Sen İyi misin?

GİRİŞ

Bir insan neden öldürür?

Her geçen gün karmaşıklaşan dünyamızda yer edinmek için mi, yoksa kendi dünyasındaki can sıkıcı şeylerden kurtulabilmek için mi?

Aslında ikisi de değil… Çünkü bu, sanıldığı gibi üzerine konuşulup tartışılacak türden bir şey değil.

Bir insan öldürür, çünkü bu bir içgüdüdür ve bu içgüdü dünyanın en temiz insanından en kokuşmuş insanına kadar herkesin içinde bulunur. Ama bu, biz insanların birbirimizi öldürmemiz için yeterli bir sebep değildir.

İnsana, öldürmek için bir neden gerekir… Düz yolda bile koşamayan bir insan ölümle burun burunayken kendisinin bile anlamlandıramayacağı hareketlerde bulunabiliyorsa, öldürmek için de böyle bir neden gereklidir. Zaten üzerine felsefe yapılanlar da hep bu nedenlerdir: “İntikam istemek adalet midir?” “İnsanlığa zulüm eden birini öldürmek bizi o kişiden iyi mi yapar kötü mü?” “İyinin ve kötünün hâlâ göreceli bir kavram olduğu günümüzde bu sebepler için insan öldürmek kurban vermek mi olur?”

Zayıf insanlar (burada katillerden bahsediyorum) birini neden öldürmek istediklerini hiçbir zaman bilemezler. Çünkü bunu bilebilmek için bir insanın kendini dinleyebiliyor ve anlayabiliyor olması gerekir ki çoğu insan bunu yaptığına inanıp aslında sadece kendini kandırır.

Size bütün bunları anlatmamın tek bir sebebi var; sizlere (ve kendime) karşı daha anlaşılabilir olmak istemem, çünkü ben de size az önce bahsettiğim insanlardan biriyim.

Kısa bir süre öncesine kadar kendimi kendimin kontrol ettiğini ve kararlarımın da kendim tarafından verildiğini düşünürdüm, yanılmışım; meğer birilerini öldürmeyi sadece kana susamışlığımı dindirmesi ve kendimi, var olanı yok edebilecek kadar güçlü olduğuma inandırabilmek için istiyormuşum.

Benim de nedenlerim vardı ve bunların hepsi sadece bir paravandı, ama bunu bilmem artık bir şeyi değiştirmiyor.

Sandığınızın aksine bunları, okuyan herkese içimi dökerek rahatlamak için yazmıyorum. Kendimi kandırarak elimi kana bulamış olsam da ben artık bir katilim ve durumumu da kabulleniyorum.

Bunun anlamı… Benim artık nedenlere ihtiyacım yok. Kendimi istediğimi yapmada serbest hissediyorum ve bütün hayatım boyunca mideme giren kramplarından ve düğümlenen gırtlağımdan böylece kurtuluyorum. Çünkü kabullenmek denilen şey, bu dünyada olan biten herşeye göğüs gerebilmenin ve onunla yüzleşip üstün gelebilme çabası vermenin tek yoludur.

Şu anda… Şu anda tahmin edemeyeceğiniz kadar rahatım. Bu kitabı belki Hawaii’de bir kumsalda ya da Dubai’de bir kral süitinde bitirerek yayınevine postalayacağım.

Bunu yapmamın sebebiyse (yani rahatımın o kadar yerinde olmasına karşın bu kitabı yazmaya kalkışmamın sebebi) sizin pekte kolay anlayamayacağınız bir nedenden ötürü.

Rahatımın ve tüm geleceğimin planlanmış olduğu kısa bir süre öncesine kadar, çalışmasına bir türlü engel olamadığım beynimin, midemde yavaş yavaş bir burukluk oluşturmaya başlaması, bana yeniden can sıkıcı bir sorun çıkardığının göstergesiydi. Verdiğim uzun uğraşlar ve rezil ettiğim birkaç haftamın sonunda, midemden sızıp beynimin sağ arka lobuna bir ateş topu gibi yerleşen bu sorunumun ne olduğunu öğrenebildim.

Bu bir soruydu… Eski rahatıma dönmem için benden cevap bekleyen bir soru; ama artık o kadar düşünmek istemiyorum ki ben de yazmaya karar verdim.

Bu bir felsefe veya da kişisel gelişim kitabı değildir; sadece bir polisiyedir ve bunu yazmaktaki asıl amacımsa sizden yardımınızı istemek değil, sadece kendimle yüzleşirken biraz da olsa para kazanabilmektir.

Bir sorunumun vardı ve o sorunumun da bir sorusu vardı ve benimse artık sadece yazabileceğim bir kurşun kalemim ve kâğıdım vardı (tatlı… tatlı ve yumuşak bir kâğıt).

3 Beğeni