İthaki Yayınları Pangea Kitaplığı

:slight_smile:

Son mesaja yazdınız zannettim. Evet barışmışlar.

Can Yücel ve eşi bir yerde yemekte iken başka bir masada Edip Cansever oturuyormuş.
Edip Cansever’İ birkaç kez masaya davet etmişler “ben Can’a küsüm, gelmem” diyormuş. Bunun üzerine Can baba “Edip” demiş “senin soyismin Cansever, sen beni seversin gel masaya”. Gülüşmüşler ve barışmışlar.

3 Beğeni

Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil – Bülent Ayyıldız

Bizim ülkemizde iyi fantastik hikayeler yazılmıyor diyorsanız fantastik tekinsiz bir hikaye olan bu fantastik kitabı okumamışsınızdır.

Zamanı hikayesinde bir döngü olarak ele alan yazar kadim bir savaşı ve taraflarını, zamanın farklı dilimlerinde olan bu mücadeleyi, fantastik ve tekinsiz bir hikaye ile anlatıyor okuruna. Akıcı anlatımı, kısa bölümleri ve anlattığı hikayesiyle kitabı kısa zamanda okudum.

Zamanı ve evrenleri anlatırken Schrödinger’in kedi deneyine gönderme yapılan hikaye de ayrıca Pers mitolojisi ve zerdüştlük inanışına ait Ehrimen, Harut ve Marut veya İslam inanışında olan Harut ve Marut ile Zühre gibi mitolojik karakterlerinde olduğu, kısa ve akıcı bu kitabı özellikle fantastik okurlarının okumasını öneririm.

13 Beğeni

Anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz. :slight_smile: Bu dizinin kapaklarını beğeniyorum.

Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil kitabının kapağı bana Witcher 3 oyununda olan Toussaint mezarlıklarını anımsattı. Geralt ipucu arıyor. :slight_smile:

12 Beğeni

Tamamına sahip olup hiç birini okumadığım bir seri malesef. Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil ile giriş yapmayı düşünüyorum bir ara.

1 Beğeni

Bu ikinci kitapta henüz 7 öykü okudum ama ilk kitaba göre çok daha iyi bir seçki olmuş. Okuduklarım arasında özellikle Afşin Kum’un anlatımını çok beğendim.

1 Beğeni


İlk - Bilimkurgu Seçkisi

Bence İyi öykü okurunu ikna eden, anlattığı ile okurunu şaşırtan, öykünün bağlantı noktalarını okurun o an aklına gelmeyecek şekilde yapan öykülerdir fakat tüm bunların yanı sıra öykücünün ne anlattığı kadar nasıl anlatıldığı da önemli. Öykücünün seçtiği kelimeler ve cümleler ile okuruna bu metin “ham” değil kelime ve cümle seçimleri de iyi dedirtmesi gerekiyor diye düşünüyorum.
Bir önceki seçkiye göre (Yeryüzü Müzesi) öyküler bu kez daha ustalık işi eserler olmuş. Kitabın sunuş yazısında Bülent Somay iyi öykü okuru yakalayan öyküdür diyor. Bence de öyle ayrıca okuru yakalayan öyküler okuduğumuz öyküde bizim kendi düşünce yapımız içerisinde olan bir fikrin veya ilgimizi çeken bir konunun ve belki de yaşamışlıklarımız iyi bir anlatım ile öykü içerisinde aktarılması ile oluyor. Bir şekilde kendimizle ilişkilendirebileceğimizi seviyoruz.

Kitapta 21 öykü var. Öne çıkan bir – iki öykü hakkında düşüncelerimi de yazayım.

Evrim Ağacı kurucusu Çağrı Mert Bakırcı’nın bir önceki seçkide (Yeryüzü Müzesi) olan öyküsü fikir olarak güzel ama anlatım, cümle, kelime tercihleriyle “ham” bir öykü idi. Bu seçkide ise kitabın iyi öykülerinden birisi fakat yaptığı metafor öykünün isminden net anlaşılıyor, öykünün ismi farklı olsaydı bu kadar net anlaşılabilir miydi, bilemiyorum.

21 öykü içerisinde bir öyküyü öne çıkaracak olsaydım, bu bence seçkinin benim için en iyi öyküsü diyebileceğim Afşin Kum’un Yeni Hayat Dükkanı öyküsü olurdu. Öyküde olan bilimkurgu fikrine Takeshi Kovacs, Yaşlı Adamın Savaşı gibi kitaplardan tanıyoruz fakat Afşin Kum bu fikri bir beden değiştirme olarak değil de bir hayat değiştirme olarak işlemiş. Okurken “dur bakalım, nereye bağlanacak bu öykü” derken, öykünün finaline doğru okuru iki kez şaşırtacak bir yere bağlanıyor öykü.
Burak Albayrak’ın Orbit öyküsü günümüz sosyal medya ve sosyal medya şöhretlerini iğneleyen ve bu durumun varabileceği yerler üzerine yapılan bir spekülasyonu okuyoruz ama sanki bu güzel fikir öykü içerisinde biraz iyi anlatılmamış gibi.

