Duruma Göre Bazen Kızılderiliyim - Sherman Alexie

Künye:

Adı: Duruma Göre Bazen Kızılderiliyim
İngilizce Adı: The Absolutely True Diary of a Part-Time Indian
Yazar: Sherman Alexie
Çizer: Ellen Forney
Türü: Genç Yetişkin
Yayın Yılı: 2007
Türkiye Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 253
Türkçe Basımı: Editura Yayıncılık
Türkçe Çeviri: Bengü Ayfer

Tanıtım:

Arnold Spirit Jr. ya da herkesin bildiği takma adıyla Junior, on dört yaşındadır. Bilge büyükannesi, hayallerini gerçekleştirememiş anne-babası ve kendini eve hapseden ablasıyla birlikte, Spokane Kızılderili Bölgesi’nde yaşamaktadır. Umutsuzluğun orada yaşayanlarca tecrübe edile edile kanıksandığı Spokane’da, Junior’ın geleceği de pek parlak gözükmemektedir. Yoksulluk ve umutsuzluk, yaşadığı çevrenin tabiatı olmuştur çünkü.

Junior’un özel durumları, zaten zor olan kamp yaşamını kendisi için daha da zorlaştımaktadır. Bebekken beynindeki sıvı fazlalığı yüzünden kafasına darbe almak Junior için tehlikelidir. Üstelik çelimsiz bir çocuktur. Ve Spokane gibi bir yerde, yoksul ve zayıf çocukların, diğer yoksul ama görece kuvvetli çocuklarca itilip kakılması olağandır. Onu diğer zorbalara karşı koruyansa işe bakın ki, başka bir zorba olan Rowdy’dir.* Junior’u bir nebze de olsa sıkıntılarından çekip çıkaran şeyse, çizgi roman sevdalısı olarak iç dünyasını resmettiği karikatürlerdir.

Eğer hayatının dizginlerini eline almazsa, Junior ‘ın hayatı da, ailesi ve Spokane’daki diğer Kızılderililerin ki gibi alışılagelen sürprizleri(!) yaşayarak geçecektir. Lakin sorunda buradadır; Junior, hayatını değiştirmesi gerektiğinin farkında değildir. Çünkü yakın çevresi gibi, o da Spokane’daki hayatını içselleştirip alınyazısı diye yaşamaktadır.

Ama hayat bu ya, delikanlıyı yılgınlık ve umutsuzluklar diyarından çekip çıkaracak kişi de farkında olmadan yine kendisi olacaktır.

İnceleme

Hayat sizi beklemediğiniz biçimde üzer; sizse, beklediğiniz biçimde üzmedi diye sevinip avunuverirsiniz… Kitabın bende yarattığı etki tam anlamıyla bu. Kendimi tutamayıp, en sonda belirtmem gereken şeyi en başında belirttiğime göre, gönül rahatlığıyla kitapla nasıl tanıştığıma ve daha sonrada etkinin gerekçelerini açıklama faslına geçebilirim.

Genç yetişkin romanları hakkında pek fikrim yoktu; ne de etkileyicilikleri hakkında. Beni genç yetişkin romanlarıyla tanıştıran ilk eser Canavarın Çağrısı olmuştu. Beklenmeyen biçimde ve akla gelmeyecek yönlerden beni etkilemeyi başarmıştı. Sıradan hayatın basit ama kafa karıştıran yapısını yine basit biçimde anlatıyordu. Üzerimde yarattığı etki açısından, yaş gözetmeksizin okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşündüm. Ve Canavarın Çağrısı gibi etkileyici başka genç yetişkin kitapları var mıdır, diye merak etmeye başladım.

