Bu gece sahibimin evinde mışıl mışıl uyuyordum. Uyurken güneşin yüzüme güldüğü, hafif bir meltemin gidonumdan geçip gittiği bir rüya görüyordum. İşin ilginç yani eklemlerim paslı değildi, artık canım acımıyordu ve gövdemin griye dönmüş siyah boyası yenilenmişti. Lâkin biliyordum ki, bu bir düşten başka bir şey değildi. Tam o sırada kaldığım kilerin ışığının açılmasıyla uyandım. Beni geceleyin sokak lambalarının ışığı eşliğinde bir macera mi bekliyordu?
Sahibim 32 yaşında, gücü kuvveti yerinde bir adamdı. Beni sürerken bana pek nazik davranmazdı. Genelde hep öfkeliydi. Eşi ona “ Selami!” diye seslenirdi ama ben ona olan sadakatimden ötürü “Sahip “ derdim. Tabii, o bunu duymazdı.
Sahip beni güçlü kollarıyla tuttu ve kaldırdı. Evet, kesin geziye çıkıyorduk. Hayalim gerçekleşiyordu. Daha sonrasında beni dışarı çıkardı. Hava bisiklet sürmeye pek uygun değildi. Boşanırcasına yağmur yağıyor, sinirlenen rüzgar; ayaza dönüşüyordu.Her yeri yıkıp geçiyor, evlerin çatılarını uçuruyordu. “Ben de uçar miyim acaba?” diye düşünmeden edemedim.
Sonrasında olanlar hiç beklediğim gibi ilerlemedi. Sahip eline paslı, büyük bir zincir aldı ve onu tekerlerime, özgürlük aracıma geçirdi. Herkes bilir ki özgür olmak için bir kuşun kanatlara ihtiyacı varsa biz bisikletlerin de tekerlerimize ihtiyacımız vardı. Çiğlik attım, onu tekmelemeye çalıştım. Paslı eklemlerim buna pek izin vermiyordu ama en azından denedim. Sahip dahil hiç kimse bu itirazlarımı ne duydu ne de gördü.
Sahip zinciri ağrıyan tekerlerime doladıktan sonra beni kalın, rengini pek seçemediğim bir direğe bağladı.Üstüne üstlük, bu yetmezmiş gibi bir de asma kilit takip anahtarı cebine attı. Peh, bu ne saygısızlık! O kadar seleme bin, seni gezdireyim; sonra beni tutsak tut! Ah, ne cebiliyetsiz adamdı şu Sahip!
Saatler geçti, eklemlerim gittikçe ağrıyor, paslanıyordu. Kimse beni kurtarmaya gelmeyecekti. Artık kaderimi kabullenmiş, çaresizce ölümü beklemeye başlamıştım.
Not: bu bisiklet hikayesi için eleştirilerinizi sabırsızlıkla bekliyorum.Beğenirseniz devamı gelir.