Son Dakika

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/son-dakika/



1 Onur ve Melis’in evleneceği haberi kimseyi şaşırtmamıştı. İkili üniversite sıralarında tanışmış ve kısa süre içinde çıkmaya başlamışlardı. “Beni tamamlayan ruh eşimi buldum,” demişti arkadaşlarına Melis, Onur’dan bahsederken. Hayalperest, özgür bir kızdı. Onur ise matematik öğretmeni babasının kopyasıydı; sakin ve disiplinli… “Ben bu kızla evlenirim hacı,” diyordu Onur. Damarlarında coşkuyla akan rakının bahşettiği öz güvenle… (DEVAMI…)

1 Like

Öykülerini seviyorum Ufuk, gerçekten. Nötron Yıldızı’nı da okudum, lâkin kafasız bir adam olmam hasebiyle uzay mevzusuna tam olarak sokamamıştım kendimi, ama yine de beğenmiştim. Bu, seninle tanıştığım ilk öyküyü hatırlattı bana, her ne kadar bu daha çeşitli bir öykü olsa da.

Mizah var burada, ince düşünülmüş benzetmeler var, günlük hayatta kullandığımız terimler var, bütünüyle sıradanlık var. Ve ben bunu bir çırpıda okudum. Üslûbuna zaten hastayım, bir de ilginç bir fikir gelince aklına, kurgusundan karakterlerine enfes bir öykü yazıyorsun.

Beni mest eden noktaları tek tek alıntılamayacağım, zira bi’ hâyli çok. İngilizce konuşan milletlerin “pounding headache” diye tanımladığı bir baş ağrısıyla okudum bu öyküyü ki böyle durumlarda genel olarak işlevsiz bir insan hâlini alıyorum.

Melis’in kendini öykünün başında Türk filmlerine verdiğini öyle iyi unutturdun ki bana, sonda “aa,
doğru lan!” dedim keko gibi, düşün. Süt Kardeşler detayı bana göre değildi sadece, ama öykünün başını ve sonunu kırpıp bu yerlere daha tekinsiz şeyler eklendiğinde öykü bambaşka bir hâl alabiliyor. Zekice. Alkışlıyorum.

Var ol Ufuk :krs:

1 Like

Merhabalar, ne mutlu senden böyle güzel bir mesaj almak. Takip edildiğimi bilmek, öykülerimin benzerliklerinin yakalnıp, farklılıklarının analiz edildiğini görmek bana müthiş keyif veriyor ve beni daha sık yazmam için teşvik ediyor.

Hatırladığın öyküm Buluşma olsa gerek. Orada da benzer bir olay örgüsü vardı. Ama senin de belirttiğin gibi, Son Dakika, içiçe geçen sarmalları, zaman zıplamaları ve farklı alt metinleri ile daha “dolu” bir öykü. Açıkçası sen ve @Osman_Eliuz benzerliğe parmak basmadan önce ben bu anımsatmanın farkında değildim. Bambaşka iki çıkış noktasından gelip, farkında olmadan benzer iki kurguya yönelmemin, iki temanın birbirine yakın oluşundan kaynaklandığını düşünüyorum. Bir sonraki temada artık öcülerden böcülerden çıkacağımız için daha duygusal, daha samimi ve içten bir öykü kaleme almayı düşünüyorum. Bakalım, göreceğiz. :slight_smile:

Mizah, hayatın içinden basit ama yerinde benzetmeler, ses, görsel, tat gibi duyumlara oynamak, farklı hislerin peşpeşe uyarılması gibi hikaye anlatım tekniklerini kullanmayı seviyorum. Okuyucuyu roller coaster’da gibi tuttuğunu, sürükleyici ve eğlenceli bir okuma tecrübesi sunduğunu düşünüyorum. Bir de öykülerimde hayatın içinde sıradan insanların başından geçen ilginç olayları anlatmayı seviyorum. Sonuçta hiç birimiz kral, kraliçe değiliz ama kafamızın içinde kimseyle paylaşmadığımız bir krallıkta yaşıyoruz. O krallığın kapılarını açmaya çalışıyorum öykülerimle…

