Solaris: Hayal Gücünün Ötesinde Bir Gezegen


(Okan Akıncı) #1

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/inceleme/solaris-hayal-gucunun-otesinde-bir-gezegen/



Derler ki bilimkurgu üçe ayrılır: Amerikan tarzı, Rus tarzı ve Lem tarzı. Lem’in tarzının ne kadar kendine has olduğunu buradan anlayabiliriz. Bilimkurgu edebiyatının en önde gelen yazarları sorulunca aklıma ilk gelen isimlerden biri Stanislav Lem’dir. Ve tabii ki Stanislav Lem deyince aklıma ilk önce onun başyapıtı Solaris geliyor. (DEVAMI…)


#2

Başına spoiler ibaresi koymamışsın, kitapla ilgili merak uyandırabilecek her şeyi faş etmişsin. Yani okurken senin listelediğin yerlerin gelmesini beklemeye şartlandırıldım. Güzel inceleme ama Allah için spoiler ibaresi koyarsan güzel olur. Başka biri yapmıştı, incelemeyi okumayı derhal bıraktım.

Özellikle de “merak unsurunu” övdüğün halde bütün merakı yok etmen çok üzdü… Jelatinimsi ve zekası olan bir okyanus kafiydi, ötesi kitabı okuyunca okur tarafından keşfedilmeli. O yüzden inceleme olmamış diyorum kusura bakmazsın…


(coşkun kuzgun) #3

Dayanamayıp yazdım, bu spoiler takıntısı, şiddetli bir klinik vakaya dönüşmüş, tedaviye muhtaç bir durum. Yahu bırakın da o kadar tanıtım yazısı olsun ki, insanlar bir fikir edinebilsin. İsterse, kitabın finali ayrıntılarıyla anlatılsın, şahsen hiç umurumda değil. Önemli olan, o kitabın veya içeriğin bütünüdür. Eğer onu tüm yönleriyle kabullenemiyorsan veya tümünden tad alamıyorsan, demekki o noktada, sadece geçici heyecan veya adrenalin, -ne derseniz deyin- peşindesiniz demektir. İnsanların çoğu, bir filmi veya kitabı defalarca izliyor ve okuyorsa, demekki, ‘spoiler’ takıntısının bir anlamı yoktur. Veya gereğinden fazla abartılıyordur. Durup bir sorgulayalım derim.


(Davram Bashere) #4

Dikkat: Şiddetli spoiler içerir…

Solaris, benim için Mülksüzler’le birlikte bilim kurgunun iki başyapıtından biridir. Şöyle:
İlk olarak, Lem’in kitaplarında sıkça rastlandığı gibi iletişim üzerine dehşetli bir denemedir. İnsanoğlu bıngıldak misali beyniyle hasbelkader uzaya açıldığında beklediği klasik “uzaylı” yaratıklar yerine anlayamadığı, iletişim kuramadığı bir tür zeka ile karşılaşır. Yüz yıl kadar soruna kafa patlatıp sonunda bir bıkkınlık hissiyle Solaris bilimini bir kenara bırakarak neredeyse ölü bir bilim haline getirir. Aslında, kitabın onca ağırlığına karşın bir tür mizah ta görebilirsiniz: Körler sağırlar birbirini ağırlar durumu. Okyanusu x ışını bombardımanına maruz bırakırsın, o da kronşikleşmiş vicdan azabı sujelerini kişileştirip, tutar Rheya olarak sana geri yollar. Sonuç: İletişim sıfır. X ışınına karşın Rheya! Komik…
İkincisi, yaratım süreci. Özellikle “kuşkulu metinlerden seçmeler” ve okyanusun yaratımlarınin (bakışıkçalar, bakışımsızlar, öykünceler…vs) betimlenmesini okudukça şunu sorarsınız: Tanrı’nın yarattığı insanla okyanusun yarattığı kişiler arasında ne fark vardır aslında? (Bu noktada, Lem’e sormak isterdim: Gidip gördünde mi böyle detaylı anlatıyorsun benim hayal etmekte zorlandığım şeyleri?)
Son olarak, insanlık durumu üzerine. İstasyondaki üç kişi, bir yandan Okyanus’tan yakayı sıyırmaya çalışmakta, bir yandan da birbirlerinin boğazına yapışmaktadır. Peki bu bize ne anlatır?
Film uyarlamalarına gelince. Soderbergh uyarlamasını bir arkadaşımın “sonunda Kelvin ve Rheya sonsuza dek mutlu yaşarlar” yorumundan sonra sinirim tepeme çıktı, izlemedim bile. Tarkovski uyarlamasını ise ben beğenmiştim açıkçası. Filmi, romanı olduğu gibi sinemaya aktarmak yerine Andrei’sel bir anlatımla “esinlenme” olarak tanımlayabilirim belki.
Kısaca, eğer hem bilim kurgu, hem edebiyat, hem de felsefe seviyorsanız Solaris tam size göre. Aslında sadece bilim kurgu seviyor olsanız bile okumalısınız. Solaris belki size edebiyatı da sevdirebilir.


#5

Yorumun bayağı agresif. Ben de yazıyorum. Yazarlar da eminim ki, bu “sürpriz”, “şok”, “ters-köşe” vs. tekniklerini, biz okurlar bizzat okuyup deneyimleyelim diye kullanıyorlar. Ben kitaptan ne çıkaracağımı herhangi bir otoriteye, şahsa yahut kuruma danışmak durumunda değilim. Kitabı okuyup senin “içerik” dediğin, kitabın felsefesini ve her paragrafa yapılabilecek Freud/Jung eksenli psikanalizi de kapsayacak detaylı bir incelemeyi, kitap hakkında “şartlandırılmaksızın” bizzat kendim yapmayı tercih ederim. “Sonunda Bruce Wills’in de ölü olduğunun anlaşıldığı 6. His filmi” diye bir film incelemesi yapsam nasıl olur mesela? Filmin en vurucu noktası zaten Bruce Wills’in ölü olduğunun anlaşıldığı sahne değil mi? “Önemli olan içerik ve bütündür” deyü bunu faş edersek gayet saçma olur. Hakeza bir kitap incelemesinde de durum böyle. Üstelik, filmi hiç izlemeyen birisi, tamamen Bruce Wills’in “ölü olduğunun anlaşıldığı” sahneye odaklanarak izleyecek filmi. Geri kalan kısımları kaçıracak, derinlemesine izleyemeyecek. İster istemez ona şartlandı çünkü. Yine, hakeza, bu inceleme yüzünden de kitabı eline alınca ana karakterin karısıyla ilgili halüsinasyonu vs. düşünerek okuyacaksın. Bu benim geçici heyecan ve adrenalin peşinde koştuğum anlamına gelmiyor. Bu, benim kitaptan alacağım ferdi zevkin maksimum seviyeden minimuma acımasızca düşürüldüğü anlamına geliyor. Bu sebepten ötürü, spoiler takıntısının bayağı büyük bir anlamı vardır.


(coşkun kuzgun) #6

‘Deathrider’ benim tepkim ki; internette artık bıktıran ve mide bulandıran, bir ‘spoilersız inceleme’ diye bir kavramın her tarafa sirayet
etmiş olması. Aslında biraz da genele karşı söylüyorum bunları. Bir de bu kelimenin türkçeye karşın girmiş olması, beni iyice çileden
çıkarıyor. Kusura bakma ama, senin yukarıdaki ilk yorumunda söylediğin, faş etme ve spoiler takıntısı, güzel ve iştah açıcı bir koku
veren yemeğin ‘kokusunu duyunca iştahım kaçtı’ demeye benziyor. Birçok insan kendi favorilerini, bu kokularla/tanıtımlarla ediniyor.
Belki biraz abartmış olabilirim; bir filmin veya kitabın finalinin ayrıntılı olarak açıklanması, kabul edilebilir bir şey olmayabilir. Her ne kadar bu benim algımı etkilemese de. Bu konuda hak veriyorum. Ama, ben senin bahsettiğin 6. His filmini daha önce izlediğim halde, merak ettim mesela şimdi. Finalini bile unutmuşum üstelik. Aynı şekilde yukarıdaki Solaris bahsinde de, yıllar önce her iki filmi de izlemiş olmama rağmen, şimdiki algılarımla tekrar izlemek ve okumak isterim, bu da benim merakımı uyandırıyor. Aslında bütün mesele, nereden baktığına bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Amacım spekülasyon yapmak değil, ama ben de bir örnek vereyim; Matrix üçlemesini ele alalım. Devasa bir varsayılan evreni olan bu filmin finalini açıklasanız, veya başka bir sürü ‘spoiler’ verseniz ne olur? Zaten izleyici bir sürü ayrıntıyı çözmek zorunda, hem de defalarca izleyerek. Hele ki filme kaynaklık eden, başka verileri
bilmedikten sonra işi zor zaten.
Burda hemen şu soru akla gelebilir. Zaten kaçımızın ne kadar zamanı varki, Amerikayı yeniden keşfetmeye? Matrix’e konu olan kaynaklara daha önceden bir ölçüde aşina olmama rağmen, daha yakın zamanda bir dizi youtube videolarından öğrendim birçok ayrıntıyı. Bunu yapan arkadaşa da teşekkür ediyorum burdan. Beni bilgilendirdiği için.
Ayrıca izlenen veya okunan şeyden alınacak haz tamamıyla bir ego sorunudur ve otoritelere olan gereksinimi de ortadan kaldırmıyor. Ben şahsen bu kadar, denetimsiz, ve tüketim için üretim yapılan bu çöplükten tiksiniyorum. Üstelik sanat ve kültürün de tüketim nesnesine dönüştürüldüğünü düşünürsek. Tabii ki kaliteli olanları ayırıyorum. Bu noktada, alanında uzman ve sağlıklı değerlendirmeler yapan otoritelerin varlığına acilen ihtiyaç var. Kendi algılarıma ve değerlendirmelerime güveniyorum ama herkes herşeyi bilemez, bildiğinizi zannedersiniz, bir süre sonra tekrar gözattığınızda, burayı nasıl atlamışım diyerek kendi kendinize kızarsınız.
Sonuç olarak, internette spoiler istemeyenler olduğu kadar, önemsemeyenlerin, hatta yeterince spoiler isteyenlerin de hakkı var.
Benim tepkim biraz da bunu gözümüzün içine içine sokuyor olmaları ve bunun neredeyse kurallaşması.


(Emrecan Şuşter) #7

Uzun bir süredir kendi kendisine bilim kurgu yazıp ancak arkadaş çevresinde yazdıklarını okutabilen birisi olarak demeliyim ki, kendi zekası olan okyanus fikri evet yaratıcı olsa da ancak öyle ilham perilerin kutsaması altında belirebilecek bir fikirmiş gibi gelmedi bana. Zira Bilim kurgunun esası doğal koşulların bozulması, ötesine geçilmesi veyahut bunların sıkı sıkıya irdelenmesiyle alakalıdır. Bütün bu doğallığın bozulması ve doğal olanın ötesine “kendiliğinden” geçilmesini gerektiren durumlar söz konusu olduğu için bütün bu bozulmalara neden olacak bir fark edilmesi zor bir kaynak kaynak bulmak gereklidir. Zira doğal görüntüsünü açıklayabilmesi için fark edilmesi devasa bir detayın varlığı gereklidir.

Bir okuyucu olarak pekala ki bu durum enteresan gelebilir, ancak yazarken insanın beyninde çakan şimşeklerin bir böyle yapıyı oluşturması bana pek zor gelmiyor. Zira yazarken kendiliğinden böyle bir yapı insanın kendi beyninde canlanacaktır. İnsan beyni örüntülerin arasındaki boşlukları doldurmaya eğilimlidir sonuçta. Ancak; böyle bir yapıyı eğrelti durmayacak şekilde böyle bir ortamda hazır tutmak iyi bir yazarın yeteneğidir; bu da yazarın yaptığı işin ne kadar kaliteli olduğunu gösterecektir. Ancak dediğim gibi, “Bu nasıl hayal gücü?” denecek bir iş değil bu; insanın bilişsel yeteneklerinin bir ürünü olarak ortaya çıkabilecek bir fikir, önemli olan böyle bir fikrin ortaya çıkmasını sağlayacak bir ortamdır.

Maksadım kitabı kötülemek değil tabii ki, aksine olumlu bir yorum yapıyorum. Ancak makalenin yazarının çok yanlış bir yere odaklandığını düşünüyorum. Bu arada konudaki tartışan gençlere de bir yorumum var, bir şeyi nezaketle ifade etmenin binlerce yolu olabilir.


(Davram Bashere) #8

Meseleyi sadece kendi zekası olan bir okyanus olarak görmek… Ana fikri kaçırdık burada galiba. İletişim ve yaratım üzerine ironinin inceliklerini konuşmak gerekirken canlı okyanusa verip veriştirmek… Bence kitabı bir daha, gerekirse bir daha -ama cümleler ve paragraflar üzerinde biraz daha düşünerek- okursanız, yazdıklarınızın sadece arkadaş çevresiyle kısıtlı kalmayabileceği olasılığını fark edeceksinizdir diye düşünüyorum.


(Emrecan Şuşter) #9

Esasında kitap üzerine bir eleştiri sunmadım, hatta belki de kitapla alakalı hiçbir şey söylemedim diyebilirim. Yazıyı, bir tanıtım yazısı olarak yetersiz bulduğumu dile getirmek istemiştim. Her ne kadar can alıcı bir nokta olsa da dile getirilmese daha etkili bir yazı olabilirmiş demek istedim.


(Davram Bashere) #10

Ama yazınızın ilk iki paragrafında (uzun cümlelerden anlayabildiğim kadarıyla) kitaba yönelik bir eleştiri dile getirilmiş gibi duruyor bence azizim. Zaten kitaptaki can alıcı noktanın da canlı okyanus olduğunu düşünmüyorum. Eleştiriyi yazan arkadaşımızın yaklaşımının da bu minval üzre olduğu fikrinde değilim. Anladığım kadarıyla “bu nasıl bir hayal gücü” sorusunun muhatabı “canlı” okyanus değil de bizzat Solaris biliminin içeriği ki, ayni soruyu kitabı her okuyuşumda -evet, her okuyuşumda- ben de soruyorum.


(Emrecan Şuşter) #11

Açıkçası kitabı okumadığım için, ne yazık ki vaktim de param da olmadı, kitaba yönelik bir eleştiri yapmam en başından anlamsız olurdu. Okuduğum yazı üzerinde eleştiri yapıyordum ki muhtemelen dalgınlıkla kötü bir üslup hatası yapmışım. Üzgünüm, muhtemelen uykusuzluktandır. Esasında biraz da açıklamak istediğim yazıda övülen “Canlı okyanus” fikrinin bana oldukça yaratıcı görünmediği idi, ancak eğer “Canlı okyanus” fikrini bir yazıda sırıtmadan görebiliyorsak aslında bakmak gerekenin kitabın bütünü, diğer detayları olduğu idi. Zira kendi içerisinde hem tutarlı, hem de etkileyici bir ortam vardır; yazar bilim kurgunun kendi içerisinde belirlediği sınırları güzelce kullanmıştır. Sanırım böyle daha anlaşılır görünüyor ne demek istediğim.