4 Binaya önyargılı bakışların nedenleri


(AliCagan4235) #1

Gryffindor’u sevmeyenlerin sayısı çok azdır. Slytherin’indende çok kurnaz oldukları için biraz kötü bir açıdan bakılıyor. Peki Hufflepuff Neden hep önyargıyla yaklaşılıyor? İnsanlar Hufflepuff’ı saflık ile bağdaştırıyor, saf olmayı iyi kalpli olmakla karıştırıyorlar. VS. VS. Peki ya insanların kafasında neden böyle bire şey oluşuyor?


#2

Bence serinin yazım süreci boyunca Rowling’in kafasındaki bina özellikleri de evrildi. Bu yüzden kitaplarda binalarla ilgili direkt olarak söylenenler ve karakterlerde şahit olduğumuz şeyler arasında fark var. Tabii Rowling’in de kişisel bir tercihi var bu önyargı ve bireysel farklılıklar ikiliğini göstermek adına, ama bunun tek sebep olmadığını düşünüyorum. Örneğin Hufflepuff hakkında çizilen portre genelde nezaket ve iyi bir etik anlayışı üzerine kurulu ama aynı binada Zacharias Smith gibi nezaketten korkunç derecede uzak bir karakter var. Üstelik Hufflepuff’takileri genel olarak bir sürü psikolojisine uygun hareket ederken görüyoruz, ki bu da adalet anlayışını çarpıtabilecek bir şey. Sırlar Odası’nda topluca Harry’ye karşı tavır aldıkları zamandaki gibi yani, sanırım Ateş Kadehi’nde de benzer bir tavır takınmışlardı. Bu durum Ölüm Yadigarları’nda tüm Hufflepuff’ların topluca ayağa kalktığı sahneyle ilgili şüpheler oluşturuyor kafamda. Bu sahne genelde Hufflepuff’ın zirve anı gibi gösteriliyor ama oradaki kişilerin kaçı gerçekten kişisel düşünceleri nedeniyle o tavrı aldı? Bulundukları topluluktan dışlanmamak adına iyi biri gibi gözükmek zorunda hissetmediklerini nereden bilebiliriz? Sonuçta öne çıkan Hufflepuff’lardan Ernie de bu tür konularda gösterişçi bir insan gibi yansıtılmıştı kitaplarda (Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nda Harry’ye yüksek sesle benim ailem Dumbledore’un yanında dediği sahne gibi). Tabii topluca iyi tarafta olmalarını ve Harry’yi korumalarını yargılamak istemiyorum, sonuçta çok fedakarca bir davranış. Sadece topluluğu bu kadar vurgulayan ya da herkesi kabul etmeye yönelik bir anlayışın bireyselliği yıkabileceğini ve doğruları çarpıtabileceğini düşünüyorum. Ya da kişisel olarak bir şeyler başarma isteğini törpüleyebilir bu yeterince ödüllendirilmiyorsa. Sıradanlığın hüküm sürdüğü bir düzene dönüşebilir. Belki de Hufflepuff’a daha kötü bir gözle bakılmasının nedeni budur. Bu bayağı kişisel bir yorum tabii, Rowling’in Hufflepuff’ı çok daha iyi bir gözle gördüğünü ve yazarken bu tür kaygıların aklına bile gelmediğini düşünüyorum açıkçası. Bu biz hayranların yorumuna kalan bir şey, benim için de binalara kafa yorarken en kafamı karıştıran şeylerden biri.

