Satilik Ev - Henry Slesar

SATILIK EV - HENRY SLESAR

Aaron Hacker’in emlak bürosunun önünde New York plakalı kırmızı, spor bir araba durdu. Arabadan inen şişman adam, büroya doğru yürüdü. Sıcaktan ter, ince elbisesinin üstüne dek çıkmıştı. Yüzü heyecandan kızarmış, fakat kısık gözlerindeki kararlı, donuk bakış değişmemişti. İçeriye girince başıyla Aaron’a selam verdi.

“Bay Hacker?”

Aaron gülümseyerek, “Evet benim, sizin için ne yapabilirim, Bay …?”

Şişman adam, “Dill” diyerek kendisini tanıttı.
“Zamanım çok az, hemen konuya girsek iyi olacak” dedi.

“Benim için de iyi olur Bay Dill. İlgilendiğiniz belli bir yer var mı?”

“Doğrusunu isterseniz, evet. Kasabanın kenarındaki eski bina.”

“Sütunlu ev mi?”

“Ta kendisi. Yanılmıyorsam üzerinde satılık tabelası var.”

Aaron kuru bir sesle, “Evet” dedi. “Bizim satış listemizdedir.”

Kalınca bir defterin yapraklarını karıştırdı.
“160 yıllık bina, 8 odası, 2 banyosu, otomatik gaz fırını, geniş terasları ve çevresinde ağaçları var. Çarşıya, okula yakın… 750.000 dolar…” diye okudu ve ekledi:
“Hâlâ ilgileniyor musunuz?”

Adam oturduğu yerde rahatsız olmuş gibi kıpırdandı ve “Neden olmasın?” dedi. “Olumsuz bir yanı mı var?”

Aaron, “Aslına bakarsanız” dedi. “Bu evi defterime yalnızca yaşlı Sade Grim’in hatırı için kaydettim. Ev asla onun istediği kadar etmez. Uzun zamandır onarım görmemiş çok eski bir binadır. Bodrumu ise yılın yarısında suyla doludur.”

“Öyleyse sahibesi neden bu kadar çok istiyor?”

Aaron omuz silkti ve “Herhalde kendisi için manevi değeri olacak” dedi. “Çok eskiden buyana ailesine aitmiş.”

Şişman adam gözlerini yerde gezdirdi. “Bu çok kötü” dedi.

Başını kaldırıp Aaron’a baktı ve çekingen bir biçimde gülümsedi. “Hoşuma gitmişti. O, nasıl söylesem bilemiyorum, tam aradığım evdi.”

Aaron güldü. “100.000 dolara belki iyi bir alışveriş olurdu ama, 750.000 dolara… Sanırım Sade’in düşüncesini de anlıyorum. Hiçbir zaman fazla parası olmadı. Kendisine kentte çalışan oğlu bakıyordu. Sonra adam 5 yıl önce öldü. Evi satmanın akıllıca bir iş olacağını biliyor. Fakat gönlü bir türlü evden ayrılmaya razı olamıyor. Bu yüzden eve kimsenin almaya yanaşamayacağı bir fiyat koyuyor. Böylece kendini avutuyor.”

Aaron üzgün bir ifade ile başını salladı ve “Dünya ne kadar garip değil mi?” diye sordu.

Dill soğuk bir sesle “Evet” dedi. Sonra ayağa kalktı ve “Kendisini bulup fiyatı biraz düşürmesini isteyeceğim” dedi.

Otomobilini Bayan Grim’in evinin önündeki yıkık dökük çürümüş tahta parmaklıkların önüne park etti. Evin çevresini tümüyle yabani otlar kaplamıştı. Kapıya çıkan kadın kısa boylu, beyaz saçlıydı. Yüzündeki hatlar, küçük inatçı görünüşlü çenesine dek iniyordu. “Bay Dill olmalısınız” dedi. “Aaron Hacker buraya gelmekte olduğunuzu telefonda söyledi. İçeri girmez misiniz?”

Dill, “Dışarısı korkunç derecede sıcak” diye söylendi.

“Öyleyse içeri girin. Buzluğa biraz limonata koymuştum. İçeriz…”

İçerisi loş ve serindi. Pancurlar kapatılmıştı… Eski tarz geniş koltuklarla döşenmiş büyük bir salona girdiler. Yaşlı kadın ellerini sıkıca kenetleyerek sallanan bir sandalyeye oturdu. Şişman adam öksürdü.

“Bayan Grim, az önce emlakçınızla konuştum.”

Kadın, “Tümünden haberim var” diye sözünü kesti. “Aaron fikrimi değiştirebileceğiniz düşüncesi ile sizi buraya yollamakla akılsızlık etmiş.”

“Bayan Grim, sizinle biraz konuşabileceğimi sanmıştım.”

Bayan Grim sallanan sandalyesini gıcırdatarak arkasına yaslandı. “Konuşmak için para alınmaz, ne istiyorsanız söyleyin…”

“Evet, haklısınız.”

