Yeni Yazar Adaylarına İşin Mutfağından Bazı Acımasız Tavsiyeler

Kayıp Rıhtım’da tamamını okumak için: Yazar Olmak İsteyenler için İşin Mutfağından Tavsiyeler – Kayıp Rıhtım



Pegasus Yayınları kurgu editörü Kemal Küçükgedik, daha önce “Yazar Adaylarına, Nice Canlar Yakmış Bir Editörden Tavsiyeler” başlıklı bir yazı kaleme almış ve yazarlık yolunda yürümek isteyen okurlarımıza belli başlı tavsiyelerde bulunmuştu. Şimdi yeni sorular eşliğinde yazar olmak isteyenler için bu tavsiyeleri artırarak yola devam ediyor. İyi okumalar! Yeni Yazar Adayları için Tavsiyeler Merhaba. Elime ilk… (DEVAMI…)

17 Beğeni

Ellerinize sağlık. Ve önerileriniz için de teşekkür ediyorum. :slightly_smiling_face:

3 Beğeni

Kemal Bey’e temelde pek çok konuda katılıyorum. Ancak fikirlerini öyle sert bir üsluba yaslamış ki okurken oldukça şaşırdım. Bu kadar sert, sivri bir tavra sebep olan şey ne onu da bilemedim. Her şeyden önce bilindik bir yayınevi editörünün daha ılımlı olması ve görece daha sempatik davranmasını beklerdim. Tabii bu gayet sübjektif bir yorum. Böylesi karanlık ve zor süreçlerden geçtiğimiz bir dönemde çağın vebası olarak gördüğüm gündelik -aşırı- tüketim süreçlerinden kendini sıyırıp edebiyata zaman harcayan ve kendisini geliştirmek isteyen pek çok insanın olduğunu biliyorum. Bu en azından benim kendi adıma tüm o karanlık hırgürden uzaklaşıp terapi gibi deneyimlediğim bir süreç. Edebiyat da zaten başlı başına böyle bir alan bana kalırsa. Günümüzün keşmekeşinde bir hazine gibi duran, ruhumuzu dinlendirebileceğimiz bu alana da böylesine saldırgan bir tutumla yaklaşmanın ne gereği var ki?

1 Beğeni

Yazı oldukça net olmuş, ben karamsar düşüncelere kapılmadım. Şevk kırmamak için söylenmiş tatlı bir yalan yerine, acı gerçekleri tercih ederim. Bilim-kurgu, fantastik, aslında genel olarak yerli yazarların okunmaması hakkındaki görüşlere de katılıyorum. Yerli yazarları itibarsızlaştırma durumu sanırım sadece bizde var. Yerli edebiyatımızın önemli isimlerinin birkaç romanını okumuş olsam da, yeni yerli yazarlarımıza fırsat vermiyoruz. Fantastik ve bilim-kurgu edebiyatının kült serilerini okuduktan sonra yerli yazarlarımıza geçiş yapmayı düşünüyorum.

2 Beğeni

Ne kadar saldırgan olduğu bence tartışılır ama neyse, önemli değil. Özellikle de edebiyatı ve yazma eylemini “aşırı tüketim süreçlerinden kendisini sıyırıp, o karanlık hırgürden uzaklaşıp terapi gibi ruhunuzu dinlendirdiğiniz…” bir süreç olarak görüyorsunuz size sadece saygı duyabilirim ve size tek önerim, “Böyle devam edin,” olabilir. Öyle bir durumda benim size bir etkim veya faydam olamaz. Ancak yazdıklarınızın basılması noktasına gelirseniz, iş “ruhumun dinlendiği alan” olmaktan biraz çıkıyor. İşin içine birden çok taraf giriyor ve doğal olarak çatışmalar oluşabiliyor. Yazıda da görebileceğiniz üzere yazar adayları makul olmayan emellere kapılabiliyor ve inatlaşarak bunları dayatmaya uğraşabiliyor (yazıdaki soruların benim hayal ürünlerim olduğunu sanmayın). Takdir edersiniz ki yorucu bir süreç.

