Denizin Düştüğü Yer

                          **Külliyat**
     Bu bilgilendirmeler; Ana Toprak’ın takvimini, iklimini, coğrafyasını, soyağaçlarını ve Haritasını içerir.
                                 Takvim

Zamher: Toit Ayı’nın kayboluşu ve yılın başıdır. Rihoia kıyıları ve ülkenin güneyi hariç Ana Toprak’ın tek karışına yağmur düşmez. Gök yalnızca kar ve fırtına kusar. Göller çok nadiren erir. Soğuk, bir hastalık gibi her bir karışa yayılır.Ateşin yakınında olmamak ölümcüldür. 84 Günden oluşur.
Bahar: Zamher yavaşça söker, çiçekler sonunda açar. Ovaların yeşili gözükür, karlar eridikçe toprak beslenir. Yağmurlar başlar fakat yoğun değildirler. Yine de, Ana Toprak sonunda nefes alır. 52 Günden oluşur.
Salier: Ana Toprak’ın en dip kuzeyi hariç her bölümünde sıcak havaların hakim olduğu, bölgeye göre yağışın çoğalıp azalabildiği sıcak aydır. Özellikle güney kısımlarında, toprak kurudukça kırılır.Ağaçlar, yağışsızlıktan yaprak döker. 52 Günden oluşur.
Ekher: Yağışlar büyük ölçüde artar, toprak bir anne gibi şefkatle yumuşar. Buğday başakları büyür, çiçekler cıvıldar. Sıcaklıklar bunaltıcı değildir, bol yağışa rağmen fırtına çok nadir görülür. Genellikle sakin, ılık ve rahat bir aydır. Ana Toprak’lılar, en fazla bu ayda Zamher’e hazırlık yapar. 84 Günden oluşur.
Aref: Ekher Ayındaki yağış miktarı yavaşça azalır fakat yağdığında şiddetli olur. Ağaçlar yavaş yavaş yapraklarını döker, toprak verimi devam eder. Sıcaklıklar ılıkla soğuk arasında değişir, göller donmaz. Rüzgarlı havalar hakimdir. 52 Günden oluşur.

Kış: Soğuk, Ana Toprağa varır. Kar yağışı görülebilir fakat nadirdir. Göller yalnızca kuzeyde donar. Yine de ateşten uzak ve kürksüz gezmek tehlikelidir. Bu mevsimde, şiddetli fırtınalar kar yağışlarından daha sıradandır. Özellikle Başkent ve Rodesia enlemi, bol bol şimşek ve yağmurla mücadele eder.Havanın soğuğu, Zamher’e göre merhametlidir. 52 Günden oluşur.
Toit: Kışın soğuğu, Toit Ayının parlak ışığıyla kendini unutturur. Ateş yakma zorunluluğu, yirmi sekiz günlüğüne kaybolur. Hava,gecenin yokluğunda oldukça ılıktır. Sadece bu aya özel çiçekler açar,Ağaçlarsa yapraklarını Bahar’a kadar saklar. Yağmur sıradandır, Zamher öncesi toprakta bir şey yetiştirmenin son vaktidir. Fırtına görülmez, sakinlik Aref’i anımsatır. 28 Günden oluşur.

                          Soyağacı

SOHATERR HANESİ (İmparatorluk Ailesi)

İMPARATOR BARAHİS SOHATERR (Doğum: MK 442, Ekher 7)

KRALİÇE PHALIEN SOHATERR (Doğum: MK 440, Ekher 19)

Prenses Haella Sohaterr (Varis): (Doğum: MK 461, Zamher 83)

BEY KARHAS SOHATERR: İmparator’un kardeşi. (Kraliçeyle birlikte fethedilen toprakların güvenliğini sağlamak için Fetih Ormanı’nın kuzeyindeki Mavi Kale’de ikamet etmektedir.) (Doğum: MK 447, Kış 23)


TOHETIAN HANESİ

BEY ENTHERR TOHETIAN (Doğum: MK 427, Aref 41)

HANIM SHAIAR TOHETIAN (Merhum) (Doğum: MK 433, Salier 13)

Yarhenn Tohetian (Merhum):.(Doğum: MK 466, Zamher 12)

Thetmin Tohetian (Varis): (Doğum: MK 457, Aref 2)

Tuaban Tohetian: (Doğum: MK 460, Kış 51)

Denay Tohetian: Entherr Tohetian’ın, Kuzey seferi sırasında gemici bir hanımdan olan oğludur. (Doğum: MK 473, Bahar 34)

DARSHENN TOHETIAN: Entherr Tohetian’ın kardeşi. (Doğum: MK 436, Ekher 42)

HANIM IATEL TOHETIAN: (Doğum: MK 436, Zamher 61)

Trietre Tohetian: (Doğum: MK 457, Ekher 76)

Launa Tohetian: (Doğum: MK 467, Salier 44)

Rollei Tohetian: (Doğum: MK 474, Salier 50)


DARHESSİ HANESİ

BEY ALMALEN DARHESSİ (Doğum: MK 429, Bahar 1)

HANIM SHAMEL DARHESSİ (Doğum: MK 438, Salier 46)

Tarek Darhessi (Varis): (Doğum: MK 456, Kış 33)

Lorah Darhessi: (Doğum: MK 458, Zamher 51)


RAMELL HANESİ

BEY FARİN RAMELL (Doğum: MK 419, Bahar 19)

HANIM CALANBE RAMELL (Doğum: MK 431, Aref 50)

Ryon Ramell (Varis): (Doğum: MK 451, Salier 30)

Mhain Ramell: (Doğum: MK 466, Aref 14)

Lhoia Ramell: (Doğum: MK 469, Ekher 3)

Bilgilendirme: MK, Merkez Şehri’nin kuruluşunun ardından, MKÖ ise öncesinde demektir.

