Okuyup eleştirirseniz sevinirim. Teşekkürler.
kahen kayanın tepesine çıktı. güneş batarken parıltısı kırılıyordu. ağaçlar koyulaşıyordu.
kahen tuttuğu kılıcı havaya attı, çevik bir hamleyle yakalayıp tam tur çevirdi. sonra kılıcın sırtına baktı; yansıması keyifliydi.
dağ keçisini andıran bir edayla dağın çıkıntılarından birine atladı. sonra ötekine. bir orada, bir burada. nihayetinde çıplak ayaklarının üzerinde yere bastı.
etrafına bakındı: dört ağaç. çapraz hizada dizilmişti. kahen üç adım atıp ağaçların hizasını ortaladı. emin olmak için mesafeyi bir daha süzdü. makul, diye düşündü. kılıcını havaya kaldırdı: klnate sonna toren. rüzgar hafifçe saçlarını okşuyordu. gölgeler usulca çekiliyordu. kuşlar ötüyordu. her şey yaşamın olağan akışından ibaretti. kahen kaşlarını çattı. yanlış olan ne? kılıcı havaya savurdu.
vaska ronna itha?
arzu ettiği gibi: dört ağaca yıldırım düştü; çatırdayıp patladılar, kömür misali karardılar. köklerinden şimşekler fırladı, toprağın üzerinde dans ederek ilerledi. ardından şimşekler kahen’i sarmaladı, acı bir sesle çığırdı. irisleri mavi bir parıltıyla doldu. kılıcının ucunda kara bir leke belirdi; göğe uzanıp bulutları deldi.
gök çığlıklarla inledi. kahen’in canhıraş sesleri şiddetlendi. ayakları yerden kesilmişti. ruhu çekiliyordu sanki. kılıcını indirmek istedi fakat kılıç kıpırdamıyordu, elini kurtaramıyordu.
sonra bulutlar dağıldı. kılıcın ucundaki kara leke saçılıp gökyüzüne çekildi. kahen yere serildi. gözleri kapalıydı. dört kara ağacın ortasında yatıyordu.