Böylece, birebir onun gibi olmasa da genç yetişkin türünde başarılı sayılan kitapları araştırmaya koyuldum. Bu çokta derin bir araştırma değildi tabii ki. Türkçeye çıkıpta, sırf genç yetişkin türünde diye görmezden gelmiş olabileceğim romanlar var mıdır, diye anlık bir meraka kapılmıştım ve hevesimin uzun sürmeyeceği baştan belliydi. Duruma Göre Bazen Kızılderiliyim, bu pekte derin olmayan araştırmanın sonucu karşıma çıktı. Kitabıysa bambaşka bir sebeple edindim. Ana karakterin modern Amerika’da yaşayan genç bir Kızılderili, konununsa, modern Amerika’daki Kızılderili bölgelerindeki yaşam olması dikkatimi çekmişti. Bu ilginin sebebi, daha öncesinden Kızılderili Kamplarındaki suç ve yoksulluk döngüsüne kısaca değinen The Seventh Fire (Yedinci Ateş) ** belgeselini izlememden ileri geliyordu. Belgeselde, konuya ana hatlarıyla değinilmişti; çok derinlere dalmak gibi bir derdi yoktu. Sadece ilgili meseleye dikkat çekilmek amaçlanmıştı. O belgesel aklıma gelince, Duruma Göre Bazen Kızılderiliyim’de konunun nasıl ele aldığını merak ettim. Roman, Kızılderili kamplarında yaşamış yazar Sherman Alexie’nin çocukluk deneyimlerine dayanıyordu. Otobiyografik diyemesek de, kamp ortamında yetişmiş birinin bakış açısı belgeselde bulamadığım içeriden bakışı sağlayabilir ve belki de, belgeselde aradığım duygudaşlık bağını bulabilecektim. Kitabın aldığı ödüllerse, en son dikkatimi çekenler oldu. Beklediğimi bulamasam bile, belli bir kalitenin üstünde yazılmış roman okuyacaktım. Kitabı okumak için kendime bahaneler üretiyordum belki de. Beklediğimi bulamasam bile, çokta zararlı çıkmayacağım konusunda kendi kendime güvence veriyordum, farkında olmadan.

Neil Gaiman’ın kitap için sarf ettiği övgü dolu sözleri ancak kitap bittikten sonra fark edebildim: “Her yönüyle mükemmel, dokunaklı ve son derece komik…” Kitabı okurken, gülmek ve ağlamayı kahramanımız Junior’la beraber tecrübe etmiş biri olarak, tüm içtenliğimle size katılıyorum sevgili Neil Gaiman. Kitabı okurken zihnimde yankılanan cümleyse sizinkinden biçimce biraz farklı: “Hayat beklemediğin yerden vurur ve sen, Hayat beklediğin yerden vurmadı diye sevinirsin.” Farklı bir biçimde tekrarlarsam: “Hayat seni beklediğin gibi üzmez, beklediğin gibi üzülmeyince acını yaşayarak gülümsersin.” Anlaşılacağı üzere, Duruma Göre Bazen Kızılderiliyim bana beklediğimden fazlasını verdi. Canavarın Çağrısı gibi ana karakterinin hayatı anlayıp kabullenmesi konusunda ezberin dışına çıkan bir tada sahip. Tabii ki Canavarın Çağrısı gibi katmanlı değil. Derdini anlatmak için onun gibi katmanlı olmaya ihtiyacı da yok zaten. Onun yerine, hayata dair basit ama üstüne düşündükçe daha da anlam kazanan tespitçiklerin etrafında şekilleniyor.

Junior’ın hikâyesi bir başarı öyküsü aslında. Ama “başarı öyküsü” denince akla ilk gelen türden bir başarı öyküsü değil. Beklenmedik mucizeler yaşanıyor elbette; ama hiçbiri beklenilen istikamette gitmiyor, alışılagelen biçimde yaşanmıyor. Kazanmak için mücadele etmekten bahsediliyor; ama birinin kazanmasının bazen bir başkası için kaybetmek anlamına geldiğinin de altı çiziliyor. Merkezde, alışıldığı üzere, ideallerin peşinde koşan öncül bir kahraman var; ama öncüllüğü, umduğu güzellikte bir hayat yaşamasına kolayca izin vermiyor. Bunun gibi çelişkiler yaşanıp duruyor. Hüzün ve neşe, bu hikâyede hep kol kola gitmekte; farkında olmasak da, devamlı tecrübe ettiğimiz sıradan hayatımızda olduğu gibi.

