Yanık Köy, Obsidyen ve Kardeşim


(Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi) #1

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/yanik-koy-obsidyen-ve-kardesim/



Güneş daha ilk ışıklarını açarken ev ahalisi de uyanmaya başlar. İlk babaannemi duyarım ayak sesinden. Sobayı doldurur. Ben çıtır çıtır yanan odun sesinden anlarım ki birazdan yüzümü yıkamam gerekecek. Ama biraz daha soğuğu kırılmalı evin. Hem daha güğüm sesini duymadım ki. Babaannem güğümü haldır huldur koyacak sobanın üstüne. Suyu gelişigüzel doldurduğundan güğümün altındaki sular boncuk… (DEVAMI…)


(Selçuk Gökhan Kalkanoğlu) #2

Merhaba :slight_smile:
Öykünün giriş sekansını çok sevdim. Köy ortamını, dağın eteklerinde yaşamayı çok güzel anlattı.
Ama kalanı için benzer bir şey söyleyemeyeceğim. Elbette, bu yalnızca ve yalnızca benim estetik görüşümden çıkan bir yargı, genel geçer değil. O yüzden, yanılıyor olabilirim.
Her öykünün anlattığı bir şeyler ve o anlatıyı ‘’böyle böyle oldu işte’’nin ötesine geçirten başka şeyleri vardır. Anlatı mekanikleri. Küçük gizemler, algı oyunları, bulmacalar, gerilim öğeleri vs. Ve, elbette, öykü sonundaki o sarsıcı vuruş… Bu öyküde bunları göremedim. Bir grup çocuğun bir dağa çıkmasını, onlar için komik olan bir şeyle karşılaşmasını ve geri dönmesini anlatıyordu. Ve, açıkçası, o komik şeyi bile benim için komik kılamıyordu.
Ama, şöyle bir durum var, öykülerin benim estetik yargıma uyma zorunluluğu yok. Yazar ne isterse, okuyucu neyi talep ederse onlar yapılır genelde. Ve, senin yazdığına benzer öyküler olduğunu da biliyorum.

Birkaç yerde anlatım bozukluğu ve minik bir yazım yanlışı vardı sanırım. Ama, onlar her yerde olur zaten :slight_smile:

Umarım diğer seçkilerde de görüşürüz.


#3

Sevgili Gülay,

İlk öykün olduğunu görüyorum. Seçkiye hoşgeldin demek isterim. Umarım burada güzel bir yolculuğun olur ve öykü üstüne öykülerini okuyarak bu yolculukta seninle seyehat etme ayrıcalığımız olur. Bu yüzden şimdi söyleyeceklerinimi bu yoldaşlığın pelerinine sarılarak söyleyeceğim; @Feroand 'a katılıyorum. Girişteki yaşam alanı ve öyküye girişin oldukça yerindeydi. Bununla beraber giriş - adı üstünde giriş olduğundan :slight_smile: - bizi bir olaya hazırlamalı, alt yapı sunmalı ve öykünün bize esas amacının verileceği gelişme kısmında yabancılık çekmemizi engellemeliydi. Benim ilk gördüğüm “obdisyen taşı” sahibi olmanın ayrıcalık olduğu ve bu taşları almak için baba-amca figürü gibi birinin ancak oraya gidebileceği -çünkü o bölgenin uzak ve tehlikeli olabileceğiydi-. Kahraman ve yanındakilerin oraya gitmesi, kardeşinin olayının olması ve akabindeki sonuç için belki biraz daha düşünmek istersin.

Örneğin obdisyen taşına özel bir anlam yüklemek, kardeşin yaptığı şakayı daha vurucu kılmak için o kardeşin sürekli kendini tehlikeye atan karaktersel özellikleri yükleyerek kraterin ucuna gittiğinde kardeşin başının mutlaka korkunç bir dertte olduğuna dair gerilimi vermek gibi.

Yeni seçkilerde görüşmek umuduyla
Eline ve düş gücüne sağlık
Sevgiler
Dipsiz


(gpmk) #4

Yorumunuz için teşekkür ederim. Daha güzel öyküler yaşam izin verirse olacaktır. Yazım hatalarını ve noktalama kusurları gözümden kaçmış.


(gpmk) #5

Yapıcı eleştiriniz için teşekkür ederim. Çok boyutlu düşünebilmek gerekiyor tabiki. Bu da sanırım tecrübe ile alakalıdır. Perspektif ne kadar derinse bakıs açısı o kadar genis olur. Buna yazdikca ulasirim diye tahmin ediyorum.