Sosyal Medya Platformlarında Rastladığınız İlgi Çekici Yorumlar

5 Beğeni

Bu konuda bir araştırma tezi yazılmalı bence de. Kahveyi ve kahve kültürünü starbucks ile bütünleştirmek ve tapmak gibi bir sorun var ortada. En çok kahve seven benim yarışması, kahvesiz bir hiçim gösterisi, kitap okuyorum ve kahve içiyorum hem de her zaman diye bir abartı şovu. Normal değil bu hareketler. Kahveyi de severim ama bunu gösteriş malzemesi haline getirmeyi saçma buluyorum. Gerçekten saçmalık.

Edit: Muhafazakârlar da çay üzerinden yapıyor bu gibi davranışları. Sanki çay ve kahve tüketmek bir hobi.

15 Beğeni

Kahveyi bir markayla özdeşleştirip üzerinden bir statü gösterme çabası çok saçma olsa da kahve bizim kültürümüzde çok derindir. Sabah yediğimiz yemek bile sırf kahve içmeden önce ona bir altlık yapma amacıyladır: “kahve altı”. Hatırı kırk yıldır. Evropa’ya da bizden sıçramıştır.

Çay tüketimi de aslında kahveyle bağlantılıdır. Cumhuriyetin ilk yıllarında otarsi amaçlayan Atatürk ithal malların yerine yerli mallar ikame edilmesine çalışmış ama iklim kesinlikle elverişli olmadığı için kahve yetistirilememis. Ancak Rize’nin mikroikliminde çay yetistirilebilmis. Bunun üzerine kahve yerine çay ikame edilmiş. Daha ucuz ve benzer özelliklere sahip olduğu için de çabucak yerini almış. Amaç ithalatı azaltmakmis ve kahve tüketimi de oldukça büyük bir ithalat kalemiymis.

13 Beğeni

Karakteri, fikirleri, düşünceleri, yaratıcılığı vs. ile toplumda fark yaratamayanlar insanlar için herhangi bir obje prestij sembolü olabiliyor. Objenin ne olduğunun çok bir önemi yok. Ancak bu şekilde toplum içinde bir nitelik kazanabiliyorlar. Kahvem olmadan kitap okuyamıyorumcular ayrı, kendi kendini kahve gurmesi kahve gurusu ilan eden tipler ayrı itici bana göre. Hatta ikinci tipler 2485 derecede 43dk ısıtıldıktan sonra maçu piçudan gelen carnauba yağında soğutulmuş çelikten yapılan kahve presinde yapılmamış kahveleri kötüleyip, bildiğimiz Nescafe içenleri kendi çaplarında aşağılıyor daha çok sinir bozuyorlar.

7 Beğeni

Ne hayatlar var… biz de bizimkine dert diyoruz. :woozy_face:

6 Beğeni

“Taze sıkılmış portakal suyum olmadan kahvaltı edemiyorum şekerim,” sayılır mı? :joy:

Valla ben yarım ekmeğin arasına vuruyorum kaşarı, salamı, yoluma gidiyorum. Çok prestijsizim evet. :joy:

5 Beğeni

Biz yaşamıyoruz ki hayatı. Sadece yaşayanların simülasyonda olduklarını hissetmemeleri için eklenmişiz. O kadar etkiliyiz ki bu görevde kimse fark edememiş pek.

16 Beğeni

Günün sonunda da akıl sağlığına dair araştırma yapacağını söyledi. :joy:

Sanırım çok uzun sürmez. :joy:

2 Beğeni

Starbucks’takiler de kahve olsa… dermişim. :slight_smile: İllaki şekerli kahve çeşitlerini seven vardır tabii, herkesin damak zevki farklı sonuçta. Ama asıl kahvesiz yapamayanlar, her gün içmeden kendine gelemeyenler (Kahvelerini evlerinde yapıyorlar genelde :slight_smile:) koyu içmiyorlar mı sanki? Kahve zincirlerinde bu çeşitler de satılıyor tabii ama bahsettiğiniz kesim uzun bir ismi olan şekerli mekerli kahveleri tüketiyorlar genelde. Böyle olunca da dediğiniz gibi şova dönüyor iş.

1 Beğeni
5 Beğeni

9 Beğeni

18 Beğeni

24 Beğeni
12 Beğeni

Maalesef bu tür sebeplerden ötürü benim de hevesim kursağımda kaldı. Önceden de hak ettiğim karşılığı alamayacağımı biliyordum ama bizzat deneyimleyince açık açık soğudum bile diyebilirim. Halbuki ne kadar can atıyordum kitap çevirmek için.

Aylardır basılmayan çevirim, baskı yapamayan küçük çaplı yayınevleri, büyük ihtimal basılmış çevirim olmadığından olumsuz olsa bile dönüş yapmayan bilindik yayınevleri, gönderilen komik sözleşmeler derken tüm şevkim kırıldı. Bu iş de hevessiz yapılacak bir şey değil asla, insan hak ettiğini alamayacağını bilince haftalarını vermesi gerektiği yüzlerce sayfa çekilmez hale geliyor.

8 Beğeni
3 Beğeni

Bence biraz duygusal bir tepki olmuş. Bu, geçmişte başka ünlü yazarlar tarafından da verildiği bilinen bir tavsiye. Kastedilen şey öykü türünün basit ya da önemsiz olduğu değil. Yazar olmak isteyen biri her şeyden önce hangi türde daha iyi olduğunu da henüz bilmiyordur ve öykü ilk etapta daha mantıklı ve güvenli görünür. Çünkü kurgulaması ve yazımı daha kısa sürer ve yazarın kendi yeteneğine dair bir fikir oluşturmasını hızlandırır. Ayrıca okunması ve yorumlanması da romana göre daha olasıdır -burada bile tanımadığımız yazarların kısa öykülerine daha çok şans veriyoruz-. Yani aslında “Romana üçlemeyle başlama, önce tekil bir roman yaz” tavsiyesinden farklı değil. Pratik sebeplerle yapılmış bir öneri.

5 Beğeni

Duygusal bir tepki olmuş evet. Yine de kanaat önderliği gibi bir durum var sanki. Türleri birbirlerine karıştırıyorlar ya da ayırıyorlar.
Kimin nereden başlayacağına dair verilen öneriler bana samimi gelmiyor bu yüzden.
Hemingway’den Yazma Üzerine’yi okumuştum geçen yıllarda. Şu türden başlayın gibi bir öneri gördüğümü hatırlamıyorum. Verdiği tavsiyeler de yazmakla ilgili pek teknik olmayan samimi denemelerdi.

“I think the novel is a quagmire that a lot of younger writers stumble into before they’re ready to go there.”

Zavallı Stephen King, öyküyü romanın öncülü, basiti, kısası sanıyor. Ahmet Karadayovski gibi bir edibiyat duayenine, bir öykü üstadına, bir yazar gurusuna danışması gerekli.

5 Beğeni

image

Belli ki ortada bir kuyruğuna basılma durumu var. Ve evet, yazar adayları zihinlerindeki kurguyu önce hikaye olarak metine dökmeli ve zihinlerinden ne çıkabildiğini öğrenmeliler.