1.Bölüm - Doğum günü Çocuğu
Toorahudli’de işten kaytarmak için fevkalade bir yaz sıcağı vardı.
Gökyüzü çıplak, pürüzsüzdü.
Nivt hanın arka kapısında duran at arabasından bir bir fıçıları indiriyordu. Sonuncu fıçının ardından önüne düşen saçlarını kulağının arkasına sürükledi; kumral saçları yaz boyunca güneş gördüğünden dolayı açılmış, ona farklı bir hava katmıştı.
Gynuim hanın arka kapısında belirdi. ‘‘İşin bitti mi?’’
Nivt fıçılardan birine dayanmıştı. ‘‘Evet, baba.’’
Gynuim babacan ifadesini bozmadan, ‘‘Sıra içerideki işlerde,’’ diye buyurup kapıyı kapattı.
Nivt bitap bir iç geçirdi. Bitkin adımlarla hanın arka kapısından içeri girdi.
Nivt miskin miskin koridorda ilerledi. Sessiz, diye düşündü.
Ortak salona adım attığında etraf aniden aydınlandı.
Salonda, ‘‘İyi ki doğdun Nivt!’’ diye hep bir ağızdan büyük bir gümbürtü koptu.
Nivt gerisingeri adımlarken nefesi kesilir gibi oldu. Ardından şaşkınca salona göz gezdirdi. Köy ahalisinin birçoğu buradaydı: Hürmet ettiği büyükleri, arkadaşları, Aelien… O da buradaydı.
Nivt kaşlarını çattı, ağzında ufak bir tebessüm oluştu. Tabii ki. Bugün 17. yaş günüydü. Hayatı o kadar yoğun geçiyordu ki günleri saymayı bırakmıştı. Aslında han yoğun değildi. Babası için hiçin azıcık üstüydü; fakat oğluna her gün ağır işler veriyor, onu yük eşeği gibi çalıştırıyordu.
Mniem kalabalığın arasından öne çıktı. Kollarını iki yana açtı. Sevgi köpüren bir neşeyle oğluna sarıldı. Sonra Nivt’in alnına koca bir öpücük kondurdu. ‘‘Günler sanki bir ışık,’’ dedi duygu dolu bir gururla.
‘‘Kızlarımızla konuşmasına izin veremeyeceğimiz yaşa geldi,’’ deyince kalabalıktan biri, ahali geniş geniş kahkahalar attı.
Mniem, Nivt’in önünden çekilip kalabalığı görmesi için yer açtı.
Gynuim ahalinin hilal şeklinde sıralandığı boşluğun önüne adım attı. Yaşını almış olmasına rağmen yağız bir delikanlının heybetini taşıyordu. Yüzünde her zamanki müşkülpesent ifade vardı.
‘‘Nivt.’’ Gynuim’in gür sesi hanı sarmaladı. ‘‘Eğer birbirimize sarılırsak, ikimiz de garip hissedeceğiz. Bazı alaycı sözlere de maruz kalacağız.’’
Nivt aşağı yukarı kafa sallarken gülümsedi.
Gynuim birkaç adım atıp oğluyla göz göze geldi. Güçlü kollarını kaldırdı, sıkı sıkıya sarıldı. ‘‘Bu seferlik eğlenmelerine izin verelim.’’ Ahalinin duyması için yüksek sesle söyledi.
Nivt babasının göğsünün bir hancıya göre fazlasıyla sıkı olduğunu fark etti. Birazcık imrendiği söylenebilirdi.
Dazlak başlı demirci Bidin, ‘‘Hancımız pek yufka yürekliymiş,’’ diye muzip bir tonlamayla atıfta bulundu.
Huysuz Nene Yvelin bastonunu bir kez yere vurduktan sonra Gynuim’e doğrulttu. ‘‘Büyüklük taslamana hiçbir zaman inanmamıştım, küçük billurlu hancı.’’
Ahali Nene Yvelin’in sözlerine hep bir ağızdan gülüştü. Sonra boş masalara dağıldılar.
Gynuim oğlunu omuzlarından kavradı. ‘‘Bir sürprizim var, evlat.’’
Nivt yutkundu. Bugün özel bir gündü kendisi için. Hanı Nivt’e mi bırakacaktı? Ya da şehre yakın, belki şehrin içinden bir han satın almış olabilirdi. Münferit bir yaşam sürebilirdi.
Belki… Kılıçsözü olmak… Kılıçsözü olmaktan ziyade, her zaman kahraman olarak görülmek istiyordu. Kılıç kullanmayı öğrenip, birileri için kahraman olabilirdi.
Nivt’in gözleri büyüdü. ‘‘Evet?’’
Gynuim önlüğünün cebindeki el bezini çıkardı. Usul adımlarla barın arkasına geçti. ‘‘Bugün bütün biralar bizden.’’
Nivt başını arkaya düşürüp iç geçirdi.
Mniem geçerken oğlunu dirseğiyle dürttü. ‘‘Surat asma, baban evvelki gece yüzünden bugün normalinden daha huysuz.’’ Bar tezgahının üzerindeki bira dolu tepsiyi aldı, müstehzice sırıtırken masalardan birine yollandı.
Gynuim eşinin imalı sözlerini duymazdan geldi. ‘‘Bugün senin günün.’’ Elini ortak salondan taraf savurdu. ‘‘Bunlar da doğum gününü kutlamaya gelen ailen. Onlara içki ikram etmek senin sorumluluğun.’’
Günün ışıltısı solmuş, karanlık çökmüştü.
Nivt bar tezgahının önündeki taburelerden birine çöktü. Nihayet soluklanabilecek fırsat buldu. Fakat mutluydu. Köy ahalisi işini gücünü bırakmış, onun için toplanmıştı. Şehirden biraz uzak, geçimini sağlayabilmek için tüm gününü işine ayıran taşralılar için büyük bir fedakarlıktı.
Aelien…
Nivt selamlaşma fırsatı bulabilmişti sadece.
Bir portakal kabuğunun içi misali yoğun beyazlığa sahipti teni. Üzerindeki tek parça giysi maviydi, teniyle de müthiş bir uyum yaratıyordu. Yeşil gözleri el değmemiş sazlıklar kadar yoğundu. Elmacık kemikleri belirgindi. Sağ omzunun üzerinden sarkıttığı koyu-kumral saçları parlaktı. Aelien…
Nivt için böyle özetlenebilirdi.
Nivt ortak salona göz gezdirdi. Kalabalık epey azalmıştı. Kalanların ise keyfi yerindeydi; gülüyor, eğleniyor, birbirlerine yaşadıkları gündelik olayları anlatıp, havadan sudan konuşuyorlardı.
Bir de yabancı vardı handa. Karanlık çöktüğünde gelmişti. Kimseyi selamlamadan bar tezgahının uç noktasındaki tabureye oturmuştu. İkinci birasını yudumluyordu. Üzerinde kara bir palto vardı. Boyu uzundu. Saçı, sakalı dağınıktı.
Nivt taburesinde doğruldu.
Aelien munis bir gülümsemeyle Nivt’in hemen yanına oturdu.
Aelien saçlarının bir tutamını omzunun ardına sürükledi. ‘‘Bugün doğum günün, ama ne dinlenecek ne de sohbet edecek fırsat bulabildin.’’
Nivt bitkin bir tebessüm etti. Kafa salladı. ‘‘Öyle. Şu an vaktim var. Senin için de iyi oldu. Sohbet edebilmek için fırsat kolluyordun.’’
‘‘Hiç de bile!’’ diye çıkıştı Aelien. ‘‘Hem, bana nasıl baktığını gördüm. Sen de fırsat kolluyordun.’’