Bu konuda ikinci olarak kafama takılan şey dışarıdan yapılan Ravenclaw tasvirleriyle karakterler arasındaki fark. İlk kitaplarda mantık vurgusu olsa da sonradan yaratıcılık, açık fikirlilik ve bireyselliğin de Ravenclaw’la bağdaştırıldığını görüyoruz, oysaki bu özelliklerin birbiriyle çatışmasını bir yana bıraksak bile Luna ve Flitwick dışındaki karakterler bunların hiçbirine sahip değil. Örneğin Cho ve hep takıldığı arkadaş grubu aşırı şekilde normal dünyadaki popüler kız gruplarını andırıyor ve bu insanların yaratıcılıkla ya da rasyonaliteyle alakası olacağından şüpheliyim. Ki Ravenclaw’un Dumbledore’un Ordusu gibi bir başkaldırı çabasına daha çok ilgi göstermesi gerekirdi eğer gerçekten açık fikirlilik destenkleniyorsa, ama grubu gammazlayan kişi Marietta oldu. Gammazlamasından önce de rahatsız olduğu falan gösteriliyordu zaten. Böyle bağnaz bir karakter nasıl Ravenclaw’un klasik özellikleriyle bağdaştırılabilir? Ravenclaw’la ilgili önyargıları destekleyecek özel bir akademik başarı falan da göremiyoruz, kupa yarışında bile 3. sırada oluyorlar hep. Rowling’in kişisel farklılıkları vurgulamak istemesini anlıyorum ama hiç kimsenin bina özelliklerine uymadığı bir durumda da tüm bu dörde ayrılma meselesi ve bina stereotipleri anlamsızlaşıyor. Büyük ihtimalle yazım esnasında binalarla ilgili görüşleri giderek daha kompleks bir hale geldi, bu da ilk baştaki daha basit tanımlarla çatıştı. Adım adım yayınlanan uzun bir seri olduğu düşünülürse oldukça anlaşılır bir durum, ama ara ara sinir bozucu olmuyor değil.

Gryffindor’un sevilmesine gelince, seri boyunca her şeyi Gryffindor’un gözünden görmemizin büyük bir etkisi var. Yoksa eminim ki herkes Gryffindor’u sevmiyordur. Binada ciddi bir gürültücülük huyu ve adrenalin tutkunluğu var gibi görünüyor. Sakin bir Hufflepuff veya Ravenclaw böyle bir ortamda bayağı zorlanabilirdi. Ravenclaw’ların Hagrid’i onaylamadıklarını da biliyoruz mesela, bu da Gryffindor’larla uyuşmazlıklarına bir örnek.


(Neredeyse Kafasız Nickname) #3

Size katıldığım noktalar olmak ile birlikte bazı eklemeler yapmak istiyorum Miss Cecily.

Öncelikle ben binaların gençlik çağındaki öğrencilerinin davranışları üzerinden değil, kurucuları üzerinden değerlendirilmesinden yanayım. Zira düşündüğüm zaman bugün kendimi yansıtmayan pek çok davranışı hayatımın erken yaşlarında yaptığımı görebiliyorum. Karakterler Hogwarts’a girerken ve mezun olurken bambaşka insanlar oluyorlar. Seçmen Şapka sadece malzemenin içeriğini değil, bireyin gidişat eğilimini önemsiyor olabilir kararlarını açıklarken.

Helga Hufflepuff, örneğin, büyücülük dünyasında herkese değer verilmesi gerektiğini vurgulayan bir anlayışa sahipti ve bu yüzden Hufflepuff denince benim aklıma gelen en güçlü kelime Harmony oluyor.

Salazar Slytherin ise safkanların önceliğine odaklanıyordu ve daha karanlık bir yönü vardı. (Sırlar Odası’nı yaratması tam anlamıyla kara büyüye olan eğilimini simgeliyor.) Bana her zaman, çoğunluğun Gryffindor kanısının aksine, Slytherin’in karşıtı Hufflepuff gibi gözükmüştür. Seçkinci ve agresif bir anlayış Slytherin’e yakışıyor.

Bilgiyi yüceltmek ile rasyonel davranmayı aynı kefeye koyarak Ravenclaw’ı yanlış değerlendiriyor olabiliriz. Aynı gibi gözükseler dahi, aslında pratikte farklı şeylere karşılık geliyor. Keza Gryffindor’un cesaret vurgusu aslında Slytherin’deki bazı insanların cüretleri ile de kesişiyor. Neden derseniz, bir avuç ölüm yiyen ve liderinin tüm büyücülük düzenine başkaldıracak cesareti kendilerinde bulmalarını örnek gösterebilirim. Pek çok kişi muğlakta kalan binaların farklı olduğunu düşünse de, ben Gryffindor ile Slytherin arasında kara büyüye eğilim ve safkancılık dışında pek de fark göremiyorum. Birbirlerinin denge unsurları gibiler. Aynı tahtıravallide benzer kilolara sahip iki çocuğun durması gibi.

Bana ironik gelen şey ise, Hufflepuff’ın simgesinin Porsuk gibi çılgın bir hayvan olması. Şahsen 50 yaşındaki babalar gibi televizyonda belgesel kanalını açıp heyecandan çıldıran birisiyim ve şimdiye dek porsuklar (bilhassa bal porsuğu) kadar göründüğünden daha güçlü olan çok az hayvan gördüm. Doğada porsuklar, pek çok kez yılanları dürüm gibi yiyebiliyor. Slytherin’in simgesi de yılan. O halde afiyet olsun, ne diyelim. (Kabul ediyorum son paragraf saçma oldu.)


#4

Kurucular tarafından tasarlandığı için Seçmen Şapka’nın bina prensiplerini en iyi anlayan varlık olduğundan yola çıksak bile Hufflepuff’ın prensipleri aynı kalıyor: adalet, sadakat, çalışkanlık. Zaten söylemeye çalıştığım şey bunların kötü prensipler olduğu değil. Nasıl Gryffindor’un cesareti pervasızlığa dönüşüp zararlı bir hal alabiliyorsa Hufflepuff’ın ilkelerinin de her ne kadar tamamen ahlaki görünseler de yanlış anlaşılan haliyle sorunlara yol açabileceğini söylemeye çalışıyorum. Yani hep düşünüldüğü gibi Hufflepuff = iyi insanlar anlamına gelmeyebilir. Hufflepuff’taki komüniteye sadakat ilkesi, “adil olanı yapıyoruz” düşüncesiyle birleştiği zaman insanların bireysel olarak sorgulama yetilerinin devre dışı kalmasına neden olabilir. Bu da çok tehlikeli bir şey aslında. Ki yeri geldiğinde bu grup sadakati yüzünden kendilerini “biz yanlış yapıyor olabilir miyiz” diye sorgulamadan Harry’yi nasıl dışladıklarını gördük.

Eminim ki Helga Hufflepuff’ın prensiplerini belirlerkenki niyeti bu değildi, onun prensiplerini yargılamıyorum. Sadece Hufflepuff’taki herkesin iyi olduğu düşüncesi bana Slytherin’deki herkesin kötü olması düşüncesi kadar saçma geliyor. Her bina iyi prensipler üzerine kurulu ama insan doğası gereği, bunlar hem iyi hem de kötü şekilde yorumlanabilir.

Slytherin’in kendisinin kara büyüye eğilimli olması, seçtiği kişilik özelliklerinin kendiliğinden kötü olduğu anlamına gelmiyor. Safkan ayrımcılığı üzerine kurulmuş bir bina olduğunu yadsımıyorum tabii, bu gerçekten kötü bir şey. Yine de bir noktada melez ve muggle doğumlu büyücüler de bu binaya girmeye başladı. Ayrıca hırs, azim, beceriklilik kendiliğinden kötü özellikler değil.

Hufflepuff’a benzer olarak Slytherin’de de bir grup sadakati durumu var, sadece bu grup herkesi kapsamak yerine daha seçici bir şekilde belirleniyor (aile, kan statüsü ya da başarı gibi özelliklerle). Bu seçkinciliğin belli bir dozda tutulduğu sürece yanlış olmadığını düşünüyorum. Birbirinden çok farklı özelliklere sahip iki insanı zorla aynı topluluğa dahil edip aynı şekilde davranmak benim mantıklı bulduğum bir şey değil. Ayrıca Hufflepuff’ın çalışkanlığa verdiği değer ile Slytherin’in azimli olmaya verdiği değer o kadar yabancı gelmiyor bana, sadece Slyhterin’de bu başarı ya da güç gibi bir hedef üzerinden gerçekleşiyor. Seçkincilik konusunda tamamen zıt oldukları doğru ama, onu kabul ediyorum. Yine de bence hiçbir bina tamamen birbirinin zıttı değil. Birbirlerine düşman olmak zorunda da değiller.