                           Bölgeler

Mahrem Topraklar: Ana Toprak’ın kalbidir. Mhoss inancının başı, Kül Yasası’nın geçerli olduğu topraklardır. Döngüler boyunca boyutu küçülmüş olsa da, içerisindeki kendine has doğası ve şiddetten kaçınmak zorunda kalan halkıyla insanlığın geri kalanından oldukça farklı ve izole bir sistem sürmektedir. Başkenti Merkez Şehri’dir. İklimi, Ayların genel özelliklerin tamamını istisnasızca taşır. Takvim, Merkez Şehri’nin kuruluşundan itibaren alınır. Mhoss inancı Ana Toprak’ın büyük kısmında baskın olduğundan, şiddetin bedelinden ve dini saygıdan, Krallıkların tümü bu bölgeyi bir otorite olarak görür. Askerleri ölümcül darbeler veremez. Asayiş, suçluları zindanlara atmak için daha yumuşak yollar seçmek zorunda kalan Merkez Muhafızları tarafından sağlanır. Başkent’in yönetimi, Merkez Yasası olarak da bilinen yedi kişilik bir konsey tarafından işletilir.
Toprakların tüm nufusu, bir ila bir buçuk milyon arasındadır.Sınırları, Doğuda Diyarnehir’den batıda Sarı Orman’a, güneyde Pelesin’in elli kilometre kadar üstünden kuzeyde Aşık Gölü’ne kadar uzanır.
Merkez Şehri: Zulümden ve ölümden kaçan halkların ilk durağı olarak kurulmuştur.Takvimler, bu şehrin kuruluşuyla başlar. Evleri, dağınık bir malzeme çeşitliliğine sahiptir. Halk refah içinde değildir, nitekim aç da kalmaz. Nüfusu iki yüz bin ila iki yüz elli bin arasındadır.
Batı İmparatorluğu: MK 72 yılında, İlk İmparator Gohelion Sohaterr tarafından kurulmuştur. İlk yıllarda Başkenti Dağ Şehri’dir. Gohelion’un ardından süregelen İmparatorlar, şehrin halkın nüfusunu taşıyamayacak oluşundan sebeple Başkent’i taşımak zorunda kalır. Bu görev, Kurnaz Kuavel (II. Kuavel) tarafından başarıyla gerçekleştirilir. Başkent’e özel bir isim koyulmaz.
Tanrıça İmparatoriçe Shamel döneminde, Gohelion döneminde Dağburnu’nda kalarak ordulara ve halka erzak ve asayiş sağlamak üzerine görevlendirilen Ramell Sohaterr, Ramell soyismini alarak imparator ailesinden ayrışır. Görevleri üç yüz sene boyunca değişmez. Tohetian ve Darhessi aileleri ise, Gohelion’dan beri İmparatorluğun belkemiği olmuşlardır. Tohetian ailesi imparatorluğun öncesinde denizlerde bir fırtına gibi esmiş, korsanlık ve ticaretle uğraşmıştır. Suları, Ana Toprak’taki bütün krallıklardan iyi bilmişlerdir. Tuahbar’ı Gohelion’un sancağı altında fethetmiş ve vergisi ile yönetimini bir ödül olarak almışlardır. Darhessi Ailesi ise, yine Gohelion’un fetihlerinde Yüksek Ordu’nun sadakatiyle en güvendiği aile olmuştur. Kara gücü, Mheossi’nin iki tepe arasına yerleşmiş zor surlarını dahi aşmış, ve tıpkı Tuahbar’ın Tohetian’lara verilmesi gibi Mheossi de Darhessi’lere verilmiştir.
Ülkenin sınırları, kuzeyde Fetih Ormanı’ndan güneyde Yılan Adaları’na, Doğuda Güney Geçidi ve Rodesia Sıradağları’ndan Batı Okyanusu’na kadar uzanır. İklimi tıpkı Mahrem Topraklarda olduğu gibi nüfusun çoğunluk olduğu kısımlarda istisnasızca mevsimlerin özelliklerine sahiptir. Yalnız, takvimlerde değişmese kuzeye çıktıkça Salier’in gün sayısı azalır. Ekher’in gün sayısı artar, Zamher ise çok daha ölümcül geçer.
Nüfusu yedi ila sekiz milyon arasındadır.
Başkent: İmparatorluğun başı, Ateşırmak’ın dökülüşüdür. Aileler burada kanallar ve nüfuz için mücadele eder. Ana Toprak’taki en büyük ikinci şehirdir. Refah, Merkez Kanalları civarında ciddi miktarda artar. Kuzey ve Güney Kanalları’nda ise daha fedakâr bir yaşam vardır. Hakimiyet Tepesi, Şehrin kanallarla ovaları birbirine geçiren düzlüğüne bir öfke gibi yükselir. Yüzlerce basamak boyu yukarı çıkar. Dört yüz metreden biraz daha azdır yüksekliği.Tepesi, tüm Batı’ya hükmedenin Oyuk Tahtı’nı ve Başsaray’ı taşır. Doruk Sütunu, Tepenin içine oyulmuş yüzlerce metre uzunluğunda oldukça kalın bir temeldir.Başsaray’ın kubbesini taşır. Oyuk Taht, bu sütunun içine oyulmuştur. Şehrin nüfusu Dörtyüz bin civarındadır.
Tuahbar: Tohetian ailesinin kalesi ve şehridir. MK 480 yılında, Darshenn Tohetian tarafından yönetilir. Gemicilik, ve limanlarının büyüklüğü bakımından Doğudan Batıya ve batıdan doğuya bütün rotaların dinlenme ve ticaret merkezidir. Nüfusu yüz elli bin civarındadır.Burada halk, batının çoğunluğu gibi Mhoss dinine inanmaz. Denizin Düştüğü Yer’in ölümden sonra varacakları mekan oluşuna ve nehrin altındaki tanrı Duman’a inanırlar.
Mheossi: Darhessi ailesinin kalesi ve şehridir. MK 480 yılında, Shamel Darhessi tarafından yönetilir.Aslen asil olmayan bir kadın Shamel Darhessi, Almalen Darhessi tarafından ailesine katılmış ve sahip olduğu hırs ile hızla yükselmiştir.Ailelerin iç dengesinin ardından Mheossi şehrine yerleşmiştir. Bu şehir, Başkent ve Tuahbar’dan daha kuzey bir enlemde oturur. İki kısa tepenin arasına, gri kayaların içine inşa edilmiştir. Surlar uzun ve haşmetli, insanı savaşçıdır. Yüksek Ordu’nun eğitimi, şehrin dış talim evlerinde yapılır. Halkı Mhoss inancına sahip olduğu gibi, güç için mübah yollara başvurur. Nüfusu doksan bin ila yüz yirmi bin arasındadır. Refah, savaşanların ve tımarların elde edebileceği bir ödül olarak varlığını sürdürür.
Dağburnu: Ramell ailesinin kalesi ve şehridir. Batının ilk başkentidir. Beyaz mermerlerle, tıpkı Hakimiyet Tepesi’nin Başsaray’ı gibi yükselen bir dağa inşa edilmiştir. Halkı tutucu ve muhafazakâr, nitekim oldukça çalışkandır. Verimli araziler ve muhafızlar işleyen bir sistemin parçalarıdır. Nüfusu Yetmiş bin ila yüz bin arasındadır.
Rodesia Krallığı: MK 480 yılında, Aath Romain tarafından yönetilir. Kadim bir krallıktır. Ana Toprak’taki en uzun süreli yönetimlerden biridir. Toprakları özellikle Ekher ayında oldukça verimli, milyonlarca insanı besleyecek kadar merhametlidir. Güney Geçidi batıda İmparatorluğa karşı bir kalkan görevi görür. Doğuda ise Mahrem Topraklar, tehlikenin gizlenişidir.Rihoia ile denge politikası gütmektedirler. Nitekim, MK 472 yılında, Batı İmparatorluğu’nun kuzey seferi sırasında Kral Aath Romain’in babası ve ailesi, bir ziyafette zehirlenerek öldürülür. Suç, Rashevad Romain’e yıkılsa da Ailenin sadece bir günde yok olurcasına silinmesi ve varis eksikliği sebebiyle Rashevad ölümle değil, işkence dolu bir zindan hayatıyla cezalandırılır. Akıl sağlığı yerinde olmadığından, Aath Romain’in öfkesiyle merhameti birbirine bulanır. Yılların ardından, Çelikyakan Khesal ve oğlu Lhasar, Nhaikent civarında kralın dahi önüne geçer. Tımarlar ve halk, kralın tahtını onlara layık görse de, Khesal bunu tercih etmez. Rodesia ordularının komutanı, beklemektedir.
Krallık, MKÖ 327 yılında Ailas Romain tarafından kurulmuştur. Ülkenin politikası asla değişmez. Güvenli topraklar asırlarca korunur, ticaretle zenginleşilir. Kraliyet ailesinin artan nüfusu, ülkenin geneline tımarlar olarak dağılır. Varis haricinde tüm kardeşler başka bir asil aile yaratılmaksızın kalelerde bey veya hanım olarak görev yapar.Bu dağılım, Krallıktaki bütün asilzadeleri kral olmaya hak gösterecek duruma sokar. Çelikyakan Khesal Romainan, bu ailelerin en büyüklerinden Romainan ailesini temsil eder.
İklimi, İmparatorluk ve Mahrem Topraklar’ın aynı enleminde olduğundan tıpkı onlardaki gibi ayların özelliklerine uyar. Nitekim, Okyanus’dan gelen rüzgar akıntılarının dağlara çarpıp güçlerini kaybetmesiyle şiddetli yağmurlar oluşur. Ekher ve Aref ayları, oldukça uzun geçer. Salier ve Zamher gibi uç aylar ise daha hafiftir.
Nüfusu beş ila altı milyon arasındadır.
**Rodkent:**Rodesia’nın başkentidir. Çakıllı yollardan ve çoğunlukla tahta evlerden oluşur. Doğa, evlerin içlerine kadar girmiştir. Ağaçlar öylesine fazladır ki halk onlarla bağ kurmuştur. Yolların kenarlarından şehrin surlarına kadar çimen ve toprak oldukça yoğundur. Liman kenti olmaması neticesinde, kara ticaretinin güçlü olduğu bir kenttir. Tahta Kale burada ikamet eder. Karaırmak’ın çağlayan sesi tüm şehirden duyulabilir. Nüfusu yüz elli bin ila iki yüz bin arasındadır.
**Nhaikent:**Kurtkalkanı ve neticesinde Çelikyakan Khesal’in kentidir. Falezlerin ve göğe su buharı saçan şelalerin altında bir mücevher gibi parlar. Ana Toprak’ta refahı en yüksek şehirlerden biridir. Tuahbar’a yakınlığı sebebiyle hem ticari bir rakip hem de güzelliğiyle mağrur bir düşmandır. MK 480 yılında, Lhasar Romainan tarafından yönetilir. Nüfusu Doksan bin ila yüz on bin arasındadır.
Hailkent: Meira Romain’in babası Olek Hailgar tarafından yönetilen nispeten daha fakir bir ticaret şehridir. Falezler Nhaikent’te olduğu gibi burada da mevcuttur. Nitekim Limanı dar, nüfusu az ve daha düşük güvenli bir şehirdir. Öyle ki, en çok yağış Ekher ayında değil, Kış ayında fırtınalarla düşer.
Rihoia Krallığı: Ana Toprak’ın güney krallığıdır. Yönetimi Islakliman’ın Altın Saray’ından gerçekleşir. Kral Aiham Tugoba, MK 480 yılında yönetiminin otuzuncu senesini kutlar. Ana Toprak’ın diğer ülkeleri gibi nispeten dengesiz değildir. Varis belli, güç kesin ve denge kaçınılmazdır. Özellikle ticaret rotaları, başkent Islakliman’dan başlayıp Batı İmparatorluğu’nun Başkent’inde biter. Bu ticaret, savaşla değil sükûnetle güç kazanan bir krallık yaratmıştır.
Dağlar, denize paralel uzanır. Ovalar parlak ve sarımtırak bir renge sahiptir. Rodeisa ve Batı İmparatorluğu’nun toprak rengi daha canlı bir yeşilken, burada sıcak ve nemle kurumuş bir zemin hakimdir. Yalnız, bu toprağın verimini düşürmez. Mevsimler daha kuzeydeki bölgeler gibi çalışmaz. Güneyin getirdiği sıcaklıkla, Zamher ayı çok daha narin geçer. Yağan Kar genellikle dağların tepesinde birikir. Ovalar çok nadiren beyaz örtüye bulanır. Bahar, Ekher ve Aref ayları birbirine benzeyen sıcaklıklarda bol yağmurla toprağı sular. Yalnız, Salier ve Kış Aylarında tek damla yağmur düşmez. Toit ayı değişkendir, Zamher soğuk ve kuru bir ayaz bırakır.
Farin Tugoba, Aiham Tugoba’nın sürgün oğludur. Kralın uzun süren sakin yönetiminde, hırslı oğlu darbe için hareketlenmek ister. Kendisine sadık yüzlerce adamı ve gemileri vardır. Yalnız, babası bu durumu önceden fark ederek önlem alır. Farin Tugoba sürgün edilerek Sürgünbalık lakabıyla denizlerde korsancılık yapar. Bir daha asla Islakliman’a dönmez.
Garaiol Tugoba ise, abisinin yokluğunda varis olur.
Yönetim, Batı İmparatorluğu’nda olduğu gibi farklı kollarda akmaz. Kralın kendine ait bir ordusu ve yükümlülükleri vardır. Asiller, onun iradesiyle çağırılan birer sancak görevi görürler. Bu çağırma eylemi, on yıllardır yapılmamıştır elbet. En son savaş, MK 372 yılında Kimsesiz Çayırlar’ı ele geçirmek ve nüfusu dağıtmak amacıyla doğuya bir seferle gerçekleşmiştir. Fakat bu sefer, erzak taşımasının zorluğu ve suyun yokluğunda oldukça sıkıntılı geçmiş ve ardından vazgeçilmiştir. Nüfusu üç ila dört milyon arasındadır.
Islakliman: Rihoia Krallığı’nın başkentidir. Ana Toprak’ın en büyük ve görkemli şehri, sarı taşlar ve su kemerleriyle çalışan bir sistem kurmuştur. Altın Saray’a uzanan yol, surlar minvalinde uzatılan onlarca kemerden oluşur. Şehir Sarı Nehir’in suyuyla beslenir. Kızıl kumsalları, özellikle Salier ayında halkın ayak izleriyle bozulur. Nüfusu Yedi yüz bine yakındır.
Pelesin: Ülkenin kuzey sınırındaki şehirdir. Yönetimi Erim Kohail tarafından sağlanır.Islakliman’ın karadaki bir kopyası gibi kibirle inşa edilmiştir. Nitekim, onun yanına dahi yaklaşamamıştır. Her gün arka sokaklarında birkaç ölü ve onlarca yaralı bulunur. Güvenlik sağlanamaz, ticaret ölüdür. Şehir defalarca kez askeri müdahelerle baskılansa da, sürekli olarak isyanın eşiğindedir. MK480 yılında, olağanüstü bir hal içersinde her sokakta askerlerle kontrol altında tutulmaya çalışılır. Nüfusu elli bin ila altmış bin arasındadır.
Tamesya: Çoğunluğu Mahrem Topraklar’ın içinde kalan, Mhoss inançlısı zayıf bir krallıktır. Yöntemleri Mahrem Yasası’nın konseyine göre daha vahşi olmasıyla birlikte, kaosun zoraki bir hakimiyet içerisinde olduğu topraklardır. Sarı Ormanın rengi haricinde, topraklarda neredeyse yeşil yoktur. Kuru ve gri kayalar ülkenin genelini kapsar. Son Kralları Polai, ülkenin içler acısı durumunu düzeltmek için öldürmek nedir bilmeyen halkını eğitmek zorunda kalmış ve Rodesia’ya yürümüştür. Mahrem Topraklar’dan çıktığında öldürülebileceğini bilen halk, korku içerisinde savaşmıştır. Sonunda, orduları Çelikyakan Khesal’in zırhlarını eriten katliamıyla yok edilmiş ve ülke karma karışık bir düzen içerisinde yıkımın eşiğine gelmiştir. MK 480 yılında bir kralları olmadığı gibi, yönetimin Mahrem Yasası’na teslimi için şiddetli bir destek toplanmıştır. Halkın büyük çoğunluğu Merkez Nehri’nin doğusuna göç etmiştir. Aylar ilerledikçe, toprak daha da ıssızlaşmaktadır.
İklimi, nehirlerin ve rüzgarların yokluğunda oldukça kuru ve yağışsızdır.Salier yakıcı ve sıcak geçerken, Zamher buzla kaplanan ama karsız bir görüntüye çevirir zemini. Nüfusu yüzbin ila iki yüz bin arasındadır.
**Taikent: **Ana Toprak’taki en tehlikeli şehirdir. İnsanlar öldürmekten çekinirken işkenceyi ve hayatta tutarken zihinsel yara açmayı bir zorunluluk görür. Hırsızlık ve yalan, kırık surların geneline yayılmıştır. Evler boşalmış, yangınlar körüklenmiştir. Bu ölüm korkusu ve dehşete rağmen, Kül yasası neredeyse hergün birkaç kişiyi içine alır. Nüfusu Kırk binden biraz daha azdır.
Oldir Krallığı: Ana Toprak’ın kül yasasına tabii olmamasına rağmen en sakin bölgelerinden biridir. Halk, kuzeyin soğuk ama yeşil topraklarında hayvancılık ve balıkçılıkla uğraşır. Zamher ayı, savaştan daha tehlikelidir. Soğuk tüm ülkeyi ele geçirirken, ateş bir zorunluluktur. Kar bazen Bahar ayında dahi erimez. Salier Ayı birkaç gün sürer. Halkın beklediği ve neşesini yaşayabildiği aylar yalnızca Ekher ve Areftir. Toit Ayı’nın kışı kesen gecesiz zamanı bile soğuğu durdurmaz.
Nitekim, kadimdir. Halk kralına ve yönetimine koşulsuz bir bağlılıkla sadıktır. Vergiler kaçırılmaz, yalan nadir söylenir. Halk, korkutucu soğukta birlik olmak zorunda olduğunun farkındadır.
MK 472 yılında, İmparator Barahis emrinde Yüksek Ordu Ve Tohetian filosuyla karşı karşıya kalmışlardır. Savaşın ilk muharebelerinde Yüksek Ordu gibi yenilmez bir rakibi dahi geri çekilmeye zorlamış, soğuğun pençesini kullanarak erzak hatlarını kırmış ve Almalen Darhessi öncülüğündeki kara birliğini Fetih Ormanı’ndaki Mavi Kale’ye hapsetmişlerdir. Bu süre içerisinde erzak tedariğini gerçekleştiremeyen Karman Ramell, İmparator Barahis’in emriyle idam edilmiş ve yeni Ramell beyi Farin Ramell olmuştur. Yalnız, Oldir’in beklemediği şey Entherr Tohetian’ın görkemli başarısıdır. Filo beklenenden iki hafta önce Buzlu Kent’e ulaşmış ve savunmaları yerle bir etmiştir. Almalen Darhessi’nin birliği Mavi Kale’yi terk edip Buldan Vadisi’ne yürüdüğünde, Oldir güçleri bölünen ordularla savaşamamış ve teslim olmak zorunda kalmıştır. Bu savaşın ardından yapılan antlaşma, Batı İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarını Fetih ormanından yüz kilometre kadar kuzeye taşımıştır.
Ülkenin dini inancı ezici bir üstünlükle Kudret’tir. Nitekim halk, onun bilgisinden mahrum kalmıştır. İsmi, yaratışı ve yardımı bilinse de, Mhoss ile mücadelesi ve özgür iradeye karşı niteliksiz kalışı en bilge Kudret inançlılarının dahi unuttuğu bir gölgedir.
Nüfusu bir ila bir buçuk milyon arasındadır.
Buzlu Kent: Ana Toprak’ın en eski şehridir.İsmini aldığı buz kütleleri, Salier ayına kadar tüm sene boyunca Sonsyz Okyanus’tan kopup şehrin kıyılarına varır. Balıkçılık gelişmiştir, refah ülkenin kalanına göre daha yüksektir.Tarım yaygın olmamasına rağmen Ekher ayında düşük nüfusa yeterli olacak kadar buğday yetiştirilebilir.
Kral Gorhald, hanedanın kırk yedinci hükümdarıdır. Buzlu Kent’in kıyılarında eğitim görmüş ve ardından Başkent’leri Buldan’a yerleşmiştir.
Buzlu Kent nüfusu elli bin ila seksen bin arasındadır.
Buldan: İsmini aldığı vadi, Buldan Vadi’sidir.Oldukça dar kıyıların iki kısmından nehre paralel uzanan tepelere inşa edilmiştir. Buldan Nehri, altından geçen ateşlerle tüm vadiye gayzerler saçar. Su öylesine sıcaktır ki, vadinin içi bu koca soğuk arazide yeşil ve yaşanılabilir bir bölge yaratmıştır. Başkent, bu iki nehrin arasında tahta ve kerpiç evlerle tasarlıdır.Buz kristalleri, sadece Zamher ayında oluşur. Nitekim vadiden çıkıldığı anda, metrelerce uzunlukta karla karşılaşılır.
Nüfusu yüz bin ila yüz on bin arasındadır.
Sveliard: Ana Toprak’ta, merkez lisasını konuşmayan tek ülkedir. Kendi dilleri ve oldukça ayrık bir kültürleri vardır. Halk, Ana Toprak’ın geri kalanından neredeyse izoledir. Mahrem Toprakların tam kuzeyinde kalan coğrafyaları, onları şiddetten uzak bir toplum yapar. Timanya ile aralarındaki Diyarnehir, onları doğudan ayırır. Oldir ile ise yüzlerce kilometrelik uzaklıkları ve arazinin soğuk, çorak toprakları neticesinde yalnızca gemi ticareti gerçekleşir. Kuzey Okyanusu’ndaki korsanlarla mücadele, Sveliard Krallığı’nın en büyük sorunudur.
İklimleri çoğunlukla Batı İmparatorluğu ve Rodesia’yı anımsatır. Yalnız, Salier ayı yalnızca takvimdeki bir isim değişikliğidir. Sıcaklık kavurmaz. Ekher ve Aref aylarının mevsim özellikleri neredeyse bir yılın yarısını kaplar. Toit Ayı, oldukça kutsal ritüellerle tapılan bir vakit olmuştur.Zamher, tıpkı Oldir’deki gibi ülkeyi metrelerce kara saplar.Farklılık, rahat ve verimli ayların çok daha uzun olmasıdır.
MK 480 yılında, Kral Phaier Sveli tarafından yönetilir. Fakat bu güç, mutlak değildir. Dini Ritüeller halkı öyle ele geçirmiştir ki, Ay Rahipleri ismi verilen yönetim kral kadar güçlüdür ve kararlarını inceleme yetisine sahiptir. Krallar ile din arasındaki güç çekişmesi, nadiren iç karışıklıklara sebep olur. Fakat çoğunlukla son söz, halkın tercihinden geçmiştir. Özellikle Merkez Şehri kurulduktan sonra, Mahrem Topraklar’a verilen göç güç dengelerini sarsmıştır. Son durumda Halk, Toit Ayı’na tapınan, kendi öz benliğini kaybetmemiş ve otoriteye cevap vermesini bilen bir kimliğe bürünmüştür.
Sveliard, diğer ülkeler gibi bir baş şehire sahip değildir. Kral, ülkeyi Lorhan’dan yönetir. Bu kale, MKÖ 670’den beri ayakta duran kudretli bir yapıdır.
Nüfusu, Dört yüz bin ile altı yüz bin arasındadır.
Timanya: Ana Toprak’taki en doğu ülkedir. Güneyde Ardan Sıradağlarıyla çevrili, batıda Diyarnehir’le sınırlıdır. Batı İmparatorluğu’ndan sonra en büyük ülkedir. Kuzey’de Sveliard lisanı konuşulurken, güney ve Akkent kısmında Merkez lisanı konuşulur. Aksanları oldukça yumuşak ve sesli harfleri bastıran bir yapıdadır. Ülkenin en büyük gücü, Ana Toprak’ın en önemli bitkisi olan Aresk Otu’dur. Yalnızca Toit Ayı’nda sınırlı miktarda yetiştirilen bu bitki, buradan bütün toprağa dağıtılır. Ticari getirisi çok yüksek olduğu gibi, yetiştirenler ordu tarafından şiddetli bir denetim altındadır. Tohumların kaçırılmaması, ülkenin sağlığı için oldukça önemlidir.Aresk sahaları’na kralın kendisi dahi Toit ayında giriş yapamaz. Yönetim, Ordu’nun gücüne bağlı kalmak durumundadır. Hayvancılık ve tarım başka bir güç kaynağıdır. Fakat orduları, savaş görmemişlik ve askeri hiyerarşiden yoksunluk sebepleriyle oldukça deneyimsizdir. Güzelçayırlar’dan Akkent’e kadar tüm ülke, Diyarnehir’in batısından oldukça farklı bir bitki örtüsüne sahiptir. Ağaçlar mor ile kırmızı arasında bir renkte yaprak çıkarır.Gövdeleri dik uzanmaz, beli kırıktır ve genellikle birkaç metre uzunluktadır. Dağlar tepelerinde kar biriktirir ve eridikleri görülmez.
Shermikhent civarında biriken Işıkdamlaları, halkın korku kaynağıdır. Öyle ki, Işıkdamlaları’nı avlamak üzerine birlikler kurulmuş fakat başarı sınırlı kalmıştır. Dini inanç kuzeyde Ay rahiplerine, batıda Mhoss’a ve kıyıda Tuahbar şehrinde de inanılan Duman’a bağlıdır. Bu çeşitli yapı, bir çeşit hoşgörü ortamı oluşturur. Özellikle Akkent’in yüksek refahlı yapısında, birbirine direkt olarak zarar verme olayı en son MK 434’te yaşanmıştır.
Nüfus altı ile yedi milyon arasındadır.
Akkent: Yılın tamamında, gök mor parıldar.Kenar dağların konumu güneşi öylesine kırar ki, mavi renk görülmez. Gündoğumu Mor, Öğlen vakti kızıl ve gün batımı parlak bir pembedir. Sokaklar, küçük tepeliklere merdivenler şeklinde uzanmıştır. Beyaz ve altın rengi mermerler, Aresk Otu’ndan gelen gelirle refahı gösterir. Halk bu şehirde zenginlik içinde yaşar. Nitekim, bu nüfusun çok küçük bir kısmıdır. Beyaz Taş, Akkent’in yönetim merkezi olarak yüz iki dairesel kolon şeklinde yüz elli metre yukarı uzanır. İnsanlar genellikle çekik gözlü ve beyaz tenlidir. MK 480 yılında, ülke Kral Gollar tarafından yönetilir.
Şehrin nüfusu Otuz bin kadardır.
Kimsesiz Çayırlar: Adını, seyrek nüfusundan ve kralsız topraklarından alır. Göz alabildiğince uzanan neredeyse sınırsız çayırları, yüzbinlerce ufak tepe ve kurak bölgelerle yalnızca birkaç bin insan taşır. Bir çöl olmamasına karşın, büyüklüğü ve suya uzaklığı neticesinde insanlar buraya yerleşmekten uzak durmuştur. Nadir gölcüklerinin çevresinde birkaç yüz insan barındıran köyler bulunmaktadır. Çayırlardaki en kayda değer bölge, Sütuntaş kulesini de içinde barındıran yıkık şehirdir. Kule hariç bütün surlar parçalanmış ve evler çayırlara karışmıştır. Yüzlerce metre göğe uzanan beyaz kule, halkın dilinde tanrılara uzanan bir efsane olarak nitelenmiştir. Yapılış amacı, varlığını koruyuşu ve geçmişte başına gelenler bilinmezdir.
İklimi Ekher ve kış haricinde yağmur almaz. Salier yüz günden fazla sürer.
Haratin Çölü: Ana Toprak haritasındaki en güney bölgedir. Keşfedildiği kısımca, en az bin kilometre güneye uzanır. Gidip de geri dönen gemilerin tamamı, çölün sonunda Kimsesiz çayırların bir başka kopyasının bulunduğunu söyler. Çölün güneyinden yukarı kaçınan bazı nadir kişiler, siyah tenleriyle Ana Toprak’da ırk dağılımı oluşturur. Sayıları oldukça azdır. Geldikleri yerin ağaçlar tarafından ele geçirilmiş sınırsız bir orman olduğu söylerler.
Çölün kendi içinde, Sarı Deniz’e dökülen bir nehir bulunur. Bu nehir, Cen-Hat adı verilen gezgin kabile birliğinin yaşam bölgesidir. Bu gezginler nadiren Kimsesiz Çayırlar’a çıkabilir. Fakat çölün zorluğu, onları içteki yeşil arazide yaşamaya zorlar.

                                     **Tarih

Batı İmparatorluğu:** Batı İmparatorluğu, MK 74 yılında İmparator Gohelion tarafından kurulmuştur. Yaklaşık dörtyüz senelik boyunca 16 hükümdarı olmuş, onlarca hane arasında güç değişimi gerçekleşmiştir. Nitekim ülkenin bel kemiği olan üç aile, ülkenin ilk yıllarından beri tahtın hizmetindedir.
İmparator I. Gohelion(MK 74-94): MK 35 yılında doğmuştur. Hayatının ilk dönemlerinde, babası Halmer Sohaterr’in kalesi ve evi olan Dağburnu’nda yaşamıştır. Gençlik yıllarında hesapçı, plancı, soğuk ve zeki olarak bilinmiştir. Ailesinin en küçük oğlu olmasına rağmen, Blaihon kalesinin ailesi olan Rhalmes ile yapılan savaşlarda abilerini kaybetmiştir. Daha ufak yaşta demir ve kanla tanışması, onu karşı koyulamaz bir öfkeye sürükler. Abilerinin ölümünü, canından çok sevdiği kız kardeşinin zehirlenmesi takip etmiştir. On sekiz yaşına geldiğinde, Rhalmes hanesi ile Sohaterr hanesi ateşkes içindedir. Nitekim bu, kardeşinin ölümünü engellememiştir.Dehşete düşen Gohelion, iki bin kişilik birliğiyle babasının izni ve emri olmadan harekete geçer. Blaihon’un yok edilişi, yalnızca üç gün sürer. Yalnız Gohelion, fetih ve ganimet içinde Dağburnu’na döndüğünde, kale kapısının açık olduğunu ve içeride bir kan havuzunun biriktiğini görür. Cesetler avluya yığılmış, kapılar paramparça olmuştur. Gohelion, bir heykel kadar sessiz kalır. Kaleye girdiğinde, babasının boynuna dayanmış bıçağı görür. Tehdit bellidir, o ise geri adım atmaz. Daha on sekiz yaşındayken yapayalnız kalır. Düşmanın ise yalnızca Rhalmes Hanesi değil, MK480 yılında Başkent olacak olan bölgenin aileleri olduğunu görür. Ortak komplo, güneybatıdan yaklaşır. Taimor, Porkhoi ve Iamen aileleri Gohelion’a karşı birleşmiştir.
MK 54 yılında, Sohaterr ordusu güneybatıya doğru harekete geçer. Bu süreç içerisinde Gohelion, o dönem korsan olarak Batı Okyanusu’nda esip gürleyen Tohetian’larla dost olur. Oss şehrinin tımarı olarak görev yapan Darhessi ailesi ise salgın bir hastalıkla mücadele etmektedir. Yetiştirdikleri askerler, Porkhoi hanesinin kullanması için Dağburnu’na hareket eden ordulara gönderilmektedir. Fakat Gohelion, ailenin en iyi askerlerinin Darhessi tımarı tarafından yetiştirildiğini bildiğinden, daha sonra Mheossi Kıranı olarak ün salacak olan Larheld Darhessi’yle birkaç kez görüşür. Bu görüşmelerin sonunda, Larheld Darhessi’nin kız kardeşi Aisal Darhessi, Gohelion’la evlenir ve Gohelion’un eli daha da güçlenir. Darhessi tımarı, Porkhoi’lere isyan ederek düşman birliğine içten saldırır.
Ateşırmak Muharebesi(MK 54): Gohelion’un ordusu, Aref ayının dokuzuncu gününde, Ateşırmak’ın Batı Okyanusu’na döküldüğü deltadan yaklaşık yetmiş kilometre kadar kuzeyde Taimar ve Iamen güçleriyle karşı karşıya gelir. Dağılmış Porkhoi birliklerinin yerini Darhessi gücü almış ve Sohaterr birliği ile Darhessi birliği, düşman güçlerini çember içine almıştır. Sohaterr saflarında iki bin, Darhessi saflarında beş yüz, Iamen ve Taimar saflarında ise toplamda üç bin asker bulunmaktadır. Muharebe tam yedi saat sürer. Gohelion mutlak bir zafer elde eder.
Muharebenin ardından(MK 54-55): Geriye kalan Gohelion birlikleri, düşman kalelerini ele geçirmek adına ilerlemeyi sürdürür. Iamen ailesinin kalesi, herhangi bir direniş olmaksızın teslim edilir. Çocuklar ve kadınlar bağışlanır. Erkeklerin tamamı idam edilir. Fakat Taimar Hanedanının kalesi ve evi Uzunkule,

