Aşk


(Kasvet Ulu) #1

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/ask-kasvet-ulu/



Kulübün ışıkları titreyerek yanıyordu; turkuaz ve kırmızı ve Paris yeşili ve uranyum oksit. Güvelerin dönüp dolaşıp yine ona çarptığı büyük ışık tüpleri. Gecenin karanlığında, yağan yağmurun altında sessiz parıltılarla yanan neon yakamoz. İç içe geçmiş, kavisli ve parlak, kaligrafik harfler. SAĞIR SULTAN Yerdeki yansıması, sokağın karşısından Kutlu’ya ters görünüyordu ve bu durumu komik bulmuştu. Ters… (DEVAMI…)


(Murat Barış Sarı) #2

Tek kelimeyle mükemmel…


(Kasvet Ulu) #3

Teşekkür ederim Murat. Müsait bir zamanında daha çok şey duymak isterim. Özel mesajla ya da buradan. Görüşürüz. :blush::pray:


(Doğan) #4

Seçkiyi ne zamandır takip etmiyordum, ismini görünce, Sağır Sultan temasıyla neler yapacağını merak ederek açtım. Beklentim yüksekti. Okudum bitirdim. Beklentilerimi kat kat karşılayan, iyi bir hikaye olmuş.

Kelimeleri kullanışında bir Chuck Palaniuk havası hissediyorum. Hikayenin doğasına boyanıyorlar gibi. Şekil görünmek için yazmadım bunu gerçekten böyle açıklayabiliyorum ancak.

Tek sıkıntım marka isimleri, mesela düşen Redbull şişesinin artık Redbull şişesi olduğunu biliyor okuyucu, bunu düşen şişe olarak ansan da aklımızda o şişe hep Redbull şişesi olacak. Eğer başka bir şişe ise özellikle belirtmen daha az yorar.

Yine çok iyi bir öykü olmuş. Eline, fikrine sağlık.


(Murat Barış Sarı) #5

Ben çok kısa ve vurucu olsun istedim ama bu öykü bir analizi de hak ediyor haklısın.

Bir kere her sanatçının bir stili ya da meselesi vardır ve bunu nasıl temsil ettiği başarısında büyük rol oynar. Sen senin söylediğin şekliyle polikrom öyküler yazıyorsun ve tüm öykülerinde insan o mor kırmızı dumanlı ve su üzerinde parlayan renkleri görüyor, sanki okumuyor da izliyor. Ki ben cyberpunk seven birisi olarak büyük bir keyifle izliyorum.

Bir kere tasarım çok başarılı. Bir diyaloğu bir tasviri başarılı kılan nedir? Bence karakter ve mekanların yazarın beyninde baştan beri yaşıyor olmasıdır. Eğer karakterlerin stereotip değillerse ve yazarın kafasında birbirinden net çizgilerle ayrılmış, derinliği, tarihçeleri olan karakterlerse diyaloglar kaçınılmaz olarak başarılı olacaktır. Eğer yazıyorken mekanı gözlerin görüyorsa tasvirlerin güzel olacaktır. Eğer sen tüm derinliği duygusal çözümlerle ve diyaloglarla veriyorsan, olayların geçtiği ortamı sadece “okur merak eder” diye veriyorsan o zaman tasvirler eğreti durur. Tabi olay örgüsü de önemli denilebilir ama ben öyküde olay örgüsünün roman kadar önemli olmadığını düşünüyorum.

Şimdi senin durumunda genelde yazarların bir tarafa meylettiği düşünülürse en başat özellik her ikisini de aynı ölçüde başarıyla kotarıyor olman ve bence alameti farikan da hareket tasvirleri. Bütün bunların sonucunda öyķülerin nefes alıyor.

Bunları yapabildiğini zaten biliyoruz. Açıkçası bunun Allah vergisi bir yetenek olduğunu düşünüyorum ben. Ama nereden hem övebilir hem yerebilirim? Belki biraz fazla gösteriş var diyebilir(d)im. Sade, mütevazi ve kalbe işleyen bir naiflik de ekleyebilirs(d)in. İşte buradan öyküye dair mükemmel tanımlamama geliyorum. Bu öyküdeki kovan tarihçesi bu naif derinliği vermiş.

