Çok Satan Son


#1

“Şurayı değiştirsem nasıl olur?”

“Bana sorma.”

Gecenin ilerleyen vakitlerinde cıvıldamayı seven iki sese aitti bu konuşma. Oturdukça gömüldüğünüz, yumuşak bir koltuğa kurulmuş; arada bir önlerindeki camdan şehri izliyorlardı. En çok da adam dalıp gitmişti, elinde kahvesiyle. Kolu, yanındaki kadının beline dolanmıştı. Kadının kucağında üç sene öncesinden kalma bir laptop vardı, bağdaş kurduğu bacaklarının kıvrımındaydı. Parmakları, klavyenin üzerinde, hayalet gibi süzülüyordu. Durdu. Bir eliyle gözlüğünü çıkardı,
diğer eliyle gözlerini ovaladı. Yanındaki adama baktı. Su yeşili gözleri, yaratma zevkinden parıldıyor gibiydi.

“Bitmiş olabilir.”

Adam, hayalinden uyandı. Silkindi.

“Sonuç olarak?”

"Okumaz mısın?

Oflaya oflaya ekrana eğilirken kadının elindeki gözlüğü kaptı. Gözlerini kısarak ekrana bakarken “Vıy, vıy, hele sizi gençler!” diye söylendi. Bu hareketi, omzuna sert bir darbe yemesine sebep oldu.

“Pislik yapacaksan okuma.” diye gülerek ekledi kadın. Çevik bir hareketle gözlüğünü geri aldı.

“Tamam ya.” diyerek ikna oldu adam.

Ekranda kayıp giden sözcükler, kadının az önce uğraştığı son bölüme aitti. Soruşturmanın sonuna gelen dedektif, katille karşılaşıyordu. Dedektif, her ne kadar şiddetten kaçınmaya çalıştıysa da katilin eline bir silah almasıyla boğuşmaya başlıyorlardı. Yerde yuvarlanıyorlardı, üstte kalan taraf katil oluyordu. Son bir hamleyle dedektifin kulağına sivrice bir şey sokarak canını alıyordu onun. Sivrice bir kalem.

“Bu tip bir olay yerinde bulunmuştum sanki.” diye tekrar düşüncelere daldı adam.

“Bekle, dahası var.”

Kadın; kucağındaki laptopu ayağının dibindeki masaya bıraktı, mutfağa yöneldi. Bel hızasında olan bir çekmece açtı. İçinden bir şey alarak koltuğundaki eski yerine oturdu.

“İşte bu.” Elinde, vampir kazığı haline getirilmiş bir kalem vardı. “İlhamı burdan aldım.”

“Biraz abartmıyor musun?” Adam, kaleme umursamaz bir bakış attı.

“Görürsün, yılın kitabı seçilirse ofisine asarım bu kalemi.” Yüzlerine parlak gülücükler yerleştirdiler.


“Yazım hatası.”

Gecenin karanlığında, bir zamanlar bir çiftin izlediği şehir. Sokaklarından biri. O sokağında başında bir adam var, elinde de kanlı bir kalem. Yürümek de pek mantıksızdı doğrusu.

Uzun zamandan sonra, ilk defa olay yerinden delil çalıyordu. En son kimin için çalmıştı, hatırlamıyordu. Elinde kalemle, sanki bir halt varmış da onu izliyormuş gibi dikiliyordu.

“Yanlış kişiyi öldürdün, aptal kalem.”

Delinmiş kulaklar. Gözler. Oyulmuş gözler. Her yerde saçlar. Ama her yerde. Bir bok varmış gibi her yerde. En son, onu karşılamak için evi bu kadar batırmıştı. Saçlar yerine güller… Kalemi, bir duvara vurdu. Şimdi dik duruyordu. Tam sağ gözünün hızasındaydı. Aslında o kitaptan kazandığıyla ömür boyu geçinirdi belki.

Gerindi iyice. Vücudundaki kuvvetin hepsini başına yükledi. Yaptığı boşunaydı. Kafa atma hareketini, ense köküne gelen tekme tamamladı.

Şanssızlık işte. Kestik.


(Kasvet Ulu) #2

Elinize sağlık. Güzel ve merak uyandıran bir metin olmuş. Kısa ve etkileyici. Konusu da güzel. Beğendim. Açıkçası eleştirecek pek bir tarafını göremedim, güzel yazılmış. Anlık bir bilinç akışıyla yazılmış izlenimi bıraktı. Serbest çağrışım. Bunu son iki cümlede zaten direkt anlıyoruz.

Özet

Bu kısımları ayrıca beğendim. Benim de benimsediğim bir yazım stili, kendimden parçalar gördüm. Öykünüzde inandırıcılığı ve akıcılığı artıran etkiler bırakmış.

Son olarak öykünün sonuyla ilgili… Son iki cümle ve ondan önceki paragraf havada kalmış. Orada olay yerindeki kişi, kuvveti kimin başına yüklüyor? Bir an kendine yapıyor sandım, sonra olay yerindeki birine yapıyor gibi anladım. Son kararım şuna benzedi: Orada kalemle kendini öldürecekken biri ona yardımcı oldu; onu öldürdü. Ama ne yaşandıysa tam anlaşılmıyor. Bunu açıklamanızı istemiyorum bu arada. O cümlelerde yapısal bir sıkıntı olabilir. Tercih meselesi de olabilir.
Son kelime… bir fikrim yok. :sweat_smile: Bir film çekmişsiniz orada kendi kendinize sanırım. :smile: Güzel olmuş.


#3

Değerli yorumunuz için teşekkürler.

Yazdıklarımın sonuca bağlandığı kısımları kaleme almak pek zorlayıcı olabiliyor. Çağrışımlar başlıyor başlamasına da serbest çağrışım bıkmadan dönen bir tekerlek benim için. Bittiği zaman bile bitmemiş olarak görünebilir. Belki yazarak aşarım zamanı gelince.


(Hiçliğin bekçisi…) #4

Selamlar,

Buna da bakacağımı anımsadım bir anda. :smiley: Aslında ben bu öyküye gariptir forumda dolanırken üç dört kez rastladım ama adı hoşuma gitmedi. Yalan diyemeyeceğim. İnsan bir beklentiye giremiyor. Bir şey çağrıştırmıyor.Dikkat çekmiyor. Yine de bu benim gibi bir insan için geçerli. Forumun ve hatta tüm herkesin dikkatini çekebilir. Yine şunu da belirtmek isterim ki bu bir yazar seçimidir. Öykü adıyla alakalı sizin kurduğunuz ama benim kuramadığım bir bağ vardır ve benim bundan hoşlanmıyor olmamın bir önemi yoktur.

Ben bu öyküyü diğerlerine göre daha çok beğendim ama yine de bir eksiklik söz konusu. Çok kopuk geliyor. Çalakalem geliyor. Çok ince bir çizgi var sanki o çizgiyi geçsen tamam olacak. Hızlı ve sürekli her konuda düşünen biri olduğun izlenimine kapılıyorum. Doğru mu? Bilmiyorum. Düşünceleri hızlı değişen insanların yazdıkları da hızlı değişiyor. Bana kalırsa öyküyü yazdıktan hemen sonra birkaç gün ara verip yeniden ama bu sefer oldukça sakin okursan araları doldurabilirsin. Öyküyü kafanda biraz genişletebilirsen, biraz daha detaycı olabilirsen olacak gibi. Diğer açıdan vuruculuk olarak daha iyiydi fakat o “kestik” kısmı olmasa daha hoş dururdu bana göre. Biraz vitesi küçültmek iyi gelebilir.


#5

Diğer yazdıklarıma göre bir tık daha oturaklı bulduğum doğrudur. İlginç. Harcadığım vakit diğerlerine oranla biraz az sayılır.

Nasıl anlatsam… Bilgisayarın başına geçersiniz bir şey yazmak için. Saatlerce öyle oturursunuz. Sonra bir fikir gelir aklınıza, yazdıkça yazarsınız. Yazdığım çoğu şey için geçerli bu olay. Şiirlerim ayrı bir hikaye, zamanında burada paylaştıklarımda da aynı hava var. Ufak da olsa düşüncelerimi aktarma gayesinde olmama rağmen bu durum beni zora sokabiliyor. Yazdıktan sonra yazdıklarıma dokunamam da ayrı bir mesele. Alışkanlıklarımı yeneceğime inanıyorum.

Çok düşündüğüm doğrudur. Bazen aşırıya kaçtığım da doğrudur. Bunları aktarmada şuanlık yetersiz olduğum da doğrudur.

Yazmak lazım, yazmaktan fazla okumak lazım. Çalakalem hissi yazdıklarımın üzerinde durmamaktan kaynaklanıyor, umarım en kısa sürede bunu atlatırım.

Vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim.