Dolunay

Öykü Seçkisi’nde okumak için: https://oykuseckisi.com/dolunay-osman-eliuz/



Sırtına düşen damlalar soğuk. Yuvasından düşmüş serçe yavrusu gibi titriyor. Bileklerinde demir kelepçe soğuk. Cana kıymak soğuk. Ömer’in karnına bıçağı sapladığı ana kadar kalbini dağ dağ ısıtan öfke nerede şimdi; buz gibi mızraklar ciğerini deşerken. Ah şu üşümek olmasa. Yağmur ellerinin kirini yıkıyor; toprağın sinesine damla damla düşen kan soğuk. Kollarına giren askerlerin çehresi soğuk.… (DEVAMI…)

5 Beğeni

Seni buralarda görebilmek ne güzel. :slight_smile:

Ben pastel yeşili Marslılara, olmadı kırkayak şeklinde mahlukatlara hazırlamıştım kendimi halbuki. Oysa sen ne yaptın Osman? Sabah sabah sinirlerimi bozdun; çıkıp bir hava almam lazım benim. Gerim gerim gerildim öykünü okurken. :smiley:

Senin alıştığımız tarzına yakışır, acımasız, tutarlı ve okuyucuyu rahatsız eden bir öykü kaleme almışsın. Temaya kafadan girmemişsin ama temanın hakimiyet alanını kullanıp kendi kafandakini yerleştirmişsin. Karakterlerin gerçekçiliği öykünün etkisini katlamış.

Tek söyleyebileceğim, gerilim unsuru bu kadar yoğun bir öyküde yer yer dozu azaltıp, okuyucuya nefes alacak alan bırakmak gerektiği olacak. Sürekli aynı gerginlikle öyküyü okumak benim sinirlerimi bozuyor. Omzum ağrıdı gerilmekten, yemin ediyorum. :smiley: Benim iyi bir gerilim türü okuru olmamam da bunda etkili olmuş olabilir elbette.

Sonuç olarak bilimkurgu olarak tanımlamanın zor olduğu ama kesin olarak “Osman Eliuz öyküsü” olarak adlandırılabilecek, klas bir öykü olmuş. Kalemine sağlık.

1 Beğeni

Merhaba

Bazı öyküler hızla akıp gider, bazılarını akıtmazsınız ki gitmesin bitmesin tükenmesin. Sonra tekrar okursunuz; ne kaçırdım, nereye bakmadım, görmediğim yer kaldı mı, girmediğim kuytu, açmadığım örtü. Yazarın size katman katman, yavaşça yazmadıklarıyla gösterdiklerini arasınız. İşte o yazılmayanı bulmak yazılanlar arasında, bence öyküyü devleştirenlerden biri odur. Adalet duygusunu sorgulatan, hak dağıtıcılığı ile ölümü karşı karşıya getiren ve aslında bir nevi karakterlerin tanrı rolünü üstlendiği kocaman bir öykü olmuş. Öykünün başlangıcındaki soğuk kelepçelerle ben kendimi doğruladım diyebilirim.

Öykünüz, üzerine konuşulacak, sıkı bir inceleme yapılacak kadar değerli.

Elinize yüreğinize sağlık.

Küçük bir not: Bazı geceler yatağı annesini yatırdıkları kuru çukura, böceklerden başka hiçbir şeyin olduğu o karanlık mezara dönüşürdü burası özellikle mi böyle yoksa el sürçmesi mi?

1 Beğeni

Merhaba Ufuk,

Bir gerilim öyküsü yazayım, şeklinde bir düşünceyle oturup kaleme aldığım bir öykü değildi esasen, ama hikaye kağıtta ilerlerken yavaş yavaş öyle bir biçime evrildi sanıyorum. Gerçekçi bir gözle bakma çabası içerisindeyim ama elbette gerçeküstülükle iç içe bu; acımasızlıksa bunun bir yansıması olabilir. Karakterler ne kadar gerçekse öykü o kadar etkilidir inancındayım; elbette şimdilik.

Yer yer dozu azaltma konusunda çok haklısın. İnsan yazarken ve ilk birkaç okumasında fark edemiyor; aradan belli bir zaman, en az bir hafta geçmeli, biraz soğumalı ki görebilsin. Şimdi tekrar okuduğumda, özellikle yarısından itibaren öykünün adımlarını sıklaştırdığını sezdim. Birkaç yerde unutulmuş virgülleri ve tırnaklar da öyle.

Bu arada senin omuz ağrın yaşlılık habercisi olmasın :slight_smile:

Bu harika yorum için teşekkür ediyorum.

Sevgilerimle.

1 Beğeni

Merhaba,

Yorumunuzu koyu bir mahcupluk haliyle, cümleleriniz altında ezilerek okudum. Aldığım en harika geri dönüştü, teşekkür ediyorum. Öykü okuyana geçtiği kadarıyla öykü; anlatmak istediği yine anlaşıldığı kadarıyla.

Bazı geceler yatağı annesini yatırdıkları kuru çukura, böceklerden başka hiçbir şeyin olduğu o karanlık mezara dönüşürdü:

Hiçlik bazen gerçekten vardır diye düşünüyorum, öyle ki soluğunu ensemizde duyarız. O açıdan özellikle o şekilde ifade etmiştim; ama elbette fazla kasıntı gibi durmuş olabilir.

Zamanınıza ve değerli yorumunuza tekrardan teşekkür ediyorum.

Esinler ile.

2 Beğeni

Öykünüze ne bir eksik ne bir fazla yorum yaptım. Hak ettiği yorumu verdiğimi düşünüyorum.

O soruyu sorma sebebim, ifadenizi kasıntı değil aksine anlamlı bulduğum içindi. Aslında, böyle bir metni kaleme alabilen birinin el sürçmesi yapma olasılığı oldukça az.

Kaleminiz daim olsun.

1 Beğeni

Merhaba

Dil anlatım üslup bakımından öne çıkan öyküler arasında diyebilirim. Tüm öyküleri okumaya çalışıyorum vaktim yettikce.
Dilsiz Aysenin müthiş bir gizemi var o gizemi bize konunun da temasını m işaret ediyor. Belki kavga sahnesi biraz daha kisaltilabilirdi diye düşündüm. Okurken biraz uzun sürdü bu kavga diye hissettim.
Ama özellikle betimlemeler okurken canlı canlı Hüseyin hasan ve ayseyi bize yaşattı. Ben hala en çok mehmetin neden köye bir daha geri dönmediğini merak ediyorum. Hasanin da bu kadar kitap okunmasından sonra neden böyle ilkel bir kavgaya tutulduğunu algılamaya çalışıyorum. Acaba değişemez miydi o içindeki bastırılmış öfkesi kinini… Ama işte zaten iyi bir öykü buradan çıkıyor okuyucu bunu sorgulandığında birseyler aradığında ya da kendi kafasında öyküyü yönlendirdiği de oluyor hersey… Bence yazmayı hiç bırakmayın çok iyi bir oykuydu

1 Beğeni

Merhaba,
Öykünüz gerçek anlamda etkileyici. İnsan bazı yerlerde öykünün akışı tarafından sertçe sarsılıyormuş hissine kapılıyor. Fakat öykünün içinde bazı kısımlardaki geçişlerin çok hızlı olduğu görüşündeyim. Mesela Mehmet çok hızlı bir şekilde öyküden çıktı. Aynı şekilde yıllardır Ayşe’yi hiç düşünmemiş olması gerçeği de çok keskin bir geçiş olmuş. Çünkü onca yıl boyunca köyde mutlaka o evin önünden geçmek zorunda kalmıştır. Son olarak öykünün genelinde kullanılan köy ağzı aralıklarla değişiyor ve İstanbul Türkçesi dediğimiz şekle bürünüyor. Bu da biraz dikkatimi çekti. Paylaşmak isterim. Daha önce de hikayelerinizi okumuştum. Bence bu tarzda oldukça başarılısınız. Yeniden okumak dileğiyle :slight_smile:

1 Beğeni

Merhaba,

İnsan ne yaşamış, ne okumuş olursa olsun içindeki hayvani güdüler orada olacaktır düşüncesindeyim. Bir de her insana anladığı dilden meselesi var; Hüseyin gibi bir karakterle konuşarak anlaşmaya çalışmak pek olası gelmedi bana. Kavga dışında da mantıklı olan hiçbir şey gelmedi aklıma.

Aralarındaki kavga görece uzun sürmese de aktarılış uzun kaçmış olabilir. Mehmet’in köye bir daha neden dönmediğini ise bilemiyorum. Belki ilerde dönecektir. Sizin de dediğiniz gibi öykü biraz da okuyanın zihninde ilerler; her kapıyı kapatmak öykü çerçevesinin sınırları içerisinde pek mümkün değil, ayrıca bu gerçekçi de değil; gerçek hayatta çoğu hikaye kesiktir, yarımdır, ya da herhangi bir finale erişmeden sürüp gitmektedir.

Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim.

Daha iyilerine.

Merhaba,

Bazı geçişler hızlı kaçmış evet, öykü yarılandıktan sonra özellikle seyir hızlanmış gibi duruyor; ancak geriden baktığımda Mehmet’in öyküden çıkışını hızlı bulmadım; dikkat edeceğim. Hasan’ın Ayşe’yi yıllardır hiç düşünmemiş olması meselesine gelirsem: Öyküde ifade etmeye çabaladığım şey hiç düşünmediği, Ayşe’ye rast gelmediği değil, Ayşe’nin durumunu ve şartlarını gerçek manada hiç düşünmediğiydi; ifade gücüm zayıf kalmış olabilir. Her şeye bir kılıf buluyormuş gibi görüneceğim ama öykünün diline de şu şekilde cevap verebilirim: Hikaye her ne kadar tanrısal bir gözle aktarılıyor gibi görünse de aslında anlatımına geçtiği karakterin görüş açısına göre aktarılıyor. Anlatıcı bazen geriye geriye çekiliyor, bazen yaklaşıyor. Öykünün dili de Hasan’ın değişimiyle orantılı olarak değişiyor; bittabii bunlar haricinde de öykü dilinin aksadığı noktalar vardır; dikkat çekmeniz ne güzel.

Dikkatli bakışınıza ve bu güzel yoruma çok teşekkür ederim.

Daha iyilerine.

2 Beğeni

Sevgili @Osman_Eliuz

Bir süredir hikayelerin sistematik bir şekilde evriliyor. Karakterlerin bireysel dramları gittikçe kurgudan uzaklaşıp birer gerçeklik haline dönüşürken, aynı zamanda hikayelerin geçtiği çevre yani hikayedeki toplum da kendi içinde dramadan nasibini alıyor. Bireysel ve toplumsal dramalar birbiri ile etkileşime girerken, aynı zamanda karakterlerin aldığı her karar, attıkları her adım hikayenin akışına çok güzel oturuyor. Biraz sıkışmışlık hissi, gerilim, çaresizlik ile harmanlanan duygusal duruma bir de karakteri vuran sarsıcı olay eklendiğinde işte Osman Eliuz hikayelerindeki o zirve nokta bir süprizle tamamlanıyor.

Öykülerinin akışına katkı sağlamıyor gibi görünen ve “dekor mu” diye düşündüren karakterlerin aslında nasıl birer temel öğe haline geldiğini okumak hep çok keyifli. Karakterleri daha gerçek kılmak için onları bireysel bunalımların içinde kaybetmeden hala görünür kılmayı başarman da karakterlerine birer olgunluk katıyor. Bununla beraber, senin hikayelerindeki bı değişim ve evrimleşmeyi ilk fark ettiğimde – ki sende öyle olduğunu daha önce yazmıştın – gerçekçiliği nasıl yorumlayacağını merak etmiştim.

Düşünceye dayanan bir edebiyat anlayışına mı evrilecektin, mevcut Anadolu kültürünün gerçekçiliğini mi yoksa Cumhuriyet Türkiye’sinin mesaj içerikli gerçekçiliği mi yoksa doğruculuk akımını izleyip gerçekliğini bunun üzerine mi kurgulayacaktın. Ve bunların hiçbirisini seçmediğini görüyor ve açıkçası çok da mutlu oluyorum çünkü kimi zaman gerçekçilik bir didaktik yazıma hızla kayabilen bir tarz iken sen hala hikaye anlatmaya, yazar bakış açını korurken okuyucuyu şaşırtan süprizlerine daha çok sahip çıkıyorsun. Aslında bu sayede kendinin de daha çok suretlerini yaratıp her birine ayrı hikayeler yazdırabiliyormuşsun gibi geliyor ve bu büyük zenginlik olarak metin üzerinde görülebiliyor.

Seni tekrar okumak büyük bir mutluluk

Eline ve düş gücüne sağlık

Sevgiler

Dipsiz.

2 Beğeni

Merhaba Sayın Dipsiz,

Öykü içerisinde yaptıklarımı, yapmaya çalıştıklarımı ve tam olarak yapmayı beceremediklerimi bile görüyorsunuz. Durum ve olay hikayeciliği bir afatın açtığı iki yarık gibi görülüyor genellikle, ama gerçekte tüm hikayeler ikisiyle var oluyor. Olay ve durum anlatıcılığı birbirlerine az çok dokunmadıklarında öyküye dair bir ermemişlik hissi oluşuyor bende. Durum hikayeleri çok tatlı, hele yazmak ayrı keyif ancak okuyanı boğmaya çok müsait; biraz orta yol arayışındayım, bir gün başarabilirsem kendi öykülerimin tam olarak arkasında durabilirim.

Öyküyle alakası olmayan şeyler öyküyü gerçek kılar, demişti biri, kimdi hatırlayamıyorum; ama çok doğru. Dekor gibi görünen karakterlerin temelleşmesi ise biraz şaşırtma amaçlı, ayrı bir tat da katıyor gibi diye yapıyorum bazen; diğerlerini geçtim, bunu nasıl fark ettiniz şaştım kaldım.

Herhangi bir anlayışı benimsemekse yersiz duruyor, bu hem zor, hem gelişmeye müsait değil. Ve ne kadar kaçınsak da karakterler bizden gerçekten de bir şeyler alıyorlar sanırım.

Bu eşsiz yoruma bu kuru cevabım fazlasıyla sığ kaldı gibi; mazur görün.

Daha iyilerine diyerek çok teşekkür ediyorum.

1 Beğeni

Osman merhaba,
Secki’nin yeni öykülerinin ruhuna girmeye, sayılı günler, belki de saatler kala, senin bu ay yazdığını fark ettim ve oldukça sevindim. Sen Secki’nin en sağlam, en oturmuş, en okunası kalemlerinden birisin diyerek genel ovgulerimi sıralıyor ve oykunu yorumlamaya geçiyorum😊
Çok fazla rahatsız edici bölüm vardı benim adima. Eşek, kedi, Huseyin’in Ayşe ile ilgili planları. Ruhum daralarak okudum bu bölümleri. Bu gerekli hissiyatı okuyucuya verdiğin için elbette. Tebrik ediyorum.
Cümlelerin, karakterlerini konustururken kullandığın ağız, akışın ve hikayenin genelinde yayılan o sisi, finalde dağıtısın başarılı.
Hasan’dan başta hoslanmadim. Ayşe ile ilgili fikirleri en başta çok da Huseyin’inkilerden farklı değildi. Ama sonrasında daha vicdanli bir hale büründü. Bu da yaşadıklarının onda yarattığı evrim. Bunu güzel islemissin.
Mehmet’e ne olduğunu esasen merak ettim. Onceki hikayelerinde bahsettiğin; ancak benim kaçırdığım bir karakter hissi verdi bana. Çünkü yarım kalmışlık ya da bu öyküde tamamlanmışlık var. Muhtemelen bir şeyleri kaçırdım.
Tek eleştirim var. Öykünün ruhuna, cümle yapılarına hiç yakışmayan “fiziki formlar” tanimlaman. Bu öykünün içinde çok yabancı kalmış gibi.
Seçki seni özlemesin. Daha sık yaz.
Kalemin hep böyle güzel öyküler fisildasin satırlara. Daim ol. Görüşmek uzere✌

1 Beğeni

Merhabalar,

Ben de giriş övgülerin için teşekkür ederek başlayayım o zaman. Öyle düşünüyor olman ne güzel.

Ağız çok kullanmamaya gayret ediyorum, ucundan sunuyorum esasen, fazlası anlaşılmaz ve biraz da zorlama duruyor gibi.

Hasan’ın mizacındaki değişim tam da değindiğin gibi, ama başlangıçta bile Hüseyin kadar koyu bir karakteri yok elbette, zaten ondan uzak durmaya çalışıyor; yine de sanıyorum öykü vermek istediklerini tam olarak ifade edemiyor. Belki birkaç küçük dokunuşla adam edebilirim; birazcık acele yazıldı; sen ve diğer okuyan dostlardan mazur görülmesini isteyerek bir özür bırakayım buraya :slight_smile:

Mehmet konusunda önceki hikayelerle bir bağlantı yok; kaçırdığın bir yer de yok. Mehmet’in hikayesi bitmiş değil, o kadar. Aslında bu öykü, içerisinde birden fazla hikaye barındırıyor ve hepsi bir açıdan yarım; ne Hasan’ın ne Ayşe’nin ne Ömer’in hikayesi tam bir neticeye varıyor. Bu bilinçli bir tercihti, ama belki yanlıştı; bilemiyorum.

Fiziki formlar gerçekten de genele uymamış; dikkatin için bir teşekkür daha. Şu şekilde düzenledim bile:

…yüzüne akarken ölümü vücuden görür gibi oluyor…

Buralarda olmak güzel, ara ara uğruyoruz işte :slight_smile: Zamanın, harika yorumun ve güzel dileklerin için çok teşekkürler.

Daha iyilerine.

1 Beğeni