Türk mitolojisinin kesinlikle hak ettiği değeri görmediğini düşünenlerdenim. Gerçi son günlerde ilgi hayli artmaya başladı. Mitoloji sayfaları Türk destanlarını ver tanrılarını paylaşmaya başladılar. Peki bu yeterli mi dersiniz? Kesinlikle değil.
Ben hem Türkçüyüm hem de Türkçe öğretmeniyim ve Türklükle ilgili olan herhangi bir şeyin hak ettiği değeri görememesi gerçekten sinirlerimi bozuyor. Kayra Han, Ülgen gibi baştanrılara; Savaş Tanrısı Kızagan, Ay Tanrısı Ay Han gibi çeşitli kutsal varlıklara sahibiz. Hakeza yeraltında da Baştanrı Erlik’imiz, İşkence Tanrısı Dohsun’umuz, yeraltının derin çukuru olan Kazırgan’ımız var. Erlik’in sarayına giden yolun üzerindeki nehirde Erlik’i koruyan ejderha tipi birçok mitik yaratığımız var. Amırga Morgus adlı diliyle gemideki insanları alarak yiyen efsanevi bir deniz ejderhamız var. Alahçın, Şalık gibi ufak fakat mitolojiye renk kadan onlarca, yüzlerce mitik varlığımız da mevcut.
Peki neden bunları kullanmıyoruz hiçbir yerde? Bunu defalarca kez sordum. Sonra milleti eleştirmek yerine kendimi eleştirmeye karar verdim ve kendime sordum: Ben ne yaptım bu mitolojiyi tanıtmak için? Cevap barizdi: Hiçbir şey.
Sırf bu yüzden bir roman serisi yazmaya karar verdim. Tamamen gençlere yönelik fantastik bir eser. Olur da bir gün kitabım tutulursa ergen edebiyatı yapıyor gibi onlarca suçlamaya maruz kalabilirim ama umurumda değil. Ben artık gençlerimizin Thor’u, Odin’i, Zeus’u veya Hades’i değil Kayra’yı, Erlik’i konuşmasını istiyorum. İlk kitabı da yayınevlerine gönderdim, birinden kabul aldım diğerlerinin cevabını bekliyorum.
Bu konuya el atılmalı ve yazılmalıdır diyorum. Ama hala kafamda sorular var? Türk mitolojisi konusuna daha doğrusu mitoloji ksynaklarına ne kadar güvenebiliriz. Bu konudaki ana başvuru kaynağınız nedir? Paylaşırsanız sevinirim.
Türk Mitolojisine ilginin olmaması tamamen siyasi nedenlerle hasır altı edilmesinden kaynaklanıyor.
60 sonrası başlayan ve 80 darbesi sonrası yeşil kuşak projesi ile pik yapan Türk-İslam ideolojisinin temelinde, Türklerin kimliklerini islamiyeti kabul ettikten sonra kazandığı gibi tamamen kokuşmuş bir yalan vardır. İslamiyetten önce Türkler kişiliksiz, kimliksiz, üç beş tanesi bir yerde beş on tanesi başka yerde yaşayan, birbirlerinden habersiz, ne doğru düzgün inançları ne doğru düzgün gelenek görenekleri olmayan başıboş bir halk olarak lanse edilir ve Türklerin islamiyetli kabul ettikten sonra islam çatısı altında birleşip kimlik kazandığı söylenir.
