Olacaktı, oldu. Sözde Ermeni Soykırımı

Güncelleme: 3.5.2021

Yazdım, sildim… Tekrar yazdım, tekrar sildim…
Çok daha önceden yazmayı tasarladığım, Fantastik Geziler, Kutsal Kitap Okuma Rehberi gibi oluşturduğum konulardan biri bu. Uzun zamandır ABD tarafından bir gün kabul edilecek dediğim, özellkle genç kuşağın bu konuda yeterince bilgi sahibi olmadığını düşündüğüm bir konu…

Genellikle bu konuda büyük çoğunluğun söyleyebileceği söz “Soykırım olmamıştır” dan ibaret. Her kim neyi kabul ederse etsin oturup üzerine bir kaç satır fikir belirtebilecek kişilere rastlamadığım bir konu.
Özellikle yurt dışında yaşayan yabancı uyruklu arkadaşlarımın bana yönelttiği sorulardan biri. Ki bu noktada belirtmeliyim ki bir çoğu sorusunu soykırım var mı şeklinde değil soykırım hakkındaki düşüncelerin şeklinde sormuştur. Defalarca (ve dilim döndüğünce) fikirlerimi onlarla ingilizce olarak paylaştım. Ancak artık kendi bilgilerimi Türkçe olarak da buraya aktarmak burada bir metin oluşturarak farklı fikirlerden de yararlanmak istiyorum.

Konunun bir çok kişi açısından hassas olduğu ve forumun yapısını düşünerek tartışma çıkabileceğini düşündüm. Bu sebeple başlamadan önce bir iki noktaya değinmek istiyorum;

  • Burada yazan fikirler, okuduğum izlediğim flimler doğrultusunda kendi şahsi fikirlerimdir. Doğru olup olmadığı okuyanın değerlendirmesi ve takdirindedir.

  • Bu oldu , bu olmadı gibi basit yargı cümleleri dışında, destekçi ve karşıt görüşlere açık olduğumu hatta konun tartışmaya dönememesi adına bu görüşleri (ve varsa hakaretleri) yorumlara değilde özelden bana yazmanızı rica ederim.

  • Yazıda zaman zaman belirteceğim. Bu bir tez, akademik yazı ve uluslararası savunma değildir. Bağlayıcılık içermez. Yazıda belirttiğim görüşler mümkün mertebe kaynaklı olarak sunulmuş ancak bu kaynaklar akademik bir kaynakça gibi gösterilmemiştir. Yazının sonunda yararlanmak isteyen arkadaşlar için görsel ve yazılı bir tavsiye/ kaynakça da ayrıca sunulmuştur.

Ermenilerle yaşanan olaylar benim bilgilerim nezdinde soykırım değildir. Ancak; Ermeni soykırımı da dâhil, olan - olmayan daha pek çok şey ülkemiz için büyük olasılıkla geçecekte oldu kabul edilecektir. Bunun yegâne sebebi, bizim eğitim sistemimiz ve niteliksiz yöneticilerimizdir.

Konuyu sana açıklamadan önce doğru bir soruyla başlamak uygun olur diye düşünüyorum;

Ne oldu da bunca yıl ABD başkanları cesaret edememişken bir başkan bu kelimeyi telaffuz etti?

Bir bakıma er geç bir gün yapılacak beyan, şartlar oluşup tüm kartlar açılınca gerçek oldu. Hali hazırda geçmişi bu tip olaylarla dolu olan pek çok kişi, geçmişi temizleyecekleri için başkalarını da yanlarına çekerler. Aşağıda linkini paylaştığım programda İlber Hoca’nın dediği gibi, eğer herkes suçluysa hiç kimse suçlu değildir. Burada ki en büyük gayret ve amaç budur.

Yıllarca ABD bir dünya devi olarak, Bay başkanları da sadece çekirdek bir kitleye hitap ederek varlıklarını sürdürdü. ABD, bir üs konumu olmamız sebebiyle, bu tip bizi incitecek olaylarda (Kıbrıs ve Soykırım Meselesi) net olarak bizden yana tavır koymasa da kâh sessiz kalarak, kâh etrafından dolanarak bir şekilde bizi tatmin etti. Ancak bugün dünya değişti. Dünya eski dünya değil ve daha farklı bir hüküm sürme anlayışı var. Öncelikle ABD artık Türkiye destekli bir politika gütmek zorunda değil.

Öte yandan ABD’de başkanlık artık çekirdeğe hitap etmiyor. O çekirdek bölündü ve azınlıklarla başa gelebiliyorsun. Siyahi duruşun önemli, göçmenler önemli, dini kimlik önemli, lobiler ve bunlara verilen sözler önemli. Bilmiyorum tanıdık geldi mi? İlginçtir bu süreçte Yahudi lobisi bizi desteklemiştir. Bu destek aramızın açıldığı şu son yıllara kadarda sürmüştür. Sebebi mi? Aşağıda bulacaksın…

Zira Türkiye’de eskisi kadar güçlü bir ülke değil. Bir rahip krizi dahi ekonomini adım adım bitme noktasına getirebiliyor. Dahası dünyanın hiç bir ülkesinin sahip olmadığı kadar çok ülkeyle sorunluyuz. Tek bir ülkeyle dahi dönüp diplomatik olarak uğraşacak zaman yok. Muhtemelen onunla laf dalaşı yapana kadar başka bir meselen çıkacak. Hatta ve hatta dışarısı gibi kendi içinde bile sıkıntılar var.
Bu şartlara ilave olarak; Tek bir Ermeni, Kürt kürsüsü, dili ve edebiyatı fakültesi bulunmayan bir Türkiye var. Almanya’da ve Amerika’da ki milyonu aşmış ama artık asimile olmaya başlamış olaylara fazla ses çıkarmayan veya Türkiye ile ilişki kurmak istemeyen bir nüfus var.

Tüm bu kozlar masaya dökülünce, olan oldu işte…

Peki, bu beyan bizi etkiler mi?

Bence, soykırım kabul edilmesi ve bizi etkilemesi hukuksal olarak mümkün değildir:

1-Soykırım yasası Birleşmiş milletlerce 1948 de kabul edildi. 1951’de yürürlüğe girdi. Hukukta, kanunlar geriye işlemez. Bu aslında bir kanun olmasa bile uluslararası bir karardır ve teknik olarak kanun gibi geriye işlemez. Yani sen 1915’ te suç olarak tanımlanmayan bir şeyi (yapmadık ama yapmış olsak bile) ilerde suç olarak niteleyip bunu kabul edemezsin.

