Akran Ekranları

Öykü Seçkisi’nde okumak için: Akran Ekranları – Aylık Öykü Seçkisi

image

“Bir f(t) fonksiyonun Laplas dönüşümü, sıfırdan sonsuza f(t) çarpı e üssü eksi s t integralidir.” Gözlerimi hafiften açarak başımı yaslandığım kitaplardan kaldırıyorum. Öğlen güneşi gözümü almasa. Neredeyim ben? Sınıftayım herhalde, hoca bir şeyler homurdanıyor. Ne yapıyorum? Anlaşılan o ki, uyuyormuşum. Bu gerçek mi? Bilmiyorum, belki asıl şimdi bir rüya. Görüşüm toparlıyor yavaştan, gözüm duvardaki saate… (DEVAMI…)

1 Beğeni

Çok fazla anlamlandıramadığım bir öyküydü. Anlatım ve kurulan cümlelerle beraber kelimelerin kullanılışı kulağı acayip tırmalıyor. Öykü kısacık olmasına rağmen bu nedenlerden dolayı çoğu yeri tekrar tekrar okumam gerekti.

İlk cümleyi okur okumaz okul yıllarıma ışınlandım. Buradan “Çoktan mezun olurdum okuldan çoktan / Ah bu Laplace’ların gözü kör olsun” dizelerini armağan ediyorum :smiley: (Mezun olduk tabii de uğraştırdı meret.)

Öyküye gelince, öykü biçiminde değil de daha çok günlük gibi ya da ekşi sözlük’te yazılmış bir entry gibi olmuş. Cümleler anlaşılır ama edebi değer kazanması için cümlelerin üzerinden biraz daha geçilmesi gerekiyor. Öykü unsurlarının, serim-düğüm-çözüm kısımlarının netleşmesi gerekiyor. Yazarın önceki öykülerine göz attım. Onlar daha iyi. Sanırım bu ayki öykü biraz aceleye gelmiş, arada olur öyle. Emeğine sağlık.

Bir de “Bütün sınıf telefonla oynarken hoca bir şey demiyor muymuş?” sorusu aklıma takıldı okurken.

Güzel, sıkılmadan okunuyor, tespitler yerinde, gözlemler iyi ve güncel bir öykü ama aklıma hemen şu soru geldi, ‘ne olacak bu eğitim sisteminin hali’… Şaka tabii ki. Yalnız anahtar kelimeyle bir bağlantı göremedim, gözümden kaçan bir şey mi var?
Bir de imzası olan arkadaşlar, bir kaç cümleyle de olsa kendinizi tanıtır mısınız…

Merhaba, öncelikle emeğinize sağlık ancak öykünüzün temayla olan bağlantısını anlayamadım. İkinci olarak ise -bu yorumu sadece bu öykünüz için yapıyorum zira başka bir yazınızı okumadım- popüler kültürün ürettiği her şey gibi kolay tüketilebilen ancak doyurmayan bir öyküydü benim için. Kaleminize sağlık!