe kıpırdanıp dikeldi.

Hassastı. Özellikle böylesine. Öfkelenirdi. Ve öfkesine uğramak, fırtınaya karşı sandalla ilerlemek kadar delice bir hareketti.

Mor, parmaklarını teker teker çıtlattı. Koyu mor gözleri habisçe parıldıyordu.

‘‘Ona ne yaptınız?’’

‘‘Gırtlağından ağaca çiviledik.’’

Mor kafasını yukarı aşağı salladı. Hedef, amaçtan sapıp bambaşka bir sonuca varmıştı. İyi bir sonuca varmış olmasına sevindi. Onca kötülüğe, kötülüğüne, yaptıklarına, yaptırdıklarına rağmen, birine yararı dokunmuştu.

Hanın kapısı açıldı; kumral saçlı, geniş omuzlu, uzun boylu kadın, Çokbilmiş, kapıda dikiliyordu. Elinde çuval yoktu. Masanın birinden boş bir sandalye aldı, Sakal ve Mor’un oturduğu masaya sandalyesini çekip oturdu.

Çokbilmiş, iki eliyle Mor’un ellerini tuttu. ‘‘Kusura bakma, ihtiyarın cenazesine yetişemedik.’’

‘‘Ölüm işte, bazen oluyor,’’ diye geçiştirdi Mor. ‘‘Para nerede?’’

‘‘Ah, para mı,’’ dedi Çokbilmiş arkasına yaslanıp. ‘‘Merak etmeyin, Romantik’e emanet ettim.’’

Lafın üzerine hanın kapısı açıldı.

Romantik’ti.

Kapıda dikiliyordu.

Elleri boştu.

‘‘Sikikler,’’ diye seslendi kapının ucundan Romantik, masaya doğru yaklaşırken. ‘‘Yanile, baharatlı şaraplarından birini yolla güzelim. Hesabı ihtiyarın oğlu Mor’a yaz.’’ Romantik boş bir sandalye kapıp diğerlerinin yanına oturdu. ‘‘Cenaze eğlenceli miydi?’’

‘‘Annen, babamın yasını derinden tuttu, Romantik,’’ dedi Mor, kinaye olmaksızın.

Yakın oldukları herkesçe bilinirdi.

‘‘Para yiyecek başka bir ihtiyar enayiyi elbet bulur, dert etme,’’ diye karşılık verdi Romantik, elini geçiştirir bir şekilde sallayarak. ‘‘Ama annemi düşünmene sevindim.’’

Mor, bir at toynağı misali parmaklarını masaya takırdatıyordu. Sabrı kalmamıştı.

Durumun farkında olan Sakal’ın gerginliği de açıkça görülüyordu. Sus pus kesilmişti.

Çokbilmiş, öfke dolu bir ifadeyle Romantik’i süzüyordu. ‘‘Çuvalı ne yaptın,’’ deyip Romantik’i baldırından çimdikledi.

Romantik, elinin tersiyle Çokbilmiş’in eline vurup baldırını okşadı. ‘‘Sakin ol, para Yirmibir’de.’’

Sakal, bir aslanı aratmaksızın, ‘‘Ne!’’ diyerek kükredi. ‘‘Yirmibir’e bir çuval dolusu para mı emanet ettin?’’

Çokbilmiş, Romantik’in kafasının arkasına sert bir tokat patlattı. ‘‘Geri zekalı mısın sen!’’ diye bağırdı. ‘‘Kuralı unuttun mu? Paraları asla Yirmibir’e emanet etmeyiz!’’

Romantik kafasının arkasını ovuştururken, ağız dolusu küfürler etti. ‘‘Biraz sakin olun,’’ diye yakındı. ‘‘Acil işim vardı. Arkadaşımın yanına uğramam gerekti.’’

Sakal, ‘‘Fahişelerin yanına,’’ derken yumruklarını sıkıyordu. ‘‘Kafanı kırmamam için bir sebep ver, Romantik.’’

Romantik elini masaya vurdu, ‘‘Kes sesini, siktiğimin dazlak başlısı,’’ deyip işaret parmağını Sakal’a doğrulttu. ‘‘İstediğin zaman kapışabiliriz.’’

‘‘Susun,’’ dedi Mor sakince. O kadar sakindi ki bağırıp çağırmasından daha dehşet vericiydi. ‘‘Neden çuvalı ona verdin, Romantik?’’

‘‘Sırf kumar düşkünlüğü yüzünden ona güvenmiyorsunuz,’’ diye homurdandı Romantik. ‘‘Parayı ormana getirdiğinde hiçbirinizin sesi çıkmadı.’’ Çokbilmiş ve Sakal’a bakış attı. ‘‘Kendisi çuvalı benden istemedi, ben verdim. Ona güvenmemiz lazım, o bizim dostumuz.’’

Masaya bir süre sessizlik çöktü.

O sıra hanın kapısı açıldı.

İçeri giren Yirmibir’di. Yüzünden düşen yirmi bir bin parça. Elleri cebindeydi. Her şey ortadaydı. Açıklama gerekmiyordu nihayetinde. Çuval yoktu görünürde.

Yirmibir, usul usul masaya yaklaştı. ‘‘Kusura bakma…’’ diye mırıldandı. ‘‘İhtiyarın cenazesine yetişemedik.’’

3 Beğeni

Bu kısım daha akıcı daha merak uyandırıcı olmuş. Beğendim. Kelimelere takılmıyorum. Bizim okuduğumuz kitaplar hem yazar hem de yayınevleri tarafından 3-5 defa yeniden yeniden okunup düzeltiliyor. O yüzden şu şu kelimeler fazla diye belirtmeyeceğim.

Sadece baldır kelimesine takıldım. Güncel hayatta kullanılan baldır kelimesi üst bacak için kullanılıyor. Ama baldır alt bacaktadır. Üst bacak konuşulurken uyluk daha doğru olur. Ama buraya baldır yerine uyluk yazarsanız kimse anlamaz, herkes yanlış zanneder :slight_smile:

4 Beğeni

Şüphesiz ki yazma konusunda hatrı sayılır bir yeteneğiniz var. Sizin elinizden ne çıksa okumak istiyorum şu an. Umarım devam ettirirsiniz de ben de okuma fırsatı bulmuş olurum.

Size Engin Türkgeldi’nin Orada Bir Yerde kitabını anınsadım. Çok güzel, aynı evrende geçen 8-10 adet hikaye var. Çok hoş bir şekilde birbirine bağlanmıştı bunlar. Sanırım siz de öyle yapacaksınız.

1 Beğeni

Teşekkürler hocam, gerçekten gurur verici bir övgü.

Elimden geldiğince yapmaya çalışacağım. Aklımda belirli bir plan var. Ufak tefek boşlukları ilham denen illetle doldurmaya çalışacağım.

1 Beğeni