2-. Olaylar Osmanlı zamanında yaşanmıştır. Köken, kültür gibi bağlarımız olsa dahi kâğıt üzerinde Osmanlı ayrı Türkiye Cumhuriyeti ayrı bir devlettir. Benzer şekilde Yugoslavya da olan bir olay için Slovenya nasıl suçlanamaz ise buda aynıdır.

3- Japonya, Tokyo mahkemelerinde yargılanırken halen bir imparatorluktu. Nazi Almanya’sı savaşı kaybedip 1945’de Nürnberg’de yargılanırken henüz Doğu ve Batı Almanya Devletleri kurulmamıştı (1948). Yani soykırım ile yargılanan her iki devlet de hukuken mevcuttu. Osmanlı konusunda çok büyük bir hata yapılıyor. Bunlardan ilki yargılanmaması ki artık imkânsız (Malta mahkemesi hariç onu aşağıda anlatacağım ki orada bu konu açılmadan kapanıyor) . İkincisi, yargı olmadan ülkelerin hakkında hüküm vermeleri… Bu anlamda Nazi ve Japonya’nın bile bir savunma yapmışken Osmanlıda bu gerçekleşmemiş olmuyor ( Devlet bazında bizim savunama yapmamız aynı şey değil). Burada çok sakat bir sonuç doğuruyor. Bu gün bir devlet çıkıp, Asurlular, Babilliler, Bizans, efendim Ceneviz -Venedik Devletleri soykırım yapmıştır da diyebilir. Osmanlıyı biz savunuruz da misal Babil adına kim yanıt verecek? (Lütfen burada tarihi metinler değil hukuksal yargılamadan bahsettiğimi unutma).

Tarihi Gerçekler:

Şimdi geldik zurnanın zırt dediği yere. Hemen belirteyim ki ben hobi amaçlı tarih okuyan, dönem dönem ilgi konularıma göre araştıran biriyim. Bir otorite değilim, aşağıda yazdıklarım şahsıma ait birikimlerin neticesinde olmuştur. Bu tip meseleleri konuşurken mümkün mertebe kabul görmüş isimlerden kaynak vermeyi seçerim. Sadece kendi fikrimi değil karşı tezleri de okumayı severim.

Yurt dışında yabancı arkadaşlarım var. Aşağıda sana yazdığım şeyler onlara da konuyu anlatırken kullanmış olduğum bir yazının Türkçe halidir. Konuyu onlara aktarırken Türk kaynaklara değinmeyi saçma buldum. Bu sebepten ötürü sana olabildiğince Türk kökenli kaynakları değil yabancı kaynakları vereceğim. Bu akademik bir makale olmadığından burada yazdığım kitaplar ve isimleri araştırmak biraz sana kalıyor. Yine de sayfa sonunda konu ile ilgili kaynakları bulabileceğin bir liste ekleyeceğim.

Konuya ilk olarak bizim bir İmparatorluk olduğumuzu hatırlatarak başlamak isterim. Çok rahat bir şekilde İmparatorlukların yapısal olarak soykırıma karşı olacağını ve tarihte bildiğim imparatorluklardan neredeyse hiç birinin soykırım yapmadığını belirterek başlamak isterim. İmparatorluklar çok farklı milletleri ve dinleri bir araya getirir, bu yapıyı varlıkları için sürdürürler. Evet, bazen bir devleti bir devlete düşürme, zorunlu göç, ağır vergi, farklı hukuka tabi olma gibi birçok hukuksuz yahut etik olmayan yaptırımları yapabilirler ama bunların hiç biri soykırım değildir. Misal en eskisini ele alalım: Antik Mısır devletinin en önemli iş gücü Yahudi halkıydı. Tevrat metinlerinde firavunun türlü zulümlerinden bahsedilse de bunların hiç biri soykırım değildir. Zira böyle bir iş gücünü katlederek hiç bir şey elde edemezdi. Son ana kadar da toplu bir kıyım olmadı. Soykırım olarak görülebilecek tek kısım halkın peşine düşmesidir ki bunda da başarılı olamamıştır.

Diyebilirsin ki peki ya Naziler, 3. Reich?
3. Reich bir imparatorluk tanımlansa da bu saydıklarım gibi bir hanedanlık ve emperyalist olma olayı yoktu (olmaya çalışıyorlardı). Daha çok kısa sürede ele geçirdiği topraklar ve Hitler’in ideolojisi olarak adı imparatorluk kaldı. Ki birçok kaynakta zaten adı imparatorluk geçmez. Ancak 2. Reich bir imparatorluktu ve tanıdık gelecektir, öyle bir yapı vardı ki pek çok Yahudi devletin önemli mevkilerinde ve ordunun komuta kademesinde yer alıyordu. Keza pek çok Polonyalı ve Slav da…

İngiltere de benzer şekilde yönetmiştir. Bünyasindeki ülkelere yaptıkları belki etik ve doğru değildir ama soykırım da değildir. Asla toplu olarak bir iş gücünü (bu kelimeye dikkat) yok etme amacı yoktur. Aksine sonuna kadar kullanmaya çalışır. Avustralya var diyebilirsin bu istisna olanıdır. Zira burada Kaptan Cook sonrası bir soykırım olmuştur ancak kıtanın keşfi sırasında Aborjinler soykırıma uğradıklarında İngiliz tebaası değillerdir ve soykırım ülkeyi tamamen işgal etme neticesinde ortaya çıkmıştır.
Altını çizerek tekrar söylüyorum imparatorlukların kendi tebaaları içerisinde soykırım yapması imkânsızdır. Çünkü bölünmeye yol açar. Dengeleri bozar.

Çok ilginç bir örnek Çarlık Rusya’sı ve Sovyetler Birliği’dir. Bunu imkânım olsa İlber Hoca gibi birine mutlaka sorardım. Çarlık Rusyası’da da soykırım yoktur. Hatta benzer şekilde Kafkasya halkları ile savaşılmış savaşı kaybeden Kafkas milletleri Türkiye ve Suriye’ye sürülmüştür. Rusya’nın tehciri ile… Ama Stalin zamanında ki İmparatorluktan Sovyetlere geçince ciddi ciddi kitlesel imhalar başlamıştır, Stalin’in kendi kökeni olan Gürcü halkı katletmesi dâhil.