bir direniş gösterecektir.
Uzunkule Kuşatması (MK 55): Batı Okyanusu’nun kenarında bulunan Uzunkule, herhangi bir sur olmaksızın yirmi farklı kapıdan oluşan, bembeyaz renkli sütunlardan yapılmış dört yüz metre yüksekliğin ince bir kuledir. Gohelion’un fetihlerinden kalan bir efsaneye göre, kulenin tepesinden göğe doğru masmavi bir ışık ve karanlık toz parçaları her daim yükselmektedir.
Uzunkule, yüz Taimar askeriyle dahi herhangi bir zorluk yaşanmadan kendi sayısının beş katı kadar Sohaterr askeri öldürmüştür. Nitekim Tohetian gemileri limanı kapattığında ve Gohelion orduları erzak girişine engel olduğunda, kulenin ışığı yavaş yavaş söner. Bir haftalık bir bekleyişin ardından, Gohelion ,kuleyi yıkmak için tam iki ay boyunca durmaksızın mancınık kullanır. Sonunda kule yıkıldığında, Batı’daki tek büyük güç Sohaterr hanesi olmuştur.
İmparatorluğa doğru (MK 55-57): Tehlike ortadan kaldırıldığında, Gohelion daha fazlasını talep etmez. Onun için intikam yeterlidir, güç ise sonu olmayan bir çıkmazdır. Darhessi ailesiyle dostluğu neticesinde sınırlarının güvende olduğunu düşünerek Dağburnu’na geri döner. İki sene boyunca ailesinin yokluğunda bir hayalet gibi yaşar. Geçmişinden ona kalan tek kişi, küçük kardeşi Ramell Sohaterr’dir. Nitekim karısı Aisal Darhessi erkek bir çocuk doğurur. Bu sırada, Oss Şehri’nden Ana Toprak’a yayılan salgın tüm Ana Toprak’ı parçalamaktadır. On binlerce insan hayatını kaybeder. Yüzbinlercesi ise ciğerlerinde ciddi yaralarla yaşamını sürdürür. Darhessi ailesi, Gohelion’dan yardım talep eder. Fakat Dağburnu’nda da durum pek farklı değildir. Gohelion’un ilk çocuğu salgına hayatını kaybeder. Karısı Aisal ise kalıcı yara almıştır. Buna rağmen Gohelion, istediği yardımı Darhessi’lere gönderir.
Oss Katliamı (MK 57): Sohaterr yardımı, Oss şehrine ulaşır. Sağlıklı olan bütün insanlar şehirden çıkarılır. Dağburnu’nda hastalık taşıyan bütün insanlar ise asker zoruyla Oss’a takas edilir. Larheld Darhessi, emriyle bütün hastaları Oss ile birlikte tarihe gömer. Ateşler, günler boyunca surları eritir. Hastalığa yenilmeyen bütün Oss’lular, Dağburnu kenarına yerleşir. Eriyen taşların izleri MK 480 yılında dahi yıkık şehri ziyaret edenlere görünür.
Salgının ardından (MK 58-64): Doğuda, Tuahbar şehri, o dönemki ismiyle Tuaban şehri, yeni bir düşmana kapı açar. Sınırları Güneyde Tuahbar’dan kuzeyde şimdiki Mheossi şehrinin bulunduğu, eski ismiyle Nhiar kentine uzanan Sharkon krallığı, Gohelion’u diz çökmeye çağırır.
Gohelion Fetihleri (MK 64-74): Gohelion, altı senenin ardından toparlanan ordusuna sadık ittifaklarını çağırır. Darhessi ve Tohetian birlikleri, onun gücüyle birleşerek on sene sürecek fetihlere dahil olur. Bu savaşların sonunda ittifağın sınırları Dağburnu’ndan Tuahbar’a, Batı Okyanusu kıyılarından güneyinden Nhiar’a kadar uzanır.
İmparatorluğun kuruluşu( MK 74): Tuaban şehri, Tohetian donanmasına ve onun ismiyle Thakor Tohetian’a verilir. İsmi Tuahbar olarak değiştirilir. Nhiar şehri, “Mhe Oss i” yani Yeni Oss anlamına gelecek şekilde Mheossi ismini alarak Darhessi ailesine verilir. Gohelion, ilk imparator olarak Dağburnu’nda tahta çıkar. Yalnız, savaşların ölümcüllüğü ve insanların güç talebi bilincindedir. Bu sebepten dolayı, hiyerarşisinde bulunan iki aileyi görevleri bakımından kesin olarak ayırır. Darhessi ailesi asla donanma sahibi olmayacak ve Tohetian ailesi asla kara ordusu yönetmeyecektir.
İmparatorluk Dönemi (MK 74-94): Gohelion, tahta oturduktan sonra Batı’da daha sakin yılların geçmesine vesile olur. Yıllar boyu süren savaşlar, salgın hastalıklar ve ölüm Ana Toprak’ı paramparça etmiştir. Batı, yeniden refaha kavuşmak için yıllarca onun egemenliğinde mücadele eder.
Gohelion, dörtyüz yıl sürecek bir miras bırakmıştır. Hayatının son demlerine geldiğinde üç kız ve iki erkek çocuğu olur. Küçük kardeşi Ramell Sohaterr, imparatorluk döneminde onun emriyle erzak üretimi için özel uğraşlar gösterir. Saray güvenliği ve ordular ile donanmanın besini Ateşırmak’ın kollarından sağlanır. Onlarca muharebe kazanan, mağlubiyet yüzü görmeyen Gohelion’un gözleri, MK 94 yılında bir daha açılmamak üzere kapanır.
Larheld I(MK 94-103): Dedesi Larheld Darhessi’nin ismini almıştır. Onun hükmünde, Kuzeybatı’dan inen akıncılar ve ayrı bölgelerde köyleri yağmalayan haydutlar büyük tehlike oluşturmuştur. Halk sürekli can kaybına maruz kalmış, erzak üretimi zarar görmüştür. Dayısı Borhan Darhessi’ye verdiği emirle kuzeyde patroller oluşturulmuş, Gohelion’un korku ve saygı dolu yönetimini yasalarla sabitlemek için çalışmalar yapılmıştır. Larheld I, babasına göre daha sıcakkanlı ve nazik bir insandır. Hesapçılık ve planlamacılığı eksik kalsa da, niyetleri okumakta sorun yaşamaz. En eksik yanı ise, hareket etmekte ve sorunlara çözüm bulmakta yavaş davranmış olmasıdır. Takhor Tohetian’ın kızı Nainir Tohetian ile evlenmiş ve dört kız çocuğu olmuştur. MK 103’teki ani ölümünün ardından yerine geçecek bir erkek oğlu yoktur. Amca Ramell Sohaterr’in , Larheld I’in en büyük kızının yerine geçmesi için komplo üreten saray erkanı, Tanrıça imparatoriçe Shamel’in etkileyiciliği karşısında zayıf kalmış ve imparatorluğun üçüncü yönetici Shamel Sohaterr olmuştur.
Tanrıça İmparatoriçe(MK 103-129): Shamel Sohaterr, Larheld I’ın en büyük kızıdır. Halkın ve saray erkanının tepkilerine rağmen zekası ve büyüleyici güzelliğiyle tüm batıyı etkilemiştir. Üstünden asla çıkarmadığı beyaz ipeğin içinde, hâla daha Ana Toprak’ta doğmuş en güzel kadın olarak yazılmaktadır. Öyle ki, babasının ölümünden önce dahi Dağburnu’nda büyüyen nüfus beslenmekte zorlanmış, buna karşılık saraydan erzak ikmaliyle halkı doyurmuştur. Halkın desteğini kazanan Shamel, en büyük hayali olarak Dağburnu’nu yeni ve büyük bir şehre taşımayı istemiştir. Artan nüfusu kaldırmak zorlaşmış, buna rağmen halkın alışkanlıklarını göz önünde bulundurarak vazgeçmek zorunda kalmıştır. Açık kahve saçları, geniş elmacık kemikleri, masmavi gözleri ve kahveye kaçan teni Batı’yı aşıp tüm Ana Toprak’tan taliplere tanık olmuştur. Onun hükmünde refah yükselmiş, yasalar kesinleşmiş ve İmparatoruk sistemi rahatlamıştır.
Shamel Sohaterr, Büyükamcası Ramell Sohaterr’in görevi vesilesiyle geldiği önemi görmüş ve onun torunlarını Ramell soyismiyle onurlandırmıştır. MK 105 yılında ilk Ramell olarak bilinen Tayhares Ramell, varis kızını yine bir varis olan Torgan Tohetian ile evlendirmek istemiş fakat Shamel buna izin vermemiştir. Torgan Tohetian o dönemde yirmi altı yaşında genç ve yakışıklı bir soyludur. Ve İmparatoriçe, şiddetli bir şekilde bu gence aşıktır. Torgan Tohetian ise babasının emriyle Tayhares Ramell’ın kızıyla evlenmek zorunda kalacaktır. Buna karşılık İmparatoriçe Shamel, yeni bir kanun çıkarır. Henüz ailenin beyi veya hanımı olmayan varisler evlenemeyecektir. Sarayda büyük karmaşa çıksa da, binbir entrikayla bu durum susturulur. Torgan Tohetian iki sene sonra babası öldükten bir hafta sonra, Tanrıça İmparatoriçe Shamel ile evlenir.
Shamel Sohaterr’in iki oğlu ve bir kızı olur. Kızı, Darhessi ailesine gelin verilir. Büyük oğlu Sakat Gohelion , yirmi yedi yaşına kadar sarayda vezir olarak görev yapar.Ardından Gohelion Tohetian ismiyle Tuahbar’a gider ve ikincil aile olarak görev alır. MK 122’de ise amcasının ölümüyle Tuahbar Beyi olur.İmparatoriçe’nin Küçük oğlu Kuavel I ise, İmparatorluk tahtına geçecektir.
Tanrıça İmparatoriçe’nin hükmünün son yıllarında, Mheossi’nin Kuzeydoğu’sundaki Sarı Orman kenarında yaşayan Tames halkı, kralları Kirli Rahar tarafından birleştirilir. MK 126’da birleşen Tamesya gücü, İmparatoriçe’nin oğlu için sorun yaratacaktır.
Kuavel I(MK 129-131): Tahta ilk oturduğunda, İmparatoriçe’nin bıraktığı refahı ve yasayı devralan mirasıyla büyük beklentiler oluşturmuştur. Birleşen Tames halkı Sarı Orman’ın kıyısından yürüyüşe başladığında, gösterdiği tepki imparatorlukta büyük galeyan oluşturmuştur. Halk aniden aç bırakılmış, tüm erzak orduya aktarılmıştır. Donanma, yasalara rağmen karada savaşmaya zorlanmış ve Tohetian gelenekleri hiçe sayıldığından dönemin Tohetian Beyi ve İmparator’un abisi Sakat Gohelion, Kuavel’i reddetmiştir. Bunun üzerine Kuavel I, Abisine idam kararı çıkartır. Sakat Gohelion, bir an tereddüt etmeden Dağburnu’nun yolunu tutar. Mahkeme talebi etmez. Son sözü “O taht senin olacağına Tamesya’lıların olsun. Ne kardeşimsin ne kanım.” Olmuştur. Sakat Gohelion, gücü sınanan ilk hükümdar olarak öfke içinde abisini öldürtür. Bu kararının ardından Tuahbar, İmparatorluk’tan ayrılışını ilan eder.
Tuahbar İsyanı (MK 130): Yasaların taht tarafından umursanmadığını gören yeni Tohetian Beyi ve Sakat Gohelion’un oğlu Enkar Tohetian, Kuavel I tahttan inene kadar Sarayın dediklerini dikkate almayacağını belirtir. Darhessi ordusu olan Yüksek Ordu Tamesya’nın üstüne yürürken Ramell birlikleri Tuahbar’a yürür. Bahar ayının on beşinde Ramell birlikleri, Tohetian birlikleriyle karşı karşıya gelse de iki taraf da birbirine üstünlük sağlayamaz. Zayiatlar ufak çaplı olur. Aynı süre içerisinde Mheossi Muharebesi’nin devam etmesi sebebiyle, Bey Enkar Tohetian,Ramell ailesinden bir leydiyle evlenerek İmparator’a rest çeker.
Mheossi Muharebesi (MK 130-131): Yüksek Ordu, Tamesya orduları ile Mheossi ovasında karşı karşıya gelir. Tarek Darhessi, Yüksek Ordu komutanı olarak Tamesya ordularını paramparça etmektedir. Fakat gelen bir mesajla bütün hevesi yerle bir olur. Ramell ailesi, Tohetian ailesiyle ittifak yaparak Kuavel I’a karşı ayaklanmıştır. İki ailenin toplam gücü, Y üksek Ordu’yu yenmeye yetmeyecek olsa da Hem Tamesya orduları hem de iki büyük aileyle savaşmanın mümkün olmayacağını bilen Tarek Darhessi, Kuavel I’e karşı ayaklanmayı kabul eder. Şart, tahtın bir Sohaterr tarafından yönetilmeye devam etmesidir. Ramell ve Tohetian ailesi bunu anında kabul eder. Kalan Tamesya birlikleri Ramell ve Yüksek Ordu güçlerince yok edilir. MK 131 yılında Dağburnu’na dayanan aileler, kırk bin kişilik bir birlik ve 60 gemi ile Kuavel I’i tahttan indirir. Yine de idam gerçekleşmez ve Oldir’e sürgün kararı verilir. Bu dönemde tahta geçecek net bir varis olmadığından, kana en çok sahip olan kişi olarak Enkar Tohetian’ın tahta çıkması teklif edilir. Teklif kabul edilmez, Sakat Gohelion ve Kuavel I’in kız kardeşi Laila Sohaterr İmparatoriçe olarak tahta çağırılır.
Laila Sohaterr(MK 131-140): Onun döneminin başında, Ramell ailesinin bir gelini olmasından ve Ramell ailesinin direkt olarak Gohelion’un kardeşinin soyundan gelmesinden sebeple imparator kanının korunduğu kabul edildi. Nitekim konseyde endişeli sesler yükselmekteydi. Dönem Beyi Enkar Tohetian ve Tarek Darhessi, Ramell ailesinin üç aile dengesine üstünlük sağlamaması ve sistemin bozulmaması için bir teklif önerdi. Teklife göre, Ramell Ailesi’nin Dağ Orduları, Yüksek Ordu’nun asker sayısının yarısı ve Tohetian mürettabatının yarısının toplamından daha büyük sayıya sahip olamazdı. Bu karar, İmparatoriçe Laila tarafından kabul edildi. Aksi durumlar için idam kararını onadı.
MK 134 yılından itibaren artan nüfus ve ovanın yetersizliği sebebiyle sarayın taşınması gündem oldu. Dağburnu bu kadar insanı kaldıramıyor ve tezek kokusu şehre yayılıyordu. Laila Sohaterr’in emriyle yeni bir şehir inşa etmek için fikirler ortaya atıldı fakat hiçbiri konseyce oy birliğiyle kabul edilmedi. Hükmünün son yıllarında hastalıkla boğuşan imparatoriçe, acı içinde can verdi.
**Kuavel II(MK 140-197):**Aynı zamanda Kurnaz Kuavel olarak da bilinen imparator, dört yüz senelik imparatorluk tarihindeki en uzun hükmü süren yönetici olmuştur. Onun döneminin ilk yılları bir büyüme süreciyken, son yılları altın dönemin başlangıcı sayılır.
Başkent’in kuruluşu(MK 140-147): Bu süreçte, atalarından ona kalan görevi yerine getirmeyi kendine emir bilmiştir. Konseyde bir türlü kabul edilemeyen Başkent bölgesini sadece bir ay içerisinde türlü entrikalarla kabul ettirmiş, nüfuzu Ana Toprak’ın tamamına yayılmıştır. Onun döneminde Rihoia ile ticaret anlaşmaları imzalanmış, Rodesia’dan tohumlar satın alınmıştır. Ateşırmak’ın Batı Okyanus’una döküldüğü deltadaki binlerce kanala bakmış ve daha taş üstünde tek bir taş yokken şehrin sesini duymuştur. Binlerce kanal, binlerce bina ve uzun surlar inşa ettirmiştir. En önemli inşaatı, dörtbin kadar işçinin hayatına mezar olan Hakimiyet Tepesini oydurarak yaptırdığı tarihin gördüğü en haşmetli yapılardan biri olan Başsaray’dır. Çizimi tamamen kendisi tasarlamış, en ufak koridordan en dipteki noktaya kadar süreci kendi yönetmiştir.
Başkent’in taşınması(MK 147): Binlerce işçiyi yirmi sene boyunca çalıştırarak boşalttığı kasa, yirmi beş sene içinde tekrar dolmuştur. Dağburnu Ramell Ailesine bırakılmış, Batı’nın dört bir yanından taşınan insanlarla geniş delta doldurulmuştur. Şehir öyle hızlı büyümüştür ki, insan ihtiyaçlarını karşılamak için kanallara akan ticaret gemilerinin sayısı, o zamanki şehirde bir senede doğan çocuk sayısını yakalamıştır.
Başkent’in büyüyüşü ve Tamesya(MK 147-155): Kurnaz Kuavel yönetiminde hızla büyüyen şehir, Bütün deniz rotalarının geçtiği noktaya dönüşür. Mhoss dininin şehirde bir fırtına gibi esmesiyle, Mhoss rahipleri onun emriyle şehre yerleşir. Rahip Evi kurulur, fetvalar verilir. Bu sürecin içinde, Tamesya orduları bir kez daha toplanmış ve intikam için yanmaktadır. Kurnaz Kuavel’in ise, şehri taşıdıktan sonra bir başka hedefi vardır.
İkinci Mheossi Muharebesi(MK 155): MK 155 yılında intikam için güneye inen Tamesya orduları köyleri yıkar, kadınlara tecavüz eder ve ormanları yakar. Kuavel II’nin emriyle hareket eden Yüksek ordu ve Dağ orduları, Mheossi’de onlarla karşı karşıya gelir. Yüksek Ordu’nun akılalmaz disiplini ve şiddetiyle Tamesya orduları ikinci kez dağıtılır. Fakat Kuavel, bununla yetinmez. Sarı Orman’ın doğusunda kalan Mahrem Topraklar’ı, Mhoss’a verdirdiği fetva ile Tamesya’lıların yeni bölgesi ilan eder. Tames halkları bunu reddetse de, Kuavel’in ciddiyeti belli olur.Ordular Sarı Orman’a kadar bütün halkı sürer, sürülmeyi kabul etmeyenleri Başsaray’ın yapımında çalıştırılmak üzere zincirler. Tamesya Krallığı öldürmenin ilahi bir yasak olduğu Mahrem Toprak’lara hapsolur.
Güney Geçidi ve Tuzlu Muharebe(MK 157): Tuahbar’ın hemen doğusunda bulununan Rodesia Krallığı, Kuavel için en büyük tehdit olarak durur. Romain hanesi henüz bir hareket etmiş olmasa da, kafasındaki fikir sınırı geçilmesi zor hale getirmektir. Savaş ilanı olmaz. Orduların toplanışı gizli gerçekleştirilir. Yüksek Ordu ve Tohetian donanması doğuya yürürken, Tuahbar’ın doğusundaki dağların kıyıya dokunan son noktasında bir kale inşa edilmek istenir. Nitekim Rodesia ordusu ve Batı Güney Geçidi’nde karşı karşıya gelir. Rodesia muharebeyi Kara Tuz adını verdikleri topraksı maddeyi yakarak kazanır.
**Sulutoprak Savaşı(MK 157):**Fakat Kuavel vazgeçmez. Yanan orduların kaybettiği canın yerine köylerden dövüşmekten bihaber gönüllüler toplatır. Bu gönüllüler bir yem gibi Tuahbar’ın elli kilometre doğusuna kadar kaçar. Onları takıp eden Rodesia orduları, kalan Batı ordusunu bu zanneder. Gafil avladıklarını düşünen Rodesia, Denizden karaya çıkarılan Tohetian birlikleriyle gönüllü askerler arasında sıkışır. Tuzlu Muharebe’den sağ kurtulan Yüksek Ordu askerleri ve Dağ orduları kuzeyden Rodesia üstüne biner. Üçgen sıkıştırma ile yapılan ikinci muharebe kazanılmıştır.
Güney Geçidi Antlaşması(MK 158): Savaşı kazanan batı, Güney Geçidi’nde dağlar ile denizin arasındaki dar karaya bir kale inşa ettirecektir. Bu, doğu sınırını güvene alır.
**Toparlanma(MK 158-165):**Başkent’e dönen Kuavel, Başsaray’ın tamamlanması için Tamesya’lı köleleri özgürlük inancıyla besler. Başsaray’ın inşaası tamamlandığında, hala hayatta olan kölelerin tümü Mahrem Topraklar’a sürgün edilir. Ordular toparlanır, kanallardan gelen gelir lojistik ve ülkenin işleyişine harcanır.
Kuzey Fetihleri.(MK 165-180): Bu onbeş sene boyunca, ülke seferden sefere kuzey sınırlarını büyütmeye çabalar. Birçok kale fethedilir, birçok zayiat verilir. Bu seferlerden Aşık Gölü seferi sırasında Kuavel II omzundan okla yaralanır.Ölümü an meselesidir. Aresk otu yaralarını iyileştirmeye yetse de,içten parçalanan damarlar yaşından ötürü bir türlü oturmamaktadır. Aynı şekilde hayatı boyunca farklı amaçlar için kullandığı Aresk Otu etkisini yitirmiş ve vücudunu zehirleyerek kemik erimesine sebep olmuştur. Omuz yarası düzelir, Aşık Gölü İmparatorluk’a katılır. Yavaşça çöken İmparator Kuavel, belinin dışarı çıkmasına sebep olan Aresk hastalığıyla boğuşur. Omurga kemikleri teker teker dışarı kayar.Sırtı bükülür, bacakları ağırlığını kaldıramaz.
Hastalık(MK 180-197): Kurnaz Kuavel, inşa ettiği sistemin ve altın çağın eşiğinde, Batı’nın bütün haşmetini katlayan İmparator olarak son yıllarını yaşar. Bu dönemde yedi çocuğu olmuştur. Kuzeye kadar büyüttüğü sınırlardan Başkent’e taşınan halkla vergi daha da artmış, ölüm şekline ters bir görkemlilik oluşturmuştur. Salier ayının kırkıncı gününde hayata gözlerini yumarken, Gohelion’dan sonraki en büyük İmparator olarak kabul edilir.
**Larheld II(MK197-209):**Varisliği, hükümdarlığından çok daha uzun süren bir imparator olmuştur. Hem varisliği hem de hükümdarlığı sırasında en öne çıkan özelliği kendi içsel mantığını katı sınırlarla koruması ve karanlık mizahıydı. Halk arasında kabul edilen ismi Soytarı Larheld idi. Bu, onun gülmeye ve beğenilmeye olan şiddetli isteğinin zekasına karşı bir maskesiydi. Babasının bıraktığı mirası geliştirmeyi başarmış, Tohetian ve Darhessi ailelerini İmparatorluk ile birlikte güçlendirmiştir. MK 200 yılında yaşlı bir köylü gibi giyinerek Tuahbar’a gitmiş,boyalar aracılığıyla yüz hatlarını değiştirerek kimliğini saklamıştır. Dönem beyi Arham Tohetian’ın önünde diz çökerek İmparator hakkındakü düşüncelerini sormuştur. Arham Tohetian’ın belirsiz yüzüne karşın espriler yapmış, muhafızlar tarafından zindana atılmıştır. Yaptığı şakalarla zindandaki muhafızları dahi güldürmüş, kendini çıkartmaya ikna etmiştir. Yaşlı haliyle Arham Tohetian’ın odasına kadar gizlenerek çıkmış ve kapıyı çalmıştır. Tohetian beyinin öfkesi yüzüne değerken, boyasını ve kılığını ortaya çıkarmış ve adamın şaşkınlığını izlemiştir. Kahkahalar içinde tek söz etmeden limana dönmüş ve Başkent’e doğru yeniden yelken açmıştır.
Onun döneminde Kuzey’de fethedilen iki kale olur. Savaşlar uzun değildir, Batı ağırlığını koyduğu anda kaleler teslim olur. Larheld içinse savaş eğlenceli değildir. Sürekli olarak Saraydan kaçarak halkın arasına karışır, küfretmeyi ve içmeyi sever. Buna rağmen, ülkenin gücünde bir değişim yaşanmaz. Oyuk Taht’ta durduğu süre boyunca aldığı kararların tamamı ülkeye altın akışı sağlar. Karinler ilk defa onun döneminde basılır. Konsey’de İmparatorluğun sembolü olarak sunulan çizimlerin tamamını reddeder. Kendi çizimi olan dokuz çizgili yıldızı bir ressamın çizimiymiş gibi öne sunar. Teklife ve ressama hakaret edilir, çizim beğenilmez. Larheld II bunun kendi çizimi olduğunu söylediğinde Konsey şok içinde kalır.
Evliliği, Darhessi ailesinden Leyha Darhessi ile olmuştur. Bu evlilikten doğan beş çocuğun tamamı erkektir.
Gohelion II(209-244): Babasının espri dolu varlığını içine biraz dahi hapsetmemiştir. Soğuk, içine kapanık ve yönetimden uzak bir hayat benimser. Nitekim zekası Kurnaz Kuavel’i anımsatır. Onun yirmi yedi senelik yönetiminde önce annesi Leyha Darhessi ve ardından Saray Erkanı söz sahibidir. Kendisi, seçerek ve isteyerek odasında ve Başsaray’ın koridorlarına yaşamış, müziğe, resime ve heykellere çok büyük ilgi duymuştur. Ailesinden aldığı mirasla tüm Ana Toprak’ta korkulan devlet fikriyle dış dünya tarafından sınanmamış, savaşa ise Saray Erkanının zorlamasıyla gitmiştir. En büyük zevki kılık değiştirerek sarayın derinliklerine resimler çizmek olmuştur. Bütün muhafızların ve asillerin hareket zamanlarını aklında oturtmuş, saklana saklana saray duvarlarına çizimler yapmıştır. Hüzünlü melodiler tasarlamış, telli çalgılarda ustalaşmıştır.
Güldüğü görülmemiştir. Sadece kimse görmüyorken, koridordan duyulan kahkahaların ve farklı insanların acı içinde haykırışları duyuluyordur. Ne zamanki bir muhafız koridorda bir ceset bulsa, kimin yaptığı senelerce öğrenilemez.
Garmail Ramell ile evlenmiştir. Bu evlilikten 4 kız çocuğu ve bir erkek çocuğu olmuştur.
**Larheld III(MK 244-263):**Babasına ve dedesine azıcık dahi saygı duymaz. Konseyde kaybedilen nüfuzun ve tahtın kuklalaşmasının önüne geçmek istemiştir. Oyuk Tahtta yeniden güçlenmek için, önce eski vezirleri idam etmek ister. Fakat vicdanı el vermez, onların elinde büyümüştür. Bu sebepten dolayı onları Mahrem Topraklar’a sürgün eder. Otuz senede yapılan sayılı muharebeden rahatsız olmuş, Yüksek Ordu’yu ve Tohetian Donanması’nı acilen hareketlendirerek kuzeye yürümüştür. Fetih Ormanı’na kadar tek bir kale ve şehir dahi bırakmamış, olabildiğince az masumu öldürerek olabildiğince fazla yer elde etmeye çalışmıştır. Konseyde sessiz, konuştuğunda ise tizdir. Aynı zamanda sürekli olarak talim yapmıştır. Kolları büyük ve damarlı, boyu iki metreden uzundur. Bu sebepten dolayı halk arasında Yüce Canavar Larheld olarak bilirinir. Bu sevilmemesinden kaynaklanmaz. Çünkü her ay değişiminde ve özellile Toit ayında halkın arasında karışarak Mhoss fetvalarını dinler ve ibadet eder.
Ramell İsyanı (MK 248): Dönemin Ramell Beyi Karis Ramell, ataları tarafından kabul edilmiş yasayı çiğner. Dağ Orduları’nın sayısı Yüksek Ordu’nun değil yarısı, iki katından fazlasına çıkar. Bu durum ordunun kalitesini arttırmaz, sadece bir gözdağıdır. Larheld III’ün tekrar eden uyarılarını dikkate almayan Karis Ramell, önce erzak lojistiğini tamamen keser. Aç kalan halk huzursuzlaşır. Ardından Dağburnu’ndan güneye doğru harekete geçer. Başkent’in kapılarına dayandığında emrinde yirmi bin Ramell Askeri bulunur.
Larheld III,Başkent’in denizden tahliyesini önceden planlamıştır. Tohetian filosuyla boşaltılan halk, kuru bir şehir bırakır. Kapılar açılır, İmparator ve halk Tuahbar’a doğru hareket eder. Ardından yüksek ordu, Başkent’e gelen bütün ikmal hatlarını kapatır. Deniz ticareti Tohetian filosunca askıya alınır. Aç kalan ve eğitimsiz Ramell ordusu huzursuzlandıkça ordu içinde başkaldırılar olur. Sadece bir ay içinde, Karis Ramell açlıktan teslim olmak zorunda kalır. Larheld III, bu sefer merhamet etmez. Ölümü için iki gemi seçer ve ipler bağlatır. Karis Ramell iki geminin arasında parçalanarak idam edilir.
İsyan sonrası(MK 248-263): Halk, Başkent’e geri dönmekten mutludur. Ramell ailesi, pişmanlığını dile getirir ve idam edilmesi gereken herkesin idam edildiğini, intikam aranmayacağını belirtir. Larheld III,kalan Ramell Ailesini affederek görevlerine dönmelerini emreder.
Ölüm(MK 263): Larheld III, halkın refahını en yüksekte yaşamasını sağlayan imparator olmuştur. Onun döneminde karınlar dolu, cepler ağırdır. Saray Erkanı onun otoritesine boyun eğmiş, çalışan sistemin bozulmaması için elinden gelen bütün varlığı göstermişlerdir. Zamher aylarının ölümcül soğuğunda dahi Başkent’te ölüm veya açlık olmamış, ordular güçlerini en yüksek şekilde yaşamıştır. Yüksek Ordu bu dönemde Ramell hatlarını kullanarak şehirden uzak olan köylere erzak yetiştirmiş ve halkı korumuştur.
Larheld III’ün ölümü, halk tarafından büyük bir yasla karşılanır. Başkent’te görkemli bir cenaze merasimi yapılır, bir ay boyunca yas durmaz.
Adil Barahen (MK 263-305): İmparatorluğun altın dönemi, babasının ölümüyle onun ellerine devredilir. Tahta çıktığında onun gücünü devam ettirmek için babasının karakterini devralmaya çalışır. Halkla olan ilişkileri, saray erkanındaki otoritesi benzer derecede güçlüdür. Nitekim daha içine kapanık ve tanrı Mhoss’la daha haşır neşirdir. Mirasını bütün varlığıyla savunmak ister. Altın dönemin içine bir nifak tohumu gibi düşen savaş, onun döneminde patlak verecektir.
Merkez Şehri’ne yolculuk (MK 281): İmparator Barahen, saray erkanı ve kendi çocuklarıyla birlikte Yüksek Ordu’nun ufak bir birliğini Merkez Şehri’ne gitmek üzere yanına alır. Dini inancı öyle güçlüdür ki, bunun tanrıya bir ziyaret olacağını düşünür. Yol yirmi yedi gün sürer. Mahrem Topraklar’In bakire doğasında kendini huzur dolmuş hisseder. Merkez Şehri’ne ilk girdiğinde, Yedi Geyik Konseyi o ve kafilesini karşılar, büyük bir misafirperverlikle içeri alırlar. Nitekim, Mahrem Topraklar’ın büyük şehrinde yaşayan bu insanların, imparatorun zihnindeki kadar mutlu olmadığı görülür. İnsanlar ölümden korkmazlar, en büyük korkuları Muhafızların zindanlarıdır. Orada öldürülmeden gördükleri zihinsel ve fiziksel şiddetler, suçlu olunmasa dahi zindana kapatılan insanlar bu korkunun asıl kaynağıdır. Barahen, yaklaşık iki haftalık misafirliği boyunca ettiği ibadetlerden çok acı çeken insanları düşünür. Göstermek istediği merhamet, gizli yollarla olacaktır. Yola geri çıkmadan önceki akşam, suçsuz yere zindanlara atılan insanları Yüksek Ordu’ya verdiği emirle kaçırtır. Yaklaşık iki yüz kişi, gecenin geç saatlerinde yüksek ordu zırhlarıyla şehirden kaçırılır. Ertesi sabah Başkent’e doğru yeniden yol alan Kafile, on yedi gün içinde Nhaikent’e varır. Fakat şehirden kaçırdıkları iki yüz kişilik mazlumlar, Yedi Geyik Konseyi’nin çoktan farkına vardığı bir eksiklik olur.
Nhaikent Komplosu(MK 281): İmparator ve Kafilesi, Nhaikent limanında Başkent’e gidecek olan birkaç gemiye binmek üzereyken Rodesia birliklerince çevrelenir. Rodesia Kralı Eash Romain, İmparator Adil Barahen’in bizzat karşısına çıkar. Elinde, Merkez Konsey’inden gelen bir mesaj vardır. Barahen, bu insanların işkence gördüğünü ve Merkez’in diğer ülkelerdeki nüfuzunun sahte bir gerçeklik olduğunu belirtir. Nitekim Eash Romain, Barahen’den bile daha tutucudur. Dinin gerekliliği adı altında İmparatorluk kafilesini tutuklar.
Tohetian Ablukası(MK 281): Dönem beyi Rahar Tohetian, Nhaikent’te tutukludur. Fakat oğlu ve varisi Trietre Tohetian, bu haberi aldığı anda bütün filoyu ayağa kaldırır. Tuahbar’dan kalkan yetmiş gemi, Nhaikent’i abluka altına alır. Aynı vakitte, Yüksek Ordu’nun Güney Geçidi’ne vardığı bilgisi Nhaikent’e ulaşır. Batı,görkemli gücüyle Rodesia sınırındadır. Ramell ailesinin Dağ Ordusu ise, Mahrem Topraklar ve Tamesya’dan gelen birlikleri Aşık Gölü çevresinde karşılar. Üç ordu, Dini otoritenin tek bir mesajıyla Batı’ya karşı bir olmuştur.
Aşık Gölü Muharebesi(MK 281): Ramell birliklerinin komutanı, Varis Kemhar Ramell’dır. On bin kişilik sayılarına karşın karşılarında yirmi bin asker vardır. Aşık gölünün kenarında, büyük bir kıyım gerçekleşir. Tamesya birlikleri, Mahrem Topraklar’ın kalanından gelen orduyla birlikte Ramell’ları mağlup eder. Kemhar Ramell, savaş sırasında öldürülür.
Güney Kırımı( MK 281): Yüksek Ordu, önüne çıkan hiçbir köye ve birliğe acımaz. Sadece bir gün içerisinde Güney Geçidi’nden Nhaikent’e kadarki ovalarda iki bin kişi öldürülür. Tohetian filosu denizden, Yüksek Ordu karadan saldırır. Rodesia orduları bölgeye yetiştiğinde, Kuşatma bir meydan muharebesine evrilir.
Nhaikent Muharebesi(MK 281): Yüksek Ordu, Rodesia Orduları ile tarihinde üçüncü kez karşılaşır. Muharebe iki gün sürer. Mutlak zafer, İmparatorluğun olmuştur. Yine de surlar kapalıdır. Gemiler limana girmiş olsa da, Şehir muhafızları ve ordunun bir kısmı hala daha şehri savunmakta başarılıdır. Bu süreç içerisinde, Trietre Tohetian, Eash Romain ile surların ötesinde bir görüşme gerçekleştirir. Görüşmede bir sonuca varılamaz, fakat surların ötesinde gördüğü şeyle deliye döner. Babası Rahar Tohetian, oğlunu gözleri önünde sur üstünde idam edilir.
Trietre Tohetian, acil çıkarma emri verir. Zayiat büyük olur. Yüksek ordu’nun dayandığı kapılar sonunda kırılır, Nhaikent düşürülür. Fakat ordu, çok büyük yara almıştır.
İmparatorluk Kırımı(MK 281): Ramell ordularını dağıtan Mahrem Topraklar birliği, imparatorluk içinde güneye doğru hareketlenir. Geçtikleri topraklarda yağmalar, katliamlar ve tecavüzler gerçekleşir. Bu sırada Nhaikent’ten kurtarılan İmparator Barahen, kalan orduyla Rodesia’yı ele geçirmektense ülkesini kurtarmaya gider. O an fark ettiği, Mahrem Topraklar’da öldürmekten korunan yasanın o toprakları terk eden herkes tarafından çiğnenmek üzere daha büyük istek doğurduğudur.
Mahrem Muharebe(MK 282): Geriye kalan bütün İmparatorluk ordusu, Tamesya ve Mahrem birlikleri ile karşı karşıya gelir. Adil Barahen, savaşı yalnızca iki saat içerisinde kazanmıştır. Fakat yağmaya karışan bütün düşman ordusu, zindanlara atılır. Merkez Şehri’nde gördüğü işkence türlerinin tamamı, düşman esirlerine yapılır.
Muharebelerin ardından(MK 282-305): Barahen, hükmünün devamında ülkenin yaralarını sarmak için mücadele eder. Yıkım büyüktür, ve bu savaşlar İmparatorluğun yara alabileceğinin ilk göstergesi olur
Gohelion III(MK 305-336): Gohelion III, İmparatorluk tarihindeki en kısa hüküm süren imparatordur. Devletin tarihindeki ilk taht kavgası, ufak çaplı da olsa onun varisliği sırasında yaşanır. Kardeşi Markan, bu taht kavgasından babaları Barahen öldüğü an vazgeçer.
Ülkenin en güçlü dönemi, Mahrem Muharebe ve Aşık gölü muharebeleriyle hasar almış,Mheossi, Tuahbar, Dağburnu ve Başkent haricinde kalan küçük yerleşimlerin tamamı sömürülecek birer kaynak gibi yontulmuştur. İnsanlar zorla çalıştırılmış, Zamher ayında ve öncesinde yapılan yardımlar kesilmek zorunda kalınmıştır. Bu, Gohelion III’ün babasının on üç senede düzeltemediği durumu düzeltmek için harcadığı vakti arttırır. Aslen nazik, uyumlu ve sakin biridir. Fakat şartlar Batı için zorlaşmaktadır. Özellikle Gohelion’un doğan iki çocuğunun da hastalıklarla ölmesi, onu delirtir. Soğuk geldiğinde, köy halkları gücünü kaybeder. Tarım azalır, Ramell ailesi erzak yetiştirmekte zorlanır. Gohelion, bunu çözmek için ilginç bir yönteme başvurur. Çıkardığı yasa, belli bir miktarın altında erzak üretimi yapan köylerin idamı tehdididir. Kısa süre içerisinde, binlerce insan katledilir. Dönem Beyi Karhas Darhessi, yetiştirdiği askerlerin yeterli beslenememesi sebebiyle Yüksek Ordu’nun kalite düşüşünü önemle belirtir, İmparator’dan besin talep eder. Talep reddedildiğinde, Karhas Darhessi İmparator’un dahil olmadığı bir konsey toplar. Tohetian ailesi, bu konseyi kabul eder. Aynı zamanda Gohelion III’ün çıkardığı bu yasadan en fazla etkilenen aile Ramell’lar, işi ordu toplamaya kadar götürür.
Üç aile, İmparator’a bir nota verir. Yasayı kaldırmadığı ve ölümlerin durmadığı takdirde sonu tahtından etmek olacaktır. Gohelion, bu tehdide alayla karşılık verir. İmparatorluk makamının verdiği kudreti kendine kalkan biçer. Aynı zamanda bir ordunun Başsaray’ı ele geçirmesinin pratik olarak imkansız olması onu daha da şevklendirmektedir.
MK 266 yılında, kendi karısı ve Karhas Darhessi’nin kız kardeşi Seial Darhessi-Sohaterr ve kocası, aynı zamanda Gohelion III’ün küçük erkek kardeşi olan Markan Sohaterr tarafından arbaletle vurularak öldürülür.
Markan Sohaterr(MK 336-372): Ağabeyinden ölesiye nefret ettiği, halk tarafından dahi bilinir. İkisi de henüz babaları Adil Barahen tahttayken sürekli olarak birbirlerine tuzak kurmaktadırlar. Fakat Markan, babasının desteğinin ağabeyinden yana olduğunu görerek cenaze günü taht talebinden vazgeçmiştir. Fakat fırsat, değerlendirilmekte gecikmez. Markan, ağabeyinin koyduğu yasayı anında kaldırır.İlk iş olarak saraydaki ihtiyaç duyulmayan bütün erzağı kuzey köylerine gönderir. Üç aile ile ilişkiler düzeltilir, Ramell ailesine kaybettiği canlar için Beş milyon Karin ödeme yapılır. İmparatorluk, büyümede duraksar. Markan, atalarının kurduğu sistemi geliştirmek için çabalar. Ticarette vergiyi azaltır, Rihoia ve Rodesia gemilerine indirim uygulatır. Kazanılan Karin artmasa da, gelen gemi sayısı öylesine artar ki iş ihtiyacı Başkent’İn nüfusunu patlatır. Kuavel II şehri ilk kurduğunda kırk binlerde olan nüfus, onun döneminde iki yüz bini zorlar.
Rihoia-İkinci Krallık savaşı(MK 361): Rihoia ile ittifak olan İmparatorluk, İkinci sultanlıkla Rihoia arasında çıkan savaşa yardım göndermek durumunda kalır. İkinci Krallık, Pelesin civarında kırk bin kişilik dev bir ordu toplar. Rihoia güçleri ise yalnızca on sekiz bin kişidir. Rodesia’nın asker geçirmeye izin vermemesi üzerine, Tohetian filosundan asker taşıma talebinde bulunulur. Tohetian Beyi II. Thakor Tohetian, bu talebi nazik bir dille kabul ederek askerlerin tüm imparatorluğun gücüyle donatılmasını rica eder. Yüksek Ordu ve Dağ orduları Tohetian filosu ve yüzlerce ticari gemi kullanılarak İmparatorluğun gücünü yüzlerce kilometre ötedeki Rihoia’ya taşımak üzere hareketlenir. Bu sırada Yılan Adaları civarında yirmi, Rodesia kıyılarında onbeş kadar gemi kaybolur. Rihoia’ya çıkıldığında, asker İmparatorluk’un sunduğu asker sayısı yirmi bindir. Bu sayının içinde On iki bin kadar Yüksek Ordu askeri de bulunur.
Rihoia orduları, İkinci Krallıkla yapılan savaşta ağır bir yenilgi alır. Orduları sarı toprağa karışırken, İkinci Krallık Islakliman surlarına dayanır. Dağ orduları öncü kuvvettir. İkinci krallığın Fil taşıyan öncüleriyle çarpışmalarında fillere karşı ezilir, nitekim ön orduları ve filleri öldürmeyi başarırlar. Tüm Ana Toprak’ın korkuyla baktığı Yüksek Ordu, rüştünü bir kez daha burada kanıtlar. İkinci Krallık orduları Islakliman’ın kapılarında bir böcek gibi ezilir. Yüksek Ordu neredeyse zayiat vermez.
Savaşın sonunda, İmparatorluk’un kaybının telafisi için İkinci Krallık’ın toprakları Batı İmparatorluğu’na bırakılır. Rihoia ile olan ittifak, Batı İmparatorluğu’nun ana karasından çok uzakta yeni bir toprak kazandırmıştır.
Bu savaşından Markan Sohaterr, Doğu Fatihi ünvanını alır. Oğlu Larheld IV ise, onu kaybeden imparator olacaktır.
Larheld IV(MK 372-383): Hükmünün ilk yılları, İmparatorluk’un altın dönemini aratmaz. Fakat bu, imparatorluk tarihi için çok kısa bir süre olan beş sene içinde tekrar bozulacaktır. Larheld IV, hayatını zevk ve sefa içinde yaşar. Yüzlerce gemiyle Rodesia Take’si satın alır, İşleyişi umursamaz ve gücündense içgüdüsel davranışları önemser. Sürekli bir şekilde kavgayı, kadınları ve içkiyi umursar. Atalarından kalan savaş dürtüsü, onu Ordularını toplayıp savaşmaya iter. Önce Fetih ormanı civarında Oldir’e saldırır. Burada başarı gösterse de, soğuğun gelişiyle ordularını yavaşlaması bir olur. Fethedilen bölge sınırlı kalır. İki senenin ardından gözünü doğuya çevirir. Rodesia Kralı Garin Romain’e nota gönderir. Ordularını Pelesin’e çekeceğini, iki taraftan sıkıştıralacağını belirtir. İstediği şey alay ve aşağılamadır.
Pelesin’in kaybı (MK 381): Rodesia, notaya anında karşılık verir. Ordular sadece iki hafta içinde doğuya yürür, Pelesin’in zayıf savunmasını yerle yeksan ederek eski İkinci Krallık topraklarını Batı’dan söküp alır. Bunun haberini alan Larheld IV, Ordularıyla Güney Geçidi’ne gider.
**Aptal Larheld’in ölümü(MK 383):**Rodesia orduları, bir saldırı planlamaz. Güney Geçidi’nin ucunda, Batı’nın girişine engel olacak şekilde konumlanır. Darhessi beyinin bütün uyarılarına rağmen, Larheld IV orduları ileri sürer. Başlangıçta bir saman alevi gibi başarılı olunur. Nitekim Darhessi Beyi Ran Darhessi, Rodesia’nın fethinin mümkün olmadığını bilmektedir. Yüksek Ordu’ya geri çekilme emri verir. Kurulan komplo, Ramell’ları da uyandırır. Dağ orduları da Güney geçidine döndüğünde, Larheld IV teslim olmayı reddeder. Tek başına Koca orduya saldıran kral, oracıkta can verir.
II. Markan (MK 383-424): Aptal Larheld’in ölümü, Rodesia ordularını Güney Geçidi’ne sürükler. Kale, orduların bütünlüğü ve Ramell askerlerinin kapılardan çıkışıyla savaşı sonuçsuz bir antlaşmaya taşır. Markan II. Savaşın hemen ardından tahta oturarak babasının yarattığı düzensizliği imparatorluğun felaketi olmadan önce düzeltmeye çabalar.
Markan, imparatorluk gücünün yanlış savaşlarla kırılmasından oldukça rahatsızdır. Onun döneminde savaşlar, uzaktan ve ticari olarak yapılır.
Rahip evi yangını(MK 392): Rahip evi alevler içerisinde yanarak halkı ciddi miktarda huzursuz eder. Savaşlar, erzak kıtlığı ve hastalılarla mücadele eden halk için bu, bir kıvılcım olacaktır.
Markan, ölen dönem rahibi ve takipçileri için yas ilan eder. Nitekim yapının yeniden inşaasına başlanması dahi halk için yeterli olmaz.
Başkent isyanı(MK 393): Alt doğumlu bir halk sözcüsü olan Meydan Okuyan Pravel , ismini almasına sebep olan isyanı başlatır. Halk, Şehir muhafızlarını birer birer avlar. Hanlara ve zevk evlerine doğru çekilen askerler öldürülür. Ardından tepeye yürüyüş başlar. Dönem kaynaklarına göre yirmi bin sinirli insan, Hakimiyet Tepesi’nin sınırlarına dayanır.
Ramell muhafızları, öfkeli halkı Başkent merdivenlerinde karşılar. Tepenin aşağı kuleleri, kan ve okla dolmuştur. Basamaklar kırılır, gök yarılır. Nitekim Merdivenlerin aşılışı mümkün değildir. Binlerce basamak boyunca yolu tutan askerler, toplamda dört bin kadar insanı öldürür. İsyan tükendiğinde, sokaklarda isyancı olduğu varsayılan yüzlerce kişi daha idam edilir. Meydan Okuyan Pravel ve en yakın adamları ise halkın gözü önünde işkenceye maruz kalır.

