The Toys That Made Us: Oyuncakların Hikâyesi

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/inceleme/the-toys-that-made-us-oyuncaklarin-hikayesi/



Netflix yapımı The Toys That Made Us belgeseli incelemesi ile karşınızdayız. Çocukluğunu özleyenler, nostaljik bir geziye var mısınız? (DEVAMI…)

4 Beğeni

Müthiş belgesel. Hem de her yönüyle. Doyurucu bilgi?
Var. Harika kısa canlandırma? Var. Akıcı kurgu? Var. Eğlence? Var. Mizah? Var. Bitince ufkun açılmış gibi hissetmek? Var. Var da var.

İçeriğinin yansıttığı eğlencesiyle He-Man -ya da asla alışamadığım adıyla Masters of Universe- birazcık daha öne çıkıyordu. Serinin doğuşu, çizgi film süreci falan çok keyifliydi.

Belgeseli o kadar sevdim ki, aslında 2. Sezon’da yer alan bölümlerini 1. Sezon’dalar sandığımdan, eksik olan dört bölümü aradım :sweat_smile:

Bir sonraki sezonu iple çekiyorum :blush: Lego! Transformers! Hello Kitty (Sadece neye benzediğini biliyorum.)! Star Trek (Populer miymiş?)! Her birinizin bölümlerini, sabırsızlıkla bekliyorum :star_struck:

Bana inanmıyor musunuz? Teessüf ederim. Mesajıma değilse de ana yazıya inanın bari.

3 Beğeni

Eline sağlık Seren, nostaljiyi görür görmez başladım okumaya, sonu pek çabuk geldi.

G.I Joe kısmında fenalaştım, öyle ki şu an kazık kadar olan kuzenimin çocuklarından, onlar daha bacak kadarken verdiğim G.I Joe oyuncaklarını isteyecektim, o derece :cry:

En yakın zamanda edinip izliyorum bu yapımı.

3 Beğeni

G.I Joe nasıl bir seriydi ama? Çocukken, sabahları oyuncak setinin reklamını izlerdim. Heveslendire heveslendire anlatırdılar. Ömrü hayatımdaysa bir tanecik G.I.Joe’cum olmuştu; onu da hemen kırıvermiştim.

Hazır konuda müsaitken, ben de bir belgesel önerisinde bulunayım: Turtle Power: The Definitive History of the Teenage Mutant Ninja Turtles.

TMNT’ın çizgi roman sayfalarındaki doğuşunu, oyuncak sektörüyle olan yakın ilişkisini ve çizgi film serisi hakkında bilgileri içeriyor.

The Toys That Made Us kadar eğlenceli değil, kabul. Hani merak eden olur diye paylaşıyorum.

1 Beğeni

Müjde! Müjde! (…Sizee! Netflix’ten müjde sizee! Bizi Biz Yapan Oyuncaklar’dan, ikinci sezon, müjde sizee!)*

İkinci sezon çıkmış. Tanıtım fragmanına bu linkten ulaşabilirsiniz.

*Parizyen çorabı da böylece anmış olduk :sweat_smile: Gerçekten sağlam çoraptı, ama ha! Haydutçuluk veya el kuklalı dinazorculuk için idealdi. Hey gidi, hey!

İkinci sezonu izledim. Ve hepsinin sonunda hüzünlendim. Evet, hüzünlendim. Bu zamana kadar sadece ismini cismini bildiğim Hello Kitty’de bile.

Star Trek: Serinin oyuncaklarının, seriyle büyümüş ve hatta yapımcılarının bile bilmediği ayrıntıları bilen oyuncak tasarımcılarına teslim edilmesini öğrenmek sevindirdi, önce. Ardından efsanevi gemilerden bahsedince, duygulandım.

Bir oyuncağın hem yetişkinlere hem de çocuklara hitap edebilecek olmasının kıymetini, bu bölümde daha iyi kavradım. O güzel gemi maketlerinden birine, harika hareketli figürlerden birine sahip olmak! Ah!

Bu arada, yapımcı şirket Paramount’takiler kendi markalarına yabancılıklarıyla bir kez daha canımı sıkmayı başardılar. Yani, hayranların ısrarı ve Star Wars’ın başarısı olmasa, koca seri tv sektörünün karanlık dehlizlerinde unutulup gidecekti.