Japonya Çin ve Mançurya’da soy kırım yapmıştır. Ancak yine bu ulusların Japon tebası olmadığını hatırlarım. Burada doğrudur yanlıştır savunmuyorum. Sadece dünyada, Ermeniler gibi bir imparatorluk bünyesinde yıllarca yaşayıp soykırıma uğrayan bir halk yoktur bunun altını çizmek istiyorum.

Bu durum Osmanlı için en önemli savunma tezidir. 600 yıllık imparatorluğun 550 yılı boyunca tebaası olan ve pek çok avantaja sahip bir grup neden birden bire katledilmek istensin sorusunun bir yanıtı yoktur. Hele hele bu süreçte biz İngiltere, Rusya, Avusturya gibi imparatorluklardan ayrılırız. Zira yıllarca bizim en önemli askeri gücümüz yeniçerilerin kökenini ecnebiler oluşturur. Kuruluştan itibaren devlette çok önemli görevler almış yabancılar mevcuttur. Ermeniler bu konuda ekstra ekstra ayrıcalık sahibi olmuşlardır. Hazine, Dış işleri gibi önemli bakanlıklarda da bulunmuşlardır. Sadrazam dahi olanı vardır. Belediye başkanı, vali gibi birçok makamda isim var. Zira olaylar başladığı zamanda dahi bazı Ermenilerin hükümette ve mecliste görev yaptığını göreceksin. Sana şu üç ismi ayrıca araştırmanı öneririm: Gabriel Noradunkyan, Krikor Ağaton Efendi, Damat Süleyman Paşa…

1800’ler in ortasından bu yana başlayan işin temeli; Rus kışkırtması ile Ermenilerin bir ayrılıkçı kampanya yürütmeleri ve doğal olarak buna karşı alınan önlemlerdir.

Frederick Burnaby- At Sırtında Anadolu kitabı 1870’ler de Anadolu’yu anlatan güzel bir kitaptır. Bu adam bir İngiliz subayı olarak İstanbul’dan Gürcistan’a kadar tüm Anadolu’yu gezip gördüklerini yazmıştır. Bu kitap sayesinde o yıllar doğunun durumunu net olarak öğrenebilirsin. Diyebilirsin ki bu bir anı neticede… Evet, anı kitabı ama bu kitapta dönemin İngiliz Konsolosuna sunulmuş olan ve Ermeni-Rus hareketlerini gösteren belgelerden bahsedilmektedir.

Ayrıca Türkiye’de görev yapmakta olan iki Alman generalinin de anıları ve raporları bulunmaktadır. Otto Liman von Sanders Türkiye’de Beş Sene kitabında yer yer çıkan isyanlara değinmiştir. Colmar Freiherr von der Goltz Paşa (ki kendisi tüm Osmanlıdan sorumlu olup bütün Alman generallerin üstüdür) Goltz’un hatıratları kitabında, savaştan önce kendisine bildirilen isyan hareketlerinden bahseder.

Bu isyanları yapan gruplar: Black Cross Community (1878), Hunchakian (1887), Armenekan (1885) Aгmenian Revolutionary Federation (Dashnaktsutyun) (1890) yani bizim tarih derslerimizde geçen Hınçak filan var ya işte bu çetelerdir.

Peki, bunlar neler yapmıştır? Kapriel Serope, Papazian Sapkın Yurtseverlik kitabında bu örgütlerin kuruluş amaçları var. Mesela kitapta yer alan bazı maddelere bakalım;

Madde 8: Ülke içerisinde terör eylemleri düzenlemek.

Madde 11: Parti (Hınçak) mevcut hükümeti gerekirse yağmalayacak ve yıkmak için gerekenleri yapacak.

Yine aynı Hınçak örgütünün kuruluş metninde yer alan bir madde,

Madde 6: Devrim zamanı bir dış ülkenin dışarıdan saldırması beklenecek, parti içeriden destek verecek.

Bu gibi çetelerin 1890 yılında başlattığı, savaş öncesi başlamış olan ve seni meşru müdafaaya zorlayan olaylar mevcuttur. Yazı daha çok uzamasın diye sadece bazılarına yer vereceğim. Detayını araştırmak sana kalsın; 1896 Osmanlı Bankası’nın bombalanması, 15 Mart 1915, Mirkeho köyü ve Perâkal köyü katliamlar gibi… Hatta 1916 tarihinde Petesburg’da yayınlanan raporunda, Rus başkonsolosu olan General Mayewski bölgedeki çalışmaların başarılı olduğunu Ermeni toplumları ile Müslümanlar arasında çatışmaların başladığını bildiren bir rapor hazırlamıştır. Daha da ilginci, bir telgraf var, Grand Duke Nicholas Nikolaevich tarafından 1915’de merkeze bildirilmiş… Bölgede harekâta izin verilmediğinden ötürü bazı Ermeni örgütlerin Rus askerlere saldırdığı raporlanmış. Bu komutan aynı zamanda bölgedeki Yahudilere saldıran Rus komutanı…

Birde burada Ermeni Gönüllü Kolordusundan bahsedelim. Yani bu çeteler dışında 4. Tümenden oluşan bir yapı mevcut. Komuta kademesinde yine isim araştırmasını sana bıraktığım Andranik Ozanian, Drastamat Kanayan, Hamazasp Srvandztyan, Arshak Gafavian, Sargis Mehrabyan var. Bu ordunun sayısı 150.000. Bir 20.000 civarında Ermeni askeri de gönüllü olarak Grand Duke Nicholas Nikolaevich’in emrindeki Rus ordusunda var. Yani çetelerle birlikte aşağı yukarı aktif olarak savaştığın düşman sayısı 200.000-300.000 arasında. Nüfus raporlarını sana aşağıda vereceğim. Tüm Osmanlı coğrafyası için verilen nüfusun neredeyse 3’te 1 i ile zaten aktif savaştasın. Bu mantıkla gidersen, bizim Kurtuluş Savaşımızda biz Yunanlılara, Yunanlılar da bize karşı soykırım yapmışlardır. Çanakkale’de de ANZAC soykırımına uğramışızdır.