Junior’ın hikâyesinin tek falsosu da bu özelliğinden geliyor, bence. Hikâyesinin ileriki aşamasında karşılaştığı yan karakterlerle olan ilişkisi, bir parçacık, “Böyle davranmaları tuhaf?” ya da “Niye böyle yorumladılar ki?”gibi hissettiriyor. Bu gibi anlarda, hikâyenin olmamaya gayret gösterdiği sıradan başarı öykülerinin tozpembe havasına yaklaşılır gibi olunuyor. Romanın basit ama şaşırtan, bir güldürüp bir hüzünlendiren akışında, tozpembe olmanın tuzağına teslim olmuyor neyse ki. Bu gibi anlar, rahatsızlık vermeden arada kaynayabiliyorlar, neyseki.

Kitaptaki karikatür ve resimler Ellen Forney’a ait. Karikatür ve resim kullanımı, kitabı resimli romana dönüştürecek kadar yoğun değil; hikâyedeki duygu ve olay durumuna göre, önemli sayılacak noktalara yerleştirilmek söz konusu. Ayrıca, yazar Sherman Alexie’in yazdıklarının tekrardan resmedilmesi gibi tekrarlar da yok. Junior’un zıt duygularını aynı anda barındıran hikâyesinin anlatımını güçlendiriyor; bazen roman içerisindeki bir sahnenin farklı bir bakış açısıyla sunulmasına katkıda bulunuyor; bazense, romanda anlatılmayan olay ve durumlara yer veriliyor. Görsel olan yazınsal olanı destekliyor. Hüzünlü anın mizahı, mizahi anın hüznü veya da her ikisinin birden pekiştirilmesi sağlanıyor. Mesela karikatür desteği sayesinde, Junior gibi streslendiğim bir anda, yine onun gibi aniden çılgınlar gibi sevindiğim oldu. Bunun gibi durumları sıkça yaşadım; bunda, kendimi kitaba fazla kaptırmamın payı da büyük elbette. Bu etkinin, şahsıma özel bir tepki olabileceğini göz ardı etmiyorum.

Junior ve hüzünlü-gülümseten hayatına şahitlik ederken, sosyal konulara ufaktan değinildiği oluyor. Toplumun bireyi, bireyin toplumu kısıtlamasını Junior ve yakınları bizzat yaşıyorlar. Örnek olarak: Yoksulluk yoksulluğu doğuruyor Junior’ın yuva bildiği kampta. Yoksulluk Kızılderilikle, varlıklı olmaksa Beyaz olmakla ilişkilendiriliyor Junior’un etrafındaki bazı Kızılderililerce. Ve sırf bu sebeplen, iyi bir hayat sürebilmek için yapılanlar “Beyaz olmaya çalışmak!” ve “Kızılderiliğe ihanet!” gibi çarpık bir biçimde algılanabiliyor. Romanın doğal akışı içerisinde, anlatımı zorlamadan ve Junior’un hikâyesinden de sapmayacak biçimde bunun gibi konulara değiniliyor.

Kitabın sonunda, hikâyeyle alakalı 11 soruluk değerlendirme kısmı var. Zaten kitaptan alacağım duygu ve mesajı aldım, dediğim için değerlendirmeyle işim olmaz demiştim. Değerlendirme kısmında, okurken fark edemediğim bazı noktalara temas edilince, ben yine şaşkınlığın verdiği minik bir tatmin yaşadım.

Çeviri ve Editörlük

Çevirisi Bengü Ayfer’e ait. Gayet anlaşılır ve hatasız bir çeviri. Kitaba serpiştirilen karikatürlerdeki yazılarda Türkçeye çevrilmiş. Bu konularda eleştirilecek bir nokta bulamadım. Kapak tasarımında yine kitabın içerisindeki resimlerden yararlanılmış. Bana sorarsanız bu tercih asıl kapağa kıyasla daha hoş olmuş; kapakta yazan ödüllerde sonradan iliştirilmiş gibi durmuyor.

Son Söz

Kitabı çok övdüğümün farkındayım. Duruma Göre Bazen Kızılderiliyim’in tarzında hayata bakan hikâyelerle pekçok defa karşılaşmış okurlar için şaşırtıcı gelmeyedebilecektir. Ama benim gibi beklentisi sıfır –şu an bu satırları okuyorsanız bu pek mümkün değil muhtemelen– ve hüzünlü-neşe tarzına aşina değilseniz, hoşunuza gidebileceği kanısındayım.

Duruma Göre Bazen Kızılderiliyim, ne sulu gözlülüğe ne de otuz iki dişinizi birden gösteren gülümsemelere izin veriyor, hikâyesinde. Ortada, kendi halinde takılırken arada bir size iyi veya kötü yüzünü gösteren hayat var. Genç veya yaşlı, herkesin Junior’un hikâyesinde kendinden bir parça bulabileceğini düşünüyorum.

Duruma_Gore_Bazen_Kizilderiliyim_Sherman_Alexie_3

Dipnotlar:

*Rowdy’nin ismi İngilizcede “kabadayı” ve “zorba” gibi anlamlar taşımakta.

** Belgeselde, hapse girmeye hazırlanan orta yaşlı Kızılderili adamla, gelecekteki sonu muhtemelen o adamınkine benzeyecek genç Kızılderilinin hayatlarından kesitler sunulmaktadır. Biri bitmek üzere olan diğeriyse başlamakta olan hikâyeler üzerinden, Kızılderilili kamplarındaki umutsuzluk dolu hayata değinilmekteydi. Ek bilgi olarak, belgeselin finansmanlarından biri de Hollywood yıldızlarından Natalie Portman

6 Beğeni

Az evvel garip bir yoldan geçtim.

"On Küçük Zenci"nin tam metninin çevirisinin yayınlanacağını duyunca çok sinirlendim. Zira yakın zamanda halihazırdaki çeviriyi almıştım ve tabiri caizse kazık yediğimi düşündüm. Gittim Altın Kitaplar’ın sitesine oradan onlara bir mesaj yolladım. Sonra siteyi dolaşayım dedim.

Bu başlıkta tanıtılan kitap Altın Kitaplar grubundan Editura Yayıncılık’a ait. Öyle olunca, @Bay_Karamsar’ın övgülerini de hatırlayınca indirim var mı diye baktım, yoktu. Ben de kitabı başka bir siteden almak için internette dolaşmaya başladım.

Dolaşırken Sherman Alexie’nin Türkçe’deki tek kitabının bu olmadığını gördüm. Diğer kitaplarını da araştırırken bir teze denk geldim. Sherman Alexie’nin Türkçe çevirileri üzerinden mizahın politik bir gereç olabileceğine dair harika bir tez. Tezin sahibi Ottawa Üniversitesinden Deniz Mayadağ, elleri dert görmesin Türkçe’ye daha evvel çevrilmemiş dört adet öyküyü çevirip teze eklemiş. Bu öyküler Alexie’nin “Ten Little Indians” adlı kitabından alınma.

Ve bilin bakalım bu yola çıkmama sebep olan Agatha Christie romanının baskılarından birinin ismi ne?
Ten Little Indians

Bana sunduğu bu ilginç tesadüfler olmasa hayatın ne tadı kalırdı?

Tezi de buraya bırakıyorum ki @Bay_Karamsar sevdiği yazardan güzel öyküler okusun:
https://ruor.uottawa.ca/bitstream/10393/35652/3/Mayadag_Deniz_2017_thesis.pdf

4 Beğeni

Müthiş :open_mouth: Katkınız için çok ama çok teşekkürler :blush: Tabii karşımıza neler çıkartacağı bilinmez tesadüfe/şansa da bu oyunbazlığı için minnet duymalı :slightly_smiling_face:

4 Beğeni