Okumanın Modası Üzerine 5 Adımlık Bir Eleştiri


(Emre Can Doğan) #1

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/kayip-rihtim/kayip-koseler/okumanin-modasi-uzerine-5-adimlik-bir-elestiri/



"Okuma Eylemi yazı dizimizin ikinci bölümünde okuma denilen ‘hobiyi’, modasını ve gündelik yaşantılarımıza etkisini tartışıyoruz. (DEVAMI…)


#2

Benim çevremde yadsıyamadığımız şu modaya uyup bile kitap okuyan, okumaya başlayan gözle görülür insan yok. İnternetin ceplere inmesiyle beraber gazete bile okumayı bıraktık hatta. Bu nispeten olumsuza kaçan objektif bir eleştiri olmuş, ben daha olumlu düşünüyorum bu konularda. Size de katılmadığım yerler yok değil tabii.

Yazarın Hayatı konusunda hak veriyorum lakin gerçekten daha ilginç bir yazar bulunca okuduğumuz kitabı elimizden atmamız bana biraz abartı geldi. Yazarı ilginç bulursun on kitabını alırsın, birini okur beğenmez ya da daha çok beğendiğin -bu o yazarın hayat hikayesi de olabilir- bir tanesine gelirsin geriye kalan 9 kitabı okumazsın. Bunun okumanın moda olmasıyla ilgili değil yanlış tüketimle ilgisi var. (İsteğe bağlı bu bahsettiğimi açabilirim ama konudan kopmuş oluruz.)

Kütüphaneye gitmediğim için tek kelime edemem, bazen bağıra çağıra kitap okuduğum oluyor bana göre değil :smiley:

İki ayı geçti sosyal medyam yok fakat Bookstagram, booktube konularını takip ettim bir dönem. Dediğinize hak veriyorum ama hiç kitap okumayan insanlar kahveli Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna fotoğrafı çekip, sırf kitapla ilgili sorulara cevap verebilmek için bile onu okudularsa ne ala. Hiç okumamasından daha iyidir. Burada esas sinir bozucu durum bence bu gibi sosyal paylaşımla insanlara kitap okutabilecek kadar etkili kişilerin saçma sapan edebi değeri olmayan kitapları önermeleri. Kahvenin yanına Serseri Çocuk, Bilmemnenin Elli Tonu geleceğine Sabahattin Ali, Orhan Pamuk, Oğuz Atay varsın gelsin, sırf popüler diye insanlar varsın bunları okusun.

Okuma Listeleri konusu çok garip. Ben çok faydalandım ama tabii ki benim yaptığım oldukça bilinçli. Goodreads’e gir, beğenileri kendinle eşdeğer olan birinin profiline gir, okuduklarına bak, yorumlarını ve verdiği puanı vs. bak, sonra uzunca kitabı kurcala al. Haruki Murakami okuma hikayem böyle başlar mesela. Fena da olmadı ama tek bir örnek vereceğim ki olumlu bakamayacağız: Azcık baktıysak anlamışızdır. Evet, evet, bilimkurgunun temellerinden biri olarak şehrinizin büyücüsü ayağınıza geldi. :smiley: İyi ellerde, dikkatle hazırlanıp, doğru kişiyi bulduğunda kitap listelerinin yararlı olduğunu düşüncesindeyim. Bilinçli tüketime geliyor iş yine. Bir de okur olarak milletçe bilinçsiziz. Benden örnek: ‘Black Mirror sevenlerin seveceği kitaplar’ diye liste gördüm. İçinde ‘Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu’ var, hani Murakami demişken oradan yürüyeyim dedim. Benim ilk okuduğum kitabıdır, Black Mirror bir dizi, bu bir kitap. Okurken ve izlerken farklı zevkler söz konusu olabilir. Yani elma sevenler armut da yemeli gibi bu. Hem Black Mirror’ın bence bahsedilen kitapla da pek alakası yok.

Aforizmalar konusunda tek üzüntüm, sırf bunlar için ayrı ayrı kitaplar basılıyor oluşu. Yani bir sayfaya üç satır yazıyorlar bir de sanırsın kağıt bolluğu var ülkede. Alıcısı olan her şey basılıyor ama konuyla ilgisi yok :smiley:

Okur bilinci kazanmamız gerek, bunun için de ayrı bir tartışma platformu olursa seve seve katılırım ama bize hazır okumak da moda olmuşken birazcık bilinçli okurlar lazım. Zaten bilinçli olmayanlar doğrudan tüketici oluyor. Hiç bilmediği yazar sırf popüler -hayat hikayesi de güzel olabilir tabii- diye, tek kitabı %25 iken on kitabı %40 indirimde olduğu için onunu birden alıp kitaplığa tozlanmaya kaldıranlar ne bilinçli ne de okurdur bence.


(Emre Can Doğan) #3

Okuma modasının yaslandığı nokta bilinçsiz tüketim. Yani okur olarak nitelendirmiyorum onları ya da yaptıkları eylem okumak değil. “Okuma” bir isim olarak moda. Aynı şekilde o popüler yazarlarda sadece satın alınıp, fotoğrafları paylaşılan ama okunmayan kimseler.

Zaten okuma modası bulaşınca insan okumaya başlamıyor. Internette hazır bulunan Oğuz Atay, Olric aforizmasını alıp satın aldığı Tutunamayanlar ile paylaşıyor. Yani bütün mesele -mış gibi yapmak. Kitaplar hakkında kendisine bir soru gelirse yine netteki hap bilgileri kullanıyor.

Bu yukarıda dediğim gibi okumanın modasının yaslandığı noktayla ilişkili. Ki bu konuda kaynak benim. Özellikle bir dönem kitaplardan çok yazarlara ve onların yaşamlarına hayranlık duydum. Bu da kötü bir huy. Yarım bıraktığım bolca kitap hala durur.

Terry Pratchett’ın orada olması iyi olmamış. Okuma listeleri her zaman iyi sonuç vermiyor. Mesela sitede yayınlanan “Stephen King’in Tavsiye Ettiği 42 Kitap” listesi var. King fazla göz önünde ve kitaplarını edinenler okur olmaktan çok hayran. Bu King için güzel bir olay ama özünde okurluğu yozlaştıran bir durum. Sırf King hayranlığı için Batı’da ya da biz de o listeyi toplayacak o kadar çok kişi var ki. Ayrıca King’in uyuşturucu geçmişi, başından geçen kamyonet kazası vb. onu daha da cazip kılıyor. Abartı ve saçma gelebilir. Bana da söyleyip düşünürken öyle geliyor ama saçma olan her şey gerçek oluyor.

Buna katılıyorum, sanki masraflar için bilimkurgu ve fantastik kitapları reddedilmiyor gibi saçma sapan kitaplar basılıyor. “Iki kapak arasına sıkıştırılmış haysiyetsiz kağıt parçaları” olmaktan ileriye gitmiyorlar.

Okumayı moda yapanların hepsi bilinçsiz tüketicidir. Gerçek okur ve okuma, azınlıktadır hep. Ursula K. LeGuin’in dediği gibi. :slight_smile:


#4

Bu yazı dizilerini çok sevdim. Önce ki ve bu konu çok kaliteli geldi. Sadece başlığı 5 adamlık eleştiri diye okuyunca bi afalladım. (Bknz: Yaran yanlış okumalar) :Pp


(Emrecan Şuşter) #5

Bu yazıyı çok beğenmedim, ilk yazı gayet kibar bir şekilde haklı bir yere vurguda bulunuyordu. Neydi bu? Artık entelektüel görünmek kalıplara hapsedilmiş, belli başlı sınıflandırmalara maruz bırakılmış ve kitabın kendisinden çok kitap okumanın vurgulandığı anlamsız bir şekle sürüklenmişti. Ama bu yazıda, bahsedilen kalıpların karşısında kalan “Öteki” sınıfının fetişizmi yapılmış, madde madde devrim manifestosu hazırlar gibi ilkeler belirtilmiş ve kısaca eleştiri dozu iyice abartılmış.

Bir kere başlık yanlış bir yere vurgu yapıyor, “Okuma modası” derseniz insanların zihninde yanlış bir yere atıfta bulunmanız olası. Bütün bunları “Okumaya teşvik” olarak görürseniz, farklı bir bakış açısıyla aynı meseleyi tekrar yorumlamanız mümkün. Bu hakikatten de okumaya teşviktir, zira bahsi geçen “Bookstagram hesapları” da okuma listeleri de kitap biriktirme hali insanları kitap okumaya teşvik ediyor. Belki on kişi söz konusu ise, bunun sekizi sırf gösteriş için bu eylemleri gerçekleştirse, ikisi de bu şekilde kitaplarla tanışıp iyi bir okuyucu olsa o iki kişi artı değerdir. Şahsen ben bırakın kitap okumayı, gördüğü iki satır şeyi okumaktan üşenen, İnstagram’da takılarak ve gayet iyi aforizmalarla tanışarak kitap okumaya özenen ve sonra da yavaş yavaş okumaya başlayarak Rus klasiklerini bitirmeye yaklaşan gelen birisini tanıyorum.

Dediğim gibi, tarafların gazını almak için yazılmış gibi duruyor açıkçası. Dediğim gibi, madde madde günahlar belirtilmiş ve insanları aşağılama tadında bir yazı olmuş. Kişi hiç kitap okumasa, parası yettiğince satın alsa, koleksiyonerlik yapsa böyle sert bir şekilde eleştirmenin doğru bir yönü var mıdır bilmiyorum. Hatta kütüphanelerden kitap alınıyor da okunmuyor diye insanlara saldırıldığını okudum. Şahsen konuşmam gerekliyse başıma çokça gelir bu durum, kitabı beğenirim, alırım ancak günün temposundan ve kalabalığından zamanı gelince okuyamadan tekrar vermek zorunda kalırım. Hatta açık konuşayım, öyle işi ileriye götürmüşsünüz ki kitap okumanın yanlış olduğunu söyleceğinizi sandım.

Sanırım yazıyı ters bir anınızda öylece yazıverdiniz.


(Emre Can Doğan) #6

Ekşi sözlük :smiley:

Devrim ya da manifesto kötü bir şey değildir ama öyle bir şey yapmakta amacım değildi. Eleştirinin dozunun maddelerle bir konuyu bölerek arttıralacağını sanmıyorum. Metnin içinde karışıklık olmasını istemediğimden ve düşünceleri belli bir sıraya koymak için bu yöntemi kullandım.

Başlık bilakis doğru yere vurgu yapıyor çünkü “moda” çoğunluğun isteği üzerine şekil alır. Eğer sosyal medya da bol bol Tanpınar paylaşırsanız, birilerinin Tanpınar aforizması paylaşması ve Tanpınar modası yaratmanız işten bile değildir. Edebiyat ise, yani hakiki edebiyat, azınlığa aittir. Bundan da moda çıkmaz. Aforizmaları paylaşılan, instagrama kahve lokum eşliğinde fotoğrafları koyulan, içinde öyle bir cümle geçmediği halde sanki varmış gibi cümlenin altına ilgili kitap ve yazarı yazmalar bunlar hep modadır, bilinçsizliktir ve adına moda sahipleri tarafından okuma dendiği için okumanın modasıdır. Onlar bu yaptıkları kültürsüzlüğe başka bir ad koyabilselerdi ben de onu kullanırdım.

Istisnalar ve belkiler üzerinden gideceksek: Belki de kitap hesabını takip eden 10 kişiden 10’u da gösteriş ve aydın görünüp görüntüyü kurtarma çabasıyla bunu yapıyorlar. Dediğiniz gibi istisnalar olabilir ki zaten yazıda bunları dışarıda tutuyorum. Ama onlar da azınlık olaak bu modaya etki edemiyorlar. Istisnalar kaideyi ne yazık ki bozmaz.

Ortada “Siz-Biz”, “Bizler-Onlar” gibi kurumlar yok ki tarafların gazını almak için bir yazı yazma ihtiyacı duyayım. Kaldı ki edebiyat ve köşe yazısı bir iç dökme, birilerini suçlama sanatı mıdır? Yani bizler sadece birine saldıracağımız, laf atacağımız zaman bu bayağılığa aydınsı bir hava vermek için yazan insanlardan mı ibaretiz? Kaldı ki ben yazının öznellikten uzak, üstünde adamakıllı düşünülmüş ve son derece nesnel olduğunu düşünüyorum. Herhalde sizin aşağılama olarak gördüğünüz şeyler de iki yüzlülük denen samimiyetsizliğe düşmeden açıkça söylemem oluyor. Bu konuda diyebileceğim tek şey: Ne yapsaydım? :slight_smile: Olan ve ortada olan bir kültürsüzlüğü kimse kırılmasın diye kimsenin yüzüne vurmayıp iki yüzlü mü davransaydım? Kimseye hakaret etmeden sert bir eleştiri yönelttim. Bu da eleştirinin doğasında vardır.

Hayır. Dediğim gibi edebiyat iç dökme ya da nefretimizi, hıncımızı aydınsı bir kılığa sokarak birilerini aşağılama sanatı değildir. Asla ters bir anımda, üzerine düşünmeden yazı yazmam. Bu önce kendime, sonra karşımdakine ve metni okuyan okura saygısızlık olur. Kaldı ki o gaflete düşsem bile editör bu yazıyı hayatta yayımlamaz, kimse de okuyamazdı. :smiley:

Bu arada Onur Selamet’e, yazının esprilerini sansürsüz yayınladığı ve kapakta yer alan benimkine benzeyen gözlük için teşekkürler. Sayesinde konuyu daha da çok beğendim. :smiley:


(Emrecan Şuşter) #7

Öncelikle cevabınız için teşekkür ederim.

Devrim manifestoları kötü bir şey değildir, zira devrim manifestolarının amacı alt yapısı sağlam bir şekilde oturtulmuş bir fikre taraftar olmamaları için insanlara moral vermeyi amaçlar. Bu yüzden fikri bir ifade yerine hislere hitap eden, fikre atıfta bulunan duygu içerikli yazılardır devrim manifestoları. Ancak burada sorun herhangi bir hisin güzel bir temele oturtulmadan ifade edilmesidir. Eğer ki deseydiniz bu benim hislerim, bir anda öylece yazdım ve bu tarz kişilerden hoşlanmıyorum, sizi haklı bulurdum. Zira Starbucks’a gidip, son dönemlerde “Moda” olmuş aslında çok şey ifade eden fakat vardığı noktayla içi boşaltılmış kitapları okuyup “Ben bunu okuyorum” şeklinde dolaşan insanlardan çok keyif aldığımı söyleyemem. Hatta bunu bu kadar güzel bir şekilde ifade ettiğiniz için size hayranlık da duyabilirdim, ancak açık konuşmak doğaları gereği his fikirin, fikir de hissin yerini alamaz. Edebiyat bir his işidir, esas temel aldığı nokta insanın hislerini ifade edebilmek, hatta bunu estetik bir keyfe taşıyabilmektir. İşte bu hislerin ustalıkla ifade edilebilmesi sayesinde Victor Hugo halkın kalbine ulaşıp insanlara moral vermiştir ya da Rus yazarları bir Rus halkının yaşam arzusuna şeyler katabilmiştir. Aynı zamanda bu verdiğim iki örnek, edebiyatın o kadar halktan kopuk olmadığını, edebiyatın seçkin bir azınlığın oyuncağı olmadığını zannederim ki güzel bir ispatıdır. Ama işte, fikir ve his de birbirinden ayrıdır, zira birbiri tarafından desteklenmeye ihtiyaç duyarlar ki bir şey ifade edebilsinler. Siz, kaleminizin hislerinizden yana değil fikirlerinizden yana kullandığınızı söylüyorsunuz. O zaman sizin kaleminizin ya bir felsefeci kadar geniş bir düşünüşten ya da bir bilim adamı kadar kanıtlardan yana olmasını beklerim. Ne yazık ki, ikisini de göremediğim için hatanızı belirtmek durumundayım.

Birincisi, ben belki derken en az olan durumu kastediyordum. Zira 10 kişiden 10u okumuyor, sadece gösteriş yapıyor olsaydı açık konuşmak gerekir, böyle bir şeyin anlamı zaten olmazdı. Ortada yükselen bir edebiyat trendi olmalıdır ki aydın görünmek için insanlar edebiyatla ilgili görünmelidir. Açık konuşalım, eğer parfümler oldukça yaygın olsaydı insanlar instagram hesaplarını parfümlerle donatıyor olurdu. Ancak şu an kitaplar popüler, insanlar kitap okumaya başlıyor veya okumuş olmak istiyor. Somut bir önek verelim, sizin İmü öğrencisi olduğunuzu görmüştüm, Kadıköy metrosuyla içli dışlı olduğunuzu tahmin ediyorum. Bir trene girin ve şöyle bir bakın kaç kişi kitap okuyor. Şimdi bu bir moda değildir, orada kitap okuyan insanın gösteriş yaptığını falan da zannetmiyorum. Kişiler sadece metrolarda kitap okusa bile, en azından aforizma paylaşmak ve kitap okuduğunu haykırmak için haklıdır. Haklıdır zira insanın sosyal medya üzerinde kitap okuyan bir arkadaş araması zor değildir. Mesela son zamanlara arkadaşlarım yalvar yakar bir Twitter açtırana dek sosyal medya hesabım yoktu, haliyle arkadaşlarımla bir araya geldiğim zaman Fenerbahçe hakkında konuşmaktan artık midem bulanıyor. Sosyal medyayı sıklıkla kullansaydım, açıkça edebiyatla ilgili olduğumu ifade etmekten yeni insanlar bulmak için hiç çekinmezdim.

Açıkçası biraz kibirli bir yaklaşımınız olduğunu düşünüyorum insanlara dair, zira insanların basit davranışlarına dair tepeden bakan bir hava olduğunu anlamak zor değil. Edebiyata heves etmiş ancak yeterince oturmamış insanlara kültürsüzlüğü yakıştırmanız bana bunu düşündürdü. Edebiyatı dar bir çevreye hapsedip, halka yayılmasını istemiyor gibi bir haliniz var. Yalnızca seçkin bir azınlık kitap okumalı, diğerleri kitapları gösteriş için okuyor şeklinde bir fikre sahipseniz şunu konuşmak istiyorum, bu kriz zamanında yayınevleri acaba nasıl ayakta duracak? Bunun için sizin “moda”, benim ise “teşvik” dediğimiz şeyin gerçekleşmesi yanlış bir şey değil. Aynı şekilde, bir kitabın hiç okumayacak birisi tarafından dahi satın alınması ya da şehir kütüphanesinin raflarında çürümeye terk edilmiş bir kitabın hatırlanmasının nesi yanlış anlamıyorum. Kitap kıtlığı yok sonuçta, matbaa icat edileli de Türkiye’yi gireli de epey oldu. Belki sizi yanlış anlıyorumdur ve umarım ki yanlış anlıyorumdur.


(Emre Can Doğan) #8

Victor Hugo ya da Rus yazarlar gibi ben de öykü yazıyorum. Ve bunu da hislerimle, hayal gücümle yapıyorum. Ancak burada bir köşe yazısı var ve bu yüzden yapmamız gereken şey gözlemlemek. Fikir değil, çünkü fikrederek sadece varsayımda bulunmuş olurdum. Etrafta olup bitenleri gözlemlemek ve sonra bunları anlaşılır, okunabilir bir biçimde kağıda aktarmak. Ben bunu yaptım. Kanıt mı istiyorsunuz? Gözlemleyin.