     **İsyanın ardından(MK393-414):** Markan, ikinci bir isyanın vereceği zararı ve sıcak savaşın ülkeye getireceği yıkımı bilir. Rodesia’yı dıştaki tehdit olarak halk gözünde hedef haline getirir. Yine de Güney Geçidi’nden dışarı asker yürütmez. Tohetian leydisi Tahamen Tohetian ile evlenerek yedi çocuk yapar. Darhessi birlikleri olan Yüksek Ordu ile iyi bir iletişim hedefler. Ramell ailesiyle kurduğu ilişkiler ise daha mesafelidir. Karis Ramell’ın seneler önce ettiği isyan, onun ailesinin yeniden yaşamak istemediği bir kabustur.
  **I. Kuzey Ormanı Muharebesi (MK414-415):** Markan’ın bu savaştan uzak ve tedbirli yönetimi, Oldir’e kaybettiği toprakları ele geçirebileceği görüntüsünü sunar. Toit ayının birinci günü, mor ışığın altında bir yürüyüş başlar.
 Markan, üzerine yürüyen orduyu duyduğu gibi çıldırır. İsyandan ve savaştan bu kadar kaçınmasına rağmen, yapabileceği bir şey yoktur. 
Yüksek Ordu ve Ramell ordusu aciliyetli olarak kuzeye hareket ettirilir. Toit ayının on yedinci gününde, Kuzey Ormanı’nda bir muharebe gerçekleşir.
Oldir, tüm ordusunu tek seferde saldırtmaz. Ufak parçaları vurkaç yaparak yavaş yavaş geri çekilir. Bu sırada Batı İmparatorluğu ciddi zarar görür. Nitekim ordular kuzeye çıkmakta ve Fetih Ormanı’nın kuzeyindeki Buldan vadisi, Oldir’in hayat kaynağı, ordularla arasında sadece altı bin oldir askeri bulundurur.
Zamher ayı ve yeni sene, İmparatorluğun felaketi olur. Soğuk ve kar, bir anda tüm toprağı ele geçirir. Markan, orduların güvenliği için Ana Toprak donmadan önce geri dönüş talimatı verir. Mheossi’nin tepesinde bekleyen ordular, yarısından fazlasını soğuğa kaybeder. Oldir ordusu, güneye inmektedir.