Adam beyaz bir mendille yüzünün terini sildi. “İzin verirseniz anlatayım” dedi. “Bir iş adamıyım. Bekarım. Uzun yıllar çalıştım ve iyi bir servet yaptım. Artık dinlenmeyi hak ettim. Yaşamımın sonlarını geçirebileceğim sakin bir yer arıyorum. Burayı sevdim. Birkaç yıl önce Albany’ye giderken buradan geçmiştim. O zaman bir gün buraya yerleşebileceğimi düşünmüştüm. Bugün kasabadan tekrar geçerken, burayı gördüm. Tam istediğim yerdi.”

“Burayı ben de severim, Bay Dill. Böyle oldukça yüksek bir fiyat isteyişimin nedeni de bu zaten.”

Dill gözlerini kaldırıp yaşlı kadına baktı.
“Oldukça yüksek bir fiyat değil mi? Kabul etmelisiniz ki Bayan Grim, bugünlerde böyle bir ev en fazla…”

“Yeter” diye bağırdı kadın. “Bay Dill bu konuda sizinle kesinlikle tartışmak istemiyorum. Eğer istediğim parayı vermeyecekseniz, üzerinden durmayalım.”

“Fakat, Bayan Grim.”

“İyi günler Bay Dill.”

Adamın da aynı şeyleri yapmasını belirten bir tavırla ayağa kalktı. Fakat adam kalkmadı ve “Bir dakika bayan” dedi. “Delilik olduğunu biliyorum ama, istediğiniz parayı ödeyeceğim.”

Yaşlı kadın uzun süre adama baktı. “Emin misiniz, Bay Dill?”

“Kesinlikle, yeterince param var. Eğer evi satmanızın tek yolu buysa, parayı alacaksınız.”

Bayan Grim hafifçe gülümsedi. “Sanırım limonata iyice soğumuştur. Size getireyim. Siz içerken ben de evi anlatırım.”

Kadın elinde tepsiyle geriye döndüğünde Bay Dill yine mendille alnındaki terleri siliyordu. Limonatayı zevkle yudumlamaya başladı.

Yaşlı kadın sallanan sandalyesine yaslanırken, “Bu ev” diye söze başladı. “1902’den buyana aileme aittir. Kasabadaki en sağlam ev olmadığını da biliyorum. Yine de bu eski evi severim. Bilmem anlatabiliyor muyum?”

Bay Dill, “Evet” dedi.

“Michael 9 yaşındayken babası öldü. Ondan sonra sıkıntılar başladı. Michael belki de benden çok babasını özlüyordu. Çok vahşi ve haşin bir çocuk olmuştu. Liseyi bitirince kasabayı terk edip kente gitti. Kentte ne yaptığını bilmiyorum. Fakat başarıya ulaşmış olmalıydı. Bana düzenli para gönderirdi.”

Bayan Grim’in gözleri nemlenmişti. “Kendisini dokuz yıl görmedim. Dokuz yıl sonra geldiğinde başı dertteydi. Yanında küçük, siyah bir valizden başka bir şey yoktu. Valizi elinden almak istediğim zaman bana vurdu. Bana, annesine vurdu. Ertesi gün birkaç saat için evi terk etmemi söyledi. Ne yapmak istediğini açıklamadı. Döndüğümde valiz ortadan yok olmuştu.”

Bay Dill gözlerini limonata bardağına dikmiş öylece dinliyordu.

“O gece evimize bir adam geldi. İçeriye nasıl girdiğini bilmiyorum. Michael’ın odasından sesler duydum. Oğlumun içinde bulunduğu tehlikenin ne olduğunu öğrenmek istiyordum. Kapının arkasından dinlemeye çalıştım. Fakat yalnızca bağrışmalar tehditler ve…”

Bayan Grim bir an durakladı. Omuzları sarsılıyordu. “…Ve bir silah sesi duydum” diye devam etti. “İçeriye girdiğim zaman yatak odasının penceresi açıktı ve yabancı gitmişti. Michael’ım yerde yatıyordu. Ölmüştü… Tüm bunlar bundan 5 yıl önce oldu. Ondan sonra polis bana olanları anlattı. Michael ve tanımadığım o adam birçok suç işlemişler. Bir sürü yerlerden birkaç milyon dolar çalmışlar. Michael parayı alıp kaçmış. Parayı bu evde, hâlâ bilemediğim bir yere saklamış. Sonra diğer adam payını almak için oğlumu arayıp buldu; paranın yok olduğunu görünce de oğlumu öldürdü.”

Başını kaldırıp adama baktı. “İşte o zaman evimi 750.000 dolara satışa çıkardım. Bir gün oğlumun katilinin döneceğini biliyordum. O bir gün gelip fiyat ne olursa olsun evi almak isteyecekti. Tüm yapacağım, yaşlı bir kadının eski evine bu kadar çok para vermeye razı olacak adamı beklemekti.”

Bayan Grim sandalyesini ağır ağır sallıyordu.

Dill bardağı yere bıraktı, diliyle dudaklarını yaladı. “Uf!” dedi. “Bu limonata çok acı…”

Bakışları canlılığını kaybetti, hafif titremeyle başı, omuzunun üzerine cansız düştü.

Henry Slesar - Temiz cinayetler, Bütün Dünya, Mayıs 1999

2 Beğeni