Bir zamanlar bir genç yaşarmış. Bir gün evinden kaçıp Arcadia’ya gelmiş. Yüksek bir platonun çağlayan derelerle çevrili tepesine yerleşmiş ve ardı sıra uzanan o görkemli dağlık manzarayı izlemeye koyulmuş. Dağları saran yeşil ile gökyüzüyle birleşen saf maviye hayranlıkla bakarken, bir yandan da ailesi hatrına geliyormuş.
“Burada tek başına nasıl yaşanır?” diye düşündü; sonra gülümseyerek ekledi: “Ömür boyu hiçbir şey yapmadan sadece bu manzarayı seyredebilirdim.”
Hakikaten, göz alıcı bir güzellikteydi. Tepesinde cıvıldaşan kuşlar, derenin şırıltısı ve tenini okşayan serin, hafif bir rüzgâr… Burası Arcadia yerlilerinin yaşadığı bölgeden hayli uzaktaydı. Gencin karnı acıkınca yiyecek bir şeyler bulmak için tepeden aşağı inmeye karar verdi. İnerken gözüne içi yarılmış bir tepe ve etrafında sıralanmış taşlar ilişti. Merakla o yöne
doğru ilerlediğinde, sınırda yaralı bir ceylan buldu. Genç, ceylanı kollarıyla kavrayıp yaralarını sardı; çevredeki yeşillikleri toplayıp onu besledi.
Tepenin ardındaki Arcadia yerlileri, bu olanları uzaktan gözlemleyince gence zarar vermemeye karar verdiler. Aslında bu ceylanı bilerek oraya koymuş, yabancıları sınayıp güvenilir olup olmadıklarını anlamaya çalışıyorlardı. Arcadia yerlileri gence yemek, su getirdi ve barınma imkânı sundu. Genç, onların yanında iyice rahatlamış, uzun süredir gergin olan kaslarını sonunda gevşetmişti.
Bir süre sonra genç, yalnız kalmak arzusuyla tekrar yola çıkmaya niyetlendi. Arcadialılar, güvenlik gerekçesiyle yanına bir arkadaşlarını rehber olarak kattılar. Beraber yola koyulan iki yabancı, sonunda bir yamaca ulaşıp dinlenmeye çekildiler. Genç yine derin düşüncelere dalmış, Arcadialıya sormuş:
“Söyle bana, hayattaki amacımız ne olmalı?”
Arcadialı cevap vermiş: “Bizim için yaşamanın anlamı, erdemli bir yaşam sürmek değil; erdemli yaşamayı öğrenip deneyimlemektir.”
Genç merakla sormuş: “Peki erdem nedir ve nasıl öğrenilir?”
Arcadialı, “Erdem onurlu yaşamdır. Öğrenmeye gelince; bir davranışın faydalı mı faydasız mı olduğuna değil, kaç kişiye nasıl bir etki bıraktığına bakarak anlarsın,” demiş.
Genç, “Biraz daha açar mısın? Nasıl yani?” diye sormuş.
Arcadialı gülümsemiş: “Mesela sen, o ceylana sahip çıkarak hepimizin üzerinde güven duygusu bıraktığın gibi.”
Bu sözlerin ardından gencin yüzü kızardı, gözleri yaşla dolmaya başladı. Arcadialı, “Ne oldu sana? Neden ağlıyorsun?” diye sorunca, genç kendini tutamayıp daha şiddetli ağlamaya başladı. Arcadialı, bu yoğun duyguların bir anda yatışmayacağını anlayınca sessizce oradan uzaklaştı.
Genç biraz sakinleşip etrafına bakındığında, kendi kendine söylenmeye başladı:
"Neden bu kadar çözümsüz, bu kadar anlamsız bu dünya? Neden kimse kimseyi anlamıyor? Eğer ölmek bir çare olsaydı hiç çekinmezdim. İnsanların hakkımdaki düşünceleri, bu düşüncelerin doğruluğunun belirsizliği, acımaları, beklentileri, başarısızlıklarım… Bu kadar zor bir hayatta üzerimize bu kadar sınır çizilmemeli. Gelenekler, görenekler, örf
ve adetler… Neden sessiz insanların üzerine daha fazla gelinir? Neden herkes gibi olmadığım için suçluluk duyuyorum? Her şeye uymak mı gerekiyor? Belki de ben sadece dikenli yollarda yürümeye alışamadım, herkesin hayatı zor değil mi?"
Arcadialı, gencin feryadını duyunca yanına döndü ve ona sadece, “Evet, haklısın. Gerçekten zor,” dedi. “Belki de hayatımızdan 'ama’ları çıkarmak gerekiyordur.”
Genç isyanla karşılık verdi: “Keşke tek sorun 'ama’lar olsa! Ne yapsam veya hiçbir şey yapmasam bile suçlu olmak ne demek, hiç bildin mi dostum?”
Arcadialı sakinlikle cevap verdi: “Suçlu olmak o kadar basit değil ama suçlu görmek çok kolaydır. İnsan, kendi eksikliğini başkalarına kolayca yansıtabilir. İnsanın en kolay kandığı şey kendi ahlakıdır. Asıl sorman gereken yer ailen veya başkaları değil; vicdanın olsun. Kendinden memnun musun?”
Genç kısık sesle sormuş: “Ya o da bilmiyorsa? Hem kalbim hem aklım emin değilse kendinden?”
memnun musun?"
Genç kısık sesle sormuş: “Ya o da bilmiyorsa? Hem kalbim hem aklım emin değilse kendinden?”
Arcadialı, “O zaman Allah’a güven,” demiş.
Genç, “Dualarım kabul olmuyor zaten. İbadet de etmiyorum, ona bile uzağım. Beş kere geri çevirdi beni,” diye hayıflanmış.
Arcadialı, gencin halini anlayamadan sessizce onu yalnız bıraktı. Genç, kendi kapalı çemberinin içindeydi; ya ateşle yanacak ya da suda boğulacaktı. Konuşsa suç, konuşmasa suç; yapsa suç, yapmasa suç… Her şeye geç kalmışlığın ağırlığı altında, o bitmek bilmeyen vicdan mahkemesinde hapsolmuştu.