Tekrar tebrik ediyorum…


(Tuğrul Sultanzade) #6

Bir yazarın kendi sesini keşfetmesi ve onu yönetmesi büyük bir haz olmalı. Seçkilerde karşılaştığım çoğu öykü aslında aynı sesin değişik yankılarından ibaret. Arada, nadir de olsa böyle farklı dokularla da karşılaşmak keyif verici. Çok hızlı, baş döndüren bir öyküydü. Kendimi Kutlu karakteri ile özdeşleştirdim. Bir müddet, eğer yerde öylece atılı duran bir RedBull şişesi görürsem, bu hikaye aklıma gelecek.


(gayekskn) #7

Tam anlamı ile Kasvet kokan bir öykü olmuş. Aşk bile senin biçimini almış. Mekanın adının Sağır Sultan olması, gördüğüm en yaratıcı yaklaşımlardan biri.
Kullandığın dil, belli bir akışın içine alıp, garip bir hava akımı yaratıyor. Öykünün içinde koştuğunu hissediyorsun. Bunu kesinlikle iyi anlamda kullandım.
İki küçük eleştirim olacak. Birincisi, karakterlerin o kadar sıradanlıktan uzak ki, ‘gardaşım’ dediklerinde, hava akımını kırıyorlar. İkincisi ise, senin kalemini Ankara’nın sınırlarından çıkarma isteğim.
Yağmur, Kutlu’ya, ‘Beni sevdiğini biliyorum, kadınlar anlar,’ dediğinde, onun aşık olmadığını anladım. Çünkü aşık bir kadın, asla böyle bir cümle kurmaz. Bunu oraya bile isteye mi yerleştirdin bilmiyorum, ama o noktada, ilişkinin biçimi benim için değişti ve Yağmur’un gideceği fikri aklımın içine tam anlamı ile girdi.
Çok güzeldi. Çok öğreticiydi. Ve bence iki temalı bir öyküydü. Sağır Sultan ve Kovan. Ellerine sağlık. Hep buralarda ol, hep okuyalım​:blush::clap:


(Kasvet Ulu) #8

@Evis Öncelikle hoş geldin. Benim ismimi görüp meraklanman çok hoşuma gitti. Bunun için ayrıca teşekkür ederim. Beklentilerini karşıladığıma sevindim.

Bunu söylemen çok ilginç çünkü bu öyküyü yazıp bitirdikten sonra bir arkadaşımın tavsiyesi ile elime Gösteri Peygamberi geçti. Daha önce hiç Palahniuk okumamıştım ve bir anda beni öyle bir yakaladı ki şaştım kaldım. Benim için rekor bir süre ile 4 günde 250 sayfa okudum ve rafa kaldırıp biraz beklettim. Bugün de bitirmeyi düşünüyorum. :sweat_smile: Zaten Fight Club filminin bende yeri ayrıdır. Hatta Peri Bacaları’nda filmden esinle bir öykü yazmıştım. Markalar ve üzerimizdeki etkileri üzerine.

Velhasıl teşekkür ederim. Eleştirini de dikkate alıp uygulayacağıma emin olabilirsin. Görüşmek üzere. :pray:

@MuratBarisSari Aslında olay, senin yorumlarının benim için değerli olması. :sweat_smile: O yüzden daha fazlasını duymak istedim. Beni kırmadığın için teşekkür ederim.

Aslında bildiğin gibi çok fazla tasvir yapmayan (yapamayan ya da sevmeyen) biriyim. Çoğu zaman birkaç şeydir insanı aşk kavramına yaklaştıran. Ufak şeyler, detaylar. Görsel olduğu kadar manevi durumlar. Onları göstermek istedim. Bu nedenle tasvir yapmak zorunda kaldım diyeyim, aslında ikinci taslağı elde ederken bu yüzden aşırı zorlandım ve gönderip göndermemeyi çok düşündüm. Çünkü bana sıkıcı gelmişti. :sweat_smile: Bilmiyorum, yanılmışım belki de.

