Albert Camus

Hayat bir şey değildir. İtinayla yaşayınız.

Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.

Gölgesiz güneş yoktur ve geceyi tanımak gerekir.

Varoluşumuza bir anlam bulmaya çalışan, yer yer de anlam aramanın saçma olduğunu çünkü hayatın zaten anlamsız olduğunu savunan, Meursault ile umursamazlığı, Sisifos ile absürde karşı mücadeleyi anlatan, varoluşçuluk ve absürdizmin önde gelen isimlerinden Albert Camus’yü, düşüncelerini ve kitaplarını bu başlıkta tartışalım.

image

11 Beğeni

En hayranı olduğum insanlardan biri olabilir. O şartlar altında yaşamadan yorum yapmak kolay elbet ama kolonyalizmi desteklemis olduğuna inanamıyorum. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi verebilecek veya hayır öyle değildi diyebilecek olan var mı acaba? Lütfen olsun çünkü.

7 Beğeni

Sartre’la en büyük tartışmaları (felsefe alanını saymazsak) buydu. Sartre emperyalist Fransa’yı kötülüyor, Camus’nün de ona destek vermesini bekliyordu ancak Camus herhangi bir tarafı desteklemedi. Cezayirli isyancıları destekliyor ve onları anlıyorum, dedi ama Fransa’nın yaptığının yanlış olduğunu da söylemedi. Tam olarak kolonyalizmi destekledi denemez belki ama, göz yumdu denebilir. Cezayir asıllı Fransız olmasının ve belki de iki ülkeye de vefa borcu hissetmesinin sonucu olabilir bu.

8 Beğeni

Yabancı’da anlattığı yer Cezayir olmasına rağmen hiç bir şekilde bunu romanda belirtmemiştir ve de anlaması zordur. Cezayir’i ayırdığını düşünürdüm oysaki ben.

3 Beğeni

Dün başlığı görünce aklıma düştü ve Doğrular (Can Yayınları’nın yeni baskısında Adiller) adlı tiyatrosunu tekrar okudum.

Kitap, Büyük Dük’e suikast düzenleyecek olan Rus sosyalistleri anlatıyor. İlk denemeleri, bombayı atacak olanın Büyük Dük’ün yeğenlerinin de arabada olduğunu görmesi ve bu nedenle atmaktan vazgeçmesi üzerine başarısızlıkla sonuçlanıyor ve aralarında bu konuda bir tartışma başlıyor. Esasında oyunun temel izleği de bu. Kitabın adı, Doğrular ya da Adiller fark etmeden absürt bir seçim. Çünkü insan öldürmek gibi bir eylemin seçeneklerin ikisinde de yer aldığı bir durumda karakterler doğru ya da adil olanı yapmak üzerine tartışıyor.

Bunu ilk okuduğumda fark edemediğimi dün anladım. Karakterlerimizin, insan öldürmek gibi bütün kültürlerde, belirli istisnalar dışında kötü sayılan ve cezalandırılan bir eylem üzerine doğruluk/adillik tartışması içine girmesinin absürt olduğunu ve aslında ehven-i şer içinde bulunduklarını fark ettim. Yani özünde kötü olan bir eylem hakkında süslü (özellikle Kaliayev’in romantikliği) tartışmalar ile bir paradoksa girmek, bu paradoksun duvarlarına karakterlerin çarpmasını ve işlerin daha da karmaşıklaşmasını okumak, özellikle akılda Camus’nün absürdizme yönelik düşüncelerini tutarak okumak farklı bir deneyim oluşturuyor. Herkese tavsiye ederim.

8 Beğeni

Gerçekten de şahane bir kitap, sorgulattığı o kadar çok şey var ki… Doğru olan her zaman adil midir ya da adil olan her zaman doğru mudur? Camus bu oyunu yazarken gerçek bir olaydan esinlenmiş, o kadar ki Grandük’e saldıran sosyalistlerin ismini bile değiştirmemiş, onlara derin saygı duymuştur.

Çıktıkları yolu ve Camus’nün “bu absürt dünyada her şey mubahtır” sözlerini birlikte düşününce hedefe ulaşmak için yapmaları gerekeni yapacaklarını düşünüyoruz, tıpkı Stepan’ın oyun boyunca savunduğu görüşleri gibi. Fakat sonra Dora çıkıyor “Bugünün çocuklarını öldürürsek, yarının çocukları bizim hakkımızda ne düşünür?” ve “Sonu yalnız ölüme çıkıyorsa doğru yolda nasıl yürüyor oluruz?” diyor.

Böylece Camus, Dora ve Stepan üzerinden adil ve doğru kavramlarıyla ve kendisiyle oyun boyunca tartışıyor.

5 Beğeni

Stepan ile Kaliayev arasında gidip geldiğini görüyoruz. Peki sence Camus bir sonuca varıyor mu?

5 Beğeni

Bilemiyorum, o da iki arada bir derede kalmış gibi geliyor bana. O gün arabadaki çocukları görüp eylemden vazgeçince “Ya ezilen, sabah akşam kırbaç yiyen köylü çocukları ne olacak? Onlar bizim çocuklarımızı düşünüyor muydu? Yarının çocuklarına eşitlik getirmek için yapıyoruz her şeyi.” diyordu Stepan, ona karşı olanlar da “Devrim, elbette devrim, sonuna kadar! Ama devrim hayat için olmalı, hayata bir şans daha vermek için.” diyordu. Stepan da yine “Bugün öldürmeye kıyamadığınız çocuklar büyüyünce yarının çocuklarına eziyet edecek.” diyerek savunuyordu kendisini.

Camus için enteresan bir nokta; “her şey mubah” tezi doğruysa ölen çocuklara, insanlara üzülmenin manası yok ama eğer “her şey mubah” değilse de kendisiyle çelişiyor. Fakat Camus inatla “her şey mubah” değil, güzel bir gelecek istiyorsan bunu kan dökerek yapmak zorunda değilsin demek istiyor, kendisi de buna inanmak istiyor gibi geliyor bana.

Ama bir devlete, bireyden daha büyük bir şeye savaş açtığın zaman yoluna kan dökmeden devam edebilir misin? Hedefine kan dökmeden başarıyla ulaşabilir misin? Kan dökmenin sınırını kim koyacak? Böyle bir yolda bunun bir sınırı var mı? Karakterler kendileri için değil, ülkenin geleceği için savaşıyor, ama aynı zamanda kana bulanmış elleriyle kurdukları geleceğin gerçekten de tahayyül ettikleri kadar güzel olup olmayacağını da sorguluyorlar.

Bilemiyorum, sanırım ben de Stepan ve Kalyayev arasında gidip geliyorum, Kalyayev daha ağır basıyor.

8 Beğeni

Buradan Can Yayınları’na sesleniyorum; Allah rızası için Albert Camus’un tüm eserlerine ama tüm eserlerine bir bakın. Yeni çeviriler kesinlikle ama kesinlikle şart. Adamdan 3 kitabı yarım bıraktım. Diğer üçünü zorla bitirdim. Camus okumak istiyorum; kitaplarını, düşüncelerini, fikirlerini, yazılarını çok seviyorum ama sağ olsun yayınevi bizi bu zevkten mahrum bırakıyor.

1 Beğeni

Şurada iki çevirmenin Goriot Baba kitabındaki aynı cümleyi nasıl çevirdiğine bakabilirsiniz.

Bence de Volkan Yalçıntoklu çevirisi açık ara daha anlaşılır. Tahsin Yücel için dekoder lazım. :slight_smile:

5 Beğeni

Volkan Yalçıntoklu çeviriyi tam olarak hangi yılda yapmış bulamadım ama çevirisi ilk kez 2019’da basılmış, yani oldukça yeni bir çeviri diyebiliriz. Tahsin Yücel ise çeviriyi 1972 yılında yapmış. Yani gayet normal böyle bir fark olması.

5 Beğeni

“kloroza”, “devinim” gibi kelime tercihlerinden bahsediyorsunuz sanırım. Ama bence problem kelime kullanımı değil, cümle yapısı. Kim kimin nesnesi, kim kimin öznesi, kim kimin tamlayanı birbirine girmiş durumda.

Tahsin Yücel’in Sisifos Söyleni çevirisine kaç sayfa dayanabildim hatırlamıyorum, öyle kötüydü.

4 Beğeni

Ben bitirdim kitabı fakat dehşet boğulmuştum. Beni çok yoran çevirilerden birisiydi. Eş anlamlı sözcüklerle çok rahat daha akıcı bir şekle dönüşecek olan kitap resmen ite kaka ilerliyor ve sürekli odaklanmaya çalışırken ne okuduğumu anlayamıyordum. Kitabı bir kez okudum fakat dört kez okudum diyebilirim rahatça. Sürekli geri dönerek, aynı sayfayı defalarca okuyarak sonunda bitirdim.

Diğer yandan Nihal Yalaza Taluy hadisesini de okudum. Bazı çevirilerin güncellenmesini doğru buluyorum fakat bu ya çevirmenin kendisinin talebi olmalı ya da başka bir çeviri ile gerçekleşmeli.

3 Beğeni

Yeri değil ama Sisifos Söyleni hakkında konuşulduğunu görünce ben de ekleme yapmak istedim:

“2 güne bitiririm ben bunu ya” diyerek başladığım kitap tam 1 haftadır elimde ve 100. sayfaya yeni geldim. Lafı dolandırmaya gerek yok, bu direkt zor bir kitap. Çeviriden kaynaklı olduğunu düşünmüyorum. Okumadan önce bütün felsefe tarihine de hakim olmak gerekiyor. Ya da en azından felsefe tarihinin en önemli filozoflarını tanıyor olmak ve şöyle bi 15-20 kitap okumuş olmak, felsefi akımları da biliyor olmak gerek. Yoksa kitap çöp olur. Bu şekilde ise başyapıt.

Başka bir konuya taşınırsa daha detaylı da konuşabiliriz tabii. Yeri değil diye kısa kesiyorum. ^^

3 Beğeni

Katılıyorum. Ben de zor olduğunu düşünüyorum ama çeviri derken kötü çeviri demek değil de daha anlaşılabilir kelime seçimleri desek daha yerinde olabilir belki. Zaten zor bir kitapta bir de zor kelimeler öbeği okumak içinden çıkılmaz bir noktaya getiriyor insanı.

Buna da katılıyorum. Belli bir bilgi birikim olmadan okunduğunda tamamen belirsiz bir eser olup çıkıyor. Hatta belli bir birikimle bile birkaç kez okunması gereken bir eser. Yavaş yavaş, sindire sindire okunup notlar almak lazım. Bir yandan da bilgi tazelemek lazım. Roman okur gibi okunmaz bu kitap.

Ben okuduktan sonra bir kez daha geri dönüp bakılacak kitaplar olarak kafamda işaretledim. Daha verimli bir sonuç için daha çok zamana ihtiyacım olduğunu düşündüm ama yine de bir daha okuduğumda bu baskıdan okumayı tercih etmem. Öbür çevirileri de inceleyip seçim yaparım.