Arada bir, Star Wars’ın oyuncak konusundaki ezici üstünlüğü hatırlatılıp durulması, bir süre sonra kabak tadı veriyor. Anladık! Anladık! Star Wars oyuncaklarıyla öne çıkıyor. Star Wars filmlerde olmayan veya az görünen karakterlere fiziksel bir alan ve hikaye bahşediyor. Kabul, Star Wars iyi oyuncak sattırıyor. O yüzden Disney İmparatorluğu tarafınca ele geçirildi. Ve o yüzden öldüresiye sağmaya çalışıyor, şimdi! Umarım Star Trek’in başına bu türden bir “sağma” işi gelmez.

Transformers: Beni en çok şaşırtan bölüm bu oldu.

Harika bir ticari ürün olan serinin tam bir kültürler arası etkileşim ve ekonomik sürecin sonucu ortaya çıktığını öğrenmek, beni hayrete düşürdü. Durum Barbie gibi devşirmelikten öte, tam bir etkileşim söz konusu. Kim dedi ki, G.I.Joe oyuncaklarının Japonya’dan Amerika’ya yolculuk yapıp, efsanevi oyuncak serisine dönüşeceğini. Arada, çizgi filmlerdeki kaset çalar Decepticon’un kökenini açıklığa kavuştu; meğersem başka serinin parçasıymış.

Beast Wars’ın orjinal Transformars serisine dahil olduğunu ve bizde de yayınlanan Gobotlar farklı bir Japon oyuncak serisinden çıktığını öğrenince bir şok daha geçirdim. Çocukken ikisini de Transformars çakması sanıyordum.

Optimus Prime’ın ilk tasarımından itibaren lider olduğunu, arabalarla alakası olmayan bana vosvos -ya da diğer adıyla tospağa- aşkı zerk eden Bumblebee’nin ilk jenerasyondan olduğunu

Japon tasarımcısına yapılan övgü, beni fazlasıyla duygulandırdı.

Lego: Hello Kitty ile birlikte en sakin geçen bölümlerden biri. Sırayla serinin doğuşu ve gelişim süreci anlatılıyor.

Ah! Kale setinin en sevilen setler arasında yer almasına şaşmadım. Kendi yan sanayi legolarımla o kalenin bir benzerini yapmaya çalışırdım.

Legonun neresinde mi duygulandım? Firmanın ilk çıkardığı tahtadan ördeğin lego versiyonunu görünce. Küçük tahta ördekten, nerelere. Tamam, tamam. Her filme set çıkarmayı aşıp, kendi yarattıkları özel hikayelere set çıkartmaları sebebiyle çocukların gözlerini sevinçten kocaman açtırırken, ebeveynlerin yüzünde koskocaman mutsuzluk yerleştirmesi var. Ne yapalım. Oyuncakların gizemli cazibesi işte.

Hello Kitty: Bir oyuncak değil, bir tür simge, parmakla gösterilen bir şahsiyet gibi. Oyuncak dünyasının eşya sattıran ünlüsü gibi, satılması istenen ne varsa, “Bunu bir dene,” dermişcesine kendini gösteriyor.

Lisanslı olarak, akla gelmedik her şeyin Hello Kitty’si var! Altını tekrar çiziyorum, akla en son gelecek hemen hemen her şeyin bir Hello Kitty’si var! Aklınıza kolay kolay gelemeyecek hemen hemen her şeyin!

Burada da beni duygulandıran şey, Hello Kitty markasının baş isminin şirket sloganı "Küçük bir hediye, büyük bir gülümseme."den yola çıkıp, sevimli kedimizi birleştirici bir simgeye dönüştürmesi oldu. Bu elbette ürün sattıran bir simgeye haddinden fazla değer atfetmek sayılır. Katılıyorum. Ama, aynı oyuncak serisinden bahsederken birileriyle ortak bir paydada birleşilebilinmesi, naifte dursa, yeşil ve soğuk kan pompalayan Fason Vulcanlı kalbimi ısıttı.

1 Beğeni

Gözlerim yaşardı ,gurur duyuyorum.

Neden? Söz konusu olan, merdiven altı üretilmiş lisanssız oyuncaklar. Ha tabii, koleksiyoncular için değerleri var; orası tartışılmaz.Kastınız oysa, evet, değeri sonradan artacak bir ürün çıkartmış yerli üreticiler. Elbette büyük ihtimal, o uzun vadeli yatırımdan pay sahibi olamamışlardır :sweat_smile:

Neden mi gözüm yaşardı ? Neden mi gurur duydum ? Çünkü bizler osmanlı zamanında daha ilk kağıt para basılmadan sahtesini basmış olan bir halkız . Atalarımızın başarısını yıllar sonrada devam etiğini görmek gurur verici.

Hmm… Kastınız, güleriz ağlanacak halimize, durumu gibi bir şey demek.

Şeytanın avukatlığına soyunarak, bu girişimin, dönemin Türkiye’si ve oyuncak piyasasını dikkate alarak, sürecin böyle olması kaçınılmaz gibiymiş. Günümüzde lisanlı ürünlere daha kolay ulaşabiliyoruz. Geçmişteyse lisanslı ürüne ulaşması da fiyatı sebebiylen -günümüzde de değişmediği üzere- alabilmesi de güçtü. Dünyayı kasıp kavuran film serisinin coşkusu varken, oyuncağı da en gözde oyuncak olacaktır. Lakin piyasada oyuncağı çok az ve ateş pahasıysa, yani ulaşılamıyorsa, yerli üreticinin filmdeki karakterleri kullanarak ucuz çözümlerle çıkagelmesi, şartların ve oyuncak piyasasının doğasında.

Eh, orjinal Star Wars oyuncakları bile, önce kartonunu alın, biz seneye gerçeklerini size postalarız, durumuna getiren üretim yetersizliğinden muzdaripti. Yerli oyuncak piyasasında Star Wars’ın tesiriyle oluşan uzay macerası ve uzay oyuncakları talebini karşılaması kaçınılmazdı. Onların dolduramadığı boşluğu, yerli üretici doldurdu. Bu oyuncak üreticilerinin dünyasında gayet doğal bir durum.

Hayıflandığım nokta, filmin rüzgarıyla kısa vadeliğine üretilmiş olunması. Biraz daha cesur davranılsa, süreç bir adım daha ileriye taşınır ve kendi hikayelerine sahip yepyeni uzay macerası oyuncak serilerini çıkartabilirlerdi. Bu işler, imitasyonla başlayıp, kendine özel setini yaratmaya doğru giden bir süreç içermekteyken, çeyreğinde durulması kayıp. Ne yazık ki küçük düşünülmüş.

The Toys That Made Us,yani Bizi Biz Yapan Oyuncaklar belgeselinin üçüncü sezonu 15 Kasım’da, Netflix’te yayınlanacak. Bu sezonki oyuncak serileri, Power Rangers, My Little Pony, Wrestling ve TMNT.

Geçen üçüncü sezonu izledim. Belgesel serisi her zamanki gibi, matrak ve bilgilendirici. Ancak bu sefer bir özelliği fazla zorlama geldi. İkinci sezonda, her bölümün sonu, samimi tonda bir duygusallığa bağlardı. Anlamsız bir duygusalcılık değil bu. O oyuncakların arkasındaki isimlere şükran, taşıdıkları anlamlar üzerinden o oyuncaklara dair övgü taşımaktaydı. Bu yönü çoj takdir edilmiş olacak ki, yapımcılar üçüncü sezonda da aynı etkiyi yakalamak için uğraşmışlar. Fakat ikinci sezondaki bölüm sonlarına kıyasla duygusallık sönük kalmış gibi. My Little Pony haricindekilerin duygusal sonları kişisel dramalara fazlaca odaklanmış. İkinci sezonun sonlarındaki “bizler için ve onlar için anlamı” vurgusunu kaçırmış gibiler.

Biraz olmamışlık hissi veren bu ufak detay haricinde, yine keyifle izledim, yine, vay be oyuncak dünyası, dedim.

Aynı ekip bu sefer filmleri merkez alan bir belgesel serisine başladı. The Movies That Made Us. Yine Netflix’te.

Eh, oyuncak formatı tutunca aynı şeyi filmlere uygulamaları gayet mantıklı geldi. Çünkü, format tuttu tutmasına da bir yerden sonra çekmeye değer ünlü oyuncak kalmayacaktı. Aksine, yapım maceralarıyla bol bol malzeme sunacak bir yığın film var. Duygusal sonlar çıkartma konusunda da filmler daha avantajlı. Eh, The Movies That Made Us’ın ilk sezonu keyifli gitti. Devamı gelir umarım.

Şu an bunu öğrendiğim için çok mutluyum, yarın izleyecek bir şey çıktı. Bu belgesellerin oyun versiyonu da çok güzel olur.

1 Beğeni