Mavi kale Antlaşması(MK 415): Bu antlaşmaya göre İmparatorluk, Fetih Ormanı ve civarını Oldir’e bırakacak, geçmiş on yıllarda fethedilen toprakların tamamı Oldir Hakimiyetine girecektir. Markan, ikinci seçenek olarak güneydeki bütün zenginlik ve gücün yıkılışını görür. Antlaşma kabul edilir.
Antlaşma sonrası son hükmü(MK 415-424): Darhessi’ler ve Ramell’lar, isyanın eşiğine gelir. Kaybedilen toprakların verdiği hasar, zenginlik veya güç değildir. Prestijdir. Nitekim bir isyan olmaz. Güç, beklemek zorundadır.
Larheld V(MK 424-463): Babasının korumacı tavrını devam ettirmek isteyen, nitekim dürtüsel bir kraldır. Güven eksikliği öyle şiddetlidir ki, Rahip’in Başkent’te bir isyana kalkışmasını önlemek için iyi iletişimi nüfuzla sağlamaya çalışır. Batı Kanalı’nın ismi Rahip Kanalı olur ve Karinler Rahip Evi’ne teslim edilir. Merkez Şehri ve Yedi Geyik Konseyi ile iletişim kurulur ve ziyaret için izin talep edilir. Ziyaret ona nasip olmasa da, onun dönemi, kaynayan bir kazan gibi başlar.
Darhessi ailesi, emirleri yasa boşlukları yaratarak kırmaya çalışır. Yüksek Ordu fetvalar verir, sadakatleri dine bağlı kalamaz bilgisi bütün Mheossi’ye yayılır. Ramell ailesi ise Dağ ordusunu hazırlıklı tutar. Her an isyanın gelebilecek olması, tüm imparatorlukta bir korku kaynağıdır.
Larheld, yapabileceği en mantıklı hamle olarak bir Darhessi leydisi ile evlenmek ister. Evlilik reddedilir. Ramell ailesi, Darhessi’lere bir başka evlilik teklifi yapar ve bu ise kabul edilir. Tohetian ailesi ise gri bölgededir.
Tahtının sallandığının farkında olan Larheld, dürtülerine karşı gelemez. İmparatorluk kasasını, Timanya’dan Aresk Otu getirtmeye harcar. Kaynayan kazanın ortasına, ölümler yağdırır. İki hafta içinde önce Almalen Darhessi’nin amcası Ekran Darhessi, sonra da Farin Ramell’ın babası Oklar Ramell şaibeli şekilde ölür. Ekran Darhessi yerine Almalen Darhessi’nin babası Lorah Darhessi-ki babasının ismini seneler sonra doğacak olan kendi oğluna verecektir- geçer. Oklar Ramell’ın yerine ise Farin Ramell’ın ağabeyi Romald Ramell geçer. Gençlere yapılan baskılar, ülkeyi isyanın eşiğinden döndürür.
Onun hükmünde, şehre giren bütün altın için vergiler arttırılır. Kanallar serbest ticarete açılır, nüfuz sahipleri güçlerini kaybeder. Ailelerin ikincil dış üyeler kullanarak kanallardan gelir elde etmesi idam yasasına tabi tutulur fakat kimse idam edilmez. Sürekli olarak birbirleriyle atışan ve şişen bir yara gibi isyanın eşiğine gelen aileler, en çok Larheld V’in oğluna zarar verecektir.
Barahis(MK 463-?): İmparator Barahis, ihtiyatlı, etkileyici, sinsi ve bir o kadar da korkak bir hükümdardır. Hükmünün ilk yıllarından itibaren denge politikasını zorunlu görmüş, ailelerin imparatorluğu yıkmasının tek yolunun onları tam olarak birbirine düşürmek olarak görmüştür. Kanallardaki gücü tekrardan yasa olmaksızın ailelere dağıtmak ister. Dönem beyi Entherr Tohetian, denizler ve donanmanın onun ailesinin yeri olduğunu ve kanalların Tohetian ailesi tarafından yönetilmesini rica eder. Rica reddedilir. Barahis’in amacı, farklıdır.
Bu dönemde, Darhessi Beyi’nin karısı, bir alt doğumlu olan Shamel Darhessi’dir. Bu evlilikten iki çocukları olur. Fakat bu çocukların doğumu ve öncesi sırasında, Barahis ile Shamel saray erkanından gizli bir şekilde birliktelikler yaşamıştır.
Merkez Kafilesi(MK 472): Babası Larheld V’in tenezzül edip yapamadığını, yapması gerekenler için bir fırsat görür. Tıpkı onun Shamel ile olan ilişkisi gibi, Almalen Darhessi’nin de Tohetian ailesinin karısı Shatar Tohetian ile ilişkisi vardır. Hatta bu ilişkilerden doğan bir çocuk, Entherr Tohetian’ın merhametiyle yaşar. Fakat Tohetian Beyi, kendi karısına merhametli olmaz.
Bu kafile sırasında, Shamel Darhessi, kendi kocasının başka bir kadından doğma olan Tohetian çocuğunu istemez. Kendi oğlu ve varisi Tarek Darhessi’ye bir bıçak verir ve yapması gerekeni söyler. Küçük çocuk Yarhenn, ağabeyi Thetmin’in gözleri önünde ölüdür. Thetmin ve yanında onunla birlikte duran Lorah Darhessi için bu an, korkutucu bir travma olur.
Entherr Tohetian, kendi çocuğu olmasa da sahiplendiği bu evlat için elinde bir kılıçla Darhessi çadırını basar. Karışıklık, Barahis’in emriyle durdurulur. Bu, imparatorluğun bekâsı için tarafları susturmakta muhteşem bir fırsattır.
Barahis, Entherr’i temkinli olması için uyarır. Çocuğun kendisinin olmadığını, ölmesi gerektiğini vurgular. Entherr’e Darhessi’lere karşı asla kazanamayacağını da belirtir. Entherr ise acısına rağmen duygularıyla hareket etmez.
Bekler.
Oldir Muharebesi(MK 472-473): Öteki yandan Barahis, geçmişte sahip oldukları Kuzey Toprakları’nın kaybına öfkelidir. Hem dedesine hem de babasına karşı içini yiyen bir beceriksizlik mührü basar. Ordular hazırdır. Tek endişesi, Entherr Tohetian’ın sadık olup olmayacağıdır.
Nitekim Entherr, mantıklı davranmaya devam eder.
Yüksek Ordu ve Dağ orduları kuzeye yürür. Entherr Tohetian’ın donanması ise Oldir’in Buzlu Kent’ine yelken açar. Soğuk şartlarda Yüksek Ordu ve Dağ orduları ilk etap için başarılı olsa da, yağan kar ve fırtınayla ordular Mavi Kale’ye hapsolur. Bu süre içinde, Ramell ailesi erzak lojistiğinde başarı sağlayamaz. Entherr Tohetian ve Filosu ise Buzlu Kent’e yürüttükleri saldırıda Oldir’e diz çöktürür.
Savaşın ardından, Fetih Ormanı toprakları bir kez daha İmparatorluğa geçer. Aynı zamanda Entherr Tohetian, bu sefer sırasında bir denizci kadınıyla birliktelik yaşamış ve bir çocuğu olmuştur. Erzak gönderiminde sorun yaşayan Ramell ailesinin beyi idam edilir. Yerine Farin Ramell geçer.

1 Beğeni

kitabın Külliyatı, evreni ve bilgileri bu şekilde. Eğer şimdiye kadar okuduysanız teşekkür ederim!

1 Beğeni

Katras 1

“İlk başta dağ yıkılacak.” ses paslı bir metal hırıltısıydı. Dumanlara örtülü yüzü, bir daha uyanacaktı.
“Altıncı kez.” diye mırıldandı kendine.
Gözlerini açtığı gibi kayboldu siyah duman. Bağırtılar, iki ölümün habercisiydi. Saklanmalıyım. *
Tahta duvarlar, kırılmış dolaplar karşıladı yüzünü. Bir kez daha.
Tanıdığı bir yerdeydi. Karşısındaki çürük kapının yanında, evinin aşağı katına inen bir merdiven uzanıyordu. Ne ayağa kalkmaya mecali vardı, ne basamakları inmeye.
Ama o güzel sesten bir feryat duymuştu. Ahşabın ekşi kokusu burnuna değdi. Anne…
Kendini kaldırdı, koşarak çıktı odadan. Kısa bir koridor, mutfağın parçalanmış zeminine uzanıyordu. Lütfen ölme. Bu sefer ölme.
Tahta korkuluklardan ince ışık hüzmeleri sarktı. Başını kaldırdı, burnundan dudaklarına birkaç damla ılık kan süzüldü. Kızıl leke yüzüne bulaşırken, şaşkın dahi değildi.
Sütunların arasından fırladı. Beyaz tenli kadının bir kilim gibi serilişini gördü.
Bir de onu sürükleyeni.
“KATRAS, bırak beni, GİT!” diye bağırdı kadın.
İşkenceci, siyah ve deri bir zırhın içine saklanmıştı. Ona inat kaldırdı yüzünü. Kadını bıraktı, gözlerini Katras’a kilitledi.
Bir gerisine baktı, bir adama. Kırık cam parçaları, şehrin sesini içine alıyordu. Giron Bey, beni affet.
“Lütfen git. GİT!” Karaya çarpan bir balık misali zorla çırpındı kadın.
Metalin havaya çarpışıyla bir kırbaç sesi yayıldı, elinin tersiyle demiri kadının yüzüne geçirdi adam.
Daha fazla dayanamadı, soluna döndü, hıçkırıklar içinde koştu mutfağa. Dizili ahşaplar paramparçaydı, kaşıkları yere dağılmıştı. Basamaklar nefes alırcasına kendi içine esnedi, adım sesleri yükseldi.
Gözünü kapayıp açıncaya kadar bir bıçağı kavramıştı eline. Şimdi, kısa koridorun bir ucunda o ve diğerinde ölüm vardı.
“Sorunsuzca bitsin. Benim de hoşuma gitmiyor.” Karşısındakinin miğferi yüzünü karanlığa boğuyordu. Vücudu, küçük çocuktan çok daha kalıplı ve uzundu. Elleri titriyordu.
“Onu rahat bırak! İstemiyorsan yapmak zorunda değilsin. Bırak.” Titredi Katras
“Onu bırakırım. Seni bırakamam.” Düşmanın çizmeleri tahtayı eziyordu. Gözleri titredi.
“Biraz daha yaklaşırsan seni öldürürüm.” İnledi çocuk.
“OĞLUM, dövüşme, kaç, NE OLUR! LÜTFEN.” Yırtıldı kadının sesi.
Annem. Annem…
“Sana ne diyorum ben!” Muhafızın parmakları kanat çırparcasına titriyordu.
“Uzak dur!” Bıçağın ucu sivriydi, parıltısı bir öğlen güneşi kadar acımasızdı. Daha fazla beklemedi Katras. Kabzayı ileri savurduğu gibi havayı delme sesi duyuldu. Eli, zırha isabet etmemişti. Yine de adamı geri adımlatmaya yetiyordu. Tekrar savurdu, bacaklarını kaydırdı.
“Sakin ol.” Avuç içlerini gösterdi adam, yutkundu. “Sadece sakin ol.”
Şiddetli bir gürültüyle kırıldı aşağı kapı. Demirin eti kesiş sesi duyuldu.
Bir tanenizi bile bırakmayacağım. Çenesini sıktı. Bir kere daha çevirdi bıçağı, duvardan sıçrayıp boynuna sapladı adamın. Kan, bir şelale gibi fışkırıp, lime lime etti etini.
Hepiniz ölene kadar tekrar doğacağım. Kan boynundan aktıkça düştü yere rakibi.
Katras kendini geriye attı. Gözlerinden birkaç damla yaş döküldü, sert bir yumruk vurdu sanki midesine. Annem.
Merdivenlerden aşağı koştu. Bunlarla dövüşemem.
Üç adam tutuyordu kadını. Aynı deri zırhlarla, bir tirandı duruşları. Ellerinde annesi, beyaz teninden parıldayan yemyeşil gözleriyle ağlıyordu. Hıçkırdı.
Duyuyordu, kadın ona git diyordu.
Seni nasıl bırakayım? *
Bir muhafız, uzun saçlarını kavradı. Öteki, kadının karnına sapladı bıçağı. Kadın ölümle yıkılırken kanı dondu evladının.
Kolları tutuk kalmış, bacakları kıvılcım taneleri gibi kontrolden çıkmıştı.
“Hayır!” haykırdı ağlayarak. Bunu yaşadım ama. Bunu gördüm. Altıncı kez.

Sonra bu toprakların kaçınılmaz büyüsü dokundu katile. Önce göğsü kırıldı ve sonra ayakları titredi. Tırnaklarından damarlarına bütün vücudu simsiyah kül tozuna dönüştü. Ses çıkaramadı. Kural kesindi. Toza dönen katilin vücudundan geriye, üzerindeki deri zırhın düşüşü kalmıştı.
“Kendi ölümünüzü göze alıp birini katlediyorsunuz.” Tuzlu yanakları içine çekiliyordu.
“Seni öldürünce hiç olmamış olacak.”
“Yapın.” Dizlerinin üstüne çöktü. Avuç içinin çaresizliğini izledi. Anne…
Kabullenmişti. Adamların adım sesleri, bir daha yazacaktı tarihi. Ne bir bekleme, ne bir tereddüt vardı gözlerinde. Demirin göğsünü delişiyle nefesi kesildi. Ağzı tükürüklere boğuldu ve gözleri karardı. Ve soğuk acının kastırdığı vücudu, daldı uykuya.
Metalik bir ses duydu dumandan. Siyah toz, tüm dokuyu sarmıştı. Hem gök hem de yer haykırıyordu anlamsızca. Bu karanlıkta açtı gözünü. Ne olur bir daha yaşanmasın. Ne olur yeter.
Çınladı kulakları, gördü gözleri. Fısıltılar tınılara, tınılar seslere dönüşüyordu. Bir yıkılıştı, kırıldı gökyüzü. Kıyamet nidaları etrafa yayıldı. Güneş parıldarken, hüzmeler üç parça halinde göğün mavisine ilişti. Gözleri yuvarlarında döndü ve ardından bildiği bir ses duydu
“Dağ yıkıldı, nehir dondu, zaman durdu.”
Bir daha yaratıldı vücudu en baştan. Göğe dağılmış sonsuz toz zerresi, bir karınca ordusu gibi şekil verdi bedenine. Kan damlaları buharlaştı. Kirli bir örtü kapadı yüzünü
“İlk başta dağ yıkılacak.”
Yeniden uyandı. Aynı odada, aynı feryatlarla. Koştu, odasından çıktı ve bir daha aldı bıçağı eline.
Kadın, merdivenlerde sürüklenirken bağırdı oğluna. “KAÇ, LÜTFEN KAÇ, GİT OĞLUM.”
Siyah derinin içinde, tanımadığı bir başka adam koştu yukarı. “İşte buradasın!”
. Adımlar yavaşlamış, sesler belirsizleşmişti.
“Sizi köle vahşiler!” Boğazı yandı çocuğun.
“Ağzını keserim, kapa çeneni.”
Arkasına döndü, odasının kırık camlarını izledi. İki seçeneği vardı. Yüzüne kızgın bir zift dökülüyormuşçasına baktı kaçışa. O bir saniyede, tekrar tekrar saplandı zihnine acı. Gitmek zorundayım. Özür dilerim anne. *
Geriye koştu, tüm gücüyle zıplayıp camı tuzla buz etti. Kırılma sesiyle aynı anda fırladı havaya. Süzüldü, toprak yolun yumuşak yüzeyine düştü. Kaçmalıyım.

Geniş caddenin üstü canlıydı. Söğüt ağaçları, beyaz taştan yapılma evlerin yanlarına ilişikti. Merkez Şehri’nin bozuk satıhında, durmadan depar attı. Dükkanların arasından, seyyarların ve manavların tezgahlarından zıpladı.
“En güzel karpuzlar burada! Bizzat Rodesia’dan kendim getirdim efendim! Evet efendim, evet kendim getirdim. On beş Karin verirseniz yeterli!” bağırıyordu tüccarın biri.
Buradan gidemeyeceğim. Yönünü değiştirmek istedi, yol kalabalıktı. Uzun caddenin tahta ile taşı karıştıran sokaklarında, Gördüğü ilk dönemeçten içeri girdi. Bir arkasına, bir önüne bakıyordu.
Zemin iyice daraldı, evler birbirine yakınlaştı.Uzunca saman balyaları birikmişti duvarların kenarında. Demir direklere bağlanmış ipler sarkıyordu önüne.
Sonra sert birkaç bağırtı daha işitti. Yavaş adımlarla başını eğerken dar sokağın köşesinde saklanacak bir yer aradı. Beni arıyorlar. Küçük vücudunu korkuyla büktü, hızla atladı saman balyalarının içine.
Göz kapakları sarıya bulandı, parmaklarıyla açtı önünü. Sadece birkaç metre ilerisinde, bir adam dövüyordu Merkez Muhafızları. İkisinin boyu oldukça uzun, birisininki nispeten kısaydı. Uzun adamlardan biri bağırıyor ama ne dediği anlaşılmıyordu.
Arkasını döndü, binaların yüzeyinde oynayan gölgelerin adım attığını fark etti. Göğsü daraldı, havaya kaldırdı yüzünü.Çatıya çıkmalıyım belki de. Direğe bastırdı parmaklarını. Kendini salladı, ayağını evin cephesine yapıştırdı. Tüm gücüyle kendini yukarı itti. Pencere boşluğundaydı.
Kasları gerildi, derin bir nefes aldı. Yapabilirim. Bir kuş oldu, süzüldü yukarı. Eli, çatının damına sağlam tutunmuştu. Kiremitleri çiğneyerek ilerledi, yavaş adımlar seçiyordu. Dizlerini ayarladı, kavga eden adamları dinlemek için hareketlendi. Sadece gözleri aşağıya bakacak şekilde mevkilendi.
Uzun boylu adam “Gerçekten seni öldürmek için yol çekmek istemiyorum.” diye seslendi. “Bak, söyle ki yaşatayım. Tek yolu bu.”
Dövülen adam ağzından acıyla kan tükürdü. Suratı tamamen kan içindeydi. Bu haliyle yüzü, ezilmiş bir vişne çürüğüne benziyordu. Ağzını çok hafif aralayabildi.
“Öldür beni de-” adam konuşmakta zorluk çekiyordu.
“küle dön,” güçlükle nefes aldı. “aşağılık piç kurusu.” tekrar tekrar kan tükürdü.
Uzun adamın dişleri parladı. “Sana yemin ediyorum üç gün durmam, atımı sürer, bu lanet yerden çıkıp öyle gebertirim seni.”
“Tamam, tamam. Çocuğun yerini söyleyeceğim.”
Benden bahsediyor diye düşündü Katras.
“Akıllanıyorsun. Hadi.”
“Ama azıcık uğraşacaksınız. Dün gece… dün gece karına-söyledim. Ona sor.” Ardından yüz kaslarında kalan son güçle zalimce gülümsedi. Yukarıdan bile korkunç gözüküyordu.
Uzun boylu adamın kaldırdığı elini tutmak için son anda atlamıştı arkadaşı. “Burada değil.”
Burada öldüremez diye düşündü Katras. Bu adam kan döktü.
Uzun adamlar, yerdeki herifin kafasına kahverengi bir çuval geçirdiler. Birisi kollarından birisi de bacaklarından tuttu. Tahmin edemedikleri şey ise, ikisinin de boynuna aynı anda yapışan kayışlardı. Ne oluyor?
“Buraya doğru!” diye seslendi biri. Dostane bir hışırtıydı, tanıyordu. Sonra kayışlar boyunlarından çekildi ve arkadan toplanmış uzun saçlarıyla belirdi adam. Giron Bey. *
Boğulma sesleri çatıya kadar varıyordu. Gözlerini çevirmedi, anlıyordu kim olduklarını.
“Giron.” diye ıkındı yerde boğulanlardan biri.
“Sizi şuan öldüremem ama söz veriyorum bir gün bulurum.” çekti kolunu. Öyle hızlı depar attı ki, kayış geri dönene kadar geçmişti sokağı.
Gitme vakti
diye düşündü Katras. Şehrin üzerindeydi. Kiremitleri çiğneyerek sıralı binaların ucuna vardı. Nefesi hızlı, tüyleri dikilmişti. Ufak bir balkon gördü. Onun korkuluklarının hemen altında ağaç kütükleri sıralıydı. Bacaklarını uzattı, elini dama koydu. Kendini sallayıp bıraktı ellerini.
Surlar uzakta. Bacakları yerde, aklı dışarıdaydı. Toprağı aştı, tozunu yuttu. Göğün mavisi heybetli bulutlarla doluydu. Onlar çiseledikçe, küçük çocuk ıslanıyordu. Saçlarından aşağı bir damla olup aktılar, kıyafetleri ağırlaştı.
Sonra tekrar kuruduğunda, güneş toprağa vurduğunda ve Katras durulduğunda, her sokağın başında siyah derili zırhlar uzandı. Sokağın sonunda, Merkez Şehri’nin sınırı gözüküyordu. Vücudunu binalara yasladı, bir bahçe duvarı gördü caddenin dibinde. Başını eğdi, dizlerinin üstünde emekledi içeri. Çimenler derisine basıyordu, dar duvarlarda sakladı kendini. Surları nasıl geçeceğim? *
Yüce taşların altında, tüm şehri dolaşan işlek bir cadde vardı. Hemen önünde yalnız bir dükkan gördü. Surlara dayanmış, küçücük camlarla parıldayan ufak bir binaydı. Açık gözükmüyordu. Şehrin daire yapısını çevreleyen sur, onlarca muhafızı taşıdı üstünde. Ara sokaklardan izlediği cadde, gördüğü dükkana girene kadar ölümcüldü.
Dikkatle izledi her tarafı. Sol kısmından, dakikada bir muhafız geçiyordu. Surların üstündekilerse birkaç dakikada bir kontrol ediyorlardı caddeyi. Hızlı olursam geçebilirim. Dikkatle izledi yolu, eğer dükkana girebilirse surların altına geçebilmeyi planlıyordu. Koştu, hızla fırlattı kendini.
Ses çıkarmamalıyım. Arka cam boşluğundan içeri baktı, bir şey gözükmüyordu. Kapıyı aralayamadı, kilitliydi. Öfkeyle bir taş kavradı yerden. Menteşe o kadar paslanmıştı ki kırılma sesi tok bir yumruk darbesini andırdı. Öleceğim.*
Zeminin üstü, talaşla örtülü idi. Bir sağına çevirdi yüzünü, bir soluna.Yerde duran talaşlardan ve çimensiz, ölü bir topraktan başka hiçbir şey yoktu. Arkasını döndü, ayıldı bedeni. Bir muhafız, onun kırdığı kapıdan içeri adımlıyordu. “Gel buraya çocuk!”
Hayır. Sen geleceksin.
Tahta bir sopa vardı adamın elinde. Havayı kesen bir hızla savurdu, avına koşan bir çakal gibi atladı üstüne.
Katras kendini yere fırlattı, sopanın burnunu sıyırışıyla yuvarlandı. Elini zemindeki talaşa daldırdı, gözlerine doğru fırlattı adamın.
“Küçük iblis! Kim oluyorsun da kaçacağını sanıyorsun Yüce Mhoss’tan?” Kollarıyla gözlerini temizlemeye çalışıyordu.
Şimdi. Dizlerinden aldığı güçle kendini kaldırdı, körleşen rakibinin dizine hızlı bir tekme vurdu. O yere çökerken arkasına geçti, üstüne çıkıp tuttu boynundan.
Tükürükler saçarak hırılmıştı adam. Suratı kıpkırmızı olmuştu.
Geber. GEBER! Kapının eşiği, üçüncü bir yüze tanıklık etti. “Seni aptal! Bir daha mı öldün?” Giron Beyin alnı bir örtü kadar kırışıkı.
Katras kollarını çözdü, can çekişen adamın yüzüne bir tekme daha vurdu. “Ne yapabilirdim?”
“Beş kere yaptığını! Lanet girsin içine! Gidiyoruz, çabuk.” Sert kaşları içine bükülmüştü. Yüzü ekşimiş, yanağı yaralanmıştı.
Nefes al. Nefes ver. Yoruldum. Bir daha uyanmaktan.
Giron Bey, bir Ateş Mantarı uzattı ellerine.“Yak.”
Mantarı çevik bir hamleyle duvara bastırdı, zehirli bir is kokusu yayıldı. Bir saman aleviydi, dağıldı mantar. Kıvılcımlar anında bir nehir olup aktı yere. Talaş ateşe dönüşürken, Giron Bey bir gürz gibi vurdu duvara.“Geliyorlar! ÇABUK!”
Katras da ona katıldı. Kolu ağrıyana kadar, kül kokusu duvarı yıkana kadar vurdu sınıra. Titrek ve parlak ısı, kırıp geçti dükkanı. Büyüdü, büyüdü ve surlara isabet etti.
Açıktı yolları şimdi.Ya kırmızı ya turuncuydu gerisi..