Gösteriş hakkında konuşmam gerekirse ben her şeyin karakterin içinde bittiğine inanıyorum. Tür, mekan, zaman hiç fark etmez. Bir yazarın bir lafı vardı; “Bir insanın yüreğiyle düştüğü çelişki bizim yazmamızı sağlayandır,” gibisinden. Ben de galiba bunu kullanmaya çalışıyorum. Temeline mutlaka böyle bir motivasyon koyup binayı dikiyorum üstüne. Hem kasvetli hem neonlarla kaplı bir bina oluyor çoğu zaman. Belki zamanla dengeler değişir, kim bilir?.. :sweat_smile:

Tekrar bu güzel yorumun için teşekkür ederim. Görüşmek üzere. :+1::pray:


(Kasvet Ulu) #9

@Tugrul_Sultanzade Selam Tuğrul. Çok doğru düşünmüşsün çünkü Kutlu karakterini oluştururken senden etkilendim. Zaten Kıbrıs da oradan çıktı. :sweat_smile: Bir aşk öyküsü yazacağımı biliyordum, bir önceki öyküm beni psikolojik olarak o kadar zorladı ve bunalıma sürükledi ki daha renkli ve mutlu şeyler yazmak istiyordum. Senin tahripkâr ve platonik aşk kavramının verdiği esinle Kasvet Ulu’nun tuvalinde aşkı resmetmeye çalıştım. Umuyorum başarılı olabilmişimdir.

Kendine mahsus bir sesim olduğunu duymak çok güzel. Muhtemelen beni en mutlu eden geri dönüşler bu şekilde oluyor. Çok teşekkür ederim. Görüşmek üzere. :pray:

@gayekcelik Selam Gaye. Oysa sonuna kadar kasvetten uzak durmaya çalıştım. Ama armut fazla uzağa düşmüyor herhalde. Yine beni ve karakterlerimi yakaladı bir şekilde. :sweat_smile:

Başlarda temaya çok düz yaklaştığımı düşündüm. Hatta ilk yazdığım taslaklarda daha belirsizdi. Sonra sadece bir özel isimle kalmasını istemedim. Sağır Sultan’a bir kişilik vermeye çalıştım. Onu da öyküdeki karakterlerden biri gibi inşa etmeye çalıştım. Kendine has özellikleri olsun istedim. Bir gelişimi, tanışması, yaşlanması ve mezarı olsun istedim. Bu arada ben de senin gibi süt motifini kullandım, o konuda da eşleşmişiz. Güçlü şeyleri temsil eder anne sütü. :+1:

Diğer konularda;
Aslında Meksika’da, Rusya’da, İstanbul, İzmir, Antalya, Şanlıurfa ve Anadolu taşrasında geçen birçok öyküm var. Bunların bir kısmı blogumda var, bir kısmı da dosyamda. (Gizli dosyam :zipper_mouth_face: :sweat_smile:) Onun dışında Tunç’un biraz daha Angaralı olmasını istediğimden öyle yazdım. Uyumsuz ve göze batan cinsten olmuş olabilir. Belki de hem konuşmasına hem hal ve hareketlerine yansıtmalıydım bu durumu. :+1:

Son olarak Yağmur’a gelelim. Aslında Yağmur’un ne düşündüğünü Kutlu da dahil herkes biliyordu. Ona aşık olmadığını Kutlu biliyordu. Zaten Yağmur böyle bir şeyi ima bile etmedi. Şartların gerektirdiği şekilde bir şeylere tutunma çabasıydı ikisi içinde. Bunu ne kadar anlatabildim bilemiyorum tabii…

Teşekkürler Gaye. Değerli yorumlar, değerli eleştiriler. Görüşürüz. :pray:


(gayekskn) #10

Yangında da kesişmişiz. Birimiz yangınla başlatıp diğerimiz yangınla bitirmişiz.
Aslında Yağmur’a dair böyle bir öngörü oluştu, ama şu var, ne iş yapacaklarını tam bilmeden Kutlu’ya doğru kayması, belki aşk vardır ihtimalini de hissettirdi.
Bunu da bırakıp gidiyorum. Görüşürüz sonraki Seçki’de😊