Daha ılımlı, sempatik ve esprili yazdığım zaman arkamdan küfredenler oldu… O yüzden…

Sözün özü: Edebiyat sizin için bir terapi, çıkış noktası vs. olabilir ama yayınevleri/basılmak işin farklı ve romantik olmayan bir tarafı.

2 Beğeni

Soru 1: Mesela bir roman taslağı gönderdik. Konu ve anlatım ilgi çekici fakat yazar acemi. Editöryel sıkıntılar var. Çok kötü olmasın ama iyi de olmasın. Okuyan editör bu yazar hakkında ne düşünür?

Soru 2: Telif hakları konuları nasıl oluyor? Mesela bir yazar demişti ki bir yayınevi ile görüştüğünü, bu yayınevinin film, sinema gibi haklarının yayınevinde ait olmasını istemiş. Böyle olunca yazar kabul etmemiş, başka bir yayınevi bulmuş. Bu tür konularda bilgimiz yoksa, bu konuda veya benzer konularda ne yapmamız lazım?

Soru 3: Bir yayınevi ile anlaştık ama yayınevi başka şehirde. İmzalar nasıl atılıyor? İnternet ortamından mı gönderiliyor? Öyleyse bu süreç nasıl yürümekte? Kimlik bilgisi vermek gibi şeyler risk taşıyor mu?

2 Beğeni

Cevap 1: Editörden editöre değişebilecek bir durum ama genellikle pek bir şey düşünmeden, “Hayır,” der. Sıklıkla dilbilgisi, cümle bozuklukları, anlam bozuklukları, imla gibi konularda vasat-vasat altı olan acemi yazarlar, anlatım, karakter yaratımı, diyalog, atmosfer vs. gibi diğer konularda da vasat-vasat altı olur. Ayrıca unutmayın ki karşınızdaki kişi için, “Hayır,” demenin bir maliyeti yok. “Evet,” demekse maddi manevi külfetli bir cevap.

Cevap 2: Telif hakları konusu karışık. Bu konu sizin yargınıza ve pazarlık becerinize kalmış biraz. Mesela A yayınevi büyük, tanınmış, reklam gücü yüksek bir yayınevi. B yayınevi ise daha mütevazı bir yayınevi. A yayınevi dosyanızın tüm haklarını devralmak isterken B yayınevi sadece Türkçe baskı haklarını almaya razı. A yayınevi daha fazla insana ulaşmanızı sağlayabilirken B’nin imkânları daha kısıtlı. Bu noktada karar sizin. Kimse kitabınızın B’de başarısızlığa mahkûm olacağını iddia edemez ya da tersi şekilde A’da başarının garantisi yoktur. Mesela o yazar bulduğu başka bir yayınevinde kitabı basıldıktan sonra sinema haklarını bir yapımcıya satabilmiş mi? Bu tür konularda bilginiz yoksa (çok doğal) aslında bir yazar ajansıyla (temsilcisiyle) çalışmanız gerekir. Ancak Türkiye’de yazar ajansları yeni yazarlarla pek ilgilenmezler çünkü yeni yazarlarla çalışmak pek kârlı değildir. (Aslında yazar ajansları başlı başına bir yazı konusu ama benim değil bir ajansın yazması çok daha doğru olur.)

Cevap 3: İmza için bir günlüğüne yayınevinin bulunduğu şehre gidebilirsiniz. Karşılıklı internet ortamından olabilir. Posta yoluyla olabilir. Karşılıklı anlaşarak bir çözüm bulunur. Sözleşmelerde risk taşıyacak kimlik bilgileri istenmiyor diye biliyorum. Daha doğrusu sözleşme için istenen bilgiler riskli bilgiler değil diye biliyorum.

2 Beğeni

Teşekkür ederiz, ellerinize sağlık. Sektörün kalbinde yer alan birinin, sektöre girmeye çalışan bizlere verdiği tavsiyeler elbette çok değerli. Ben de elimden geldiğince tavsiyelerinize uymaya çalışacağım.

Yine de eğer yanlış anlamazsanız bir eleştirim olacak. “Torpil - network - tanıdık” şeytan üçgeni konusunda söylediklerinize katılamıyorum maalesef. Mesela benim mesleğim, edebiyat ile uzaktan yakından alakalı değil ama buna rağmen çocukluğumdan beri edebiyatla uğraşıyor, kendi çapımda öyküler yazıyorum. Dolayısıyla, edebiyat sektörüne ilişkin bir “network”, ben ve benim gibiler için maalesef hayal gibi bir şey.

Geçen sene üzerinde uzun süre çalıştığım romanımı tamamladım ve birçok yayınevine gönderdim. Fakat hiçbir yayınevinden henüz olumlu bir sonuç alamadım. Buna bir diyeceğim yok, belki eserim o kadar da başarılı değildir, fakat bana dokunan kısım, ‘herhangi bir yayınevinde tanıdığım bir editör’ olması halinde, bu kitabın basılacağı düşüncesi. Bu gerçekten sinirimi bozuyor. Maalesef ülkemizde çoğu alanda liyakat denen şey ufak bir hayal.

Bizim memlekette gerçekten hak etttiği yere gelen insan sayısı, hak etmediği yerde olan insan sayısının onda biri falandır kesin. Bu ‘torpil’ muhabbetleri yüzünden canı çok ama çok yanmış biri olarak, bu sektörde de böyle şeyler olduğunu görmek beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü biliyorum, duyuyorum, bunlar oluyor.

Peki, benim gibi bu sektörde “network” sahibi olmayan insanlara farklı önerileriniz var mıdır?

Not: Yanlış anlaşılmasın öfkem size değil. Yazmaya başlayınca kendimi durduramadım. :joy: Tavsiyeleriniz için tekrardan teşekkür ederim. :slightly_smiling_face:

Önceki yazınızı da bunu da okudum Kemal Bey. Bana kalırsa insanların ayaklarının yere sağlam basması için ağdalı cümleler yerine tokat gibi yanıtlar gerekiyor. Başta belki yadırgayanlar olsa da uzun vadede yine onlar fayda görecektir kanısındayım. Yanıt verilen soruların da gerçek hayattan alındığı hatta bunlar gibi onlarca belki yüzlerce soru geldiği de aşikar. Elbette heves kırmamak lazım ama kimsenin de Alice’in harikalar diyarında olmadığını iyice benimsemesi lazım.

6 Beğeni

Teşekkürler. Ne zamandır aklımda olan sorulardı.

2 Beğeni

(Böyle güzel sorular olunca yardım etmek için kendimi paralayasım geliyor)
O noktada aslında şunu demek istemiştim: Yayınevinde tanıdığınız bir editör olsa da o editörün ne kadar torpil yapabileceği kuşkulu. Kötü bir dosyayı editör torpiliyle bastırdınız diyelim ve çok az kişi okuyup beğendi. Yayınevi zarar etti. Şimdi ne olacak? Editör size kariyerinizin her adımında torpil yapabilir mi? Yoksa silinip gider misiniz?

Network’ü olmayan yazar adaylarına tavsiyelerim:
1- Ne istediğinizi bilin. Bir roman yazdınız ve sadece onun basılmasını mı istiyorsunuz, yoksa bir kariyer olarak yazarlık mı istiyorsunuz? İlki söz konusuysa Türkiye’de de çeşitli “self-publishing” mecraları var. Onları tavsiye ederim. İkincisi daha zor ve meşakkatli. Çünkü uzun bir süre yazar için pek bir maddi getirisi olmayacak bir yol.
2- Sizi okuyacak, adınızı duyunca heyecanlanacak veya en azından tepki verecek bir kitle oluşturmaya çalışın. İnternet üzerinden ve sosyal medyayla olabilir, öykülerle olabilir, dergilerle olabilir.
3- Yayınevlerine dosya gönderdiğiniz zaman dosyanın yanına kısa bir biyografi ekleyin: Şu dergide öyküm yayınlandı. Şu seçkide yer aldım. Yazılarımı şu kadar kişi okudu vs. Bu somut bilgiler yayınevlerine güven verir. Hatta mesela, “Avukatım ve polisiye yazıyorum,” demeniz bile ilgi uyandırabilir.
4- Yılmayın. Büyük yayınevleriyle çalışmak zorunda değilsiniz. Daha ufak, daha mütevazı yerler size şans tanıyabilir. Adım adım ilerlemekten korkmayın.
5- (Ben bunun çok faydasını gördüm) Yazdıklarınızı itin bir tarafıyla hasbihal edecek arkadaşlar edinin. “Şu karakter olmamış,” “Böyle cümle mi olur?” “Sen bu kelimenin anlamını bildiğinden emin misin?” demekten çekinmeyecek insanlara okutun yazdıklarınızı. Yazdıklarınızı okuyup, “Çok beğendim,” diyen arkadaşlar özgüveninizi tavana çıkarabilir ama daha iyi yazmanıza yardım edemez. Yazdıklarınızı acımasızca duvardan duvara vurabilecek insanların size faydası çok daha fazla olur. Onların eleştirilerini de, “Ama… ama” veya “Sen ne bilirsin ki?” şeklinde savunma ve karşı saldırı teknikleriyle bertaraf etmeye çalışmayın. Çok dikkatlice dinleyin. Haklı olabilirler mi diye iyice düşünün ve ona göre revize edin.

(Hukuk dünyasının adaleti sağlayan, haklıları koruyan, kötüleri cezalandıran, gökkuşaklarıyla ve çilek kokusuyla dolu bir dünya olduğunu düşünüyorum. Ne kadar yanılıyor olabilirim ki? :smiley: Şaka bir yana yayıncılık dünyası da hukuk dünyasından aşağı kalmayabilir. Bizim dosya memurlarımız, mübaşirlerimiz vs. olmasa da işler çok can sıkıcı olabilir.)

7 Beğeni

Bu konuda çok haklısınız. Henüz sektöre giremediğimiz için muhtemelen ben ve benim gibiler “hele bir basılsın da gerisini sonra düşünürüz ya” kafasındayız. Çok da doğru bir düşünce şekli değil galiba sahiden. Ama ne yapalım, hele bir basılsın da gerisini sonra düşünürüz. :joy:

Cevabınızda yazdığınız beş maddenin beşini de uygulamaya çalışacağım. Özellikle beşinci madde konusunda daha da girişken olmak lazım sanırım.

Bu konuda insanların bakış açısı zannedersem ikiye ayrılıyor. Bir kesim self publishing ile basılan kitapları klasik yayınevlerinin bastığı kitaplara göre çok daha prestijsiz olarak görüyor ve okumak için şans dahi vermiyor. Diğer kesim ise, bu işle zaten az çok haşır neşir olduğu için, “yazık ya adamcağızın kitabını kimse basmamış, bir şans verelim bakalım,” diye düşünüp alıyor gibi. :joy: Burada KDY’yi ayrı bir yerde tutuyorum, çünkü o iş biraz daha farklı. KDY’ye henüz bir şans vermeye çekinen azımsanamayacak kadar insan var şu anda. Umarım kağıt üzerinde durduğu kadar güzel bir sistem olur ve kalıcı izler bırakır diyelim.

Üzgünüm Kemal Bey… Kötüleri cezalandırıp iyileri koruduğumuz, bunu yaparken de unicorn sırtında jelibon emiklediğimiz doğrudur, ama oldukça sıkıcı ve gözüktüğünden çok daha adaletsiz bir mecra bizimki maalesef. Umarım bir gün edebiyat sektörüne derinden dalmak mümkün olur da, iki sektörü karşılaştırıp hangisinin daha “temiz” olduğuna karar veririz. :blush:

3 Beğeni

Güzel ve çarpıcı bir yazı olmuş, özellikle de bu işi bir ideal olarak değil de heves olarak görenler için. Teşekkürler.

Bu gönderi Rıhtım halkı tarafından rahatsız edici bulundu ve geçici olarak gizlendi.

1 Beğeni