Valla Melis’in rüyası konusunda küfür yemeyi kabul ederek bu kurguyu oluşturdum. Öykünün sonundaki arka arkaya gelen kafa karıştırıcı gelişmelerle o küfürün yerini övgüye çevirmesini umdum okuyucunun. Cümle aralarında ipuçlarını vermeye çalıştım ama tek bir okumada yakalaması zor olsa gerek. Kendine haksızlık etme bu açıdan, diye düşünüyorum. :slight_smile: Süt Kardeşler kısmı; “küfürleri yedim, şimdi öpüp barışalım” bölümü. Barıştık mı seninle de ? :smiley:

2 Likes

Hiç küsmedik Ufuk, ayıpsın ^^

Ben seninle ilk olarak Veba Temalı Bir Öykü Yazınız ile tanışmıştım, iyi ki de tanışmışım.

Bahsettiğin ipuçlarını kaçırmış olmalıyım, tekrardan bir okuyacağım öyküyü. Ama genel itibariyle zevk aldım okurken ki önceden de belirttim bunu.

Pusuda bekliyor olacağım yeni öykülerini.

Veba Temalı Bir Öykü Yazınız benim için yeri ayrı bir öyküdür. Büyük keyif alarak yazmıştım. Hem temayla yapboz gibi oynamak, hem olay örgüsü kurallarını bozmak, hem de tüm duyulara hitap etme noktasında başarılı bulduğum bir öykümdü. Beğenmiş olmandan memnun oldum. :slight_smile:

Bulduğun ipuçlarını paylaşırsan, beraber değerlendirebiliriz. :slight_smile:

Yeni öyküleri beklerken, katıldığı yarışmada birincilik ödülü kazanmış Zeplin isimli öykümü okuyabilirsin; http://yerlibilimkurguyukseliyor.com/2018/03/06/sayi11/#p=14

ya da blog adresimden, diğer öykülerime ulaşabilirsin :slight_smile:

Bu da yetmezse, Ekşisözlük’teki öykü başlığıma da göz atabilirsin:

https://eksisozluk.com/gurlinonun-kisa-hikayeleri--4933004

Tüm bunların bir sonraki Seçki’ye kadar yeterli olacağını umuyorum. :slight_smile:

2 Likes

Selamlar.

Çok samimi bir hava vardı öyküde ve bu öykülerin hepsinde aynı şekilde. Okurken ortama ayak uydurmak için debelenmiyor okuyucu, zaten direkt içinde.

Diyaloglar konusunda çok başarılı buluyorum seni. Her biri ben gerçeğim diye haykırıyorlar. Satir temasıyla arasındaki bağ normaldir. Sonuçta insan eski yazdığı öykülerden istemeden de olsa etkileniyor.

Eğlencesinin yanında istersem sizi gererim demişsin finale doğru. Bu konuda da başarını yadsıyamam. Başlı başına bir gerilim üzerinde çalışırsan bir gün o da tadından yenmez eminim.

Bir de öykülerimde hayatın içinde sıradan insanların başından geçen ilginç olayları anlatmayı seviyorum. Sonuçta hiç birimiz kral, kraliçe değiliz ama kafamızın içinde kimseyle paylaşmadığımız bir krallıkta yaşıyoruz.

Yukarıda sanki bana laf sokmuşsun gibi hissettim fakat ziyanı yok, canın sağ olsun :smiley:

Spiker’e bayıldım. Karakter yaratma, öyküye adapte etme hiç de kolay bir şey değil ama her öykünde bundaki başarını gözümüze sokuyorsun. Çok farklı sularda yüzüyor gibi görünsek de eminim birbirimize çok şey katacağız.

Bu arada birincilik alan öykün için ayrıca bir tebrik edeyim ve devamını dileyeyim senin için. Harikaydı, herkes okumalı.

Gelecek seçkilerde de görüşebilme umuduyla. Ellerine sağlık.

1 Like

Merhaba Osman, güzel yorumun için teşekkür ederim. İnsanların vakit harcayıp okuduğu bir öykünün, vakit/performans olarak vasat üstü olmasını arzu ederim. Umarım benim öykülerim bu ölçekte fena sayılmıyordur.

Bir de öykülerimde hayatın içinde sıradan insanların başından geçen ilginç olayları anlatmayı seviyorum. Sonuçta hiç birimiz kral, kraliçe değiliz ama kafamızın içinde kimseyle paylaşmadığımız bir krallıkta yaşıyoruz.

Yukarıda sanki bana laf sokmuşsun gibi hissettim fakat ziyanı yok, canın sağ olsun :smiley:

Kesinlikle seni kastederek yazmadım bunu. Üzerine alınacak bir durum yok, rahat olabilirsin. :wink:

Ödül kazanan öykümle ilgili başarılı dileklerin için teşekkürler. Daha nicelerine inşallah. :slight_smile:

1 Like

Samimi bir öyküydü ve yalın bir dille anlatılmış. Biraz daha betimleme ve süslü anlatım beklemedim değil. Olay akışı güzeldi. Televizyonda yayınlanan kısımları beğendim, güzel bir hava katmış. Sauron göndermesi hoş bir detaydı. Sonu klişe olsa da Süt Kardeşler’ e bağlamak tema açısından ve karakterin bunun etkisinde kalması nedeniyle güzel fikirdi. Diğer seçkilerde görüşmek üzere. :slight_smile:

Merhaba Duygu, öykümü okuyup yorum yazdığın için teşekkür ederim. :blush:

Olabildiğince basit ve yalın bir anlatım kullanmayı, üzerine de güncel ya da fantastik betimlemeler eklemeyi tercih ediyorum. Öykülerimde hikayenin, olay örgüsünün ön planda olmasına dikkat ediyorum. Fazla süsleyip okuyucunun konsantrasyonunu oraya çekmemeyi seçiyorum genellikle. Buna rağmen, haklısın, belki betimleme miktarı arttırılsa daha doyurucu bir metin olabilirdi. Bunu düşüneceğim. :slight_smile:

Öykünün riskli bir sonu vardı, genel anlamda okuyucuda bir tatmin oluşturabildiğimi görüyorum, bu da iyi bir şey olsa gerek. :stuck_out_tongue: Son dakika haberleri hikaye akışındaki tek düzeliği kırması ve farklı bir perspektif katması açısından yerinde oldu diye düşünüyorum. Sauron göndermesini tutup tutmama konusunda kararsız kaldım ama en sonunda “kalsın be ya!” dedim bıraktım. :slight_smile:

Ama kurgunun ana çıkış noktasını henüz kimse fark edememiş. Bakalım kurgudaki esinlenmeyi yakalayabilecek birisi çıkacak mı? :slight_smile:

Sonraki seçkilerde tekrardan görüşebilmek dileğimle…

1 Like

Selam,

Öncelikle biraz subjektif olacak ama öyküyü okurken Cloverfield filmi aklıma geldi. O filmde de 30-40 dakika boyunca New York orta/orta üstü gençliğinin son derece gerçekçi ve hayata dair hikayesi işleniyordu ve ben çok sevmiştim. Senin hikayende de aynı sınıfın Türkiye’deki evliliğe giden yol, evlilik ve ilişki dinamiği o kadar iyi anlatılmış ki hiç gulyabani olmasa da keyifle okurdum.

Ben ayrıca gerilmem gereken yerleri son derece keyifle ve ağzımda bir sırıtışla okudum. Gulyabani karakterinin eve girmesi vs. bana çok eğlenceli geldi. Gulyabani’yi çok sevdim.

Elbette ki son dakika haberleri vs. böyle olmazdı ve rüya ile burayı çok güzel bağlamışsın. Hikayenin finali de klasik bir mistik belirsizlik ambiansı yaratmış. Sonuçta türün güzel örneklerinden olmuş.
Belki tek eleştiri ( o da amacın buysa) çok korkutmadı beni bu gulyabani. Ama sanki sen de muzip bir Gulyabani karakteri çizmek istemişsin gibi geldi bana. O açıdan bir eleştirim yok da denilebilir.

Gelecek seçkilerde görüşmek üzere…

1 Like

Merhaba Murat,

Sanırım bu öyküyü yazmaya başladığımda kullandığım çıkış noktama en çok yaklaşan sen oldun:

Senin hikayende de aynı sınıfın Türkiye’deki evliliğe giden yol, evlilik ve ilişki dinamiği o kadar iyi anlatılmış ki hiç gulyabani olmasa da keyifle okurdum.
Ben ayrıca gerilmem gereken yerleri son derece keyifle ve ağzımda bir sırıtışla okudum.

Hadi fazla uzatmadan kurgumda esinlendiğim şeyi açıklayayım: Bir Olacak O Kadar hikayesi

Levent Kırca’nın inanılmaz trajikomik yaklaştığı hadiseler vardır, hepimiz gayet iyi biliriz. Olacak O Kadar’ın bir bölümünde, iki evli çift, çiftlerden birinin 4. Levent’teki evlerinde çilingir sofrasında muhabbetin belini kırmaktadır (Bugün için böyle bir şeyi televizyonda görmemizin imkansız olması ne kadar trajik değil mi?). Açık olan televizyonda bir haber çıkar, akıl hastanesinden kaçan bir hasta Levent taraflarında görülmüştür. Bizimkiler tedirgin olur ama eğlenceye devam ederler, ne de olsa çok sayıda Levent var derler… Sonra bir son dakika haberi daha gelir, manyak hasta 4. Levent’tedir. Bizimkiler tırsar. Ne yapacaklarını bilemezler. Sonra pat kapı çalar. Bizimkiler korkudan bayılır. Kapıdaki kapıcıdır, ekmek getirmiştir… (ben böyle hatırlıyorum ama yanılıyor da olabilir, çok zaman geçti üzerinden ve internette bulamadım bu videoyu) :smiley:

Bunu da hesaba katınca, gergin anları tebessümle okuman, aradığım tadı yakaladığım anlamına geliyor. Orada gergin bir durum var ama absürt yani, gerçek dışı. Komik hatta. Son dakika haberlerinin saçmalığı, karakterlerin değişen ruh halleri ve gergin anlardaki tebessüm ettiren anlatım bizi sürreal bir sonuca götüren parçalar. Senin de burada gerilmekten çok tebessüm etmen son derece doğal ve öykünün her okuyucuda farklı bir tat bıraktığını gösteriyor. Ben bundan gayet memnunum. :slight_smile:

Cloverfield benzetmene de bayıldım. Sıradan hayatları anlatması zordur. Okuyucu çabuk sıkılır ve tatmin olmaz. Cloverfiled o açıdan hiç beklenmedik bir anda dönen hikayesi ile başarılı bulduğum bir filmdir. Benim hikayeler de sıradan gibi başlayıp sonra bambaşka yerlere gidiyor sanırım. O zaman bir itiraf daha olsun bu; Cloverfield, Lost, Fringe, Last Jedi gibi yapımlardan tanıdığımız JJ Abrams hikaye anlatıcılığını takdir ettiğim ve tekniklerini kullandığım bir senarist, yazar ve yönetmendir. :slight_smile:

İlerleyen seçkilerde görüşebilmek dileğimle…

1 Like

Zihin dünyana yaklaşabildiysem ne mutlu bana. Bunu duymak beni gerçekten sevindirdi. Cloverfield’deki ortak nokta da ayrıca sevindirici. Levent Kırca’yı da bu vesileyle rahmetle anıyorum. Anlattığın skeçi hatırlamıyorum ama çok komikmiş doğrusu.
Kesinlikle bir hikayenin her okuyucu üzerinde farklı bir etkisi olabiliyor ve benim üzerimde bu hikayenin etkisi %100 olumlu oldu. Tekrar eline sağlık. Görüşmek üzere

Merhaba Ufuk,
Okudum öykünü ve eğlendim. Daha evvel de öykülerini okumuştm pişman etmiyorsun. Yalnız bu öyküde önceden tahmin ettiğim birçok şeyi kullanmışsn. süt kardeşleri, türk karakterleri, rüyayı… Bir de Survivor mevzusunu çok kullanmışsn. Bir de Survivor’ın olduğu kanalda bildiğim kadarıyla haber ajansları olmuyor. Ama rüyada gördüğünden sorun teşkil etmiyor.
Akıcı dilini, eğlenceli üslubunu seviyorum. Sauor’un gözünde de sesli güldüm. Eline sağlık görüşmek üzere:slight_smile:

Merhaba Erdoğan, öykümü okuyup yorum bıraktığın için teşekkür ederim.:hugs:

Öykü Seçkisi’ndeki öykülerimi okuyup yorumlarınla katkıda bulunduğun için ayrıca teşekkür ederim.

Yorumunda dikkatimi çeken bir kaç nokta oldu. Eğer onları biraz daha açabilirsen memnun olacağım. Henüz öyküyü okumamış olanların spoiler yememesi için mozaikleyerek değineceğim oralara. :slight_smile:

> Yalnız bu öyküde önceden tahmin ettiğim birçok şeyi kullanmışsn. süt kardeşleri, türk karakterleri, rüyayı…

Süt kardeşlerin öyküye dahil olacağını öykünün hangi kısmında fark ettiğini söyleyebilir misin lütfen? Açıkçası ben yazarken, o noktaya gelene kadar öyküye dahil olacaklarını bilmiyordum. :rofl:

İşin içinde rüya olduğunu nerede fark ettiğini de söylersen sevinirim. :slight_smile:

Türk karakterler ile ne demek istediğini tam anlayamadım. Biraz açabilir misin lütfen?

> Bir de Survivor mevzusunu çok kullanmışsn. Bir de Survivor’ın olduğu kanalda bildiğim kadarıyla haber ajansları olmuyor. Ama rüyada gördüğünden sorun teşkil etmiyor.

Survivor’ın ayarının iyi olduğunu düşünüyordum. Sonuçta bununla yatıp bununla kalkan milyonlarca insan var Türkiye’de. Oradaki eleştirim "Türk tipi aile yapısın"daki değişim üzerine aslında. Survivor örneği üzerinden, okuyucunun ilgisini de çekerek bu konuya değinmek istedim.

tv8’de son dakika haberi gösterip göstermemelerinin pek bir önemi yok aslında. Öyküde kanal ismi vermedim, öykünün geçtiği tarihi de bilmiyoruz. Pekala show tv zamanları dahi olabilir. :stuck_out_tongue: Hoş öyle dahi olsa rüya çatısı altında o da bir önem arz etmeyecektir.

Yapıcı yorumun ve geri dönüşün için şimdiden teşekkür ederim.

1 Like

Temayı gördüğümde, bu ay türk isimli karakterler, süt kardeşler, rüya, mezar vs kesin kullanılır demiştim de kendi kendime. Senin öykünde çoğunu görünce, öyle dedim.
TV8 eleştirim de daha dün izlerken dedim ki bunlarda haber filan yok mu diye, eşim bu kanalda haber olmuyor dedi. Süper dedim ya zaten bunları izleyenleri haberle meşgul etmemek gerek. :smile:
Tekrar eline sağlık görüşmek üzere
Not: ben de eşimle mecburen Survivor izliyorum :frowning:

2 Likes

Not: ben de eşimle mecburen Survivor izliyorum :frowning:

İşte bu! Fazla gerçekçi öykü yazdığımı biliyordum. Kapıyı kilitlemeyi unutmayın, yabancılara da açmayın. :smiley:

Beklentilerin sırf benim için değilmiş, şimdi anladım. :slight_smile:

Selamlar, sevgiler…

2 Likes

Sevgili @Gurlino

Bazen yazarken, yazdıklarımıız gerekçelendirmek ve altını doldurmak isteriz. Bir tür eksik tamamlama oyunu gibi. Bunu yaparken – benim kendim için yaptığım hata; çok fazla betimleme oluyor.Duygu vermeye o kadar odaklanıyorum ki fazla oluyor- bu yazında ise ““Ben kimseyi görmedim. Pist çok kalabalık, birisi önümü kapatmıştır herhalde. Nasıl biriydi?”” cümlesinde olduğu gibi ilk cümlen yeterli bile olurdu. Üç cümlenin üç farklı amacı var. Biri cevap, diğeri geçiş cümlesi, sonuncusu hikayenin devam etmesi için gerekli olan bir ivmelendirme. Bununla beraber ilk cümleye Gelin’in şaşkınlığı veya ilgisini belirten bir betimlemeyle bile bence böyle sağlam giden bir hikayede sırıtmazdı.

Ayrıca söylemem lazım, hikayenin en vurucu anı için bir düğünü seçmen çok zekiceydi. Aslında bir bakıma ürkütücü yerler olabiliyor Düğünler. Kalabalık ve gözden kaybolmak çok kolay. Ayrıca, hikaye çok gerçekçi. Öyle bir apartman olduğuna bile eminim. Bununla beraber Gulyabani ve Melis arasında, Gulyabaninin onu neden takip ettiği konusunu da keşfetmek isterdim.

Eline ve düş gücüne sağlık
Sevgiler
Dipsiz

1 Like

Sevgili Dipsiz,

Öykümü okuyup yorum yazdığın için teşekkür ederim.

Bazen aradığımız kelimeyi ya da vurguyu bir türlü bulamıyoruz ve onun etrafında dolaşmak zorunda kalıyoruz. Bazense sadece daha fazla diyalog yazmak için lafı uzatıyoruz. Belirttiğin yerdeki tek amacım ikili arasında gerçekçi bir diyalog oluşturmaktı. Düğünlerde çok olur; kulağa eğilen insanlar, bağırarak konuşanlar, tekrarlanan cümleler… Onu canlandırmak istemiştim. Eğer bu ikili çay bahçesinde oturup sakin sakin martıları izliyor olsa muhtemelen dediğin gibi yazardım. Bu biraz da yazarın o anki ruh hali ile de alakalı. Anlatması zor, sen de iyi biliyorsundur. :slight_smile:

Gerçekçi temellere oturması bu öykünün yapı taşlarından birisi. Karakterler ile duygusal bağ kurmamızın ve empati yapmamızın önemli bir aracı. Benim öykülerimin çoğunda olan bir durum bu. Apartman adını uydurdum ama :stuck_out_tongue:

Gulyabani ve Melis arasındaki ilişkinin boyutunu bilemiyoruz. O ilişkinin bir benzeri başkası için de olmuş olabilir. Ortada fizik kuralları ile kolay kolay açıklanamayan bir durum var çünkü. :slight_smile:

Diğer seçkilerde görüşebilmek umuduyla…

Sevgiler,

Merhaba Ufuk :slight_smile:

Öncelikle öyküyü beğendim efenim :smiley:
Güzel akışa sahipti. Ellerine sağlık. Ancak! Rüyaya bağladığın kısımda “Ama şimdi başlayacam rüyanızadaaaa…” dedim ki, ben daha devamını getiremeden yüzümde bir gülümseme oluştu. :smiley: Nacizhane gönlümü aldın vesselam :smiley: "
Yüreğine sağlık. Görüşmek üzere :slight_smile:

1 Like

Merhaba Umut,

Öykümü okuduğun için teşekkür ederim. Beğenmene sevindim. Eleştirine gelirsek:

@Osman_Eliuz bu konuda en güzel tanımı yapmıştı. Rüya olduğunu öğrendiğimiz yer, “Okuyucunun yazara küfrettiği yer.” iken öykünün sonundaki twist “Okuyucunun küfrünü geri aldığı yer,” diye. :smiley: Sanırım katılırsın bu tespite. :smiley:
Gönlünü alabildiysem ne mutlu. Alamadıklarım oldu çünkü :stuck_out_tongue: Ağır küfür yedim öyle böyle değil. :stuck_out_tongue:

Sonraki seçkilerde görüşebilmek umuduyla…

2 Likes