Bir Anımsayış

Söyleyememişti; bu yüzden arkasına bakmadan geçip gitmişti. Diğer kontrol sırası geldiğinde, elindeki denemesini kıvırıp kaldırdı. Sonunda, yüzünde belli belirsiz bir ifadeyle, “Of, ne surat asıyorsun sanki?” dedi kendi kendine. Sanki çok yapmış da gelip bakmışlardı; kitapları, üst üste yığdığı soruları görünce ne cevap vereceğini şaşırır haldeydi. Ya “Evet” diyordu ya da soğuk bir ifadeyle ilk aklına geleni söylüyordu. Sonra, çözmesi gereken bir sürü branş denemesi soruldu; çözüp çözemediğini sordular. “Hayır,” dedi, gözlerini önüne eğerek. “Soruları çözüyor musun?” demişlerdi. Kendi çözdüğünü söyleyince, hocalara çözdürmesi gerektiğini söylediler. Gözleri bu sırada boşluğa kaydı. “Bu neydi? Neden benim gibi çaba sarf etmeyen birine yardım etmeye çalışıyordu?” diye düşündü. İstese de başını masaya koyup kendini izole edemiyordu; bu, kaçıncı "görülmeyişi"ydi? Kendi kendine acımak zorunda kalışıydı… Ne yaptıysa unutamadı.

Denemeden zorla (çok iyi olmasa da) bir şeyler çıkardı; hocanın dünkü sözlerini yutturmaya bile sevinemedi. Çalışmak istemiyordu. Eve gelir gelmez, içinden geçenleri karalamaya başladı; adeta Tanrı’ya hesap sorarmışçasına… Çünkü artık sadece dua etmekle olmuyordu, senelerdir de olmamıştı. Adını bir türlü bulamadığı o hisle şunları yazdı:

Bulutlar dolaşıyor hep gözümde,

Allah’ım, bu ne çehredir yüzümde?

Bu sefer farklı olmalı nezdinde,

Her zamanki gibi olmayacak, anladım.

Sana dua etmek ne büyük lütuf,

Ama beşinci kez parçalandı içimde…

Oysa ne güzel şeydir belki yansımak bir ruha,

Hayaller, rüya bile olmayacak kadar uzak.

Ne zaman o perde inecek gözümden?

Kopartılacak kaç ip kaldı izimde?

Mutlu olmak mı?

İstenmeyen bir durum belki de…

Silmen gereken kaç sayfa kaldı?

Uzaktan mı yanacak hep bu avizeler?

Güneşe ahkâm kesmeyi bırakmak lazım belki de,

Ay tan vakti çıkar, şafak vakti ile…

Unutma derim;

Ne bu çehreye mâl olur bu ruh,

Ne de bu çehrede gören gözlerin.

Güneşe ahkâm kesmeyi bırakmak lazım belki de,

Ay tan vakti çıkar, şafak vakti ile…

Ne bu çehreye mâl olur bu ruh,

Ne de bu çehrede gören gözlerin.

Sözü, özü, ruhu mâl olur,

Yetmez çünkü, mahvolur.

Can yakar, can alır da, can bırakmaz kimseye.

Bu yüzden bilmiyorum;

Bu sefer nasıl geleyim sana, Yarabbim?

Evet, gerçekler burada; kibirle, egoyla karıştı belki de,

Ama “Hatalıyım” diyen kim var ki?

2 Beğeni

1)Neyi anlamak istiyorsun sarfettiğin tüm sözleri yutarken amacın ne?
Belkide sadece yaşamaya çalışmaktır benimkisi herşeyin bir sebebi varken benim olmaması mı mesela bilmiyorum
2) madem bu kadar şeyi bilmiyorsun gerçekten hiç bir şeye inanmamanın sebebi gerçekleri bulacağına mı inanman mı tabi ki varsa?
eğer sahici bir ölçüm cihazı olsaydı yada böyle bir değer hiç olmasaydı yine de aynı kefeye girebilseydim diyorum neden farklı ki sanki
3) bu kefeye girmenin bedeli niye bu kadar zor ki
bu kefeyi tartmak haddim değil Ken mi ama söyleyeyim bu kefenin bedeli belkide bu karmaşık adaletsiz kötülük ile dolu iğne ucuyla iyi insan aradığın bir yer belki güvensizlik ve sahtelik ile dolu insanlar hem fail hem masum hem suçlu hem kurban belkide kabul edip inkar etmem gereken aklımda kurduğum masaldır
4) peki sence olması gereken de bu değil mi zaten
zaten dünyayı anlasam olması gerekeni bilsem herşeyi yüzde bir ihtimallik bir teori olarak görmem evet dünyanın hatta ailemin bazen benim bile sorunum bana kalmadı ama maalesef bu dünyaya dahilim ve etkileşimde bulunmak etkilenmek zorundayım korkum benim insanlar için potansiyel bir zarar olmamam
5) bir bireyin toplumda zarar verecek bir potansiyel olarak olması kaç kombinasyon üretir buna ne kadar yatkındır kendisi hayatı çevresi eğitimi sağlığı
bir birey tüm kombinasyonlar göz önünde bulundurduğu takdirde bile küçük uç noktalarda gerçekleşen kötü bir potansiyeldir zaten iyi de o zaman dünyanın iyi bir yer olması mümkün değil önermesi çıkıyor ve insanlar bunu dayanak göstererek yaptıkları eksiklik ve kötülükleri meşrulaştırıyor
6)her insanın gelebileceği en son yer burası mı yani
evet maalesef çünkü insan hayatta kalmak tehlikeleri bulmak belirsizlikten korunmak için anlamlandırır bu anlamlar yanlış insanın yanlış toplumun yansıması olunca bilinçli bir varlık bir birey olarak insan düşünmek zorunda kalır bir şey yapmaya çalışır hiçbir şey elinden gelmezse bile en azından bunun bilincinde yaşayabilir ki en büyük kazanç ve en büyük kayıp ta budur çünkü anlayamazsın anlamlandırmaya çalıştıkça daha da batarsın en basit ailede kendinde başlatırsın bu sorgulamayı heryer fail le doluyken benim mi çok düşünmem yanlış gerçekten yapamıyorum ruhum vijdanım kabul etmiyor gerekçeler saysam dahi ruhum ne olanı ne olmayanı kabul ediyor bu araçta bırakıyor beni