Vicdan Krallığı - Film Köşesi


(Can) #1

Burası izlediğim ve genellikle beğendiğim filmleri paylaşacağım bir alan. İlk paragraflarda filmin konusuyla ilgili hiçbir bilgi vermemeye çalışacağım ama her filmin ikinci paragrafında filmin konusuyla ilgili bilgi vereceğim. O yüzden filmin konusunun spoiler olacağını düşünüyorsanız o kısımları okumayın.

Suburra 2015 [IMBD Puanı: 7.5/10]

İzlemekte geciktirdiğim ve bunun için pişman olduğum bir film. Öncellikle film hem kurgusal hem gerçek öğeler barındırıyor. Kurgusal demem pek kanıtlanamayacak olmasından dolayı ancak üzerinde düşününce epey mantıklı geliyor. Politikacılar, din adamları ve mafya arasında çıkar ilişkisi, dönen oyunlar ve sıradan insanların hepsinden habersin yaşamlarına devam etmesi üzerine bir film. Hem dinin hem mafyanın gücünü doruklarında yaşayan İtalya’da geçiyor film. Yolsuzluk, suç ve suçları örtbas etme ve para trafiği. Zaten bildiğimiz şeyleri bu filmde daha bir ayrıntıyla izliyoruz. Bu konulara yani politikacıların kirli düzenlerine ilgi duyanların çok beğeneceği bir film olacağını düşünüyorum. Çünkü film hem gerçekçiliğini koruyor (yani John Wick vari abartılmış aksiyon sahneleri barındırmıyor) hem de sürükleyiciliğini koruyor.

Film, Samurai lakaplı mafya örgütünün fakir bir İtalya şehrini Las Vegas haline getirmek için attıkları adımları ve birkaç talihsiz olay yüzünden mafya ailelerinin birbirlerine savaş ilan etmesini anlatıyor. Filmin en güzel yanı İtalya’nın yolsuzlukla defalarca fişlenip istifa eden eski başbakanı Berlusconi’nin istifa etmeden önceki birkaç günü anlatması. O gün normalde İtalya’ya yağan yağmur miktarının 3’de 1’inin yağması ve çok sayıda insanın ölmesi filmde mafyanın savaşı yüzündenmiş gibi bir olasılığa bağlanıyor. Filmde yine istifa eden Papa 16. Benediktus’da (yüzü görünmese bile) yer alıyor ve bu olaylardan birkaç yıl sonra istifa ettiğinin altı çiziliyor. Mafyanın ve politikanın dinin üzerindeki etkisi de bu şekilde gösteriliyor. Bu yönden filmi hem iyi hem de yararlı buldum.Ben izlemenizi öneriyorum.

Kendi puanım: 7.8/10

Drive 2011 [7.8/10]

Açıkçası filmin hem puanı hem önerilerden dolayı büyük bir beklenti içinde izledim. Güzeldi ama beklentilerimi karşıladığını da söyleyemeyeceğim. Arabalara ve arabalı kovalama veya kaçış sahnelerine aynı zamanda da aksiyon sahnelerine ilginiz var ama Hızlı ve Öfkeli serisi gibi daha artık ne kadar abartabiliriz mantığı gütmeyen filmler seviyorsanız güzel bir film. Bana konusuna göre biraz ağır ilerliyor gibi geldi sebebi aslında biraz da ana karakterin aşırı sessiz, tepkisiz tavırları da olabilir. Gerçi karakterin o yapısı iyi olmuş filmi biraz daha özgün yapmış. Yanlış anlaşılmasın film sıkıcı değil sadece böyle bir filmden beklenen tempoyu pek yakalayamıyor.

Konusu çok kısaca gündüzleri arabalarla dublörlük yapan geceleri de soygunlar için sürücülük yapan bir adamın yan komşusundan hoşlanması ve sırf onun için kadının kocasına bir iş için yardım etmesi ve kendini tehlikeli adamlarla yüz yüze bulması.

Kendi puanım: 6.9/10

The Infiltrator 2016 [IMDB Puanı: 7.1/10]

Bazı istisnalar dışında son zamanlarda Hollywood filmlerinden uzak durmama rağmen hala Narcos dizisinin etkisindeyken izlediğim ve kesinlikle iyiki izlemişim dediğim bir film. Gerçi beni biraz da Walter White çekti. : )

Escobar’ın Amerikadaki kaynaklarını bitirmek için bir ajanın içeri sızmasını ve yaşadıklarını konu ediniyor film. Konu gerçek bir olaydan alıntı ve oyunculuklar gerçekten çok iyi geldi bana. Son zamanlarda çekilmiş en iyi aksiyon-polisiye filmlerden biri diyebilirim. Kesinlikle öneriyorum.

Kendi puanım: 7.8/10

Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana 1998 [IMDB Puanı: 8.2/10]

Efsanelerden biri. Tartışmasız en iyi İngiliz filmlerinden biri ve İmdb Top Rated Movies #144. sırada. Nedense sürekli ertelediğim bir filmdi. Diğer birçok filmde olduğu gibi fazla büyük beklenti yarattı bende. Hem karşıladı hem karşılayamadı. Öncelikle film bence bu ünü çekim yönteminin ve senaryosunun işleyişinin tuhaflığından hem de ironisinden kazanmış. Farklı bir konusu var hatta komik diyebilirim ancak ben ne oyunculukları ne de çekim yöntemini beğenemedim. Hatta filmde bazı yerlerde sıkıldığımı söyleyebilirim. Bence gerçek bir suç filminden çok trajikomik bir hikaye sadece. Ki zaten o yüzden sevilmiş de olabilir.

Bu sefer konu biraz spoiler içerebilir uyarayım: Birkaç suçlu para denkleştirip aralarından en iyi kumarbazı bir oyuna sokuyorlar ve tehlikeli bir adama borçlanıyorlar. Borçlarını ödemeyi düşünürken bir soygun planından tesadüfen haberleri oluyorlar. Soygunu yapan kişileri soyuyorlar yani yan komşularını. İlk soyulan kişilerinde mafya olduğu öğreniliyor ve mafya bu bizim ekibin evine baskın yaparken aynı anda onları soyan ilk ekip de baskın yapıyor ve birbirlerini yok ederlerken baya komik tesadüfler yaşanıyor.

Kendi puanım: 7.0/10


(Can) #2

Bu film hakkında ne denir bilmiyorum. Afişine bakacak olsam asla izlemezdim. Ancak izleyince afişindeki mantığı anliyorsunuz. Aslında biraz Vincent Cassel için izledim çünkü bence günümüzdeki en iyi oyunculardan biri. Bunu en çok bu filmde anlıyor insan. Adam karakterin ruh haline öyle bir bürünüyor ki konunun bile önüne geçiyor oyunculuğu. Jacques Mesrine gerçekten de yaşamış bir tarihi karakter ve filmlerinde konuya olabildiğince gerçekçi yaklaşmışlar. Bazen Mesrine’den nefret ediyorsunuz bazen seviyorsunuz ama çoğu zaman ona hayran oluyorsunuz. Kötü biri de olsa adamın ne kadar dolu bir hayatı olmuş. Fransız gangsterlerin sonuncusu ve tartışmasız en meşhuru. Farklı tarzda işleri olsa da Escobar gibi gücünü daha çok para ve adamlarından değil tamamen manyakça eylemlerinden ve deliliğe varan cesaretinden alan bir adam. Defalarca hapisten kaçıyor ve hırsız olmasına rağmen bir hapishaneyi mahkum kurtarmak için basabiliyor.

Önyargı ile başlasam da sonradan ne kadar doğru bir seçim yaptığımı anlayıp hemen ikinci filmi açtım. İkinci film dedim ama aslında daha çok bölüm iki şeklinde yapılmış. Kaldı ki film aslında daha çok biyografi belgeseli olarak nitelendiriliyor ama aslında tamamen bir film. İlkini daha çok seven kişi sayısı baya olsa da ben ikinci filmi biraz daha çok sevdim. Filmde verilen güçlü mesajlar var ama bunlar senaristin vermeye çalıştığı öğütlerden çok Jacques Mesrine’in hayatından alınabilecek dersler veya ilhamlar.

Mesrine öyle garip bir karakter ki bir miktar Robin Hoodluk var ve kesinlikle espri yapıp gülmeyi çok seven bir adam. Mahkemelerde kendisine sürekli ciddi olması söyleniyor ama o halkı güldürerek sempati kazanıyor, tavrıyla juriyi etkiliyor. Fransız hükümeti sırf halk arasındaki sempatisini kaybetsin diye sürekli bir numaralı halk düşmanı ilan ederek propagandasını yapıyor. Tabi Mesrine iyi bir adam değil hatta aksine kötü biri ve tehlikeli bir suçlu ama kendisinin de belirttiği üzere Fransız hükümeti kendisinden Cezayir halkını öldürmesini veya işkence etmesini isteyince ve yapınca suçlu değil de aynısını Fransa da yapınca suçlu. Bu arada yaptığı eylemlerin amacının anarşizm ve hükümete tepki için olduğunu iddia etse de aslında tamamen kendi çıkarları için yapıyor.

Fazla uzatmadan bence bu film Fransa’nın çektiği en iyi suç filmlerinden biri. Oyunculuklar çok iyi, konu biyografi olmasına rağmen sizi ekrana kilitleyecek cinsten. Seveni vardır diye ekleyeyim ilk filmde Gérard Depardieu da var. Benim en sevdiğim filmlerden biri olmayı kesinlikle başardı. Aksiyon seviyorsanız, Amerikan klişesi filmlerden bıktıysanız, ilgi çekici bir biyografi filmi arıyorsanız bu iki film size göre.

Benim puanım İlk film: 8.6/10 ikinci film: 8.7/10

2017


(Can) #3

En iyi Teklif - The Best Offer

Bu filmi fazla anlatmayacağım. Eğer izlemediyseniz hemen izleyin, herhangi başka bir film aramayın. Merak uyandırması sebebiyle her ruh halinde izlenebilir. Benim gözümde Geoffrey Rush gelmiş geçmiş en iyi oyunculardan biridir ve bu filmde de yanıltmadı beni. Aksine role özellikle tam uymuş hem oyunculuğu hem de görünüşü ile. Sonu birçok kişiyi şaşırtabilir en azından beni şaşırttı. Genelde son tahminlerinde çok kötü değilim ve aslında bu filmde biraz daha açık bir şekilde veriliyor sonuyla ilgili ipuçları ama ben nedense fark edememişim. Ki böyle olması daha iyi oldu çünkü beni gerçekten etkiledi kendime has sebeplerden bu film günlerce çıkmadı aklımdan. Sizi bu kadar etkilemese bile bittikten sonra etkisi bir süre sonra daha devam edecektir diye düşünüyorum. Biterken ki müzik de beni benden aldı izlediğim günden beri ara ara açar dinlerim.

Kısacası sanata ilginiz varsa özellikle de tablolara ve güzel oyunculukla birlikte sakin ama gizemli bir konu izlemek istiyorsanız kaçırmayın. Her halükarda izleyin derim. Filmin sanatsal yönlerini de beğendiğimi söyleyebilirim, çekim açıları gibi teknik açıları değil de tuhaf ama filme tam uyan sahnelerden bahsediyorum, ana karakterin tabloyla beraber yemek yediği sahne gibi. Puanım 9/10

Castaway on the Moon – Kimssi pyoryugi

Uzak doğu filmlerini pek izlemem. Dilleri tuhaf geldiği için filme odaklanmakta zorlanıyorum bir genelde mide bulandırıcı sahneler oluyor. Ancak bu filmi bir arkadaşımın tavsiyesi ile izledim ve daha ilk 10 dakikada beni içine çekti ve izlerken çok eğlendim. Özellikle adada kalma konulu filmleri seviyorum ama bu türe daha farklı bir bakışı sunmuş. Spoiler vermeden konudan çok hafif, yüzeysel bahsedeceğim. Film intihar etmeye çalıştığı sırada ıssız bir adaya düşüp, orada mahsur kalan bir adam ile özellikle uzak doğuda yaygın olan odadan dışarı çıkmaya korkma hastalığı olan bir kızı anlatıyor. Bu iki kişi önceden birbirlerini tanımıyorlar ki söyleyeyim kız adada değil. Adamın düştüğü ada ise ıssız ama uzakta değil şehrin içinden geçen büyük bir nehrin (adını unuttum) ortasındaki şu sanırım ırmak adası olarak adlandırılan çok küçük bir ada. Issız adada kalma film ve kitaplarını hatta oyunlarını çok sevmeme rağmen özellikle şehrin ortasında mahsur kalması hem güldürdü hem de benzer bir konuya getirdiği özgünlüğüyle beni etkiledi. Benzerlerinin yapamadığı kadar iyi bir şekilde küçük şeylerin ne kadar önemli olduğunu (bir kez daha) gösterdi. Ayrıca küçücük bir amaç uğruna verdiği devasa mücadele de beni tahmin etmeyeceğim kadar çok etkiledi. Özellikle bu amacını kolay yoldan yapabilme fırsatı ayağına geldiğinde reddetmesi biraz klasik bir hareket gibi görünse de bende cidden hayranlık uyandırdı çünkü böylesine basit nasıl denir öğütleri böylesine basit bir yöntemle vermesi ve bunun hiç de yapay durmaması cidden hayranlık uyandırıcı. Uzak doğu filmlerine sıcak bakmıyorsanız bile izlemenizi öneririm. 8.1/10

You Were Never Really Here

Bu filmi izlediğim sıralarda imdb puanı 7’nin üzerindeydi hem bu yüzden hem de konusu ve Joaquin Phoenix’i sevmemden kaynaklı izledim ve o anda bu filmin neden yüksek aldığını anladım. Senarist farklı bir şeyler yaratmaya çalışmış bunu bir miktar başarmış da ancak filmde eksik bir şeyler var sanki tam yazılmamış, tam çekilmemiş hala kurgu aşamasında gibi. Film fun editten geçseydi daha iyi olabilirdi veya senaryosu üzerinde daha çok durulsaydı. Çekimine bir şey demiyorum yönetmenin zaten tarzı böyle sanıyorum ama klişelerden kurtulmuş bir filmin (aslında tam kurtulmamış kötü adam filan) daha iyi olmasını isterdim. Boş zaman filmi diyebilirim. Yine de kötü diyemem. Artılar-eksiler-nötr olayı. Puanım: 6.6/10

Tiszta szívvel / Kills On Wheels

Bu filmle beraber bir Macar filmi daha izlemiştim ve Macar sinemasına ilgim oluşmaya başladı hiç de kötü çekmiyor gibiler ya da belki de ben iyilerine denk gelmişimdir. Film rehabilitasyon veya ona benzer bir şeye giden iki engelli gencin başından geçen olayları anlatıyor. Ana karakter gerçek hayatta da tekerlekli sandalye kullanan engelli bir insan (diğeri öyle mi bilmiyorum) izlerken emin olamamıştım ama sonrasında baktım. Çok da güzel oynamış bence her ikisi de. Bu iki arkadaş tehlikeli bir adamla arkadaşlık kuruyorlar ve bu yüzden başları belaya giriyor ve kendilerini mafyanın karşısında buluyorlar. Spoiler vermeden ancak bu kadar anlatabilirim. Filmde oyunculuklar güzel, konu da öyle ama heyecan eksik yer yer sıkıyor ve bazı sahneler güzel bağlanamamış ve bazı sahneler ve karakterler de biraz bilindik olmuş ama yine de güzel bir film ve özellikle de doğu Avrupa sineması izlemek isteyenler için güzel bir fırsat. Şunu da söylemeliyim ki sahneler arasında uyuşmazlık (bu uyuşmazlık tutarsızlık değil de daha çok siyah beyaz çekilen bir filmin arada renkli olması gibi uyuşmayan bir tempo diyebilirim) olmasının bence temel sebebi filmin sinema ödüllerine oynamaya yani sanatsal bir film olmaya çalışıp aynı zamanda seyir zevki yüksek kaliteli bir film de olmaya çalışması arasındaki gidip gelmelerden kaynaklandığını düşünüyorum. Yeri geldiğinde benzer bir şeyi Annihilation için de söyleyeceğim. Ancak bu biraz anlaşılır bir şey çünkü Macaristan gibi küçük bir ülkenin milyon hasılat yapan bir film yapması biraz zor o yüzden ödüllere oynaması da anlaşılır bir şey bence ki engelli insanları anlatan bir konu olması da bu olasılığı ikiye katlıyor. Çok bir şey vadetmeyen ama zaman da çalmayan güzel bir Macar filmi. Puanım: 7.1/10

Edit: yazım kontrolü yapmadım. Ayrıca o kadar zaman geçti forum editörü hala çok eksik. Hizalama yok hatta karakter boyutu bile yok. Boşlukla bile ortalayamıyoruz. Editörü de büyütemiyor küçücük bir kutuda yapıyoruz. Ya da daha büyük ve gelişmiş bir editör var da ben bilmiyorum varsa söyleyin gençler çok acı çektiriyor bu.


(Can) #4

Başkalarının Hayatı

(Spoiler yok) 2006 yapımı bu filmi neden bu kadar geç izledim hiç bilmiyorum. Eminim bir çoğunuz izlemiştir. Eğer ki izlememiş olanlar varsa sıradaki izleyecekleri film bu olsun derim. Eminim ki pişman olmayacaksınız. İzlediğim en iyi 50 filmin içine girdi diyebilirim. Ağır ilerlemesine rağmen sıkmıyor. Ayrıca Alman filmi olduğu için de Doğu Almanya ile ilgili eleştirilerine klasik Amerika-Kominizim ilişkisi diyemiyorsunuz. En can alıcı nokta ise oyunculuklar. Tüm oyunculuklar güzel ama ana karakter Ulrich Mühe oyunculuk dersi vermek için çekmiş sanki bu filmi. Adam muhteşem mimikler ve gerçekçi bir rol sergilememiş hayır daha fazlasını yapmış. Gözleriyle filmi oynamış. Çok az konuşuyor daha çok insanları dinliyor ki zaten karakterin işi de insanları dinlemek olunca dünyanın en iyi oyuncu seçimi diyorsunuz. Zaten göz rengiyle dikkat çekerken oyuncu göz hareketleriyle çoğu oyuncunun tüm mimikleriyle sergileyemeyeceği bir oyunculuk sergilemiş. Mimikleri donuk bir karakter olduğu için de konu sevmeseniz bile -ki konu da çok güzel- oyunculuğu seveceğinize eminim. İnsan Ulrich Mühe’yi izlerken ve onun o donuk mimikleri ve soğuk ama aynı zamanda çok şey anlatan bakışlarını izlerken haz almadan edemiyor. İzleyin derim. Puanım: 9.1


An Inspector Calls

(Spoiler yok) Farklı bir şeyler hem daha hafif hem eski ama aynı zamanda kalitesini koruyan bir şeyler izlemek istiyorsanız kesinlikle öneriyorum. Normal bir dedektiflik hikayesi değil bu. Flashback içeren bir tek mekan filmi. Aynı zamanda film 19 veya 20. yüzyılın başları İngiltere’sinde geçiyor. Harry potter’dan da bildiğimiz David Thewlis oyunuyor. Kesinlikle izlemenizi öneriyorum ayrıca süresi de kısa diye hatırlıyorum. @Agape özellikle sana öneriyorum bu filmi ve seveceğini düşünüyorum. Puanım: 8.2


Kalpazanlar (The Counterfeiters)

(Spoiler yok)2007 yapımı olan bu filmi de yeni izledim ve yeni izlediğim için üzüldüm. Bunca zaman bu filmden mahrum kalmışım. Yine 2. Dünya Savaşı filmi ama hikayesi özellikle güzel. Ancak filmde yahudi esirlere biraz fazla kahramanlık eklenmeye çalışılmış gibi hissettim. Yine de hem oyunculuk anlamında hem de konu anlamında çok güzeldi. İzlemediyseniz kesinlikle tavsiye ediyorum. Puanım: 8.4


Housebound (2014)

(Spoiler yok) Yeni Zelanda yapımı bu korku/komedi filmi hakkında fazla konuşmayacağım. Korku demem bakmayın Kara Mizahtan bile çok komedi filmi. Yani korku veya Karar Komedi fimi sevmiyorsanız bile bu filmi izleyebilirsiniz. Eminim ki bu filmi bilmeyen birçok kişi bana teşekkür edecektir. Eğer Hollywood filmi izlemek istemiyor ama eğlenmek istiyorsanız izleyin. @Agape bunu da sana özellikle öneriyorum. Puanım: 9.2


Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 3

(Spoiler yok) Bu biraz herkesin bildiği ve çok güncel bir örnek oldu ama animasyonu pek sevmeyen birçok kişinin bile bu seriyi sevdiğine bizzat şahit oldum. Ancak burada olmasının sebebi bu değil. Burada çünkü çok az eser tutulduğu için 2. filmini çıkartılıp da aynı başarıyı sürdürebilmiştir ve ondan çok daha azı da 3. filmde bunu devam ettirebilmiştir. Buz Devri ile birlikte en sevdiğim animasyonlardan biri. Puanım: 9.3


Army of Darkness

(Spoiler yok) Bir tane de hayal kırıklığımı koyayım. “This is Boom Stick” repliğini duyuyordum konu da hoşuma gittiği için izledim. Kara mizah olduğunu biliyorum ve seviyorum da ama film kesinlikle çok kötü. Sadece bir sahnesinde güldüm. Öncesini veya sonrasını izlemedim ama çok da önemli değildi zaten. Ancak ne espriler güldürebildi ne de efektler katlanabileceğim gibiydi. Bütçe az tamam 92 yılında çekilmiş onu da anladım da yani kesinlikle hiç uğraşmamışlar. Puanım: 2.2