(Ziya şeker) #11

İlk cümle de uzun gibi görünen ama kısa sürede(öyle hissettiren) okurunu sarmalayan ,kendi dünyasına alan, bittiğinde ince bir hüzünle başbaşa bırakan güzel bir Kasvet Ulu öyküsü.
Sözcüklerin nice güzel öyküler beslesin.
Kalemine yüreğine sağlık


(Kasvet Ulu) #12

Çok teşekkür ederim. Seçki’deki öykülerinizi okumuş, birine dönüş yapmıştım ve çok beğenmiştim. Sizi daha çok okumak isterim. Görüşmek üzere. :blush: :+1:


(Müge) #13

Merhaba Kasvet,

Öykün, yukarıda okuduğum tüm olumlu değerlendirmeleri hak ediyor gerçekten. Eline sağlık. Yaklaşımın, kurgun, öykünü biçimlendirmen, sonlandırışın çok başarılı. Dışarda okusam bu bir Kasvet Ulu yapımı diyebileceğim bir anlatımın var. Öykülerine çok emek verdiğin her halinden belli. Ve dediğin gibi ben de tarz benzerliklerimizi görüyorum.

Bir okurun olarak, küçük bir kaç notum ve naçizane önerim olacak :slight_smile:

Sarı bir Jetta ara sokağa dönerken kusan adam binmek istediğini söyledi. “Dur,” dedi.

Burada kusan adamın kime neyi söylediğiyle ilgili bir sorun var gibi. Belki adam arabanın arkasından bağırabilirdi ya da arabanın önüne atlayıp durdurmaya çalışabilirdi falan.

Tunç, kotunun önünü avuçladı

Belki daha açık bir tanımlama yapabilirsin burada. Okuyucu elbette bir önceki cümlenle ne demek istediğini anlıyor, ama kotunun önünü avuçlama iyi durmamış - bana göre. Aletini diyebilirdin ya da önündeki şişkinliği gibi gibi.

Öykünde kısa da olsa “Ali iki” karakterini bize verip, neden ona Ali iki dendiğini sordurtup bunu yanıtsız bırakmışsın. Bunu özellikle mi yaptın acaba? Belki çarpıcı bir neden verebilirdin. Ya da belki “bilmiyorum, neden?” sorusuna vurgu yapmak istedin. Ama o zaman Ali iki havada kalmış azcık.

Son kısımda, şimdiki zaman ile geçmişi bir arada bilinçli olarak kullandığını düşünüyorum. Hatta belki aşağıdaki üç paragrafı da öyle yapabilirdin.

[spoiler]Tunç. Yüzü tebeşirle kaplanmış gibi. Plastiğe pürmüz tutmuş gibi. Yok. Hayır. Derisi sıyrılarak kavrulmuş, saçları ve sakalları yanmış, göz akları sarı ve göz bebekleri hâlâ geniş. Sağ dirseğindeki örümcek ağı dövmesi yanıktan kabarmış ve akkor gibi parlıyor. Kutlu’yu yakasından tutup duvara vuruyor. Sonra suratına bir yumruk çıkarıyor. Kutlu, parlak sustalının Tunç’un elinde çınlayarak açıldığını, paslanmaz çeliğin yağ sızması renkte soğuduğunu görüyor. Kaçmak için bir hamle yapıp yana doğru fırlıyor. Tunç, sustalıyı Kutlu’nun karnına saplıyor. Sonra iki farklı yerden daha. Biri kasıklarının az üstüne, biri sağ baldırına.

Birlikte yere düştüler. Kutlu karnını tutarak kalktı ve birkaç adım attı. Sonra kan ve kusmukla sırılsıklam olmuş zeminde kayıp diz çöktü. Tunç’a baktı. Tunç’un boğazı, her nefes çektiğinde ahşabı kesmeye çalışan testere gibi hışırdıyordu. Burnundan pembe ve yarı şeffaf bir köpük halinde kan boşalıyordu. Kutlu, sokağın başına kadar yürüyemeyeceğini düşündü. Merdivenleri tırmanıp Yağmur’un yanına gidemeyeceğini düşündü. Plan işe yaramıştı. Her şey alt üst oldu. Ters yüz oldu. Yaktığı yangın artık ısıtmıyordu. Damarlarında kanın yanında başka bir şey akıyordu. Karnına baktı. Beyaz gömleğini sıyırdı. Parlak, siyah ve kopkoyu bir kan akıyor. Bal akıyor. Derisinin altındaki altıgen petekleri görüyor. Sonra sokağın başına bakıyor ve Yağmur’un bir taksiye bindiğini görüyor.

Yağmur. Yağmur taksiye bindi. Yağmur’un Ege mavisi yaz elbisesi rüzgârda savruldu. Yağmurun yağacağından korkuyordu. Yağmur ona Sağır Sultan’ın sütünü içirdi. Ona uyuşturucu verdi. Yağmaması gerekiyordu. Bütün planları bozdu. Yağmur elmasları alıp toz oldu. Yağmur Kıbrıs’a uçtu. Onları birbirine düşürdü. Ona yalan söyledi. Yağmur kovanın amına koydu. Yağmur’un gözleri daldı. Yağmur onun hayatını sikti. Yağmur…[/spoiler]

Ama bu detaylar öykünün geneline zarar verecek şeyler değil. Sadece öneri.

Dieğr yandan, neonlarından, ledlerinden, airpodlarından, kovana uzanan bu yolculuğunda, bana sanki farklı bir şey denemişsin gibi geldi. Yani konfor alanından seni biraz dışarı çıkartan bir bölüm sokmuşsun öyküne. Yanılıyor muyum?

Eğer yanılmıyorsam, bu denemelere devam etmeni teşvik etmek isterim. Çünkü zaten iyi yazabiliyorsun, o zaman zorlandığın ya da çekince yaşadığın konuların üzerine git derim.

Amma çok yazdım :slight_smile:

Eline sağlık tekrar.


(Kasvet Ulu) #14

Merhaba Müge. Öncelikle öykümü okuyup uzun bir mesajla geri döndüğün için teşekkür ederim. :blush: Güzel noktalara değinmişsin. Övgüleri iade edip eleştirileri ve önerileri not alıyorum.

Ali İki ile başlayalım. Kurgunun bir kısmında Ali İki, Teoman ve Efrayim’le ilgili bir kısım daha vardı. Orası kesildi. Zaten Efrayim ile Teoman’ı hiç görmedik ama onların hikâyeye katkısı olacak bölümleri oldu. Tunç ve Kutlu ikili oynuyorlar. Yedikleri kaba pisliyorlar. Ali İki bunu temsil edecekti ama kesildiği için eksik kaldı. Oraları neden kesmedim bilmiyorum. Galiba Tunç’un ne yapacağını biraz anlatmak istedim yoksa çok havada kalacaktı. Bu arada ben bu karakterlerin hiçbirini yabana atmıyorum. Daha önce aynı böyle bahsi geçen bir karakteri başrol yapıp Seçki’ye bir öykü yazmıştım. Ben karakter yaratmaya bayılıyorum. Kendine mahsus ve emsalsiz karakterler inşa etmeye bayılıyorum. Bu nedenle her aklıma gelen karakter aklımın bir köşesinde kalıyor. Ne zaman yeşeriyor, o zaman kağıda dökülüyor. :blush::+1:

Zaman kipleri ile devam edelim. Zaman zaman yapıyorum bunu. Ama bir paragraftan sonra şimdiki zaman okuru çok yoruyor. Hatta tamamı şimdiki zaman olan öyküleri ben okumakta zorlanıyorum. Bu nedenle daha vurucu yerlerde kullanmayı seviyorum.

Son olarak konfor alanımla bitirelim. Aslında daha önceki öykülerimi okursan bahsettiğin motiflerin beni tanımlayan motifler olduğunu görebilirsin. Sanırım sadece Öğleden Sonra Kıyamet’i okudun. Öncekiler daha cyberpunk ve daha polikrom şeylerdi. Teknolojiye organik bir bağ ile bağlıyım (her ne kadar tüm bağlarımı koparmış olsam da), özellikle cyberpunk’ı çok seviyorum. Hatta şimdilerde bir cyberpunk romanı yazıyorum. Durum böyle yani. :+1:

Amma çok yaz. Çok yazalım. Sohbet edelim, tartışalım. Ancak böyle geliştireceğiz kendimizi. Görüşmek üzere Müge. :pray: Teşekkür ederim.