Ruslar dışında iki de Amerikalının raporu da mevcut listemizde;

Doğu Anadolu’ya seyahat eden iki Amerikalı diplomat Bay Captian Niles ve Bay Arthur E. Sutherland diyor ki: "İlk başta bize anlatılan öykülerden en çok kuşku duyuyorduk, ancak tüm tanıkların ifadelerinin oy birliği, kendilerine yapılan yanlışları anlattıkları açık heves, Ermenilere karşı aşikâr nefretleri ve en önemlisi, zeminin kendisi bizi gerçeklerin genel hakikatine ikna etti. İlk olarak Ermeniler büyük ölçekte halkı katletti ve ikinci olarak köylere yapılan yıkımların çoğundan Ermeniler sorumludur. "
Niles ve Sutherland Raporu:

https://www.tc-america.org/…/pdf/Niles_and_Sutherland.pdf

Dahası yukarıda Sadece Türkler değil bölgelerde ve güneyde gerek Ermeni gerek Ruslar tarafından saldırıya uğrayan az sayıda da olsa Kürt ve Yahudi nüfus mevcut. İşte uzun yıllar bu konuda Yahudi lobisi desteği almamızın sebebi bu.

Olaylara ilişkin bu ve buna benzer daha pek çok delil sunulabilir. Ancak tüm bu hareketlere rağmen Osmanlı tarafından toplu bir yok edilmeye değil resmî adıyla Sevk ve İskân Kanunu olarak geçen Tehcir’e başvurulmuştur.

Bu kanunla ilgili bilinmesi gereken bir detay var. Dâhiliye Nazırı Talât Bey’in girişimleriyle 27 Mayıs 1915 tarihinde hazırlanmış ve 1 Haziranda Meclis-i Vükelâ’ca karara bağlanıp uygulamaya konulmuş bir kanun. Bu genellikle Enver Paşa’ya yıkılır yahut Talat Paşa’nın gizli bir işi gibi gösterilir. Aksine ayan beyan tüm bir hükümetçe onaylanmış bir de resmi gazetede yayınlanmış bir kanundan bahsediyoruz.
Bazıları Tehciri soykırım gibi görüyor. Burada ortaya şu soru çıkıyor. Bir halkı ortadan komple yok etmeye amaçlayan hükümet bunu bağıra bağıra ilan etmiş yani öyle mi diye sorabiliriz.
image
Bu arada Talat Paşa’nın tüm evrak ve tehcir planları da Tarih Kurumu ve Genelkurmay arşivindedir, internette basit bir aramayla bulursun. Bizim kaynakalrımız olduğundan burada aktarmaya gerek görmedim.

Gelelim bahsi geçen sayılara… Ermeniler bu konuda sürekli olarak yalan iddialarda bulunmaktadırlar. Zira 1904’den itibaren Osmanlıda memurların köy köy, muhtarlık muhtarlık dolaşarak başlattıkları nüfus sayımı mevcuttur. Şanslıyız ki 1914 sayımı da yapılmış. Bu sayımın sonucu TSK Genelkurmay Başkanlığı’nda mevcut. 1914 sayım sonuçlarımız diyor ki Çatalca’dan başlayarak tüm Osmanlı Vilayetinde yaşayan Ermeni sayısı 1,161,169 ( Ottoman population, 1830-1914: demographic and social characteristics. Madison, Wis: University of Wisconsin Pres.)

Ben sana Türk kaynak kullanmayacağımı belirttim. TSK ya bu noktada güvenmeyerek başka kaynaklara bakalım.

H. F. B. Lynch, İngiliz gezgin ve politikacının belirttiği rakam: 1901 yılı; 1,325,246 Ermeni.

Ludovic de Contenson Fransız tarihçi, 1913 yılı; 1,400,000 Ermeni.

1910 Britannica Ansiklopedisi;1.500.000 Ermeni

Ermeni iddaları başlangıçta (Ve bugün inatla bazı kaynaklarda; Times: Armenian Genocide of 1915: An Overview veya Armenian Genocide org) yaklaşık olarak 3 milyondan başlayarak, sonunda verilerin tutması sebebiyle 800.000-1.000.000 arasına indirilmiş halde.

Yani ülkede yaşayan tek bir Ermeni kalmamalı ki bu soykırım sayılarına ulaşılabilsin.

Hani sana yukarıda Malta mahkemelerinden bahsetmiştim. Bu aslında savaş sonrası gerçekleşen bir kraliyet mahkemesi. Savaş suçluları için oluşturulan mahkemede bir ara Ermeni katliamı da gündeme getiriliyor ama delil yetersizliği ve kanıt olmadığı için tüm suçlular bundan aklanıyor. Kim tarafından? Majesteleri hükümeti, İngiltere…

1922 de yayınlanan Amerikan raporu ne diyor? Nüfus 1.200.000 ( Ermeni katliamı birçok kaynakta 1915-18 bazı kaynaklarda da 1915-1923 arası gösterilmekte). Joe Biden Amca diyor ki 1922 de kendi Amerikan kaynaklarında belirtilen bu 1 milyonluk nüfusu katletmişiz. 1922 deki kaynağı gösteriyor abi 1923 den habersiz. Sırf bu kaynak doğru olsa katliamı 1922-1923 arasında yapmamız gerekiyor, kurtuluş savaşını verirken…

Amerikan Raporu:

Daha da komiği Chiclet, Christophe yazısında (2005 “The Armenian Genocide” in Turkey Today: A European Country? Olivier Roy (ed.) London: Anthem Press. Sayfa. 167) diyor ki 1919 yılında Ermeni Devleti kurulurken tüm dünyada nüfus 1.300.000. Yani biz bu kaynağa göre 1 milyon Ermeni’yi, Mondros’tan sonra gerçekleştiriyoruz. Hani şu silahın kalmadığı ordunun terhis olduğu Mondros…

Bu işi de Yunanla savaşırken, varoluş mücadelesi verirken halledeceğiz.

Bu arada Tehcirin sık sık karıştırıldığı bir konu Japonların ve Nazilerin uyguladığı Ölüm Yürüyüşleridir. Burada en temel fark, Tehcir ‘in sadece Ermeniler için uygulanmamış olması. Bazı köyler ve vilayetlerde Türk, Kürt ve Yahudi nüfuslar dahi Tehcir ‘de sürülmektedir. Ölüm Yürüyüşleri ise kamplarda tutulan yahut ele geçirilen tüm düşmanların, kilometrelerce aç susuz yürütülerek telef olunmasıdır. Osmanlı da bu türde bir yürüyüş olmamıştır. İznik-İzmir ve İstanbul’da Ermeni göçü çok az miktardadır. Sivas ve Adana’dan yaşanılan göçlerde de bir sıkıntı çıkmamıştır.

Birçok kişi Ermenilerin zor bölgelere gönderildiğini söylemektedir. Yolun çok zorlu olduğu dönem şartlarında kabul edilebilir ancak, Van’dan Adana’ya sürgün o günün şartlarında Bursa’dan İstanbul’a sürgün gibidir. Zira Adana büyük bir merkezdi. Burada dikkatini çekerim belli bir nüfus Adandan sürülürken belli bir nüfus da Adana’ya sürülüyor. Yine Diyarbakır, Halep ve Şam önemli ve gelişmiş vilayetlerdir. Yine birçok Ermeni Rusya, İran ve Irak gibi bölgelere kaçmışlardır.

Bu süreçte muhakkak yağmalama, öksüz ve yetimlerin yolda ölmesi, yaşlıların ölmesi gibi olaylar olmuştur. Ne Yunanlılar, ne Ermeniler, ne de biz. Her birimiz tek tek masum ve aynı ahlaka aynı yapıya sahip kişiler değiliz. Hırsızlık ve yağma etik ve doğru değildir. Bazı toplumlarda ihanet, vatan hainliği, ordunun düzenini bozma idam ile cezalandırılır. Bu da doğru veya yanlış, etik veya değil tartışılabilir. Yine muhakkak ki arada masumlar da kurban gitmiştir. Ama bunlar soykırım değildir.

Ben biri Dresden biri Terezin olmak üzere iki tane Nazi kampı gördüm. Soykırım söylemesi kolay ancak yapması dâhil maliyetli ve stratejik bir iştir. İnsan o kampları, o trenleri görünce anlıyor. Bu çapta bir harekâtta Osmanlı gerçekleştirmek istese bile başarılı olamazdı. Orduyu sevk etmek sıkıntılı, cephane kısıntılı iken, nasıl bir planla toplu imhaya girişeceksin. Osmanlı bu insanları sistematik bir imha gerçekleştirilen kamplara göndermezdi çünkü buna yetecek teknolojiye, alt yapıya sahip değildi. Tabi ki doğu bölgesinde kamplar vardı. İnsanlar çadırlarda kalıyorlardı ancak bunların sevk ve idaresi dahi sıkıntılıydı. O imkânlara rağmen dahası da var. (Burada yabancı kaynaklardan ayrılarak kendi arşivimizden iki belge vereceğim)

Acaba kaç hasta, kaç kadın ve çocuk Japon yahut Nazi katliamlarında sevk edilmiştir. Bir örnek verelim:

Bu Canik için bakanlıktan çekilen bir emir örneği, bunun gibi farklı illerden örneklerde mevcut. Diyor ki kadın ve çocukların araba ile sevki! Tam bir soykırım davranışı… Yahut masraflar:

Bu metinde diyor ki Diyarbakır sevkiyatlarında tren ve yol masraflarının karşılanması için gönderilen para. Ne gerek var yürüsün adamlar demek dururken… O şartlar altında para yolluyorsun…

Bütün bunlar Meclis kayıtları ve Bakanlık arşiv yayınlarında mevcuttur.

Feroz Ahmad (Hint kökenli Amerikalı ve Türk tarihçi) 'den kaynak gösterelim bu sefer bu Tehcir kanunu ile birlikte tüm vilayetlere bir de açıklama gönderildiğini belirtiyor. Bu açıklamada göç nedeniyle alı konulan mal ve toprakların listesinin tutulması savaş sonrasında geri iade için işlemlerin başlatılması gibi bazı maddeler mevcut. Niyetimiz soykırım ama dostlar alışverişte görsün diye sanırım.
Çok örneği var ama ben bir tane çok spesifik bir örnek ile kaynak göstermek istiyorum.

Bu adamın adı Gomidas Vartabed (çok sevdiğim bir muzisyendir);

Kendisi Ermeni ulusal müzik okulunun kurucusu ve rahip… Dönemin önde gelen isimlerinden… Bugün birçok ezgiyi bilmemizin sebebi bu adam çünkü bölgede ne kadar Azeri, Türk, Gürcü anonim eseri varsa hepsini kayda geçiren birisidir. Gerçi bunları Ermeni eserleri olarak belirtmiştir ama sonuçta o dönemde derleyen tek isim kendisidir. Koro şefi olduğundan Gürcülerin de sıklıkla kullandığı polifonik pek çok dini ilahisi vardır. Hatta ve hatta bizim ülkemizde pek bilinmez ama bazı dergâh ve tekkelerde zikir çekerken uyulan melodilerin birçoğu bu abinin Ortodokslar için bestelediği melodilerdir. Biz sadece sözleri değiştirerek bu işi kotarmışızdır. Kalanını sen detaylıca araştırırsın.

Kendisi Müzik eğitimini Berlin’de tamamlayıp, İstanbul’da yaşamıştır. Çıkan olaylarda tutuklanarak 24 Nisan’da Çankırı’ya sürgün edilmiş burada hapishanede tutuklu bulunmuştur. Hapishanede kötü muameleye de maruz kalmıştır. İşkence gördüğü ve bu sebeple kısmen ruhsal dengesini yitirdiği de belirtilmelidir. Ancak 7 Mayısta yani 13-15 günde bu tutukluluk hali Talat Paşa’nın özel izni ile son bulmuştur. Tutukluluğun sona ermesinde Halide Edip Adıvar’ın ve Mehmet Emin Yurdakul’un dilekçeleri ve şahsi başvuruları mevcuttur. Kendisi gibi 8 müzisyenle daha bu tutukluluğun ardından İstanbul’a dönmüştür. Şişli La Paix hastanesine tedavi edilmiş sonrasında da Fransa’ya gitmesine izin verilmiştir.

Acaba hiç Yahudi bir müzisyen yahut bir din adamı var mıdır ki tutuklansın, gönderilsin sonrada iki Nazi sanatçı tarafından savunulsun ve Hitler ya da Himmler’in artık kim varsa emriyle Berlin’e geri getirtilsin bir de tedavi ettirilsin?

Bu tarz daha pek çok örnek mevcut.

Kısacası dostum, ortada bize yıkılan ve yamanan bir katliam gerçekte yoktur.

Bahsedilen sayılar tutmamakta, pek çok yabancı belge de dahi bizi savunan metinlere ve olaylara rastlanmaktadır. Ama dediğim gibi ne bu konu ne de başka bir konu için bunlar bir anlam teşkil etmez.

Sonuç olarak ve bana sorduğun üzere tavsiyelerim.

Tarihi ve başka tarihleri bilmek önemlidir ama geleceği bunlar şekillendiremez. Ben her zaman okuma ve gezmenin önemine inandım. Hayatımı çok okuma ve çok gezmeye dayalı olarak planladım. Lakin bir de tecrübe etme olayı var. Ne kadar okursan oku, ne kadar gezersen gez babasız büyümenin, askerliğin, doğumun, cinselliğin, acının ve sarhoşluğun ve daha birçok şeyin anlamını sadece tecrübe edince anlarsın. Ben başaramadım, Ermeni bir arkadaş uğraşsam da bulup yapamadım. Ama Gürcü, Yunan başta olmak üzere pek çok dostum oldu. Şunu anladım tarihimiz ne olursa olsun biz bu insanlara çok benziyoruz, birbirimizden hiç bir farkımız yok. Fark bize dayatılmak istenen şeyler ve politik liderlerin günlük mücadelesinde ortaya çıkıyor. Bir Yunan’ın bir Türk’ten dini ve dili hariç hiç bir farkı yok. Yemesi, tarzı, yere tükürmesi, sokağa çizdiği grafitiyle kadar aynı. Müziğimiz, damağımız aynı. Dünyada elektrik parasından televizyon vergisi alan sadece onlar ve biziz mesela. Yolsuzluklarımız, darbelerimiz bile aynı. Hiç biri sabaha “Tanrım tüm Türkleri yok et” diye uyanmıyor. Bizden de kimsenin gece yatağa girerken “Allah’ım dünyada Yunanlı kalmasın” gibi bir dua ile yatmadığına eminim. Tüm dünyadan arkadaşların olsun. Özellikle Yunan, Bulgar, Sırp, Ermeni, Gürcü, Azeri hatta Farsi dostların olsun. Bu milletlerin hepsi birer zenginliktir ve sana çok şey katar. Olayları birde onların ağzından onların öğrendiği şekilde bilmek sana çok şey katar. Buna gayret et.

Tarihi bu şekilde kullanmak bu insanlarla aramızı açmaktan, kazancı olmayan kin ve nefretten başka bir şey sunmuyor. Kaldı ki emin ol bu soykırım kabulünden belki biz zarar görürüz ama en son yararlanacak topluluk da Ermenilerdir. Biz son olayda Azeri Türklerin yanında yer aldık. Bu süreçte en büyük dayanakları olan Rusya kılını kıpırdatmadı bunu unutmayalım. ABD’de tepki veremedi. Şimdi bu olayla bir açığını örtüyor.

Bu büyük ülkeler hiçbir zaman insanlık adına, hukuk adına bu işlere girişmez ve onaylamazlar. Keza biz de öyle. Bugün davamızı savunan toplumlar da bunu çıkarları doğrultusunda yapmaktadırlar. Bu politikadır, yadırgamamak gerekir. Ancak gerekli eğitim ve bilinç düzeyine sahip olmalı, ne kendimizi nede komşularımızı bu tip şeylere kanmamalıyız.

Kaynakları ve ilgini çekebilecek eserleri aşağıda sana yolluyorum:

İzleyebileceğin yayın ve belgeseller:

Soykırım iddialarının arkasındaki gerçekler ne? Prof. Dr. İlber Ortaylı anlatıyor:
www.youtube.com/watch?v=bdUzBvVrU6o

Alman Tarihçi 'den Ermeni ‘‘Soykırımı’’ Açıklaması (Götz Aly):
www.youtube.com/watch?v=P4EAcAdtoSs

2010 Teke Tek / Yusuf Halaçoğlu - Sevan Nişanyan:
www.youtube.com/watch?v=0xkrrYsU9Og

Murat Bardakçı Ermeni Tehcirini anlatıyor - Tarihin Arka Odası:
www.youtube.com/watch?v=XezPL_osXZE

Sözde Ermeni Soykırım Meselesi | 2001 | 32.Gün Arşivi:
www.youtube.com/watch?v=Ftd_o744piM

Bernard Lewis Speaking on Armenian Allegations:
www.youtube.com/watch?v=qG70UWESfu4

Kitaplar:

Von Der Goltz Paşa, GOLTZ’UN HATIRALARI, İlgi Kültür Sanat Yayınaları

Liman von Sanders, Türkiye’de Beş Sene / Bir Alman Paşasının Çanakkale ve Filistin Hatıraları, Yeditepe Yayınları

Frederick Burnaby, At Sırtında Anadolu, İletişim Yayınları

Feroz Ahmad, Jön Türkler ve Osmanlı’da Milletler; Ermeniler, Rumlar, Arnavutlar, Yahudiler Ve Araplar- İstanbul Bilgi Üniversitesi

Feroz Ahmad, İttihat ve Terakki 1908-1914 – Kaynak Yayınları

George H. Filian, Armenia and Her People; or, The Story of Armenia by an Armenian

Kapriel Serope, Papazian Sapkın Yurtseverlik. Tarih & Kuram Yayınevi

Yerli Eserler:
(Bana göre en önemli olanı yazıyorum zira pek çok kitap zaten kaynak aramalarında karşına çıkacaktır)

T.C. Başbakanlık Devlet Genel Arşivleri Genel Müdürlüğü, Yayın 14, OSMANLI BELGELERİNDE ERMENİLER

14 Beğeni

Soykırım kavramı modellenirken kullanılan katliamlardan biri de Osmanlı devletinin Ermeni katliamıdır. Yani tanım gereği bunun bir soykırım olmaması mümkün değildir.

İçerikten ve konudan bağımsız olarak konunun açılma tavrını pek sağlıklı bulmadım. Direkt olarak “varsa hakaret eden de gelsin” diye arabesk bir tavırla tarih tartışılmaz bana göre.

1 Beğeni

Bu, bir forumda saglikli olarak tartisilmasi mümkün olmayacak kadar karmasik ve büyük bir olaydir. 5-6 kaynak sunarak ve ama İlber Hoca da bir söylesinde öyle demisti diyerek bir cözüme de varilamaz. Buradaki her 5 kaynak icin 500 tane aksi görüste kaynak da bulunur.

Bu meseleyi gercek tarihcilere birakmak uygun olur.

1 Beğeni

Soykırım adı üstünde bir soyu yok etmeyi amaçlamaktır. Zamanın şartlarında soykırım yapmak maddi ve imkan olarak daha mümkün iken tehcir uygulanmaya karar verilmesi bunun soykırım olamayacağının en büyük kanıtıdır. Savaşlar nedeniyle ekonomisi can çekişen bir ülkenin kadın ve çocukları arabalar ile götürün demesi bence her şey için yeterlidir. Şu ayrımı yapamıyorsunuz galiba; Ermeni öldürülmemiştir diye bir ifade kullanılmamış. Öldürülmüştür ama bir o kadar da Osmanlı öldürülmüştür. Soykırım diye bahsedilen şey tamamen farklı bir olaydır. Eğer sizin dediğinizden yola çıkılırsa Hocalı Katliam’ı diye bildiğimiz olay da soykırımdır. Ben yazdım oldu şeklindeki tavrınız ABD başkanının ben söyledim oldu tavrının aynısıdır. Sizi ALLAH’a havale ediyorum. Bu yaşanan olaylara soykırım diye bilen kişi; öldürülen onca masum Türk’ün de kanını eline bulaştırmıştır.

@Hiruruk [quote=“Hiruruk, post:3, topic:37882, full:true”]
İçerikten ve konudan bağımsız olarak konunun açılma tavrını pek sağlıklı bulmadım. Direkt olarak “varsa hakaret eden de gelsin” diye arabesk bir tavırla tarih tartışılmaz bana göre.
[/quote]

Daha önceden yapılan bir tartışmaya istinaden yazıldı diye düşünüyorum.

@Abraxas tarihçi değiliz diye ortada gerçekler varken yalanlara sessiz kalmak doğru mudur? Atalarımızın bize mirası sadece topraklar değildir.

7 Beğeni

Sorunun tam olarak bu oldugunu düsünüyorum. Herkesin her konuda bilgi sahibi olmadan fikri var. Bakiniz, siz de “gercekler” diyorsunuz, “yalanlar” diyorsunuz. Tarih böyle duygusal tartisilmaz; metodolojik bir bilimdir, tarafsizlik gerektirir. Sizin gercekleriniz baskalarinin yalanlari olabilir; bu konu üzerinde onlarca yil kafa patlatmis, arastirma yapmis uzmanlarimiz var.

Bir foruma gelip de 5-6 kaynak, üstüne de Ilber Bey böyle dedi, diyerek cözüme kavusulmaz.

1 Beğeni

Benim yazdıklarımdan sadece bu kısmı almanız yanlış olmuş. Ben Ermenilerin öldürülmediğini söylemedim. Ben soykırım olmadığını söyledim. Gerçek - yalan kısmı bu. Tarafsız olarak bir çok tarihçinin de bu konu ile ilgili açıklamaları mevcut zaten. Bernard Lewis gibi bir tarihçi bile ölümlerin olduğunu ancak soykırım yaşanmadığını söylüyor. Hatta büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın görev süresi içinde ABD’de yaşayan tarihçilere “Madem tarihçisiniz o zaman tarihe karşı sorumluluğunuz var. Yazın gerçekte olanları.” diye bir seslenişi üzerine ABD tarihçilerinin ortak bildirgesi var.

Bilgi sahibi olmadan da fikrim yok bu arada. Soykırım tamamen yalandır. Yapıldığı ile ilgili tek bir belge olsa bugün gözümüzün içine sokmak için ABD, Avrupa bekler mi sanıyorsunuz. Nerede belgeler? Ama ben daha önce de söylemiştim yine söyleyeyim bizim kaynaklarımız açık. Açın interneti Ermeni mezalimi yazın bakın. Duygusal bir şey yok bunda. Belgeler kanıtlar ne diyorsa o var. Gerçekler benim değil tarihin gerçekleridir.

Söylenen soykırım yalanı tarihten tamamen bağımsız olarak siyasal ve ideolojik bir yaftalamadır. Konuya duygusal yaklaştığımı düşünebilirsiniz ama tamamen objektif bakıyorum ve bu doğrultu da araştırma yapıyorum. Yalan olana da yalan demek mecburiyetindeyim. Tarih de sana göre yalan bana göre doğru olmaz. Yaşanmış bitmiş olaylar üzerinde tek gerçek vardır. Bu gerçeği bile bile de yediği kaba pisleyen ermeni maşalığını yapan da kim varsa yazıklar olsun.

5 Beğeni

Eğer Ermeniler A.B.D mahkemelerine 1915 öncesi mülkleri için tazminat davası açar ve bu talepleri mahkemelerce kabul görürse işin ucu nereye varır bilmiyorum. Soykırım suçu hakkında kaynak olarak:
http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2013-108-1310
karşı tarafın talepleri hakkında:

1 Beğeni

Zaten Ermeniler’in şuan derdi o. Ermeni katliamını dünyaya soykırım adı altında servis eden ABD. Ermenilerin dayandığı belgeler bunlar. ABD tarafından dışişleri bakanlıklarına büyükelçileri tarafından gönderilen bu yazılar. Ama tarihi süreci iyi anlayamamış olmalı ki böyle bir cümle kullanmış.

Tehcire neden olan şeyler Türklerin katledilmesi, isyanlar idi. Her ne kadar merkezi hükumet yerleri değiştirilsin dese de katledilen Türkleri görerek veya kişisel hırsları ve intikam duygularına bürünen bazı komutanların ve yöneticilerin katliamlar yaptığı gerçek. Ama bunu soykırım diye dünyaya servis etmek de ABD’nin işi.

1 Beğeni

Maalesef dünyada bizim tezlerimiz hiçbir şekilde tartışılmıyor ve kabul görmüyor.

3 Beğeni

Bu tarz hassas konuların amacı; edebiyat, film, dizi vs. yani kısacası sanat olan bir foruma yakışmadığını düşünüyorum. Tartışalım mantığı güzel fakat durumu dünya gündeminde olan, tarafların keskin bir savla birbirlerine kılıç çektiği ortamda forumda dahi bu kılıçların çekilmesi işten bile değil. Bu başlık altında çok münakaşa edileceğini, hakaretlerin olacağını düşünüyorum. Ki forum kuralları gereği de bu başlığın açılmasını uygun bulmuyorum.

Başlığın Forum Kuralları’na uygun olmadığı iddiası gerçeği yansıtmıyor. Nefret söylemi geliştirmeden her türlü konuyu tartışmaya açabilirsiniz.

4 Beğeni

Bir devletin vatandaşını ve toprak bütünlüğünü korumak için kullandığı meşruu müdafaa hakkı soykırım olmuş gavurun dilinde.
“Kısasta hayat vardır” sözü gereğine uygun şekilde yerine getirilmiştir zira terörist ile uzlaşılmaz en hakir şekilde yok edilir.
Gereği yapılmıştır. Yahudiler hiç suçları günahları yokken uğradıkları katliam adına Führer Almanya’sı na erminilerin bize ağladığı kadar ağlamadılar.
Gerek Osmanlı zamanında bizimle gerekse Azerilerin Karabağ durumundaki örneklerde “ben yaparım ama karşılık verirsen ağlarım” düsturunu jargon edinmiş bir milletin vızıklamasıdır çokta ciddiye almaya hacet yok.

2 Beğeni

Böyle olduğunu her tarafsız görebilir. Ama bu iftiralara çanak tutacak kişiler için çok da uzağa gitmemize gerek yok. Yazılanlar ortada. Ermenilere sorsan bir kişi bile “Ya aslında bazı olaylar olmuş ama soykırım demek de doğru olmaz.” diyen bir kişiyi bulamazsın. Ama maalesef ki maalesef içimiz de “Bu soykırımdır. Elin Ermenisi, Amerikalısı, Fransızı doğru söylüyor.” diyenler var.

3 Beğeni

Hani shakespeare’in hamlet’te dediği gibi; “Danimarka krallığında kokuşmuş birşeyler var.”
Yahut içimizdeki İrlandalılar konusu falan.

1 Beğeni

Böyle birşey yok arkadaşım, tamamen uydurma. Lemkin’in bu terimi ortaya koyduğu kitabında Ermeni kelimesi geçmiyor bile. Şöyle güzel de bir yazı var konu hakkında, buyurun okuyun.
https://avim.org.tr/Blog/THE-LEMKIN-HOLE-IN-THE-SWISS-CASE

3 Beğeni

Onca cevap arasında ilk defa bana da bir şey katacak bir ek kaynak oldu nihayet. Bunu mutlaka okuyacağım çok teşekkürler.

3 Beğeni

Ben teşekkür ederim, sizin yazınızdan bilmediğim bir çok kaynağı öğrendim. Ayrıca yabancı akademinin neden bu yalan üzerinde ısrarcı olduğuna da bakmak gerektiğini düşünüyorum. Bunun sebebini anlatan bir akademisyenin videosu vardı, bulamadım. Bulunca atacağım. Ama aşağı yukarı şöyle diyordu: Türk tezlerine yakın herhangi bir şey yayınlayan akademisyenler bazı çevrelerce “soykırım inkarcısı” ilan edilerek akademik çevrelerden dışlanıyorlar. Daha önce davet edildikleri panellere, seminerlere, çalışmalara artık davet edilmiyorlar.

1 Beğeni

Lemkin’İn kitabında geçiyordur geçmiyordur bilmem, ama röportajında kendi söylüyor.

Evet burada resmen söylüyor ve bu kişi soykırım terimini bulan akabinde de Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesini hazırlayan kişidir. Ben metinde bir bölümüne değindim (hukuksal olarak diye başlayan kısım , 3. içerik)

Sizin mantığınız doğrudur bu adam bir tanımla yapıp; bunun içine o olayı almış olması, terim için olayı geçerli yapar. Ama bu bana çok düz bir mantık olarak geliyor.

Zira sadece bizim için değil…
Sözleşmede Yer Alan Tüm Maddeler çok fazla, çok ucu açık ve anlamı yorumlayana göre değişebilecek türdedir. Belli ki konuya hakimsiniz. Bir noktada merak ediyorum;

Ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir öbeğin tümünü ya da bir bölümünü yok etme niyetiyle;

(a) Öbek üyelerinin öldürülmesi;

(b) Öbek üyelerine fiziki ya da ruhsal açıdan zarar verilmesi;

(c) Öbeğin, fiziki varlığını tümüyle ya da kısmen sona erdirecek yaşam koşullarıyla yüz yüze bırakılması;

(d) Öbek içi çoğalmanın engellenmesi;

(e) Öbek bünyesindeki çocukların başka bir öbeğe aktarılması

eylemlerinden herhangi birinin işlenmesi

Bu maddelere göre; Devlet sokağa çıkma yasağı ile B bendinde yer alan öbek üyelerine fiziki ya da ruhsal açıdan zarar verilmesi suçunu işlemektedir.
Yanlış hatırlamıyorsam Çin’de 2015’te çocuk vergisi gündeme geldi ve kabul edildi. D bendi.

Mesela Çernobil Dizisi son zamanlarda baya revaçtaydı. Oradan da bir örnek veriyim. Bir patlama oldu. Bu patlamayı göz göre göre saklayan bir hükümet var. Bu kişiler bu durumda soykırım suçu işlemiş olmadılar mı? Resmen programlı bir biçimde olay gizlendi. Sonucu bir çok sakat doğum, ölüm. Hatta bizde bile sıkıntılar çıktı.

Şimdi bu iki durumda bir vatandaş, komşu ülke vatandaşları gidip bu ülkeyi soykırımla suçlarsa ne olacak?

4 Beğeni