Yokoluş

Ne diyor şair?
“Mutlu uyumak lazım azizim, madem uyku yarı ölüm halidir.
Mutlu ölmek lazım her gece.”
Keşkeler içinde taksirle kapanamayan gözler, zehir olan gecelerde viranelerin yancısı baykuşlara dönmüştü…
Sahi,
Viranede baykuş sesi zafer sayılıyor muydu?

Lütuf bildiği her ihtiyaç duyduğunda baktığı bir başucu kitabı gibi olması gerekirken Seng-i ibret taşı olmuştu, hem tinleri hem de cismani muadili…
Sonuçta bir makyavelist değildi ama kalbinde bu dünyanın hiç hak etmediği oranda fazla bir nezaket duygusu taşımanın bedelini de Schrödinger dalga denklemlerine göre karanlık bir yalnızlığa kendini gömdüğünde şahit olan kimse olmadığı için kendi varlığı zihninizde şüpheli duruma düşerek ödüyordu.
Mutlak gücün haklı çıktığı, adalet beklenmeyen yerde suratının rabbiesiri silinmiş adamlar gibi efendi olabilmek için kapısında köpek besleyen iktidar delilerinden olmadığından çıplaklığın görecelikten ayrıldığı günlerin umuduyla fikren ve fiilen savaşmak gerekliliğinde boğulmaya devam etmeyi elzem görmesinin faturası çok ağır kesiliyordu.

Hayatın kendisine yeteri kadar cezai müeyyide uyguladığını düşünerek arsız bir şekilde üstten bir edayla usulün esasa mukaddem olmasına güvenerek, ruhuna hızlı adımlarla sirayet ettirilen yokoluşu sona erdiğinde, aydınlığının yeniden gelip bir terakki yaratmayacağının ayırdına vardı.
Yokoluş nihayete erdiğinde eline tutuşturulacak o tarihî şehadet bilecek fakat ertesinde devam eden her tarihi sene-i devriyesi gelmiş gibi elem ve keder içinde anacaktı.
Savaş olmayan yere barış gelmeyeceğini bilirken aynı zamanda bu savaşın sonucunun hiçbir zaman barış getirmeyeceğinin de idrakındaydı.
Tecahül-i Arif’e düşecek değildi…
İşte Halep işte arşın diyerek boşalan şarjörünü doldurdu.
Neydi o marş?
Eser geçer, eserken ezer geçer!
Peki,
Kısasta hayat var mıydı?

Gece yine, yine ve yine gözleri açıldı,
Pıhtılaşan yaradan bir damla kan bir kez daha yere damladı.
Gözler bir kez daha kapandı.
Yağmur şiddetli şekilde bir kez daha yağdı.
Ve yine, yine ve yine aklında tek bir şey vardı.
Lakin!
Yavaş yavaş, uyuştura uyuştura öldürüyordu.