Ravenclaw ile rasyonalitenin bağdaştırıldığını düşünmemin nedeni Seçmen Şapka’nın ilk kitapta söylediği şarkıydı. Orada “Mantıktır onlarca önemli olan/ Öyle kurtulurlar tüm sorunlardan” diye bir dize hatırlıyordum. Şimdi yazarken İngilizce orijinal versiyonuna baktım ve mantık vurgusunun kesinlikle olmadığını fark ettim, aksine bilgelik ve zekadan bahsediliyor. Bu durumda rasyonaliteyle ilgili söylediklerimin bir temeli kalmıyor tabii ki. Ama bu haliyle bile Ravenclaw’dan gördüğümüz karakterlerin bu özellikleri yansıtmakta yetersiz olduğunu düşünüyorum (Luna dışında tabii ki). Cho ve Marietta hala Ravenclaw’la alakası olmadığını düşündüğüm kişiler. Ayrıca Ravenclaw’un hiçbir akademik başarısını da göremiyoruz tüm bu zeka ve bilgelik övgüsüne rağmen. Önyargılarla gerçeklik kesinlikle uyuşmuyor, hatta bina hakkındaki önyargıların nasıl olup da ortaya çıktığını anlamak bile mümkün değil bu durumda.

Bir avuç ölüm yiyen ve lider, tüm büyücülük düzenine başkaldırmayı cesaret sayesinde mi başardı gerçekten? Bana Voldemort gerçekten uç seviyelerde bir güce sahip olduğu için peşine takılmışlar gibi görünüyor. Arkalarında hatırı sayılır kadar büyücü vardı, ayrıca şiddete başvurabilme ve karanlık büyü kullanabilme gibi bir imkana sahiptiler. Çoğunluğa karşı yapılmış bir başkaldırı olarak görmüyorum bunu, dezavantajlı konumda da değillerdi ayrıca. Slytherin’in cüretkarlığı kesinlikle Gryffindor’daki gibi değil, hesaplı bir davranış. Gryffindor’da düşünmeden pervasızca hareket etme durumu var, Slytherin için bu asla mümkün olmayan bir özellik. Bence birbirlerinden farklılar pek çok açıdan.


(Neredeyse Kafasız Nickname) #5

Tekrar merhaba, cevap yazdığın için teşekkür ederim. Bazı açılardan haklı olduğunu düşünüyorum. Keşke Seçmen Şapka ile ilgili daha çok bölüme şahit olsaydık kitap serisinde.

Elbette Slytherin ile Hufflepuff’ı birbirinin zıt noktaları olarak değerlendiriyor olmam hiçbir ortak noktaları olmadığı anlamına gelmiyor. Zira iki grup da insanlardan oluşuyor ve en zıt görüşlerin mensupları dahi ortak davranış modellerine sahip olabilir. Bunu gündelik hayatımızdan da görebiliyoruz.

Benim vurgulamak istediğim nokta şuydu: İnsanlar ergenlik süreçlerinde hızlı bir değişkenlik halindeler ve bazen asla karakterlerinin özünü yansıtmayacak hareketlerde bulunabilirler. Marietta’yı o hareketiyle tanıdık ama onun karakterinin özü ve Hogwarts’tan mezun olurkenki düşünceleri, değişerek basmakalıplaşmış Ravenclaw paradigmalarına çok daha uygun bir hale gelmiş olabilir. Marietta’nın kitaptaki motivasyonunu da hatırlayamıyorum şu anda ne yazık ki. Örneğin, korku veya kıskançlık bazı şeylere sebep olmuş olabilir. Helena Ravenclaw bizzat annesinden diademi çalmıştı çünkü onun kendisinden daha akıllı ve başarılı olmasını sindiremiyordu. Buna paralel, Ravenclaw soyunda bir ihanete şahit olmamız Dumbledore’un Ordusu’na ihanet eden kişiliğe de ışık tutabilir.

Slythterin binasının cesaret konusunda Gryffindor ile kesiştiği konusunda ise ilk kitabı bitirdiğimden beri ısrarcı oldum. Sadece amaçları çok daha karanlık ve yöntemlerde karanlık sanatlara eğilim daha fazla. Fakat belki de cüretkarlık ile cesareti karıştırıyorumdur. Bilemiyorum, Karanlık Lord pek çok dengeyi sarsmaya ve çok güçlü büyücüleri karşısına almaya yeltendi. Benim gözümde bu, aşağılık bir tarzda da olsa, bir tür cesaret.

Gerçi, binaları ve mensuplarını analiz etmek gerçekten kolay bir şey değil. Ben de düşüncelerimden pek emin değilim bu konuda. :’) Fikrini paylaştığın için teşekkür ederim.