Ilk olarak siz de-ne kadar ikincisi olmasa da- maddelediniz :smiley: Sonrasında ortada yükselen bir edebiyat trendi yok. Insanların instagram da tarih sayfaları takip etmesiyle aynı şey bu. Ortada yükselen bir tarih trendi mi var? Hayır. Sadece daha çok bilgili görünmeye çalışan insanların ortak paydası var. Okuma modası dediğim şey de bu. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı dizide okununca kitapta geçen Olric karakterine kitapta geçmeyen cümleler söyleten insanların, bununla ilgili görsel hazırlayanların gerçekten edebiyatla ilgili olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bir de şunu düşünmek gerekir ki sadece “like” peşinde olanlar adlı bir güruh daha var. Ayrıca üzülerek söylemeliyim ki parfümleri instagramında kullanan insanlar zaten var. Genellikle story’lere markayı yazıp, havaya sıkıyorlar ve kokunun içinden geçiyorlar. Yani bu saçmalığın içinde her saçmasapan durum var. :smiley: Bu hafta vize haftası, bugün sınav olmadığından gitmedim ama en son bir tren’e bindiğim vakit sadece iki kişi vardı. Şimdi bu 2 arkadaşımızın aforizma paylaşması haktır da Olric örneğinde olduğu gibi kendi uydurduğu romantik cümleyi-tabii Oğuz Atay seviyesinde değil- sanki kitapta yazıyor gibi paylaşması da hak mıdır? Zaten dikkat edin orada olmayan aforizmaları satıyorlar diye tespit var. Kimsenin sosyal medya özgürlüğünü kısıtlayacak değiliz. Ama olmayan bir cümleyi var gibi yazacaklarsa yani kitabı okumadan ya da yarım okuyup oraya kopyala yapıştır bir cümle atacaklarsa bırakın da o iki kişi hiç aforizma atmasın. Insanları aldatmak bu.

Bu biraz fazla kaba ve öznel olmadı mı? :slight_smile: Yine de sizi suçlayamam, iki yüzlü davranmanızdan yeğdir. Ama öyle değilim. Ben burada olan gözlemi kendim yorum katmadan yazdım. Yorumlarım sadece başlık altı yorumlar da bulunuyor. Öznel bir durum yok, gözleme dayalı bir durum var.

Her insan okumaya bir yerden başlar. Yani herkesin bir edebiyat heveslisi olduğu ve yeterli bir oturtmamışlığı dönemi elbette vardır. Zaten burada karşı çıkılan bu değil, kültürsüz olan insan bilinçli bir şekilde edebiyatı kendi bayağı arzularına alet edendir. Bu insan edebiyat’a hiç başlamamıştır. Başlamak niyetinde de değildir. Bu insan için Cemal Süreya kızların kalbini çalmak içindir. Oğuz Atay instagram da paylaşmak içindir. Sabahattin Ali facebook’ta like almak içindir. Üstelik onların yazmadığı şiirleri, cümleleri onlara ithaf ederek onları da aşağılar. Bayağı cümleler yazarak onları da kendi kültürsüzlüğüne çeker. Kültürsüz olan budur. Yoksa edebiyat’a yeni başlamış genç arkadaşları aşağılamak benim haddime değil. Sonuçta ben de bir insanım ve benim de edebiyat heveslisi olduğum bir dönemim oldu. Ama ben kendi bayağı arzularım için edebiyat’ı kullanmadım. Bu tip arzularım da olmadı.

Bu 20.yüzyıl’da kaldı diye biliyorum. :smiley: Bu düşünceyi benimsemem mümkün değil ama bunu günümüzde benimseyebilecek biri var mı? Gerçi o kadar saçma kişiler var ki bu da mümkün olabilir.

Kütüphane ücretsiz ve çok fazla seçeneğe sahip bir dünya. Bu yüzden kişi için tehlikeli. Tıpkı kitapçı da dolaşmak gibi. Şöyle düşünün: Gittiniz kütüphaneden Orhan Duru’nun Roman Medyadan Önce Gelir adlı deneme kitabını aldınız. Eve geldiniz, 50 sayfa okudunuz. Biraz internet’e girdiniz. Bir kişi ya da bir site bir kitabı öneriyor. O da Tolkien’in Silmarillon’u. O kadar övmüşler ki kitabı alma isteği içinize düştü. Ve kütüphanenin kataloğuna girip baktınız. Orada var, hemen ertesi gün Orhan Duru’yu bırakıp aldınız. Orhan Duru bitmeden. Yani yazıda da dediğim gibi 1. adım ve sosyal medya ile birleşince kitabı bizim için ucuz bir tüketim metası haline getiriyor. Yoksa zaten yazıda da belirttim “Kütüphaneler masum yerler” ama içine insan karışınca her şey bozulmaya mahkum.

Kitabın hiç okumayacak biri tarafından alınması yani koleksiyon konusunda önceki yazıya katılmadığımı ve koleksiyoner insanın değerini bilerek, bilinçli bir şekilde aldığını söylemiştim. Ek olarak benim karşı olduğum belli başlı uyuşturuclarla-bu bir benzetme tabii- insanların kitabı tüketim maddesi haline getirmeleridir. Tabii o arada kendileri de ruhsal anlamda tükeniyor. Ki bu da hem manevi hem de kültürel yozlaşmadır.


(Uygar Özdemir) #9

Ben yazıya bayıldım! Gelen bu yorumlarıysa haksız buldum, sözde daha kültürlü ve elit görünmek isteyenler iki tane dandik hesabı beğendi diye okusa ne okumasa ne. Hem kitap okumak alışkanlığı zaten başlı başına sorgulanacak bir şey oldu çıktı, sayfa sayıları, yazar cinsiyetleri ve hatta kapaklar söz konusu tercih edilmesi için. Yahu benim yazıma -ki ne yalan söyleyeyim okumaya tahammül edemediğimden cevap bile veremedim- gelen yorumlar tamamen moda savunucuları, biri ne yani alıyorsam okumam mı gerek yazmış, yemin ediyorum elim ayağım titredi, trajikomik. Hala bir gülüyor bir sinirleniyorum.
Bir de şu var, neden eleştirilerimiz kibar olsun? Neden, neden, neden? Eleştirdiğimiz tüm durumlar başlı başına kaba ve çirkinken neden biz hala kibar kalalım. Yaşama Tutkusu adlı kitapta hiç unutmadığım bir alıntı var: (Emre valla aforizma takıntısı değil sadece çok sevdiğimden söylüyorum kızma :smiley: ) “Sanatta yumruğunu sert vuracaksın” diyor. Evet sert bir üslup insanları bence kıskandırıyor, çünkü çoğu kişi buna cesaret edemiyor.
Bookstagram hesaplarını takip etmeye gelince, insan haftada beş kitap okur mu, okuduğunu anlar mı? Onu geçtim bu bol takipçili hesapları sayesinde bir yerlere gelmeye başladılar, gazetelere röportaj veriyor söyleşi yapıyorlar. Hayır zaten ülkede nitelikli adam yokmuş gibi onlara kaldık ya ona üzülüyorum.
Benim için bu hesapların tek getirisi eskiden eleştirme yetisinin yalnızca üst zümrede olmasıydı, şimdi herkes yorum yapabiliyor ve sanatın akış yönünü değiştirme kuvvetine ya da en azından potansiyeline sahipler. Hoş, tüm bunları yapmayıp yine seçkin zümre tarafından beğenilip okunan eserleri paylaşıyor kendileri.
Kütüphane konusuna çok da katılmıyorum bu harika bir lüks. Kitap beğenmek ve onu bitirmek zorunda olmamak. Çünkü hepimiz öğrenciliğimiz boyunca bir kere dahi olsa sırf bir şeyler okumak için ve cebimizde para da olmadığından yanlış kitapları okumuşuzdur. Yalnız dergi konusuna sonuna kadar katılıyorum, son zamanlarda nitelikli dosya çıkaran bir tane bile dergi okumadım ve artık takip de etmiyorum.

Ve son olarak yaşım ilerledikçe (erkenden yaşlanma korkusu sardı her yanımı ama bu ayrı bir konu :smiley: ) okumanın gerekliliği hakkında düşünür oldum. Daimicilikti sanıyorum, eski eğitim felsefelerinde yer alan bu görüşü neden hala körü körüne devam ettiriyoruz? Okuduğum Rus Klasiğinin gerçekten benim için bir anlamı var mı? Yoksa bu sadece içi boş bir gereklilik mi?


(Ekin) #10

Yazıyı okudum ve düşünüyorum da yazarların hiç mi suçu yok? Maaşlı, düzgün bir iş bulmak varken neden kitap yazıyorlar. Burada da bir art niyet olabilir. Yayıncılar da keza bu kitapları yayınlayarak neye alet olduklarının farkındalar mı acaba? Para kazanmaksa amaç daha hayırlı işler mevcut. Önerim: Bence kitapların kapakları boş olmalı. Bu kitapları sadece gerçek okurlar, yani modaya karşı bağışıklık sahibi elit kesim edinmeli. Bir kitabı bitirmeden asla başka bir kitap okumamalı ve sosyal medyadan paylaşmamalı, okuduğu kitabı başkasına da önermemeli. Yoksa bu çılgınlığın durması imkansız.


#11

“Kitap okumayı da ayağa düşürdüler.” şeklinde özetlenebilecek fazla elitist bir yazı olmuş. Kendi açımdan katıldığım kısımlar olmasına karşın büyük bir kısmının temeli ve desteği olmadığı için katılmadığımı söyleyebilirim.

Hiçbir dönemde gerçekleşmemiş ve hiçbir zaman da gerçekleşmeyecek olan “Toplumun sadece ihtiyacı kadarını alıp, ihtiyacı olan kadarını tüketmesi” ütopyası üzerinden toplumu negatif açıdan eleştirmek bence doğru değil. Bunun “Neden sadece oksijen tüketiyorlar, gündüzleri fotosentez yapmıyorlar” diye toplumu eleştirmekten bir farkı bence yok. Herşeyden öte “Daha ilginç hayatı olan bir yazar bulunca okuduğu kitabı yarım bırakıp ona geçiyorlar” “Kütüphaneden kitapları alıyorlar ama okumuyorlar” gibi genellemeler üzerinden yapılacak olan eleştriler için gerekli olan veri, sadece “Big Brother” misali insanların evinin içini gözetleyerek veya kütüphaneye her kitap teslim edeni “Okudunmu sen bunu? Geç şuraya anlat bakıyım. Okumuyosan sana bundan sonra kitap verilmeyecek” diye sözlü sınava tabi tutarak, faşizme kayan bir yol toplanabilir. Eğer bunlar yapılmamış ise (ki yapılmamalıdır da) ortaya atılan “Alıyorlar ama okumuyorlar.” fikirinin temeli ve desteği yoktur. Haliyle katılmak söz konusu olamaz.

Öte yandan Sefiller’i de “Kitap”, Yan Evdeki Psikopat Mafya’yı da “Kitap” adı altında birleştirip bu fazla genel tanım üzerinden eleştri veya fikir belirttiğinizde “Edebi Haz” “Bilgi edinme” “Kitabın üstünde düşünmeden rafa koyma” gibi önermeler malesef boşa çıkıyor. Kim neden Ready Player One kitabından “edebi haz” almaya çalışmıyor veya okuduktan sonra rafa kaldırmadan üstüne uzun süre kafa yormuyor diye eleştiri oklarının hedefi olsun ki? Her kitap “bilgi alınan, edebi hazzı duyabileceğiniz bir kanal” değildir. Kimi kitapları alırsın, üzerine ödünç verirsem geri getirilsin diye adını yazarsın, okursun, iyi vakit geçirir mutlu olursun, kapağını kapatıp üzerinde uzun uzun düşünmeden rafa koyarsın.

Ayrıca kitap listesi alt başlığında eleştirildiği üzere çoğunluğun aynı zaman diliminde aynı kitapları okumasında da bir negatif durum söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Bu negatif bir durum ise kitap kulüpleri veya toplu kitap okuma etkinliklerine de karşı olmak gerekli çünkü Kitap Kulübü dediğimiz şey tam da bunun için kuruluyor zaten. En basitinden bu forumda kurulan kitap kulübü, forumda bir çoğunluk oluşturmak ve çoğunluğun aynı kitabı aynı zaman dilimi içinde okuduğu ve üstüne konuştuğu bir “moda çemberi” kurmak için yapılmıyor mu zaten? Kulüp konularına yada kulüplerin kendisine baktığınızda tamda eleştirilen şeyi yapan yani “kendi zevkleri dışında, yalnızca “olayın” içinde olabilmek için kitaplar okuyan, modaya kapılıp giden” insanlar var ki bence gayet olumlu bir durum bu. Asıl eleştirilmesi geken tam tersi bir insanın kesinlikle kendi zevkinin dışına çıkmaması, “ben polisiye seviyorum” diye sadece polisiye kitaplarını okumasıdır diye düşünüyorum.


#12

Kitap hakkında konuşmamalı, kitabını başkalarına vermemeli, verdiyse hemen almalı… Distopyaya doğru gidiyor.


(Emre Can Doğan) #13

İşte ikimizin yazısı arasındaki fark da bu. Ben birinin zevklerine ket vurmuyorum. İnsanlar aynı şeyi sevemezler, zorunda da değiller. Yazıda sorun olarak algılanan bir durum var ve onun tespiti yapılıyor. Köşe yazısı yazan birinin yapması gereken de budur. Çözüm vermeden sorunu göstermek. Ayrıca koleksiyonerleri bunun dışında bıraktım yazı da. Kendi zevkleri.

Estağfurullah. Sert olmak gibi bir kaygım yok ama yukarıdaki yorumlarda da söyledim: İkiyüzlü mü davransaydım? Bu yüzden sert olduğum, kibirli olduğum, elit ya da elitist olduğumu söylüyorlar ama ben sadece hakiki olmaya baktım. :slight_smile:

Ve o bookstagramlardan biri 80 dakikalık video yüklüyor. Henüz yükleyemedi kız. :slight_smile: 80 dakika boyunca TÜYAP ve oradaki alışveriş üzerine konuşmuş. Kitap hesaplarının bence en önemli sorunu abartılı alışverişler yapmak ve içi boş eleştiriler de bulunmak. Televizyonlara çıkıyorlar tamam ama kitaplar için yapılan eleştiri “iyi, güzel” laflarından öteye geçmiyor. Allayıp pullayıp iki kelimeyi bir cümle yapmaları ilginç. Sanatın akış yönünü değiştirmeleri ya da eleştiri yapmaları sorun değil, kalitesiz bir eleştiri furyası var. Bir zümre sanatı eleştirme hakkına gerçekten tek başına sahip olmalı mı? Bence hayır, herkes eleştirmeli ama içi dolu bir eleştiri olmalı. "İyi, güzel"in ötesine geçmeli, gerektiğinde yermeli. Yoksa sanat bir topluluk elinde kalırsa durum körler sağırlar birbirini ağırlar’a döner.

Evet, istisnalar karşısında kütüphane lüks ama modanın beslenme kaynaklarından biri olarak düşününce bu modanın mabedlerinden biri haline geliyor. Mesela siz okuyacaksınız ama para da vermek istemiyorsunuz. Atatürk Kitaplığı ve Büyükşehir kütüphaneleri 30 günlüğüne 5 kitap almanıza izin veriyor. 15 gün de uzatma hakkı verilmiş, etti mi 45 gün. İstediğiniz kadar fotoğraf çekinin. Köprüden geçerken, kütüphane önünde okur gibi yaparken, daha aklıma gelmeyen pozlarla. :slight_smile: Dosya dedikleri artık dergi kapağına bir yazar çizimi, fotoğrafı almak olan dergiler zaten bu modanın kalelerinden biri.

Okumanın gerekliliği bundan tamamen apayrı ve daha geniş bir mevzuu ama bence o bireylere göre değişiyor. Herkes buna farklı yanıtlar verebilir, mesela ben üstüne pek düşünmedim. Sanırım okurluk konusunda kalbim nereye ben oraya kafasındayım. :slight_smile: Bu arada abla senin yazıya yorum yapmak istedim ama çok hararetli bir tartışma vardı, o yoğunlukta yorum yapamadım. :confused:


(Emre Can Doğan) #14

Elitist? Diğer yorumlarda da aynı eleştiri var ve onlara da aynı şeyi söyledim: Elitlikten ya da bununla aynı çağrışımı uyandıran “sıradan halktan” üstün olmaktan çok da hazzetmem. Ben sadece kendimin bir sorun olarak gördüğü durumu belirttim ki çözüm arayışında değilim. İnsanlara tek tiplilik önermek haddim değil, onlara ket de vuramam. Ama doğrudur ki kitap okumak ayağa düştü. Bunu yazı da belirttim zaten, tekrar buraya almayacağım.

Hiçbir dönemde gerçekleşmemiş? Bundan emin misiniz? Çünkü ilk insanlar stok nedir bilmediklerinden avlanıp, alıp gidiyorlardı. Bunu ilkel halimize dönelim diye demiyorum da bir kere olan bir ütopya bir daha gerçekleşebilir. Ama tabii bunun sonucunda yine bizim uygarlığımız ortaya çıkar. :slight_smile: Büyük Birader’cilik oynamadan insanları gözlemleyerek de bu sonuçlara ulaşabilirsiniz. Goodreads’de kütüphaneden alındığı yazılan ve “yarım bırakılan kitaplar” listesine eklenen kitaplar, kitap hesaplarında kitabı anlatılıp kitabı önerilen yazarlar vb. bunların hepsi bir gözlemdir. Ha şu var genellemelerin hepsi istisnalar olduğu müddetçe yanlıştır, elbette kütüphaneden kitap alan herkes yarım bırakmıyor. Ama burada çoğunluk üzerinden gidiliyor.

Sizin dediğiniz şu oluyor sanırım 350 sayfa boyunca, ben “Emrecan Doğan” diye yan yana ve virgülle yazarsam bunu da bir şekilde iki kapak arasında sıkıştırıp yayımlarsam o zaman bu da kitap olur. Böylece ben de kitapçılar da “Türk Edebiyatı” başlığıyla raflar da yer alırım. :slight_smile: Her kitap edebi haz vermez, katılıyorum. Bazen kişisel gelişim ya da ansiklopedik bilgi içeren kitaplar da olabilir. Ama siz Yan Evdeki Psikopat Mafya ya da içinde “O bir serseriydi ve ben bir masumdum. Bu yüzden onu sevdim. Yes, algriht derken birden serçe parmağımı kapıya vurdum, oh shit.” tarzı bir şey yapıyorsanız ve onu Türk Edebiyatı rafında kitap adıyla sergiliyorsanız elbette ben bunu eleştiririm. Bu kadarcık hakkı kendim de görebilirim galiba. Çünkü bahsettiğiniz “kitap” benim için iki kapak arası sıkıştırılmış bir avuç haysiyetsiz yapraktır. Kimsenin zevkine ket vuramam ama aforizmalarla dolu bir kitabı neden eleştirmeyeyim? Kitabı yazan kişi her sayfanın ortasına denk düşecek şekilde bir söz yazmış. Bunun mu adı kitap? Otostopçunun Galaksi Rehberi’de sizi Ahmet Hamdi Tanpınar kadar üstünde düşündürmez ama bir seviyesi vardır ve onu korur. O kitaptır, edebiyattır. Bu yüzden onun içinde yer alan ve aforizma kitaplarındaki gibi bölüm başlarında, boş sayfanın üstünde tek başına duran cümlenin kağıdı ziyan ettiğini düşünmezsiniz. Benim burada konu ettiğim seviyedir, yozlaşmadır.

Kitap listesinde demem gerekenleri aslında yukarılarda da söyledim o yüzden bu konuda ek olarak çoğunluğun aynı anda okumasının karşısında değilim, zevklerimizin tek tipleşmesine karşıyım diyeyim. Yoksa kitap kulübünü de protesto ederdim. :smiley:

Ayrıca katılıyorum, kendini belli bir türe ya da belli bir zümreye göre ayarlayıp, sürekli onları okuyan okur tipini ben de eleştiriyorum. Okuduğunuz ve vakit ayırıp eleştirdiğiniz için de teşekkür ederim. Bir de sorunun yanıtı “Kloroplast’ımız yok maalesef” :smiley:

Evet, bence onlar da suçlu. Hazır, birkaç tanesi zaten hapisteyken neden hepsini tutuklamıyoruz? Ve sonrada hepsine meyveyle kendini savunma sanatını öğretmeliyiz. Daha muz kullanarak bir adamı etkisiz hale getirmeyi bilmeyen insanlar kalkıp kitap yazıyorlar? Ne kadar hadsizler azizim. Pipomu da yakayım. :smiley:

Zaten oradayız da bir onlar eksik. :smiley: İsterseniz üstünü tamamlayıverelim. :smiley: