Ursula K. Le Guin'in "Anlatış" Romanı Sinemaya Uyarlanıyor

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: https://kayiprihtim.com/haberler/edebiyat/ursula-k-le-guinin-anlatis-romani-sinemaya-uyarlaniyor/



Yakın zamanda kaybettiğimiz, başta bilimkurgu olmak üzere birçok türde harika işlere imza atmış Ursula K. Le Guin’in bir eseri daha uyarlama yolunda. Üstelik ülkemizde de yakın zamanda okuma fırsatı bulduğumuz bir romanla! (DEVAMI…)

3 Beğeni

Üfff ne habeer ama!! Çok sevindim :kalp:

Valla sevindim bende . Kitap güzeldi.İnşallah yönetmen kendinden bişeyler katmaz birebir uyarlama olur .:books::books::+1:t6:

@yavanna, @frht45 ve Anlatış’ı seven diğer dostlar. Ben bu habere hiç sevinemedim.

Bunun üç sebebi var. İlki, yapımcı şirketin genel prodüksiyon kalitesi. İkincisi, edebiyattan sinemaya aktarılırken iki farklı sanat dalının anlatım olanaklarından ve tüketim farklarından doğacak anlam kaymaları. Üçüncüsü, yönetmenin “kadın hikayesi” tanımıyla ikincinin üzerine tuz-biber ekerek romanın özünden daha da uzaklaşılması.

İlk Sebep: Yapımcı Firma Etkeni

Kendi alternatif gerçeklerine sahip spekülatif kurgu söz konusu olunca, genel soru işaretlerinin haricinde bir de prodüksiyon kalitesinin nasıl olacağı denkleme giriyor. Anlatış’ı uyarlayacak yapımcı şirket bu noktada, hem kuşku hem de umut veriyor.

Bayview Films çatısı altında, küçük sıradan hayatı konu edinen bağımsız yapımlardan, b sınıfı orta karar fantastik veya bilimkurgulara ve hatta belgesele kadar, farklı pek çok türde yapıma imza atılmış. Şirketten çıkan işler arasında, bir Philip D. Kick uyarlaması olan, 2010 tarihli Radio Free Albemuth’ta var. Şirketin genel prodüksiyon kalitesi, özellikle efekt ve özel set gerektiren türlerde oldukça zayıf. İlgili filmlerin IMDB veya Rotten Tomatoes puanları da, türleri gereği ihtiyaç duydukları prodüksiyon kalitesiyle ters orantılı; az masraflılar yüksek, çok masraflılar düşük puanlar almış.

Yapımcı şirketin çizdiği genel tabloya rağmen Le Guin’in Anlatış’ı için hemen endişelenmeye gerek olmadığı kanaatindeyim. Ve bunun sebebi yine yapımcı şirketin kapasitesiyle alakalı. Anlatış, ait olduğu evren ve hikayesi gereği, çok fazla görsel efekt ve makyaja gereksinim duymuyor. Aka şehri 21. Yüzyılı anımsatan teknolojilere sahip. Kara açları ve reklam panolarıyla dolu caddelere sahip. Günlük hayattaki teknolojiyi göstermesi de görece kolay. Televizyon, elektronik kimlik ya da hazır gıdaları göstermesi kolay olsa gerek. Hainli evrenindeki medeniyetlerin büyük kısmı insanımsılardan oluşuyor. Irklar arasında deri, saç ve göz rengi gibi görsel değişiklikler mevcut. Makyajla kolayca halledilecek bir şey. Olay örgüsü gereği belli başlı sahneler kalabalık bir figüran kadrosu gerektirecektir. Zaten şirketinde figüran konusunda deneyimi var; 2013 tarihli Knights of Badassdom, kalabalık bir figüran kadrosuna sahipti. Görsel ve tasarımsal olarak yine beklenileni veremeyecek olsa da, çokta kötü sayılmayacak bir iş çıkartılabilir yani. Belki modern ve kadim Aka kültürüne ait tasarımlar yönünden zayıf kalabilirler. Burada tek sorun, seyircinin yabancı bir gezegende geçen olayları izlediği hissiyatının nasıl sunulacağı. Bunun için görsel efektlere yüklenilse, o zaman da efektler görselliği yapaylaştıracaktır.

Ben yine de, bu projenin yapımcı şirketin dişine göre bir zorluk çıkartacağını düşünüyorum. Ya da öyle ümit ediyorum, demek daha doğru olur.

İkinci Sebep: Edebiyat ve Sinema Dilindeki Anlatımsal ve Anlamsal Farklılık

Her uyarlamanın karşılaştığı bir sorun bu. Kelimeler aracılığıyla anlatılacak biçimde tasarlanmış bir hikâye, görsel ve işitsel mecraya aktarılmaya çalışılınca, hikaye etkileyiciliğinden ve anlamından neler kaybedecek?

Etkileyicilik ve anlam, anlatım dili ve yarattığı etki açısından birbirleriyle yakından alakalı. Kelimeler doğrudan zihnimizde canlanabildikleri için, en tuhaf veya yeni gelen fikirlere, sıra dışı veya onaylanmayan karakterlere ya da farklı duygu durumlarına yargılamadan yakınlaşmak daha kolay. Beyazperdedeyse önce görsel ve işitsel kodlarımızın uyarıması gerek. Bu da canlandırılan hikayeyi idrak etmeden evvel, onun kişisel süzgecimizden geçeceği anlamına geliyor. Dışgörünüşü veya temsil ettiği taraf sebebiyle onaylamadığımız bir karakteri, okumanın vereceği deneyimle perdede izlemenin vereceği deneyim arasında bariz farklar olacaktır. Edebiyat ve sinema arasındaki deneyimsel bir fark bu. Ve kapatılması mümkün değil.

Ünlü yönetmen Alfred Hitchcoc,k uyarlamak için özellikle dili basit ve harekete odaklı kitapları tercih edermiş.

Le Guin gibi, hikayesini tamamen edebiyatın imkanları dahilinde işlemiş bir yazarın hikayesini sinemaya aktarmak oldukça zor iş. Çünkü dikkat edilirse hikayelerde ne kadar önemli olaylar gerçekleşse de asıl gerilim ve çatışma karakterin iç dünyasında; karakterin başına gelene karşı ne hissedip ne düşündüğü, üzerine.

Romanın herşeyi olan Sutty, hikayenin edebiyattan sinema diline geçişte yaşanacak değişikliklerden fazlasıyla nasibini alacak. Kitap, Sutty adında birinin başından geçenleri anlatıyorken, film, Sutty adında bir kadının başından geçenleri yansıtacak. Görsel olarak bundan kaçış yok.

Projenin yönetmen-senaristi Leena Pendharkar burada önem kazanıyor işte. bu yüzden iyi bir tercih. 20 Weeks filminde kadın ana karaktere odaklanarak hikayesini anlatıyordu. _Le Guin’_inki gibi karakterin herşey olduğu bir hikayeyi aktarmak için Leena Pendharkar doğru bir tercih gibi. Yani açıklamasını öğrenene kadar, düşünsem bu yöndeydi.

Üçüncü Sebep: Cinsiyet Ötesi Kapsamı Cinsiyetle Sınırlandırılma Olasılığı

Fakat yönetmen Leena Pendharkar’ın kadın vurgusu, kitabı kavrayıp kavramadıkları hususunda beni şüpheye sevk etti. Evet, anlatış Sutty adlı kadın ana karakter üzerine. Evet, okurun, kendini keşfeden ana karakterin peşinden bambaşka şeyler keşfettiği bir yolculuk. Roman cinsiyete özel bakış açısı içerdiğini iddia etmekse yanlış olur. Sutty’nin deneyim ve tecrübeleri cinsiyetinden bağımsız. Sutty, okurun kromozonu XY veya XX fark etmeksizin, bir şekilde hak vereceği ya da farklı sebeplerle empati kuracağı bir karakter. Cinsel yönelimi bile, en ideal topluluklarda bile kabul görmeyecek kesimler olduğuna dikkat çekmeye yarıyor. Zaten Rekha Sharma bedenine hapsedilmiş bir Sutty’le karşılaşılacak. Üstüne birde hal ve hareketlerinin cinsiyetiyle ilişkilendirildiği bir karakter profili çizilecekse, özü romandan çok ama çok farklı bir uyarlama ortaya çıkacaktır.

Ursula K. Le Guin, cinsiyetler arası sorunları unutmadan, cinsiyetler ötesi daha temel soru ve sorunlara temas edebilmiş bir yazar. Ve aynı düsturda işlediği Anlatış’ın uyarlamasına bu sebeplerle kuşkuyla yaklaşıyorum.

2 Beğeni

@Bay_Karamsar, ne olursa olsun önyargı oluşturmayacağım :krs:

Hiçbir uyarlama film/diziden birebir aynısı olmasını ya da değerlerini aynı şekilde kucaklamasını beklemiyorum. Bu yüzden Anlamsal ve anlatımsal farklılıklara değinmeyeceğim.

Yapımcıya gelince Netflix bile onca dizi/film çıkarıyor, uyarlıyor, bir sürü eksisi, bir sürü eksiği var ama “sürümden kazanıyor” diyebilirim. 2010 ve 2018 arasında 8 yıllık bir zaman farkı var, umalım ki bunu aşabilmiş olsunlar.

1 Beğeni

Yapımcı konusunda bazı şeyleri yerinde ve ölçülü yaparsalar başarabilecekleri hakkında umudum var.

Belki de asıl endişemi yönetmene yansıtmış olabilirim. Hikayenin perdeye aktarıldığında seyircinin vereceği tepkiden de çekiniyor olabilirim.

Sutty’nin düşünceleri dış sesin okuduğu günlükler gibi aktarılabilir. Oyuncu performansları ve görsellikte ortaya saçılan duygu ve düşüncelerin yansıması kuvvetlendirmede birbirlerine destekleyecek biçimde kurgulanabilir.

Sanırım ben, çok alakasız gelecek ama, Persepolis uyarlamasına verilen karışık tepkiler yüzünden endişeliyim. Biliyorum. Ortada tek eser, karşısında pek çok yorum vardır. Lakin bazen eleştiriler eserle o kadar alakasız, o kadar altında bambaşka şeyler arayacak türden oluyor ki, moralim bozuluyor.

Persepolis demiştim. Hikayesi basitti, bir kadının çocukluğundan gençliğine kadar ki süreçte öneli olaylara ve kendisinden de kaynaklanan hayatın çelişkilerine tanıklık etmesiydi. Politikliği az, bireyselliği fazlaydı. üstünden dönen tartışmalar da en nazik tabiriyle “Biraz kafasına göre takılıp, eğlenmek isteyen kadının isyanı!” gibisinden yorumlarla karşılaşmıştım. Ha keza, bir kısımda bunun üzerinden filmi beğenmiştiler. Bu türden, hikayenin ana fikrinden fersah fersah uzak yorumlar yapanlara karşı, bende bildiğiniz nefret oluşmuştu.

Ah! Bu hususlar üzerine düşündükçe, daha neler neler yumurtlayacağım, bakalım :expressionless: