“Ege’nin merkezinde, yeni açılan bir araştırma ve bilim akademisi yükselmişti.”
“Akademi, yalnızca bilime adanmış gençleri titizlikle seçiyor ve eğitiyordu.”
“Bilime duyulan ilgi patlama yaşamış, sınavlara binlerce genç başvurmuştu.”
“Onlardan biri de, küçük bir kasabada çekirdek ailesiyle yaşayan bendim”
akademiye katılmak için can atıyorum, sonunda içeri girdik ve siyah elbiseli bir kadın evet parmaklarınızdaki ve kafanızdaki sensörleri çıkarmayın sınavı bitiren kişi hemen çıksın sınav hemen bittince sonuçlar açıklanacaktır dedi ve sınav sonunda başladı
hemen bir sorulara göz attım. her koda baktığım anda aklımda soru beliriyordu ve nedense her hissleri iliklerime kadar taşıyordum. ilk kod bir spekülatif ile karşılaştınız ne yapardınız. o an aklıma gelen ilk cevap hemen kayıt ediliyor du ve kesin cevabım da ayrıca dikkate alınıyordu. ilk sorular merakımı daha sonra zor koşullarda ne yapacağım e büyük bir oranda bilim hakkında ki fikirlerimi dikkate alıyordu. hemen sorulara cevap verip, heycanla sonucu bekledim
sonunda yeşil elbiseli uzun bir adam geldi. kodlarınız verileriniz analiz edildi şimdi hepinize gönderdiğim sinyaller ile sınav sonucuna ulaşabilirsiniz. Birden sensörler garip bir sesle bazı sinyaller yolladı "düşünce yapınız sorgulayıcı ve maceracı pek çok bilim terimlerine hakimsiniz dilerseniz başarılı olduğunuz alanları size sayıp öneri verebilirim. İçimden evet geçer geçmez pekala siz genetik biyoloji tarih ve fizik alanına hakimsiniz dilerseniz sizi akademide genetik biyoloji tarihi bölümüne yönlendirebilirim
şimdi genetik biyoloji tarihi bölümüne girdim.
Sınıfa girer girmez, bir tıkırtı duyuldu.
Siyah elbiseli bir adam — kıyafeti bile nötr, duygu barındırmıyor.
“Bağlantı başlatılıyor,” dedi sessizce.
Gözlerimizin önüne gelen dijital katmanlar bir anda netleşti.
Sinir sistemimizde tanıdık olmayan bir frekans titreşti.
Artık izleniyorduk. Hem de öğrenirken…
Adam yavaşça sınıfta dolandı, ama bana yaklaştığında durdu.
“Sen,” dedi.
“İsim: [Adın]. Genetik eğilim: sorgulayıcı. Kod örüntüsü normal dışı. Bilgi seviyesi – aile katkılı. Potansiyel tehlike: %8.”
İçimden bir şey koptu.
Demek dosyam açılmıştı.
Hem ben kabul etmedim
hemen karşımda duran bir öğrenci arkadaşım bana alanınızda bir kod yollar bu kodu çözememiştim arkadasıma koyalayıp tekrar gönderince aynı kodu ayrıntılı gibi açınca bana sanki ol sinyali geldi ve böylece aramızda gizli kodlasmayı öğrendim
Kod bana geldiğinde sadece şekiller ve sayılar vardı.
Anlam veremedim ama “bir şey var bunda” hissi içimi dürttü.
Kopyalayıp geri gönderdim.
O an sinir ağlarımda ince bir titreşim oldu.
Gözümün önünde çok kısa bir sinyal parladı.
“OL”
O iki harf beynime kazındı.
Arkadaşım kafasını hafifçe kaldırdı, göz göze geldik.
Hiçbir şey demedi.
Ama her şey değişmişti
sistemin dikkatini çeken ben böylece daha ayrıntılı bir takibe alındım ama aslında hiç bir veri bozukluğuna rastlanmamıştı çünkü normal seyirdeydi herşey ve bir öğrenci ilk geldiğinde sık sık bu oluyormuş bu ol sinyali ile neredeyse bloke olmuştu düşüncelerim siyah adam artık her düşüncemi okuyamıyordi çünkü koyalı bir veri alanı açılmıştı arkadaşım la aramda
"Veri bozukluğu yoktu ama sistem yine de beni izliyordu.
“Verilerinde bozulma yok. Ama yine de tuhaf,” dedi siyah elbiseli adam.
Gözleri üzerimdeydi ama eskisi gibi değildi.
Artık düşüncelerim, onun sistemine yansımıyordu.
Çünkü o kod… o kopyalanmış OL sinyali, zihnimde yeni bir pencere açmıştı.
Arkadaşım… bana bir kapı verdi.
Ve bu kapı sadece ikimiz arasında açılıyordu.
Artık düşüncelerimin bazıları bana aitti.
Tamamen. Sessizce.
İlk defa kendim gibi düşündüm — izlenmeden.
arkadaşım bana tüm gizli kodları gösterdi. Ama ben illegal bir şey yapmaya niyetli değilim şimdilik gözlem yapıp bilimde ilerliyecegim. Daha sonra arkadaşım arasındaki gizli bir sinyal ağı keşif edildi bizi sorguladılar tüm verileri tek tek analiz ettiler o sırada tek yapabileceğim şey ol sinyali vermekti ise de yaradı ama arkadaşıma veri sıfırlama sinyali verdilrr tehlike arz ettikleri için buna çok üzüldüm ertesi gün arkadaşımın yanına gittiğimde beni bile tanımıyordu tuhaf olan hiç bir veri izi kalmaması gerekirken aklında kalan tek veri araştırmak istediği tangridalar adında mikroskobik canlılar dı
Ertesi sabah arkadaşımın yanına gittim.
Gözleri bana bakıyordu, ama bakmıyordu.
“Merhaba,” dedim.
Sadece başını salladı.
“Beni tanıyor musun?”
“Siz… biyoloji sınıfından mısınız?”
Tam gidecektim ki fısıldadı:
“Tangridalar…”
Döndüm.
“Ne?”
“Onlar… sinyalleri hissetmiyor. Belki de… onlar…”
Cümlesi yarım kaldı. Ama o kelime kafama çakılmıştı.
Hafızası sıfırlanmış birinin hatırladığı tek şey, sistemin silemediğigi tek şeydi
Tangridaları inceledikçe fark ettim:
Onlar sadece hayatta kalmıyorlardı.
Her taneciklerinde başka bir şey vardı.
Frekans.
Gözle görülemeyen, kulakla duyulamayan bir titreşim yayıyorlardı.
Ve bir gece… laboratuvarda yalnızken, tangridalara baktığım anda, kendimi başka bir yerde buldum.
Herkes sınavdaydı.
Herkes bağlıydı.
Herkes açıktı.
Ben elimdeki veriye baktım:
Sinaptik tarayıcıların veri akışı bir noktada üst üste biniyor.
“O an” geldiğinde, tangridal sinyalleri beynime yönlendirdim.
Bilincim sanki yerinden söküldü.
Dünya titreşti.
Zihin uğuldadı.
Ve sonra:
Sessizlik.
Gözlerimi açtığımda, artık bedenimde değildim.
Ama bendim.
Bir ses:
“Hoş geldin… ilk uyanan.”