Arzu Uçar’ın Hayatımda Gördüğüm En Büyük Brownie öyküsü konusu hakkında spoiler olmaması için bir şey yazmayayım ama bilimkurgu ile süslenmiş bir öykü gibi geldi bana. Hani ana yemeğin bilimkurgu olduğu bir yemek değil de sos olduğu, öyküye lezzet versin diye bilimkurgu öğelerinden faydalanıldığı bir öykü gibi olmuş. Bunları yazınca öykü kötü gibi anlaşılmasın. Öykü güzel ve finali ile okuru şaşırtacak bir öykü.

İsmail Yamanol’un İlk Görev isimli öyküsü Asimov’un Son Soru öyküsünü çağrıştıran bir öyküydü. Şimdi ismini anımsayamadım ama ilk seçkide de buna benzer Son Soru öyküsünü çağrıştıran bir öykü vardı.

Sonsöz olarak bir önceki seçkiye göre (Yeryüzü Müzesi) çok daha iyi öykülerden oluşturulmuş bu seçkiyi özellikle bilimkurgu okurlarına öneririm.

Bu seçkiden kitaplarını okumak istediğim iki yazarla tanışmış oldum. Arzu Uçar ve Afşin Kum. Arzu Uçar’ın iki kitabını sipariş ettim. Afşin Kum’un kitaplarını da önümüzdeki ay almayı düşünüyorum.

12 Beğeni

Böyle kitapları sevme nedenim aslında tam anlattığınız neden.
Kitabı olan ama okumadığınız, kararsız kaldığınız yazarlar için öyküler bir fikir veriyor size.
Bir tür fragman gibi.

1 Beğeni

Beyin Kırıcı - Sinan İpek

Konusu ilginç ve insanı okumaya devam ettiriyor. Kısa ve kolay anlaşılabilir bir kurgu olması nedeniyle 2-3 saat içerisinde okunabiliyor.

Kitabın başlangıcı telepatiyi merkeze alan bir hikaye olarak başlıyor sayfalar ilerledikçe beynin – telepatinin merkezinde olduğu hikaye başka bir hikayeye evriliyor.

Bunun ne olduğunu yazmayacağım çünkü kitabın 3’de 1’i okununca öğrenilen bu durum hikayenin tüm sürprizini kaçırabilir.

Einstein göndermesi, balinalara, yunuslara yapılan göndermeler ve 2017 yılında … (sürpriz kaçıran olmamak için bu göndermeyi yazmayacağım) yapılan göndermeler güzeldi. Belki tüm hikayenin tek kusuru bir şeylerin bir anda olup bitmesiydi.

9 Beğeni
5 Beğeni

Feyza Hepçilingirler ve Afşin Kum İLK - BK seçkisinde olan öyküleri üzerine konuşmuşlar.

( Bu arada Afşin Kum Feyza Hepçilingirler’in oğluymuş. Feyza Hepçilingirler’i özellikle Türkçeye olan hassasiyetinden ve kitaplarından tanırdım. Afşin Kum’u ise bu seçki ile tanımış ve yayımlanmış 2 kitabını okuma kararı vermiştim.)

Sizin Türk diline yapmış olduğunuz katkılardan söz etmeden bitirmek istemiyorum çünkü gerçekten bu anlamda çok değerli kitaplar kazandırdınız literatürümüze. Türkçe dilindeki tüm bozulmalardan, yeni çağı, çağın yaşama biçimlerini, dijital çağı ve oluşturduğu yeni dili (bilim-kurgusal düzlemden de bakarsak) teknolojiyi sorumlu tutabilir miyiz? Sadece bozulma olarak da sormak istemiyorum aslında, dilin kazanımları oldu mu bu yeni bilim-kurgusal, teknolojik ifade biçimlerinden?

F.H : “Keşke…” demek istiyorum bu sorunuza bütün içtenliğimle. Keşke Türkçedeki savrulmaların kaynağı olarak çağın bilimsel gelişmelerini, dijitalleşmeyi, teknolojiyi sorumlu tutabilseydik. Keşke gerçek neden, bunlar olsaydı. Bilgisayar çağında Türkçe, başka pek çok dilin yapamadığını yaptı. Tek kişinin, değerli bilim insanı Aydın Köksal’ın çabasıyla bilgisayar terimi olarak, hiçbiri yadırganmayan binlerce sözcük türetti. Bilgisayar sözcüğü de içinde olmak üzere iletişim, bilişim, bilgi işlem, veri, veri tabanı, donanım, yazılım, çevrimiçi, yazıcı, bellek gibi iki bin beş yüzden çok sözcüğü dolaşıma soktu. Bundan büyük dilsel kazanım olur mu? Türkçenin yara almasına yol açan teknoloji ile gelen yabancı sözcükler değil. Yabancı dilde eğitim veren okullar büyük bir etki yaratıyor kuşkusuz. Orada yetişen gençler birtakım kavramların karşılığı olarak yalnızca İngilizcesini öğreniyor ve onu kullanıyor olabilirler. Ama bence asıl büyük neden, yaşamakta olduğumuz kültür değişiminin dilsel değişimi de birlikte getireceğine duyulan safça hoşgörü. Toplumda rol modeli oluşturabilecek bir kesim tarafından yaşam biçimi ile taklit edilen ABD’nin dilsel olarak da takip edilmesi gerektiği sanılıyor. Kullanılan yabancı sözcük sayısı, çağı yakalamış olmanın göstergesi sayılıyor. Yalnız İngilizce değil elbette. Siyasal etkiler, doğudan, özellikle Arapçadan yeniden bir sözcük akınının yolunu açmış durumda. Ürkütücü olan, Türkçedeki yabancı sözcüklerin artması değil, bu sözcükler arttıkça bizim Türkçeyi doğru dürüst kullanamıyor olmamız.

7 Beğeni

Kurbağa Adası kitabını okuyorum. 100’lü sayfalardayım. Kitap bu dizinin en iyi kitabı hatta belki Türkçe yazılmış en iyi distopya kitaplarından birisi olabilir. (Türkçe yazılmış distopya önerileriniz varsa iletmenizi rica ederim.)

Yazarın iklim ve İstanbul depremi hakkındaki öngörü ve tahminler ile ilgili bilgisi olduğu kurgu içerisinden anlaşılıyor. İklim konusunda Ali Demirsoy hocanın dikkat çektiği kum fırtınaları, rüzgarlar, sıcaklık adaları, göçmenler vs hepsi kurgunun içerisine dahil edilmiş. Zaman içerisinde Selim Erdoğan’ın notabene yayınlarından çıkmış diğer kitaplarını da okuma düşüncem var.

11 Beğeni

Kurbağa Adası (Bir İstanbul Distopyası) – Selim Erdoğan

Genç Türk yazarlar (yazın yaşamı anlamında genç) beni şaşırtmaya devam ediyor. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim 10 üzerinden 10 puanlık bir kurgu.

Kurbağa Adası kitabı bir İstanbul distopyası alt başlığı ile yayımlanmış. İklim değişiklerinin yaratacağı küresel felaketlerin İstanbul özelinde 3 kişilik bir ailenin çevresinde gelişen olaylar ile anlatılmakta. Hikaye iklim değişikliğinin artık bir küresel bir felakete dönüştüğü ve büyük İstanbul depreminden 40 yıl sonrasında başlıyor. Kitabın ilk bölümünde hikayesini okuyacağımız ailenin bir fertti olan Ozan’ın uykudan uyanması ve evinde işyerine doğru yaptığı yolculuk ile başlıyor. Kurguda bu yolculukta “yeni” İstanbul’un değişen coğrafyasını, demografisini öğrenerek başlıyoruz.

İklim değişikliği ile yoğun göç alan Türkiye ve İstanbul güneyden kaçıp gelen mülteciler nedeniyle çeşitli dillerin konuşulduğu bir ülke / şehir olmuş.

Ali Demirsoy hocanın “2035 Sonun Başlangıcı” kitabında ve katıldığı TV programlarında anlattığı iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinin yaşandığı bir zaman diliminin anlatıldığı kurgu olası bir gelecek senaryosu. Kirli hava, devlet otoritesinin yerini alan suç örgütleri ve dini tarikatlar, buzulların erimesi ile ortaya çıkan milyon yaşında virüs ve bakteriler, artık yaşanılmaz hale gelmiş ülkelerinden kaçan mülteciler iklim değişikliğinin yarattığı felaketler bütünün belki de en küçük parçası olacak.

Yazar kitabında bazı yerlerde ana hikayeden bağımsız küçük öyküler diyebileceğim bölümler yaratmış. Bu öykülerden birisi hariç diğer öyküler ana hikayeye belirgin olarak bağlanmıyor. Muhtemelen bunu yapmasının nedeni bu öykülerle genel durumu okurun daha iyi anlamasını sağlamak ve hikayenin bütünlüklü resmini daha iyi görülebilmesini sağlamak için yapmış.

Ali Demirsoy Hoca “2035 Sonun Başlangıcı” kitabında çok zamanımızın kalmadığını insan eli ile yaratılan bu felaketin büyük yıkımlara neden olacağını, 7-8 milyar insanı etkileyeceğini bilimsel rakam ve tespitlerle anlatmıştı Selim Erdoğan ise bunu İstanbul özelinde bir kurgu içerisinde çok başarılı bir şekilde anlatmış.

Selim Erdoğan’ın Kurbağa Adası kurgu kitabını ve iklim değişikliğinin neden olacağı yıkımla ilgili bir bilim insanın tespitlerini okumak isterseniz yukarıda bahsettiğim Ali Demirsoy hocanın 2035 Sonun Başlangıcı kitabını okumanızı öneririm.

16 Beğeni
1 Beğeni

“Her Şey Kontrol Altında” kitabı sanki bu diziden yayınlanmasa hatta ithaki yerine Yabancı’dan yayınlanmış mı olsaydı demeden geçmeyeyim. Yeri gelmişken yazayım dizi içerisinde olan Adak serisi de biraz gençlik kitabı gibiydi.

“Her Şey Kontrol Altında” bana diziden okuduklarım arasında hikayesi ve karakterleriyle dizinin en “zayıf” kitabı gibi geldi.

1 Beğeni

Bir kısmı Türkçe bilimkurgu yazınına yıllardır eser veren, bir kısmı da türe yabancı ama edebiyatta tecrübeli 21 yazar, İthaki Yayınları’nın Pangea Kitaplığı’ndan çıkan İlk isimli kolektif bilimkurgu seçkisi için bir araya geldi: Afşin Kum, Arzu Uçar, Aşkın Güngör, Burak Albayrak, Cem Akaş, Çağrı Mert Bakırcı, Feyza Hepçilingirler, Fuat Sevimay, İsmail Yamanol, Kadire Bozkurt, Mehmet Berk Yaltırık, Murat S. Dural, Müfit Özdeş, Onur Çalı, Onur Güzeldiyar, Öznur Babur, Pınar Duman, Selim Bektaş, Selim Erdoğan, Tuğrul Sultanzade, Volkan Yalçın. Derlemede yer alan tüm yazarlar telif gelirlerini, erken yaşta kaybettiğimiz bilim insanı Özgen Berkol Doğan’ın adını yaşatmak amacıyla kurulan Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’ne bağışlamış.

Seçkinin bir diğer özelliği tematik bir öykü derlemesi olması. ‘Başlangıç’ teması ekseninde kurgulanan bu öyküler, türle yeni tanışan, ona aşina olan ya da spekülatif kurgu konusunda uzman olan okura başka dünyalar vaat ediyor.

Kitabın hem editörü hem de yazarlarından biri olan Burak Albayrak ve bilimkurguya yıllarını veren İsmail Yamanol ile Onur Güzeldiyar’la İlk derlemesini konuştuk.

3 Beğeni

bazı öyküler bilimkurgu tanımını zorlamakta zira bilimkurgu hakkında yazarların, eleştirmenlerin ve akademisyenlerin tanımları çok çeşitli olsa da Erharat’ın “bilimkurgu türü ile akademik düzeyde ilgilenen çoğunluğun dikkate aldıkları tanım” olarak nitelediği, Bülent Somay’ın da üzerinde durduğu tanım Darko Suvin’e ait. Suvin, Metamorphoses of Science Fiction kitabında “bilişsel”, “yadırgatma” ve “novum” terimleri üzerinden bir tanım ortaya koyar. Yadırgatma, tıpkı Brecht’te olduğu gibi- Suvin de bu terimi ondan almıştır- metne uzaklaşmak, bildiğimiz bir kavram olsa dahi ona yabancı kalmak iken metnin merkezi önermesi “novum” ise mantık dışına çıkmadan o kavramı farklı bir çevrede işlemektir. Başka bir deyişle yazarın ampirik tecrübelerine dayanan bir alan yaratarak bilişselden çıkmamasıdır, böylece fantastikten ayrılır.

Bu gözle baktığımızda seçkideki bazı öyküler bilimsel ve teknolojik gelişmeleri fon olarak kullanarak “yadırgatma” işlevini ıskalarken, bazı öyküler ise fantazma sınırını aşıp fantastiğe adım atarak “bilişsel”i göz ardı etmiş. Yine bazı öykülerde yabancı sözcük kullanımı bazen üslubu baltalıyor. “Ekstrem, volüm, sansasyonel, abandone olmak, şok olmak, resetlemek” vb. sözcükler/söz öbekleri örnek gösterilebilir. Özellikle teknoloji terimlerine ait yabancı sözcük kullanımı şu açıdan dikkatimi çekiyor: İnternetin toplumumuzda filizlendiği dönemlerde bu sözcükler kesinlikle yabancı dildeki karşılığına mastar eki veya yardımcı fiil eklenerek kullanılmaktaydı fakat aradan geçen yirmi senenin sonunda artık bu kelimelerin Türkçe karşılığı benimsendi. Zamanla yeni terimler, yeni yabancı sözcükler dile girdi.

Kısaca, Somay’ın “Türkçeyi doğru, anlamlı ve derinlemesine kullanabilme aşaması çoktan geçilmiş.” cümlesi düşündürüyor. Somay’ın ‘ilginç fikir’ + bir ‘şaşırtmaca’ = kısa öykü şablonu konusunda söylediğine ise katılıyorum. Ancak birkaç öykünün çıkış noktasının aşina olduğumuz temalar etrafında şekillendiğini söylemeli. Bir öykü ise hem çıkış noktası hem de çatışma noktası açısından Black Mirror dizisinin “Entire History of You” bölümünü aklıma getirdi.

Kanaatimce seçkinin en vurucu yanı, genç yazarların kalemlerinin ne kadar kuvvetli olduğunu ortaya koyması. Bu sadece kurgu noktasında değil. Öykünün arka planında -ilk bahsettiğim öyküdeki gibi- “bilişsel”in yakalanması için çok ciddi emek harcayan, bu emeği ampirik tecrübesiyle ve yetkin bir dil vasıtasıyla okuru yadırgatarak, yabancılaştırarak bir “novum” şeklinde ortaya koyan genç yazarların eserlerini uzun vadede yeniden okumak dileğiyle.

İncelemenin tamamı bağlantıdan okunabilir.

1 Beğeni

Pangea yeni kitap:

“Gelecek henüz yaşanmadı. Onu ben yazacağım.”

İçinde bulunduğumuz yüzyılın sonlarına doğru şehirler birbirinin üzerine yığılan katlar hâlinde yükselirken üç katlı İstanbul’da işlenen bir cinayetin ardından başlayan olaylar bizi geçmişe, paralel evrenlere, başka gezegenlere sürüklüyor.

Tanrısız’da polisiye ve bilimkurgu türlerini ustalıkla harmanlayarak bizleri 21. yüzyılın sonlarına götüren Mehmet Atılgan, muhtemel gelecek tasavvurunda da çıtayı oldukça yükseğe taşıyıp ters köşelerle okurun merakını diri tutmayı başarıyor.

“Benjamin Libet, 1973 yılında yaptığı deneyler sonucunda bilincin her şey olup bittikten yarım saniye sonra devreye girdiğini ortaya koymuştu. Yani şu an dediğimizde, geçmişte olmuş bir olayı yaşıyoruz. Bu durumu diğer nörofizyologlar da, hep geçmişte yaşadığımız ve bilincimizin tüm yaşananları yarım saniye sonra gösteren bir monitör gibi olduğu şeklinde yorumlamıştı.

Normalde tüm algılar beyne iletiliyor. Bilinçaltında değerlendirilip yorumlanırken, benlik hiçbir şeyin farkında değil. Zihnimizde canlanan, yani farkına varabildiğimiz bilgilerse epeyce uzun bir gecikmeden sonra kortekse, bilincin bulunduğu bölgeye gönderiliyor.

Ya birisi, dışarıdan gelen bilgilerin kortekse iletilmesini geciktirecek bir teknoloji geliştirdiyse? Ya bilincimize aktarılan görüntülerin daha geç algılanmasının bir yolunu bulduysa?

O halde gelecek çoktan yaşandı. ‘Şimdi’yi hatırlıyoruz. Gelecek ve şu an, tamamen bizim kontrolümüzün dışında.”

5 Beğeni

Bu seriye hala cesaret edip başlayamadım. Tanrısız’ı alan oldu mu hiç? Dikkatimi çekti de.

Şu kapağı poster yapsalar alırdım.

Kapak çizimi : Ebrahel Lurci
Kapak Tasarımı: Hamdi Akçay

5 Beğeni

Ottomania’nınki de çok güzel

1 Beğeni