Özellikle 80 sonrasında baştan aşağı yalan olan bu savlarını desteklemesi için devlet eliyle tarih revizyonu yapılıp tarihi gerçeklikleri değiştirerek, islam öncesi Türk inanışlarının toplum hafızasından silmeye önelik bilinçli adımlar atıldı. Türk Mitolojisinin şu an yeteri kadar ilgi görmemesi ve kimsenin bilmemesi tamamen bundan kaynaklı. Hala böyle mi öğretiliyor bilmiyorum ama benim gibi ortaokul liseyi 90’larda okumuş olanlar, din ve tarih derslerinde Türk İslamın temeli olan “Türklerin İslamiyeti Kabulü” konusu işlenirken, “Türkler islamiyeti kabul etmeden önce de aynı müslümanlar gibi yaşıyorlarlarmış, gelenekleri, görenekleri ve inançları tıpkı müslümanların ki gibiymiş, bu yüzden hepsi çok kısa bir sürede kolayca islamiyeti kabul etmiştir.” diye araştırmaları, belgeleri, tarihsel gerçeklikleri tamamen yok sayarak, İslamiyet öncesi Türk inançlarını ve geleneklerini yalan dolan uydurma öğretilerle silip yerine bizimle hiç bir ilgisi olmayan Arap geleneklerini göz göre göre Türk gelenekleri olarak öğrettiklerini çok iyi hatırlayacaktır. Ülkenin içinde bulunduğu bataklıktan gördüğümüz gibi umduklarından daha bile başarılı oldular ama internet ve sosyal medya sayesinde bilginin bu kadar çabuk yayılacağı bir geleceği ön göremediler haliyle.
Bu Türk İslam ideolojisinin yaratmak istediği dinci, aşırı milliyetçi, tam itaatkar ve topluma ucuz iş gücü verme gibi misyonları olan tek tip “İdeal Türk Vatandaşı” modeline uyan biri olsanız, sığır gibi bunların yalanlarına inanırdınız ama bunların korkulu rüyası olan soran sorgulayan bireyler araştırıp okuyup, İslamiyet öncesi Türk inanışlarının bırakın İslamiyetin tıpkısının aynısı olmasını, ortak olan tek bir noktası dahi olmadığını, animizmi, şaminizmi ve budizmi bir potada eriten politeist bir inanç olduğunu, geleneklerinin, göreneklerinin, anlatılarının ve efsanelerinin derya deniz kadar çok olduğunu ve kendilerine alenen yalan söylendiğini öğrenip kendini kurtarabildi. Kendini kurtaramayanlar ya da daha doğru şekliyle ifade etmek gerekirse kurtarmak istemeyenler ise şu an CcC_OttomanPower1453_CcC isimli facebook gruplarında Bumin Kağan müslüman mıydı? Troyalılar Türk müydü? Genç Osman’a tecavüz edildi mi edilmedi mi? Lozanın gizli maddeleri neydi? gibi aptal saptal şeyleri tek bir belgeye tek bir gerçeklipe dahi dayandırmadan yıllarca gündemde tutup sözde tartışarak, insanların ilgisini bu noktaya çekip gerçekleri olabildiğince arka planda tutabilmek için yoğun çaba sarfediyorlar.
Bu yüzden Türk Mitolojisini öğrenmek çok önemli ki mümkünse romanlardan değil gerçek kaynaklardan öğrenin.
Ben “sakıncalı bir kitap” yazınca “İslamiyet’e aykırı, her şeyi Allah yarattı. Tanrı yok, Allah var.” diye anladım. Mitolojinin belirli bir kesime ait olduğunu düşünmüyorum. Mitolojinin milliyetçi işi olduğunu düşünseydim mitolojiyle ilgilenmezdim.
TDK’nın Türk Mitolojisi Sözlüğü en güvenilir kaynak. Bunun dışında Türk Mitolojisinin Anahatları ve Celal Beydili’nin Türk Mitolojisi Sözlüğü da güvenilir kaynaklar.
Türk Mitolojisi konusunda Yaşar Çoruhlu ve Bahaeddin Ögel’i önerebilirim.
1 Beğeni
penceresiz_ev
(Güneş girmeyen eve doktor girer. )
112
Evet, hala böyle öğretiliyor. Hatta Sosyal Bilgisi kitaplarına göre aşamalı olarak değil de birdenbire İslamiyeti kabul ediyor ve müslüman oluyoruz, ondan önceki dinlere/ inançlara ne mi oluyor? Yok öyle bir şey, müslüman geldik müslüman gidiyoruz.
Olur mu bilmiyorum ama benimde Türk Mitolojisi’ni öğrenip onunla ilgili bir oyun yapma hayalim var. İlgili olan ve hak ettiği değeri göremediğini düşünen benim gibi kişiler olduğunu görmek mutlu etti.
İlkokulda fantastik eserler okumak her zaman ilgimi çekti ve okumaya böyle başladım. bir süre sonra okuduğum genç fantastik eserlerin büyük çoğunluğu mitolojilerden esinlenerek yazıldığını öğrendim. o zamanlarda (bu 12 yaşındaki benim itirafıdır) yabancı okumak falan havalıydı ve türkçe edebiyat ya da türklükle bağlantısı olan şeyler okumak "eh işte"ydi. lise yıllarına kadar okuduğum çoğu şey “yunan” mitolojisi temelliydi ve (gene itiraf) bunlardan gına gelmesine rağmen “çok popüler” olduğu için kitapları okuyordum. Ama biraz geriye gittiğimde yu-gi-oh ile başlayan başka kültürlerin mitolojilerinden esinlenen içerikler beni daha mutlu ediyordu. Gene de ülkemizdeki yabancı hayranlığının kurbanı olmuştu çocukluğum. Liseye başladıktan sonra milliyetçilik duygularım beni baya sardı sarmaladı ve neden türk mitolojisiyle alakalı bize bir şey öğretmiyorlar ya da neden büyükler türk mitolojisi temelli eser yazmıyorlar da okumuyoruz gibi sinir krizleriyle lise yıllarında okumalara başladım. tahmin edebileceğiniz gibi kaynak azlığı ve ulaşmada sıkıntı olduğundan o kadar açılamadım bu denizde.
Son 3 4 yılımı buna ayırdım ve düzenli okumalar sağlıyorum. belki ileride hikayeler yazarım, roman yazarım, öykü yazarım bir şey yaparım da şu evrene katkım olur derdindeyim.
Öncelikle Bahaddin Ögel’in bu iki kitabı harika içerik sunuyor. Başlamak isteyenler için çok iyi bir kaynak.
Daha sonra bilgiyi doğrudan almaktansa (yani şu şudur bu budur gibi) kültürün içinden almanın da güzel yol olduğunu düşünüyorum. o yüzden eski türklerin hikayeleri ve destanları bunun için güzel kaynaklar. Özellikle yabancı kaynakları okurken sakin olunmalı diye de not düşeyim. Çünkü onlara göre her şey yunan mitolojisinden çalıntıymış gibi olduğu için sinir bozucu olabiliyor (haklı tarafları vardır ama haksız olduğu tarafları da vardır)
Velhasıl kelam küçük büyük demeden, önemli önemsiz demeden herkes elinden geldiğince türk mitolojisine katkıda bulunmaya çalışmalı. Bartu Bölükbaşı ve Yağmur (twitter @neftisar) gibi insanlar kendilerince bu evrene katkılarını sunuyor ve bu güzel bir örnek. Onlara da buradan teşekkür etmiş olayım.
Kötü değildir diye düşünüyorum. Ancak takip edebildiğim kadarıyla Nuray Bilgili’nin verdiği bilgiler daha yüzeysel, bölük pörçük. Yani Bahaeddin Ögel veya Yaşar Çoruhlu kadar hakim değil konuya. Bu ikisi uzman. Yine de karar sizin tabii ki. Kitabı okuyan arkadaşlarımız varsa onlar da düşüncelerini yazacaktır.
Titan ve tanrılar arasında fark yoktur, aynı kanı taşır ve aynı soydan gelirler. 11 yıl süren Titanomakhia savaşından sonra Olympos dağına Zeus ve kardeşleri hükmeder. Daha sonra da onların soyundan gelenler. Tanrı ve Titan hemen hemen aynı şeydir yalnızca tanrı, Olymposlular için daha yaygın kullanılır. Özellik ve soy bakımından farkları yoktur.