Nivt keyifle gülümsedi. ‘‘Bunu inkar edemem.’’
Aelien bir Nivt’e bakıyor, bir gözlerini kaçırıyordu. Ağzı bir şey söylemek üzere açıldı, fakat sonra tekrardan düz çizgi oldu. Ortak salona doğru döndü. Saçının bir tutamını işaret parmağında yuvarlamaya başladı.
‘‘Benimleyken bu kadar heyecanlı olduğunu diğerlerine belli etme,’’ dedi Nivt şaka yollu. ‘‘Yoksa benden hoşlandığını anlayabilirler.’’
Aelien iddialı gözlerle bakarken kaşlarını kaldırdı. ‘‘Kırlarda ne söylediğini haykırmamı ister misin?’’
Nivt’in sesi içine kaçıverdiyse de belli etmedi. Genzini temizledi. Düz bir ifadeyle omuz silkti. ‘‘İnkar ederim.’’
‘‘Ne olmuş? Sonuçta bu olay bir şekilde yayılacak.’’
‘‘Benim için sorun değil.’’ Nivt kendinden emin görünüyordu. ‘‘Sen kaybedersin. O söylentiden sonra benimle yan yana gelmeyi göze alırsan, senin için de bir sorun yok demektir.’’
Aelien kafasını öteki tarafa çevirdi. Somurttu. ‘‘Kirli oynuyorsun.’’
Sen başlattın.
Aelien bir süre ortak salonu süzdükten sonra Nivt’e sokuldu. ‘‘Dışarı çıkabilir miyiz?’’ diye fısıldadı. ‘‘Hanına arka kısmına.’’
Birbirlerine fazlasıyla yakınlardı. Aelien’in teninin kokusu, Nivt’in burnuna çaldı. Burnundan derin bir nefes çekti, sonra hepsini geri bıraktı.
Aelien daha da sokuldu.
Nivt, Aelien’in nefesini boynunda hissedebiliyordu.
‘‘Nivt,’’ diye fısıldadı Aelien, haz çağrıştıran bir tınıyla. ‘‘Çıkalım mı?’’
Çıkmak?
Nivt başının arkasını kaşıdı. ‘‘Ah…’’ Genzini temizledi. ‘‘Olur.’’
Aelien handan çıktı.
Nivt ortak salonu süzdü; annesi sinsice gülümsüyordu. Konuşma boyunca annesinin izlediğini hayal etti. Yanakları kızardı. Sonra hızlı adımlarla barın arkasından mum alıp handan çıktı.
Nene Yvelin’in torunu Roi, yolun karşı tarafında ahıra büyük baş hayvanlarını sürüyordu; Nivt’i görünce duraksayıp el salladı. ‘‘Doğum günün kutlu olsun.’’ Sürüyü işaret etti. ‘‘Gelemedim.’’
Nivt gülümseyerek el salladı. ‘‘Sorun değil.’’
‘‘Bunak ne alemde?’’ diye seslendi Roi.
‘‘Dinleyicilerini topluyor.’’
Roi kafasını iki yana salladı. ‘‘Bugünkü hikayeyi kaçıracağım.’’
‘‘Yani masalı,’’ diye karşılık verdi Nivt.
Roi güldü. ‘‘Doğru.’’ El salladı, sürüden kopan hayvanları hizaya sokmak üzere işbaşına koyuldu.
Nivt çitin kapısını açtı.
Hanın arka bahçesi geceden bile koyuydu. Karanlıktan koparılmış bir parçaydı sanki.
Nivt pabuçlarının ucunu göremiyordu. Mum tutan elini göğüs hizasında uzattı.
At arabası halen oradaydı ama fıçılar gitmişti.
Babam boş durmamış belli ki.
Nivt mumu önünde gezdirdi. ‘‘Aelien.’’
Karanlığın içinde aniden biri belirdi.
Hancının oğlu korku dolu nidasını yutarak olduğu yere mıhlandı.
Siluet elinde bir kılıç tutuyordu; gecenin koyuluğunda dahi çıplak bir kadının zarif hatları gibi göz alıcıydı. Ancak kılıca da benzemiyordu. Bir kılıçtan daha kısa, bir hançerden daha uzundu. Daha zarif. Kesinlikle zarif bir kılıçtı.
Siluet karanlığın içinde üç adım daha attı, mum ateşinin yüzünü aydınlatmasına izin verdi.
Nivt derin bir nefes verdi. Göğsündeki çarpıntı hala geçmiş değildi. ‘‘Beni gerçekten korkuttun.’’
‘‘Biliyorum.’’ Aelien muzipçe gülümsedi. ‘‘Ayrıca, kendimi bayağı havalı hissettim.’’
‘‘Öyleydi.’’ Nivt kılıca baktı. ‘‘Onunla ne yapacaksın? Ya da bana ne yapacaksın?’’
Aelien birkaç adım daha attı, kılıcı iki avcunun üzerine koydu. ‘‘Ben değil, sen ne yapacaksın.’’ Ellerini uzattı. ‘‘Doğum günün kutlu olsun.’’
Nivt’in ağzı kıpırdandı ama ne söyleyeceği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Yutkunamadı. Uygun sözcüğü bulamadı. ‘‘Bu…’’ başını iki yana sallıyordu, ‘‘bana mı? Bunu kabul edemem, Aelien. Babamın ne düşündüğünü biliyorsun. Çok da pahalı görünüyor.’’
‘‘Fiyatından bizi ilgilendirmez.’’ Omuz silkti. ‘‘Babandan saklamanın yolunu bulmak sana kalmış.’’ Kılıç ile kını Nivt’in eline tutuşturdu.
Nivt inanmaz gözlerle gümüşi kılıcı süzdü. Kabzası da gümüşiydi lakin daha parlaktı. Kılıcın tam ortasına denk gelen iki yüzünde yalağa benzer bir zanaat işçiliği gözüne çarptı.
Bir kılıca sahip olmak… diye coşkulu bir iç geçirdi Nivt.
Şüphesiz heyecan vericiydi. Böylesi dilber bir kılıç… hayır. Kılıç değildi. Kılıçlar, zırhlar, iyi bir Kılıçsözü’nün sahip olması gerekenlerle ilgili ekipmanları bilirdi.
‘‘Kısa kılıçların çok, çok eski zamanlarda yitip gittiğini sanıyordum.’’ Aelien’e söylemekten ziyade kendi kendine söyledi. ‘‘Bunu nereden buldun?’’
Aelien ellerini arkada birleştirdi. Omuzlarını yukarı kaldırıp başını yana düşürdü. ‘‘Bu bir sır.’’ Gecenin koyuluğunda albenili bakıyordu gözleri. ‘‘Bir sürprizim daha var.’’
Nivt kılıcı süzerken hafif bir tebessüm etti. ‘‘Artık hiçbir sürpriz beni bu kadar şaşırtam-’’
Aelien adım attı. Nivt başını kaldırdı. Aelien parmaklarının ucunda yükselip Nivt’in dudağına buse kondurdu. Sonra bir adım geri çekildi, sözcüklerin o anki duyguları ifade edemeyeceği azıcık duraksamanın ardından hızlıca sıyrıldı. ‘‘İçeri geçelim, hava soğuk.’’
Nivt öylece kalakalmıştı. Yanılmıştı. Tuttuğu kısa kılıcı unutuverdi. Neredeyse elinden kayıp gidecekti. İçi pırpır ediyordu. Dudaklarına kiraz yaprağı değmişti sanki. O ince, yumuşak dudaklar. Bıraktığı etki. Afallamıştı. Göğsünde bir fırtına kopuyordu ama o fırtına bir dudağın eşsiz dokunuşundan ibaretti.