Not: Bu arada spoiler kısmı bozulmuş, haberin olsun. :sweat_smile:


(Müge) #15

Haha evet sonradan fark ettim, düzeltmeye çalıştım ama beceremedim :roll_eyes:

Konfor alanı derken galiba çok açıklayıcı olmadım. Bu okuduğum 3. öykün ve motiflerin çok açık. Farklı bulduğum bölüm, Kutlu’nun Kovan ile yaşadığı deneyimini anlatırken bizi bir an da olsa çocukluğuna göndermen. 10 yaşındaki Kutlu, öykündeki neonların arasına girivermiş. Ve öyküyü bitirdiğin paragraf. Bu iki gönderme, öykündeki Kasvet damgasının dışında kalmış gibi. İşte ben bunun da üzerinde yoğunlaşarak, öykülerine daha çok giydirmeyi düşünebilirsin demek istemiştim.

İşte öyle. Romanın için de başarılar dilerim.


(Kasvet Ulu) #16

Şimdi daha net anladım. Aslında ben bütün karakterlerimin içinde bu hesaplaşmaları kurguluyorum. Karakteri çok düşünüyorum. Çoğu zaman motivasyonları, iç hesaplaşmalarını ve mücadelesini betimliyor öyküde. Tabii bunları ne kadar aktarıyorum bilemiyorum.

Tekrar teşekkür ederim. Görüşmek üzere. :pray::blush:


(şenay kaygusuz ) #17

selamlar bu platformda yazar olarak değil her ay öyküleri okuyan yada okumaya çalışan bir okur olarak varım
öncelikle belirtmek isterim ki biyonuzda yazdığı gibi son derece rahatsız edici bir öykü olmuş bu yüzden bence doğru yoldasınız .
öyküde dikkatimi çeken ve beni gerçekten rahatsız eden şeylerin başında ürün yerleştirme gibi görünen marka vurgularıydı sanal gerçeklik gözlüğnün markası yada geçen taksinin markasını bilmek zorunda değildik gibi gliyor anlam veremedim
ve ben küfürü severim fakat küfür cinsiyetsiz olduğunda severim tabi ki öykülerde kitaplarda kullanılmasında hiçbir sıkıntı ve problem yok bu eleştirim öykünüz için değil toplumda oluşan genel bir durum için insanlar küfür ederken genelde kadını küçük düşüren küfürler tercih ediyorlar "ananı sikeyim,bacını sikeyim , amına koyayım, vs vs bunun yerine cinsiyetsiz küfürleri siz sevgili yazarlar daha fazla hayatımıza sokarsanız kendi adıma çok sevineceğim
kaleminize sağlık güzel günler dilerim


(Kasvet Ulu) #18

Merhaba. Eleştiriler için teşekkürler. :slightly_smiling_face:

Marka konusu biraz öznel bir konu sanırım. Whatsapp’i açıp mesaj atıyoruz, Google’a girip KayıpRıhtım’ı açıyoruz, Selpak’la akan gözyaşlarımızı siliyoruz, Post-it’imize bir not alıyoruz, IceTea’mizi yudumluyoruz, kalkıp evi bi Vileda’lıyoruz. Zaten günlük hayatımızda ağzımızdan düşmüyorlar. Ama bunun farkında değiliz. Biri bize gösterince farkına varıyoruz. Geri dönüş için teşekkür ederim.

Küfür konusunda,
Haklısınız. Memleketimizde kadına gösterilen değer her geçen gün azalıyor. Ben yazdığım bütün öykülerde, güçlü, zeki, kendi ayaklarının üstünde duran, acizlikten, ezilmekten, stereotipten uzak, kompleks ve inandırıcı kadın karakterler tasvir etmeye çalışıyorum. Ancak ben inandırıcılığı ön planda tutmak istiyorum her zaman. Diyaloglarım da bu nedenle irrasyonel ve gerçeğe daha yakındır. Teatral bir dil yok, sokak ağzı var. Bu nedenle küfürler en doğal haliyle burada. Her şeyden önce beni küfürlerimle değil kadın karakter profilimi nasıl çizdiğimle yargılamanızı isterim. Önceki öykülerimde bunu daha iyi görebilirsiniz. Sohbet ederiz, konuşuruz, tartışırız, fikir alışverişi yaparız, doğru yolu mutlaka buluruz. :+1:

Geri dönüş için teşekkürler. Görüşmek üzere. :pray:


(Merve Aydın) #19

Merhaba @ulu.kasvet . Yine adınıza ve bionuza yakışan bir öykü olmuş. Aslında herkes yapılması gereken yorumları yapmış ve öyküyü okurken aklıma gelen birkaç şeyi söylemiş. Yorumlardaki çok marka kullanılmış, kısmına katılmıyorum. Bence marka söylenmesinde bir sıkıntı yok. Pek marka bilen bir insan değilim ama mesela bu öyküde Laco marka pilot saat nedir onu öğrendim ve Google’da arattım. Ayrıca öyküdeki birçok teknik terim de bilgi alanım dahilinde değil. Kablonet mesela :slight_smile: (Onu da Googleladım :slight_smile: Öykü zaten genel olarak birkaç zaman uyumsuzluğu dışında yapısal olarak çok iyi. Konu olarak bakacak olursam da toplumun göz önünde olmayan insanları üzerinden yaptığınız çok ağır ve çarpıcı sistem eleştiriniz okuyucunun yüzüne tokat gibi çarpıyor.

Açıkçası bu tarz eserleri okurken zorlanıyorum. Fakat bunun asla öykünüzle ilgisi yok. Bu tamamen benim okuma zevkimle alakalı. Lakin sizin kaleminiz hiç tercih etmediğim “Yoğun gerçeklik” duygusunu yine boğazımda bir yumru bırakarak bana çok iyi geçirdi ve öyküyü okunur kıldı. Size kadar kasveti kötü bir şey zannederdim fakat siz kasvetinizi mürekkebinize bulayarak çok güzel işler yapıyorsunuz. Demek ki bazı duygulara önyargılı olmamak lazımmş. Bakın bunu da öğrendim. :slight_smile:

İlhamınız, kaleminiz daim olsun.


(Kasvet Ulu) #20

Selam Merve. :blush: Öncelikle bu uzun ve sindirmesi güç öykümü okuyup yorumladığın için çok teşekkür ederim.

Bu öyküyü Seçki’de okurken ben de zorlandım. Çünkü editörler formatımı aktarmıyorlar. Ne italik yazılarım geçiyor ne bir satır aralığı bıraktığım jump-cut larım. Bunu gerekli yere de bildirdim ama kimse ilgilenmedi. Baştan biraz italikleri geçirmişler o kadar. Bu haliyle öykümün adı da formatı da yanlış (öykümün adı Aşk değil A$K) ve üslubum etkileniyor bu durumdan. Bir tek bold karakterler geçiyor sisteme, onları da jump-cut ların başlarına koyuyorum ki okur en azından bunun farkına varsın. Yani aslında zaman sorunu olarak görünen şey benim verdiğim eslerin anlaşılmaması olabilir. Genelde zamandaki değişimi satır aralıklarıyla, mekândaki değişimi üç yıldızla ayırıyorum. Format bozuk olunca öyküm nefes almıyor, vurguladığım yerler anlaşılmıyor. Neyse biraz uzattım, dolmuşum bu konuda. Kusuruma bakma…

Öyküm sana bir şeyler kattıysa ne mutlu. Aslında herhangi bir mesaj verme isteği taşımıyorum ama satır aralarına karışabiliyor. Tekrar teşekkür ederim. Bu arada senin öykünün yorumlarında resmiyeti bıraktığımız için öyle devam ettim. İstersen geri dönebilirim. Görüşmek üzere. :pray: